30 Kasım 2010 Salı

El ' İnsaf '



Ne demişti Jose Mourinho?

"Barcelona'ya yenilirsek ne mi olacak? Ertesi gün Salı olacak sadece..." 

Evet, bugün Salı olmasına Salı ama, güzel bir Salı değil. Aslında Pazartesinin de o kadar güzel başladığını söylemek zor. Barcelona - Real Madrid maçını izlemeye başladığımızda yanımdaki arkadaşlarıma daha maçın 37. saniyesinde 'Barcelona baskılı başladı' dedim espri yolu ile, güldük eğlendik. Aslında öyle olmuştu. Barcelonalı Messi'nin ilk dakikalarda kaleyi yoklaması ve topun direkten dönüşü bazı şeylerin sinyallerini de vermişti. 

2005-2006 sezonuydu. Real Madrid aslında hikayesi çok bol olan Los Galacticos döneminin sonlarındaydı ve o sezon Santiago Bernabeu'da oynanan ve Ronaldinho'nun harikalar yarattığı maçın sonunda Real Madrid taraftarları ayağa kalkmış, 3-0'lık Barcelona galibiyetini kutluyorlardı. İşte dün gece de son düdük çaldığında tüm 90 dakika olanları unuttum ve Barcelona'nın oyununu alkışladım. Çünkü alkışlanması gerekiyordu. Geçtiğimiz sezon Katalanlara Inter altında büyük eziyet yaşatan Jose Mourinho, yine aynı stadyumda ömründe bir maçta yemediği kadar gol görerek üzgün ayrılıyordu... Jose tüm bunlara alışkın değildi.

Jose Mourinho'nun bir şampiyon olduğu asla inkar edilemez. O gençliğinde asla iyi bir futbolcu olamadığın anladığında bu yola baş koyduğundan beri dünyanın en iyisi olmayı fazlasıyla başardı. Ve bunları takiben kendi kendini methetmekte de gecikmedi. Haklı olarak... Porto'yu zirveye taşıdığı yılların ardından kendini hep özel biri olarak gördü. Ondaki sahte bir alçakgönüllülük değildi. Chelsea'de göreve başladıktan sonra yarım yüzyıldır kupa alamayan bir takımı şampiyonluğa taşıdı ve özel bir isim olduğunu yine kanıtladı. Göze fazlasıyla çarpan bir ego, insan yönetimi, harika bir antrenörlük yeteneği ve sonsuz çalışma kapasitesi... Jose Mourinho'nun tüm bu özellikleri maalesef Barcelona'nın son yıllarda oynadığı futbolu 'Real Madrid' çatısı altında 'şimdilik' durdurmaya yetmedi. Barça tribünlerinde açılan 'tercümandın tercüman kalacaksın' pankartının cevabı aslında Inter'in başında iken verilmişti ancak dün gece tüm bunlar yutulmak zorunda kalındı...

Daha önce görmediğim, daha iyi oyunlar seyrettiğim ancak bunu hırsı ile bütünleştiren bir oyuna şahit etmeyen bir Barcelona idi sahadaki. Ekran başında dahi baş döndüren bir pas trafiği, 'eh yeter artık' derecesine getiren ve rakiple dalga geçen temposu ile harika bir takım. Ronaldo'nun Pep Guardiola'yı itekleyip ortamın bir anda gerilmesi, Sergio Ramos'un hem Puyol'u hem de Xavi'yi tokatlama teşebbüsleri de Real Madrid hırsının elinden oyuncağı alınmış çocuk psikolojisine dnmüş hali gibiydi. Birini düşünün, bir şeyle uğraşıyor, didiniyor fakat yaptığı şey bir türlü istediği gibi olmuyor. Sonunda ise 'eh yeter!' diyerek fırlatıyor elindekini. İşte Real Madrid'in oyunun sonunda 'Jeffren ve hile ile' ruh hali tam da bu şekildeydi. Tüm bunlardan hareketle benim yazdığım bu yazının başlığı da doğal olarak El Clasico'dan El İnsaf'a dönüşmüş oldu. Atılan onlarca pasın ardından gelen golde bunların üstüne tuz-biber gibi eşlik etti. (Fenerbahçe'nin Galatasaray'a 4-0'lık maçta attığı 4. golde, Anelka'nın tamamladığı ve 35 pas yapılan gol, bu alanda en iyisi). 

Barcelona sahada harikalar yarattıkça, Ben ekran başında, Jose Mourinho'da kenarda çaresizliği artan bir adamlara dönüşüyorduk. Maç 5-0 bittiğinde ise ortada Santiago Bernabeu'da alınan 2-6'lık galibiyetten daha önemli bir sonuç vardı Barça için. Çünkü kenarda bekleyen en büyük Real Madridli Jose Mourinho'ydu. 'Real Madrid'i yenersek orgazm yaşarız' diyen Xavi, ilk golde 'Barça modadır, gelir geçer' diyen Iker Casillas'ı mağlup etmişti ve işte o golden sonra benim adıma o maç bitişti. Çünkü oyunun gidişatı, seyri, Real Madrid'in ancak bir duran toptan ya da benzerinden gol atacağına işaret ediyordu ki, Ronaldo'nun direği yalayan serbesyt vuruşu dışında beni heyecanlandıran bir durumda olmamıştı...

Gelelim Mourinho'nun Inter ile yaptığının neden Real Madrid ile başaramadığına. Çok uzun bir paragraf açmaya gerek yok. İki cevabı var ve çok basit. İlki Inter'deki savunma oyuncularının ve takımdaki savunma kurgusunun tam da Jose'nin aradığı cinsten oluşu. İkincisi de Real Madrid'in istekleri doğrultusunda 'Ben gitttiğim ülkeye göre top oynatırım' diyen Jose Mourinho'nun Inter'i çalıştırırken aldığı önlemleri Real Madrid'in başındayken almaması. Fakat bende maçtan önce bu tür bir önleme gerek olmadığını düşünmüştüm. Hatta Higuain'in sakat olduğu ve oynayamayacağı açıklandıktan sonra işin içinde bi uyanıklık arayıp ilk onbirde Lassana Diarra'yı bekledim ama Mourinho Real Madrid'e oturtmaya çalıştığı sisteminden vazgeçmeyerek El Pipita'nın yerine maç boyunca çok etkisiz olan Karim Benzema'yı oynatmıştı. Tabii mevcut olan bu sistem, 4-0 dan sonra geri döndürülemeyecek skoru falan düşünmeyip sırf Barça'nın dominasyonunu yıkma amaçlı düşüncelerin de rafa kalkmasına neden oldu. Zaten son anlara doğru Lassana Diarra'nın oyuna dahil oluşu da Mourinho açısından belki de bir pişmanlığın göstergesiydi. 

Bu maç aynı zamanda benim açımdan Barcelona'nın daha önceki haftalardaki gibi herhangi bir La Liga maçı oynuyormuşçasına bir oyun sergilemesi ile vurucu nokta oldu. Önüne geleni bir şekilde yenmeyi başaran Barcelona ve Real Madrid arasındaki fark dün gece ortaya çıkmış oldu. Aslında pek tabii uzun olan ligde şampiyonluğun belirleyicisi bu maçlar olmayacaktır ancak geçen sezon örnek alındığında endişelenmek için fazlasıyla da sebep mevcut. Bunlardan ilki geçen sezon neredeyse 100 puana yaklaşan Manuel Pellegrini'nin beğenilmeyip gönderilmesinden sonra Jose'nin de bir Barcelona maçını kaybetmesi. Kişisel fikrim zaten Real Madrid'in bir şekilde La Liga maçlarını kazanabildiği. Bunu 2009-2010'dan da rahatlıkla görebiliyoruz. Şimdi Jose Mourinho'nun Real Madrid'e vermesi gereken ve farkını hissettirmesini sağlayacak 2 şey; Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve iki Barcelona maçınında en az 4 paunla bitirilmesi. Artık bu iki maçtan biri gitti ve kesinlikel söyleyebilirim ki Santiago Bernabeu'daki Barcelona maçının mutlaka kazanılması gerek. Evet, ligde neler olacağı, kimin hangi takıma puan kaybedeceği hiç belli olmaz ancak Yunan basınının 'Special one, 2, 3, 4, 5' başlıkları atıp dalga geçtiği Mourinho, geçen sezon Pellegrini'nin hissettiremediği farkı kendi evimizde oynayacağımız maçta mutlaka hissettirmeli.

Son olarak Barcelona ile ilgili sözlükte şöyle bir entry gördüm, Barcelona'nın yaptığını en iyi anlatan. "Herkes bilir ve söyler, futbol bir takım oyunudur. Hücum ve savunma takım olarak yapılır, topu kaybettiğin an topu kapmak icin alan daraltılıp pres yapılması gerekir, topa sahip olunca topa sahip olmayan diğer oyuncuların hemen boşa çıkıp top alması gerekir. Futbolun yetmiş - seksen metre arasında değil, otuz kırk metre arasında oynanması gerekir. Çalım sadece gerektiğinde atılması gerekendir, gerektiğinde çalım atabilecek oyuncularin takimda olmasi gerekir. Bu oyuncularin gereksiz çalım atıp kendilerini yormak yerine gerektiği kadar pas yapıp rakip takımı yormasını bilecek yetenek ve akıla sahip olmaları gerekir... Tüm bunları bu oyuna kafa yorup biraz düşünen herkes söyleyebilir ama nedense kimse böyle bir takım yaratmayi başaramaz, takımını bu şekilde oynatamaz. Herkese kolay görünen herkese kolay göründüğu için basit geleni kimse beceremez..." İşte Barcelona, burada yazılanları çok iyi beceriyor ve aslında rakibe duyulan hayranlıkta bu yüzden... 

Son cümlemi de temennilere ayırayım, sezon sonu Real Madrid şampiyon olursa anarız. "Kasım Barça'nın, Mayıs Real Madrid'in olsun." Ve tabii, El Clasico'nun ardından yaşanacak bir konsantrasyon bozukluğu ile beraber önümüzdeki hafta derbide Espanyol'un Barcelona'yı yenmesini bekliyoruz...

Kısmet...

Son olarak; "Üşüyoruz sobayı yak Raul Reyis..."

29.11.2010, BARCELONA 5-0 REAL MADRİD

---> Terazinin iki kefesi; Real Madrid ve Barcelona. Biri yoksa, diğeri de yok...

---> Barcelona 5-0 Real Madrid: historic Barca win (Zonal Marking)

---> José Mourinho admits Barcelona's thrashing of Real Madrid was fair (The Guardian)

---> Foto Galeri (Marca)

---> "Real Madrid'i sevmek" via Goal.com 

28 Kasım 2010 Pazar

Terazinin iki kefesi; Real Madrid ve Barcelona. Biri yoksa, diğeri de yok...



Real Madrid ve Barcelona... Birbirini tamamlayan bir ezeli rekabet onlarınki. Her iki takımda biri olmadan diğerinin olamayacağının farkında. Her iki takımda birbirinin çok güçlü olmasını diliyor. Çünkü taraflardan biri kötü olursa rekabetten söz edilemiyor.

İki takımda La Liga'da dolu dizgin gidiyorlar. Bu iki takım birbirlerinin pan zehirleri. Çünkü herkes gördü ki artık bu iki takımı durdurabilecek sadece birbirleri...

Real Madrid'in başarılarında büyük rol sahibi olan Fransız Zinedine Zidane, son yıllara Barcelona'nın üstün olduğu rekabette rakiplerini övmeden edemiyor. Üçleme yapmayı başarmış olan Barca Katalanları sevince boğarken Real Madridlileri ise kendine hayran bıraktırmıştı. Yıllardır devam eden rekabet en son 2009-2010 sezonunda yine Barcelona lehine sonlandı fakat sıcak esinti hiçbir zaman durmayacak.

Durum her zaman bir ülkeyi ikiye bölen benzersiz bir rekat olmayı başardı. Barcelona ve Real Madrid, her biri yüzbinlerce üyesi olan ve her konuda birbirlerini alt etmeye çalışan devler. O kadar büyük ki, iki kulüp İspanya Futbolunun son 50 yılına damga vurmayı başardı. Bu iki takım son 23 şampiyonluğun 21'inin sahibi oldular ve bu durum gelecekte de değişeceğe benzemiyor. Tıpkı Real Madrid'in eski başkanı Ramon Calderon'un da söylediği gibi, Barcelona ve Real Madrid hata yaptıklarında yeni bir şampiyon bizlere merhaba diyecektir. Fakat bu şampiyon çıksa dahi 2000 yılındaki Deportivo La Coruna örneğindeki gibi arka planda kalacaktır.

Barca - Madrid rekabeti kesinlikle bir futbol karşılaşmasından çok öte. Öncelikle Barca açısından rekabeti kavrayabilmek adına Katalan meselesini kesinlikle kavramak gerekiyor. Dünya üzerinde hiçbir maç bir ülkenin bir bölgeye karşı geldiği gibi politik bir anlam kazanamadı.

Bu durumu en iyi açıklayan ik söz, Bobby Robson'a ait. Efsane isim Robson, "Katalunya bir ülkedir. Barca'da onun ordusu..." diyerek herşeyi özetlemiştir. Barcelona'nın teknik direktörü Pep Guardiola ise yapılan bir hakem hatasının ardından hakemi "Bir ülkenin onuru ile oynamak" ile suçlamıştı. Elbette bu ülke İspanya değildi...

Real Madrid'in kimlği Barcelona'dan çok farklı. Madrid ekibi için en önemli şey kesinlikle sayılar. Santiago Bernabeu'nun girişinde yazan "Kupaların sayısı kimin büyük olduğunu anlatır" yazısı Real Madridi için Barcelona ile olan rekabetin bir özeti. Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde son yıllarda yakaladığı başarılara misilleme olarak kazanılan 9 kupanın gösterilmesi gayet doğal bir durum. Barcelona ise bu duruma alınan 9 kupanın 6'sının siyah beyaz yıllarda geldiğini söyleyerek hemen misilleme yapıyor. Katalunya'da bazı kesimler işi abartarak Real Madrid'in başarısız olmasını Barcelona'nın kazanmasına dahi yeğliyor.

Geçmişte yaşanan ne varsa her maçtan önce nefretin daha da artmasına neden oluyor. Bu nefret elbette sahaya atılan bir domuz kafasından ibaret değil. Aslında bu rekabeti 'savaş' olarak nitelendirmekte hiç yanlış olmayacaktır. En doğru cümle ise belki de Real Madrid ve Barcelona'nın bir terazinin iki tarafı olduğu... Birbirlerini dengeleyen iki takım... Burada iki takımın birbirlerinin başarılarına ihtiyaç duydukları sonucu rahatlıkla ortaya çıkıyor. Barcelona'nın kendini kanıtlaması için güçlü bir Real Madrid'e, Real Madrid'in kendini kanıtlaması için güçlü bir Barcelona'ya ihtiyacı var. Real Madrid cephesi geçmiş yıllarca Barcelona'nın kötü günler geçirdiği dönemde rekabetin kötüye gittiğini dahi savunmuştu. Her iki tarafın kazandığı başarılar birbirlerini teşvik ediyor. Burada en güzel sözü, Real Madrid başkanı Florentino Perez dile getiriyor; "Eğer Barcelona olmasaydı, onları biz yaratırdık..." Real Madrid'in son iki sezoniçinde yeniden yapılanmasını da Barcelona'nın kazandığı başarılara bağlamak bu bağlamda gayet mümkün oluyor. Belki Real Madrid'in geçirdiği değişim yadırgandı ancak mutlaka bir adım atılması gerekiyordu.


Geçmişte bu durum için Real Madrid'in Di Stefano transferi bizleri selamlıyor. O yıllar Barca'nın yıllarıydı ancak Di Stefano'nun Real Madrid'e gelişi herşeyi değştirmişti. Real Madrid o dönene kadar 20 yıl boyunca şampiyon olamamıştı ancak Di Stefano sayesinde 11 defa kupayı kaldırdı. Rekabette adı sıkça duyulan Şampiyon Kulüpler Kupaları'da yine aynı dönemin başarısı.

Johan Cruyff Barcelona'ya ayağını attığında ise kulüp 14 yılın ardından 1973 yılında şampiyon olmuştu. Bu şampiyonluk 15 yıl sonra Teknik Direktör olarak başarı olarak değil ancak ideoloji olarak takıma çok şey verecek olan Cruyff'un efsane olmasını sağlamıştı. Ardından şampiyonluk yaşanmadan geçen 8 yıla Arjantinli yıldız Maradona'nın bir son vermesi tüm takım tarafından beklendi ancak bu hasret Venables ve Archibald tarafından sona erdirildi. Sonrası ise malum; Ronaldinho, Messi...

1986 ve 1990 yılları arasında Butregueno ve arkadaşları Real Madrid'e altın dönemlerinden birini yaşattılar. Bu dönemlerde 5 şampiyonluk yaşandı. Ardından Cruyff'un teknik direktör olduğu dönemdeki başarılar geldi ve Real Madrid bu dönemde Barca'dan Laudrup'u alarak büyük sükse yarattı. Bir önceki sezon Barcelona'ya 5-0 kaybeden Real Madrid, 1995'teki derbiyi 5-0 kazanarak böylece rövanşıda almış oluyordu.

İki takımında birbirinden fazlasıyla çekindikleri kesin. Real Madrid'in Barcelona'ya göre daha rahat bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni Barcelona'nın üzerinde oluşan siyasi baskı. Tüm bunlara rağman Barcelona'nın Real Madrid'e göre daha sistemli olduğu apaçık ortada. Barcelona'da güzel bir sistem varken bu Real Madrid'de biraz farklı. Bu konuyla ilgili bir atışmada eski Barca başkanı Laporta, kendilerinin Ballon d'Or kazanan oyuncuları yetiştirdiklerini, Real Madrid'in ise Ballın d'Or kazanan oyuncuları satın aldığını söylemesi bir yandan haklı bir yaklaşım. Yine Barcelona bir zamanlar en iyisi olan Real Madrid alt yapısını da geride bırakmış durumda. Yıllardır kaleyi koruyan Iker Casillas dışında elle tutulur bir isim şuan alt yapıdan gelerek beyaz formayı giymiş değil. Efsane oyuncu Raul'ü Raul yapanın Real Madrid olduğu gerçek ancak onun dahi Atletico Madrid alt yapısından transfer edildiği bir gerçek.

Son yıllarda iki takımın rekabetinde önde olan taraf Barcelona gibi görünse de son 20 yıla bakıldığında her iki takımda üçer kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış durumda. En doğru tabirle Real Madrid 20. yüzyılın, Barcelona ise 21. yüzyılın takımı oldu...

Oğuz Öztürk, Goal.com (Bu yazı aynı zamanda Goal.com Türkiye adına yazılmıştır)


Blog Arşivinden;











Goal.com 'dan;



'Beşçiler'


'Kadife Ayaklı' Bulgar D. Berbatov, dün Blackburn karşısında 5 gol birden atarak Bayer Leverkusen ve Tottenham günlerinden bizler için bazı kesitler sundu. Ceza sahasında golü koklayan bu adamdan daha öncesinde bir maçta 5 gol birden atan başka abilerimiz de mevcut...

Andy Cole - Manchester United 9-0 Ipswich 4/3/95

Maçın ilk yarım saatinde hattrick yapan Cole, Manchester United'ın yedinci ve dokuzuncu gollerine de imzasını atmıştı.


Alan Shearer - Newcastle 8-0 Sheffield Wednesday 19/9/99

12 dakikada hattrick yapan efsane Alan Shearer, ikinci yarıda da attığı iki gol ile Newcastle United rekorunu kırdı.


Jermain Defoe - Tottenham 9-1 Wigan 22/11/09

İlk yarıda 1 gol atan Defoe, ikinci yarıda da 4 gol birden atarak Wigan'a kabus dolu anlar yaşattı.

Kaynak ve Fotoğraf: Daily Mail.

"Eşek Adam Olur, Batuhan Olmaz"

Batuhan Karadeniz Eskişehir'de ve Spor Medyasında en çok tartışılan futbolcuların başında geliyor. Eskişehirspor'un son oynadığı Manisaspor maçından sonra attığı gol ve maç sonundaki demeçleri ile yeniden gündeme gelmeyi başardı. Soyunma odasında Başkan Halil Ünal ile prim pazarlığı yapan, maç sonunda da bunu dile getiren Batuhan, attığı gole rağmen yine okların hedefi oldu.

Eskişehir sokaklarında dolaşırken, herhangi bir Eskişehirspor taraftarına Batuhan'ı sorduğunuzda artık slogan haline gelmiş olan 'Batuhan mı? Yetenekli ama adam olmaz' cevabını almanız çok yüksek bir ihtimaldir. Çünkü Batuhan bugüne kadar bugüne kadar sürekli Barlara gidip sabahlamıştır ya da verdiği röportajlarda itici bir görüntü içine girmiştir. Hatta Batuhan'ın Lig Tv'ye verdiği röportajın ardından oyuncuya konuşma yasağı veren Eskişehirspor yönetimi tebrik dahi edildi zamanla...

Batuhan Karadeniz'in gözlerimizin önüne ilk çıktığı günleri hatırlarsınız. O zamanlar 16 yaşında olan bu genç adam, güçlü fiziği sayesinde kendinden yaşça büyük olan futbolculara karşı kıran kırana mücadele ediyordu ve kendisi hakkında 'birkaç yıla kalmaz Avrupa'ya gider' yorumları yapılıyordu. Peki, böyle başlayan hikayenin devamında gelinen noktada Batuhan Karadeniz'in kişilik sorunlarının yanında çevresindekilerin etkisini neden göz ardı ediyoruz? Öncelikle söylenmesi gereken şey, bu oyuncuya yeterli eğitimin ve desteğin verilmemesi ve buna rağmen büyük beklentilerin oluşması. Aynı zamanda 1991 doğumlu genç bir oyuncuya henüz daha ortaya birşey koyamamışken verilen onca para da cabası. Tüm bunlar birleştiğinde zaten farklı davranışlar sergilemeye müsait olan Batuhan Karadeniz, tepkileri de üstüne çekiyor.

Zamanında Beşiktaş'tan gönderildikten sonra Mustafa Denizli hakkında 'ben birgün dönerim ama o orada olur mu bilinmez' diyecek kadar gevşek olan Batuhan aslında sahada verimli olduğunda, bir forvet oyuncusundan beklenecek tarzda gol ortalaması yakaladığında emin olun yukarıda yazdıklarım kendi kendine uçup gidecek. Eğer Batuhan Karadeniz günün birinde Eskişehirspor forması ile ligde kendinden beklendiği üzere 30 maçta 20 ve üzerinde gol atmayı başarırsa, kişisel sorunlarından kaynaklanan birçok problemde görmezden gelinecek, 'adam golünü atıyor, oyununu oynuyor, gerisi beni ilgilendirmez' konumuna gelinecektir. Zamanında antrenman sahasına işeyen Pascal Nouma'nın da savunulması, 'onu böyle kabul edelim' tarzı yaklaşımlarda aslında Nouma'nın Beşiktaş'ta attığı goller ve oyunu ile efsaneleşmesi değil midir? Çok çok abartarak G. Best'e kadar gidebiliriz örneklerimizde, Ronaldo'yu da verebiliriz, başkalarını da... 

Bu noktada 'eşek adam olur, Batuhan adam olmaz' cümlesi farklı boyutlara taşınıyor. Öncelikle bunu çürütmek için Batuhan'ın kişiliği üzerinden gidip, yaptıklarını değiştirmeye çalışmak kesinlikle boş bir uğraş olacaktır. Yapılması gereken Batuhan'ın saha içindeki verimini arttırmak için uzman kişilerin görevlendirilmesi ve bu doğrultuda hareket edilmesidir. Sahada istediğini yapabilen bir Batuhan Karadeniz'de yaşı ilerledikçe zamanla sosyal hayatında da yavaşlayacak ve kendini bulacaktır. Bu konuda en güzel örnek İtalyan Balotelli'dir aslında. Nereden bakarsak bakalım, Balotelli, Batuhan'dan kat kat daha 'delidir'. Fakat işin uzmanı kişiler onu 'adam olmaz' diye eleştirmek yerine çözüm bulma  yoluna giderek onun bu hali ile oynadığı takımlara verimli olmasını çabalamaktadırlar.

Şimdi bu saatten sonra Batuhan'ı afaroz etmenin kimseye faydası olmayacaktır. Yapılacak iki şey var; Birincisi Batuhan Karadeniz saha dışında ne yapıyorsa yapsın saha içinde gollerini atacak, ikincisi Batuhan'ın çevresindeki uzman kişiler ve yöneticiler oyuncuya doğru yaklaşacak ve hareket edecekler. Batuhan Karadeniz gibi aslında iyi bir değer olabilecek bir futbolcuyu ne Batuhan'ın kendisinin göz ardı etmeye hakkı var, nede bizlerin...

27 Kasım 2010 Cumartesi

El Clasico öncesi Iker Casillas: "Mourinho Anlatılmaz..." (Marca)


Iker Casillas Marca için El Clasico öncesinde güzel bir röportaj vermiş. İspanyolca, İngilizce ve nihayetinde Türkçe'ye çevirdikten sonra paylaşımını gerçekleştirelim istedim. Jose Mourinho için "anlatılmaz, yaşamanız lazım" diyor ve ekliyor, "Nou Camp'tan korkmaya gerek yok... Beraberlik başarı sayılmaz. Yenmeye gideceğiz."

Marca (M): Real Madrid sezon başından bu yana henüz kaybetmedi. Böyle olacağını düşünmüş müydün?

Iker Casillas (IK): Açık söylemek gerekirse Hayır. En azından bu kadar hafta sonunda namağlup olmayı beklemiyordum diyebilirim.

M: Jose Mourinho size Barcelona hakkında neler söyledi?

IK: Henüz bu konuda çok fazla konuşamadık. Sanıyorum ona göre maçtan bir önceki gece konuşmak daha doğru

M: El Clasico'nun ilk maçının Nou Camp'ta olması seni endişelendiriyor mu?

IK: Hayır... Biz büyük bir takımız. Bu da stresi yüksek ve Dünyaca ünlü bir Lig maçı...

M: Bu maç şampiyonluk yarışında belirleyici olacak mı?

IK: Büyük oranla. Yarısı bu maça, yarısı da Bernabeu'daki maça...

M: Sence Nou Camp'ta Figo'nun gördüğü tarzda bir tepkiyi Jose Mourinho'da görecek mi?

IK: Hayır, ikisi çok farklı durumlar. Tepkilerin aynı olmasına ihtimal vermiyorum.

M: El Clasico Dünyanın en iyi derbisi mi yoksa biraz abartılıyor mu?

IK: Hayır abartılmıyor. Geçmişte yaşananlar ve olanlar bunun en büyük kanıtı. İşin bambaşka boyutları da var. 

M: Barcelona senin üstünde stres yaratıyor mu?

IK: Doğal olarak... Çok iyi oyuncuları var ve oynadıkları oyun da ortada...

M: Peki Barca'nın anahtar oyuncusu kim sana göre?

IK: Kesinlikle Xavi...

M: Jose Mourinho takıma ilk geldiğinde onun hangi davranışı seni şaşırttı?

IK: Çok arkadaş canlısı olması... Sürekli kucaklaşıyoruz (gülerek). 

M: Seni Real Madrid'e imza atmadan önce aradığı doğru mu?

IK: Evet, final maçından önce beni aradı. Önce başarılar diledi ve sonra birlikte çalışacağımızı hatırlattı, şaşırdım.

M: Mourinho size en iyi neyi öğretti?

IK: Hırs, rakibi tanıma ve güçlü olmayı...

M: Peki, o halde Jose Mourinho bugüne dek çalıştığın en iyi teknik direktör olmalı...

IK: Evet. 

M: Sezon başında Raul ve Guti'nin takımdan ayırılması seni üzdü mü?

IK: Evet. Birinci ve ikinci kaptanımızı kaybettik. Onlar birer simgeydiler. 

M: Pepe - Carvalho mu, Pique - Puyol mu?

IK: Çok zor bir soru. Aslında Puyol ve Carvalho beraber oynasalar harika olurdu. 

M: Ajax maçında Dudek sana neler söyledi?

IK: Sadece Jose Mourinho'nun talimatlarını bana iletti, bu kadar...

M: Barca'nın zayıf noktası ne olabilir?

IK: Bilemiyorum... Ronaldo'ya ve diğer hucümcularımıza büyük iş düşecek.

M: Peki, Real Madrid'in güçlü yanı?

IK: Kadromuz, teknik kadromuz...

M: Senin için en büyük tehdit hangisi oldu? Ronaldinho mu, Messi mi?

IK: Her ikisi de... Ronaldinho'nun yaptıkları inanılmazdı. Zaten Messi için fazla söze gerek yok.

M: Barcelona maçı tahminin?

IK: Beraberlik dahi başarısızlık. Kazanmaya gidiyoruz...

--> Sami Khedira; Ne Cömert Ne Cimri.

--> El Pipita: "Jose'nin bazen konuşmadan dahi isteklerini anlıyorsunuz..."

--> Mesut Özil: "Müslümanım, ancak arada bir şarap içmek sağlığa kesinlikle iyi gelir..."

--> Xabi Alonso: "Kendimi Emektar Hissetmiyorum"

--> Sergio Ramos: "Barcelona'da oynamak mı?" (I.Bölüm)

--> Sergio Ramos: "Tanımadığım insanlarla yemek dahi yiyorum..." (II.Bölüm)

--> Sergio Ramos: "Taviz Vermem, En İyisi Ronaldo" (III.Bölüm)

Son olarak bonus: Eski günlerden, Kelme'li üstleri ile bir zamanlar Canizares ve Casillas.


Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan