Real Madrid 2010 - 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Real Madrid 2010 - 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Real Madrid: 2011 / 2012

2011-2012 sezonu Real Madrid ve Jose Mourinho açısından çok önemli bir sezondu. Her şeyden önce Real Madrid'in başında ikinci sezonunu yaşayan Jose Mourinho, içinde bulunduğu bu sezon içinde Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da mutlaka şampiyonluklar istiyordu. Akabinde Şampiyonlar Ligi'nde kapılar yine yarı finalde kapansa da nihayet 2008'den sonra La Liga'da şampiyonluğa ulaşıldı.

Real Madrid için 2011-2012 sezonunu gene olarak incelemeye başlamak için, öncelikle Jose Mourinho'nun Real Madrid'e imza attığı günden bu yana yapılanları genel olarak ele almamız gerekiyor.

2007-2008 sezonundan bu yana Barcelona'nın Pep Guardiola ve sahadaki lider oyuncuları ile oluşturduğu hegamonyayı bir türlü kıramayan Real Madrid, 2008-2009 sezonundaki kötü gidişatın ardından çareyi ilk Los Galacticos dönemi Başkanı Florentino Perez'e sarılmakta buldu. İkinci dönem, Perez'in resmen başkan olması ile başladı. İlk deneme Manuel Pellegrini ile yapıldı. La Liga'da 2009-2010 sezonunda 96 puan toplayan Real Madrid, bunca gole ve galibiyete rağmen yine şampiyon olamadı. Çünkü karşısında 99 puan toplayan bir Barcelona vardı. Kabul edilmesi gerekir ki, Real Madrid'in ligde 2. oluşu, Perez için bir başarısızlıktı. Üstelik yaptığı yıldız transferlere rağmen Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final dahi görülememişti.

Perez, 2010-2011 sezonu başında kurtuluşu çok uzaklarda aramadı. İtalya'da Inter'in başında kulüp tarihinin en başarılı sezonlarından birini yaşatan Jose Mourinho, Real Madrid ile anlaşma sağladı. 2009-2010 sezonunda Barcelona'yı alt etmeyi başaran Jose Mourinho, aynı başarıyı Real Madrid'in başında yapmak adına can atıyordu. İşte Real Madrid'deki değişiklikler, 2010-2011 sezonu ile birlikte başladı. Jose Mourinho, iki sezonda neredeyse Başkan Perez'den dahi güçlü bir konuma geldi.

Transfer politikalarındaki değişiklikler, ilk göze çarpanlar oldu. Jose Mourinho, bununla beraber kulüpteki işlerine sıkça karıştığını söylediği Jorge Valdano'yu kapı dışarı atıverdi. Florentino Perez, artık kulübe karışamaz oldu ve sadece bir Başkanın yapması gerekenleri yapmaya başladı. Bugüne kadar transfer politikasında yıldız oyuncu almak için çabalayan Real Madrid, Jose Mourinho ile beraber kiralık oyuncu transfer etmeye (Emmanuel Adebayor), ismi çok büyük olmamasına rağmen geleceği düşünmeye (Nuri Şahin) ve çok faydalı olmasa da çok yönlü oyuncular ile (Hamit Altıntop) anlaşmaya başladı. 2010-2011 sezonunda Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da elinden geleni yapmasına rağmen Barça'ya üstünlük kurmaya çalışan Mou, yine de bunu beceremedi. Pepe'yi orta alanda kullanmak gibi çılgınlıkları denedi, olmadı. Ancak 2. sezonunda Şampiyonlar Ligi haricinde tüm beklentileri karşıladı.

18 Eylül 2011 tarihinde Levante karşısında deplasmanda alınan yenilgi, henüz ligin başları olması sebebiyle en yadırganan anlardan bir tanesiydi. Jose Mourinho'nun artık 2. sezonuydu ve doğal olarak 'Sabırsızlık' had safhadaydı. Eylül'den Aralık ayına kadar Real Madrid, sadece bir beraberlik aldı ve 11 Aralık tarihinde oynanacak olan Barcelona maçına hazır hale geldi. Bu maç, üç yıllık birkimin belki de son bulacağı mücadeleydi.

Daha önceki El Clasico'larda her şeyi denemişti Jose Mourinho. Real Madrid taraftarının beklentisi, Real Madrid geleneklerine uygun olarak takımın her daim önde ve atak oynaması yönündeydi. Bu uğurda çıkılan maçta önceki sezonda 5-0 ile kazanan Barcelona oluyordu. Bu sezon ise artık beklenen, sadece ne olursa olsun galibiyetti. Karim Benzema, daha bir dakika olmadan attığı gol ile takımı umutlandırdı, ne var ki Barça, Santiago Bernabeu'da taktik analizlerie açıklaması zor olan 1-3'lük bir galibiyet almayı başardı. Ancak bu kez, farklı bir durum oluştu. Real Madrid, El Clasico'yu kaybetmesine rağmen Camp Nou'da oynanacak olan maça kadar Barça'nın yaşadığı düşüş, Real Madrid'in liderliğini pekiştirmesini de sağlamış oldu. Ancak bununla beraber Nisan 21'de oynanacak olan ikinci El Clasico'ya kadar da Real Madrid, 10 puan olan farkında biraz daha erimesine engel olamadı. Önce Manuel Pellegrini'nin çalıştırdığı Malaga karşısında Santi Cazorla 90. dakikada attığı frikik ile durumu 1-1 yapınca, takım iç sahada 2 puan birden bıraktı. Ardından oldukça gergin geçen maçta Valencia deplasmanı da 1-1 sona erdi ve takım iki hafta da dört puan birden kaybederek farkın 6'ya inmesini engelleyemedi. Şampiyonlar Ligi'nde alınan iki APOEL galibiyetinin ardından bu kez de Villarreal deplasmanında iki puan bırakan Real Madrid, 21 Nisan'da Camp Nou'ya şampiyon gidebilme ya da şampiyonluğunu orada ian edebilme umutlarını da tüketmiş oldu.

Real Madrid, 21 Nisan'da oynanan El Clasico'ya 4 puan farkla lider girdi. Maç Camp Nou'daydı, ve Barcelona'nın kazanması halinde puan farkı 10'dan, birden bire 1'e kadar düşecekti. Ancak beklenen olmadı. Real Madrid, kendisi gibi sahada yer aldı, Barcelona ise beklentileri karşılaşayamadı. Lionel Messi Real Madrid savunmacıları arasında kayboldu gitti. Tello ve Cuenca gibi oyuncuların oldukça tecrübesiz oluşları, orta alanda Cesc Fabregas, defansta ise Gerard Pique'nin Şampiyonlar Ligi düşünülerek dinlendirilmesi, Real Madrid'in deplasmanda aldığı 2-1'lük galibiyetin yaratılmasında oldukça yardımcı oldu. Bu galibiyetin arından puan farkı tekrardan 7'ye yükseldi ve Real Madird, son maçlarında puan kaybı yaşamayarak şampiyonluğunu ilan etti ve Cibeles Meydanı'nda haklı bir kutlama yaşadı.

2011-2012 sezonunda Real Madrid için Şampiyonlar Ligi'nde alınacak olan kupa, bir başarıdan öte adeta bir gereklilik haline gelmişti.

2002 yılında Bayer Leverkusen karşısında kupayı kaldıran takımdan Zinedine Zidane, takımda gözlemci olmuştu. Roberto Carlos Anzhi'de, Raul Almanya'da oynuyordu. O günlerden tek kalan, Başkan Florentino Perez'di. 2009-2010 yılında büyük yatırımlar yapan Perez, artık Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu bekliyordu.

La Liga'nın bitimine dört hafta kala ligde istediği alan Real Madrid, açık sözlü olmak gerekirse bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalde oynadığı Bayern Münih dışında ciddi bir rakiple oynamadı. Grup kuraları çekildiğinde liderlik zaten garantiydi. Yılların intikamı Lyon karşısında alındı, ikinci turda CSKA biraz olsun temkinli olunmasın sağlasa da Real Madrid karşısında tutunamadı. Çeyrek Final'de Rum mucizesi APOEL de Real Madrid'e karşı direnemedi. Ancak yarı finalde şampiyonluk umutlarını söndüren, Bayern Münih oldu. Mesut Özil, ilk maçta Allianz Arena'da umutlandıran golü atsa da, maçın 1-1 yerine son anda 2-1 sona ermesi, durumu bambaşka yerlere götürdü. Real Madrid, ikinci maçta bu durumu tamamen toparlayamadı ve ikinci sezon üst üste bu turnuvaya yarı finalde veda etmek zorunda kaldı. Bakıldığında, La Liga'dan daha önemli görünen bu şampiyonluk için artık umutlar, 2012-2013 sezonuna taşınmış durumda...

Yazının Devamı: Sezondan neler öğrendik? Sezonun kırılma maçları, Oyuncu puanları, Sezonun verimli ve verimsiz oyuncuları, Sezonun maç yorumları ve Gelecek planları - Goal.com



Fotoğraf: Real Madrid CF v RCD Mallorca - Liga BBVA By: Denis Doyle @Getty Images Sport




22 Nisan 2011 Cuma

Futbolda tez vardır, ve bu teze karşılık anti tez vardır. Jose Mourinho, anti tez üretti...

Rüya görmeye gerek yok. Daha önceki yazılarımda da birçok kez belirttiğim gibi La Liga şampiyonluğunu yüzde 90 garantileyen bir Barcelona var. Ancak dün gece oynanan Kral Kupası (Copa del Rey) Real Madrid'in bu sezonu iyi hatıralar ile kapatmasını sağlayacak ayaklardan ilkiydi. (Diğeri Şampiyonlar Ligi). Ve sonucunda bu iki amaçtan ilki, gerçekleşmiş oldu. Her ne kadar Sergio Ramos, maçı ardından kutlamalarda kupayı düşürüp kırsa da...

Şampiyon takımın Teknik Direktörü Jose Mourinho'nun son iki Barcelona maçındaki futbol anlayışına korkak yorumlarının yapılması çok ilginç. Onun Real Madrid kariyerinden bağımsız olarak ele aldığımızda dikkatlerin 8 Mart 2005 günün oynanan Chelsea-Barcelona maçına yönlenmesini istiyorum. O dönem Jose Mourinho'nun çalıştırdığı Chelsea, hiç kimse anlamadan Barcelona karşısıda 3-0 öne geçmişti... Yine çok uzağa gitmeye gerek yok, geçen sezon Inter'in başındaki Jose Mourino, Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçında Barcelona karşısında 3-1'lik net bir skorla kazanmış, rövanşta ise 'korkak' değil, oynaması gerektiği gibi oynamıştı.

İşte yine aynı Jose Mourinho, mevcut Barcelona takımı karşısında kendi takımını oynaması gerektiği gibi oynatıyor. Sık sık Alfredo Di Stefano'nun bahsettiği 'Real Madrid'in bol hücum' geleneklerini bir kenrara bırakan Mourinho, kendi gelenekleri ile Real Madrid'i İspanya'nın ikinci kupasında şampiyon yapıyor...

Barcelona bir üst limit olması sebebiyle oynadığı futbol, her daim örnek gösteriliyor. Ve bu anormal bir durum. Geçen yılı hatırlayalım, 96 puan alan Real Madrid'in şampiyon olamadığı bir La Liga'da Barcelona, 99 puanla şampiyon olmuştu. Barcelona'nın bu mükkemmel durumunu göz önüne alan futbol severler ise kullandıkları bu üst limitten sonra Barça bir şekilde durdurulduğunda karşılarındaki rakibi korkak ilan ediyorlar. Real Madrid'in Barcelona'nın oyun tarzına benzer bir yapıda sahada olmasına imkan yok. Barça adına 10 yaşından beri birbirlerini tanıyan ve bir arada oynayan insanlardan bahsediyoruz. İşte bu noktada Katalanlar karşısında onları durdurabilecek yeni bir sistemin üretilmesi gerekiyor ve Jose Mourinho, son iki El Clasico'da bunu yapmayı başardı...

Jose Mourinho, La Liga'nın ilk yarısında Camp Nou'da oynanan karşılaşmada biraz Real Madrid taraftarının, birazda 'takım geleneklerinin' etkisi ile atak ve Barcelona'ya 'benzemeye çalışan' oyun tarzı ile son olarak sahaya çıktığında maç sonunda skor tabelasında 'Barcelona 5-0 Real Madrid' yazıyordu. Ve bu sonucun ardından hiç kimse çıkıp 'Jose Mourinho'ya helal olsun, yenildi ama ezilmedi' demedi. Diyemezdi...

Ne kadar çok tartışılrsa tartışılsın futbol, her daim bir skor oyunu olarak kalacak. Hiç kimse, Copa del Rey finalinde Barcelona'nın müthiş pas yüzdesini hatırlamayacak. Hatırlanacak olan Real Madrid'in şampiyonluğu olacak. Jose Mourinho'da kazananın hatırlandığını ve kaybedenin her daim unutulacağını çok iyi biliyor. Galibiyete gitmek için tek bir yol izlemek, maalesef ki büyük bir hata olurdu ve Jose Mourinho ile futbolcuları birden fazla sonuç yolları arayarak Barcelona'yı durdurabilmenin başarısını gösterdiler. Futbolda tez vardır, ve bu teze karşılık anti tez vardır. Barcelona ve Pep Guardiola, ortaya yıllardır sundukları oyunu sunarlar, Jose Mourinho ve Real Madrid'in ise görevi buna karşı bir oyun tarzı oluşturmaktır. Ve bunu başarmanın sonucu da kazanmaktır. Kaldı ki dün gece Real Madrid, çoğu izleyici de oluşan yanlış bir düşünce ile kalesinin önüne etten duvar örmedi, rakibi kadar pozisyon buldu...

Sonuç olarak Real Madrid, uzatmalara giden kupa finalinde, El Clasico'ların 'Final Four'unun ikinci ayağında, Cristiano Ronaldo'nun altın kafası ile şampiyon olmayı başardı...

Maç yazısı için fikrinden yararlandığım ekşi sözlük yazarı 'Anotherrbursa' ya teşekkür ediyorum.

20.4.2011

Copa Del Rey Finali, Barcelona 0-1 Real Madrid

Goal.com

17 Nisan 2011 Pazar

El Clasico 'Final Four' unun ilk buluşmasında kazanan olmadı. Peki üzülen oldu mu?

Final Four'un ilk buluşmasında kazanan olmadı. Peki üzülen oldu mu? Hayır. Ligi daha önce de söylediğim gibi Barcelona'ya 5-0 yenildiği karşılaşmada veren Real Madrid, 1-1 biten dün geceki karşılaşmanın ardından hanesine artı olarak 'Barça'yı durdurabiliriz' cümlesini eklemiş oldu.

Dörtlemenin ilk ayağı belki bana göre ancak kesinlikle en önemsiz olanıydı. Halihazırda ligde 8 puan öne geçmiş olan Barcelona, umursamaz bir tavırla sahada yer alırken, ilk maçtaki hırsından da bir o kadar yoksundu. Tabii ki bunda, Real Madrid'in maçı çok istemesi ve bu maç ile beraber yeni büründüğü oyun sistemininde etkisi oldukça fazlaydı.

Maçtan önce fikirlerimizi yine burada telkin ederken Jose Mourinho'nun Inter günlerindeki oyun anlayışı biraz olsun Real Madrid üzerinde uygulamaya çalışmasının, belki de Barça karşısında takımın ilacı olabileceğinden sıkça bahsetmiştim. Jose Mourinho'dabu durumun farkında olacak ki, ilk maçta beklentilerin getirdiği yanlışı yapmadı ve Mesut Özil'i maçın başında kenarda oturtarak takımın direncini kesinlikle daha da arttırdı.

Ligin ilk yarısında Camp Nou'da oynanan maçta Jose Mourinho'nun önem verdiği şey Real Madrid'in gelenekleri ve taraftarın beklentileri olmuştu. Ancak bu durum, oyun anlayışını değiştirmeden yüklenme çabası içinde olan Real Madrid için son düdük çaldığında pahalıya mâl olmuştu. Buradan bazı derlser çıkartmışa benzeyen Jose Mourinho, kulüp geleneklerini bir kenara bırakıp, atak oyun tarzını değil, hayati bir düşünce olarak Pepe'yi orta alana, Sami Khedira ve Xabi Alonso'nun yanına monte etmeyi seçti. Oyun anlayışı sert olan Pepe'de kendisine düşen görevi çok iyi yerine getirdi ve Barcelona'nın orta alandaki üstünlüğünün azalmasına vesile oldu.

Barcelona ise Real Madrid için özel bir oyun tarzı belirlemesine gerek duymadan kendi oyununu sahaya yansıtan bir takım görüntüsü çizdi. Ancak Raul Albiol'un büyük bir dikkatsizlik ile David Villa'yı kaçırıp, penaltıya sebebiyet vermesi ve oyundan atılması, Barça açısından bir piyango niteliğinde oldu. Bu anın ardından Lionel Messi ile penaltıdan golü bulan Barça (Messi Mourinho'nun takımlarına karşı şanssızlığını kırmış oldu) 1-0 öne geçtiğinde Real Madrid'in de tüm emekleri boşa gitti havası oluştu. Ancak Raul Albiol'ün kırmızı kart görmesi Barcelona açısından maçın kaderini değiştirdiği kadar, Real Madrid açısından da değiştirdi. Şaşırılacak şekilde bu andan sonra daha atak ve daha pozitif bir oyun tarzına bürünen Real Madrid, Mesut Özil'in de oyuna girmesiyle yaratıcılıkta da rakibinden daha iyi olduğu anlarda bir penaltı kazandı ve bu kez Cristiano Ronaldo fileleri havalandırdı. (Bu da Ronaldo'nun ManU günlerinden bu yana Barcelona'ya attığı ilk gol oldu).

Maçın son bölümünde Jose Mourinho'nun takitksel hamleleri belki de maı Real Madrid'e getirebilirdi ancak olmadı. Jose, Arbeloa'yı oyuna alarak Sergio Ramos'u savunmanın ortasına çekti. Çok istekli bir görüntü çizmesine rağmen ilk maçta da bekleneni veremeyen Di Maria'yı kenara aldı. Kötü oynayan Karim Benzema'yı ve bu maçta bekleneni veremeyen Xabi Alonso'yu çıkartarak Mesut ve Adebayor'u oyuna aldı. Tam da burada yaptığı bu hamleler maçı Real Madrid'e getirebilecek düzeyde oldu. Eksik olmasına rağmen Katalanlar üzerinde baskı kuran Real Madrid, Sami Khedira ile galibiyet sayısına da çok yaklaştı ancak başaramadı. Son anlarda Lionel Messi'nin Real Madrid tribünlerine yaptığı çirkinlik ise akıllarda kalan son ayrıntı oldu.

Bu karşılaşma 'Final Four' un ikinci ayağı olan ve Valencia'da oynanacak olan Copa del Rey'de Real Madrid'in nasıl bir oyun yapısında olacağını az çok göstermiş oldu. Ancak Çarşamba günkü finalde, Mestella'da Barça bu denli sekin olabilir mi, bilemiyorum...

16.4.2011

Real Madrid 1-1 Barcelona

Goal.com

16 Nisan 2011 Cumartesi

'Final Four' un ilk ayağından önce, bir yudum 'daha' R.Madrid-Barça...


Real Madrid ve Barcelona...

Onlarınki birbirlerini tamamlayan ezeli bir rekabet. Her iki takımda biri olmadan diğerinin olamayacağının farkında. Her iki takımda birbirinin çok güçlü olmasını diliyor. Çünkü taraflardan biri kötü olursa rekabetten söz edilemiyor. Bizim topraklarımızda da derbilere şahitlik ediyoruz ancak inanın bana örneğin Fenerbahçe ve Galatasaray'ı birbirinden ayıran sadece renkleri... El Clasico ise 109 yıldır büyük bir hikaye ile şekillenen bambaşka bir rekabet içeriyor.

Söz konusu olan bu maçın sadece bir futbol maçı ya da kazanıp kaybetmekten ibaret olmadığını şimdi anlatacaklarım ile bir kez daha anlamış olacağız. İşler öyle bir boyut aldı ki, koca La Liga sadece 'El Clasico' lardan ibaret olmuş gibi...

Dünya futbolunun görüp görebileceği en güzel 'final four' una şahit olmak üzereyiz. Çok şanslıyız çünkü bu durum 1916 yılından beri ilk kez yaşanıyor. Daha lig heyecanı bitmeden Copa Del Rey'e gideceğiz, onun hevesi bitmeden Şampiyonlar Ligi'nde sahaya kilitleneceğiz. Tabii ki bu maçları bir çatı altında değerlendirmek, heyecanlanmak kadar kolay bir durum değil. Halihazırda şampiyonluk ipini bana göre ligin ilk yarısındaki maçta Camp Nou'da Real Madrid'i 5-0 yenerek göğüslemiş olan Barça, bu maçı da kazanırsa zaten 'bira cilası' atmış olacak zaferine. Bunun yanında Real Madrid'in kazanması demek, kalan haftalar için ego tatmini dışında sadece 'minik' bir umut ışığı anlamına gelecek. Bunu bir Real Madrid sempatizanı olarak rahatlıkta söyleyebiliyorum. Copa del Rey'in ne getireceğini kestirmek güç ancak, Şampiyonlar Ligi'nde mutlak suretle Real Madrid'in adını finale yazdırması gerek. Tıpkı 2002 yılında olduğu gibi...

Önce işin 'tarihsel' kısmından ufak ufak bahsedip, güncel maç için iki kelam ettikten sonra yazımızı tamamlayalım.

Barcelona ve Real Madrid, her biri yüzbinlerce üyesi olan ve her konuda birbirlerini alt etmeye çalışan devler. O kadar büyük ki, iki kulüp İspanya Futbolunun son 50 yılına damga vurmayı başardı. Bu iki takım son 23 şampiyonluğun 21'inin sahibi oldular ve bu durum gelecekte de değişeceğe benzemiyor. Tıpkı Real Madrid'in eski başkanı Ramon Calderon'un da söylediği gibi, Barcelona ve Real Madrid hata yaptıklarında yeni bir şampiyon bizlere merhaba diyecektir. Fakat bu şampiyon çıksa dahi 2000 yılındaki Deportivo La Coruna örneğindeki gibi arka planda kalacaktır. O sezon Deportivo'nun şampiyonluğu yerine Real Madrid ve Barça'nın neden şampiyon olamadığının konuşulması da tam da bu yüzdendi..

Söylemek gerek, Dünya üzerinde hiçbir maç bir ülkenin bir bölgeye karşı geldiği gibi politik bir anlam kazanamadı. Bunun yanında öncelikle Barça açısından rekabeti kavrayabilmek adına Katalan meselesini ucundan da olsa biraz anlamak gerekiyor. Bu durumu en iyi açıklayan ik söz, Bobby Robson'a ait. Efsane isim Robson, "Katalunya bir ülkedir. Barca da onun ordusu..." diyerek herşeyi özetlemişti...

Barcelona'nın teknik direktörü Pep Guardiola ise yapılan bir hakem hatasının ardından hakemi "Bir ülkenin onuru ile oynamak" ile suçlamıştı. Elbette bu ülke İspanya değildi...

Real Madrid'in kimlği Barcelona'dan çok farklı. Madrid ekibi için en önemli şey kesinlikle sayılar. Santiago Bernabeu'nun girişinde yazan "Kupaların sayısı kimin büyük olduğunu anlatır" yazısı Real Madridi için Barcelona ile olan rekabetin bir özeti. Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde son yıllarda yakaladığı başarılara misilleme olarak kazanılan 9 kupanın gösterilmesi gayet doğal bir durum. Barcelona ise bu duruma alınan 9 kupanın 6'sının siyah beyaz yıllarda geldiğini söyleyerek hemen misilleme yapıyor. Katalunya'da bazı kesimler işi abartarak Real Madrid'in başarısız olmasını Barcelona'nın kazanmasına dahi yeğliyor.

Geçmişte yaşanan ne varsa her maçtan önce nefretin daha da artmasına neden oluyor. Bu nefret elbette sahaya atılan bir domuz kafasından ibaret değil. Aslında bu rekabeti 'savaş' olarak nitelendirmekte hiç yanlış olmayacaktır. En doğru cümle ise belki de Real Madrid ve Barcelona'nın bir terazinin iki tarafı olduğu...

Birbirlerini dengeleyen iki takım... Burada iki takımın birbirlerinin başarılarına ihtiyaç duydukları sonucu rahatlıkla ortaya çıkıyor. Barcelona'nın kendini kanıtlaması için güçlü bir Real Madrid'e, Real Madrid'in kendini kanıtlaması için güçlü bir Barcelona'ya ihtiyacı var. Real Madrid cephesi geçmiş yıllarca Barcelona'nın kötü günler geçirdiği dönemde rekabetin kötüye gittiğini dahi savunmuştu. Her iki tarafın kazandığı başarılar birbirlerini teşvik ediyor. Burada en güzel sözü, Real Madrid başkanı Florentino Perez dile getiriyor;

"Eğer Barcelona olmasaydı, onları biz yaratırdık..."


Johan Cruyff Barcelona'ya ayağını attığında ise kulüp 14 yılın ardından 1973 yılında şampiyon olmuştu. Bu şampiyonluk 15 yıl sonra Teknik Direktör olarak başarı olarak değil ancak ideoloji olarak takıma çok şey verecek olan Cruyff'un efsane olmasını sağlamıştı. Ardından şampiyonluk yaşanmadan geçen 8 yıla Arjantinli yıldız Maradona'nın bir son vermesi tüm takım tarafından beklendi ancak bu hasret Venables ve Archibald tarafından sona erdirildi. Sonrası ise malum; Ronaldinho, Messi...

1986 ve 1990 yılları arasında Butregueno ve arkadaşları Real Madrid'e altın dönemlerinden birini yaşattılar. Bu dönemlerde 5 şampiyonluk yaşandı. Ardından Cruyff'un teknik direktör olduğu dönemdeki başarılar geldi ve Real Madrid bu dönemde Barca'dan Laudrup'u alarak büyük sükse yarattı. Bir önceki sezon Barcelona'ya 5-0 kaybeden Real Madrid, 1995'teki derbiyi 5-0 kazanarak böylece rövanşıda almış oluyordu.

İki takımında birbirinden fazlasıyla çekindikleri kesin. Real Madrid'in Barcelona'ya göre daha rahat bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni Barcelona'nın üzerinde oluşan siyasi baskı. Tüm bunlara rağman Barcelona'nın Real Madrid'e göre daha sistemli olduğu apaçık ortada. Barcelona'da güzel bir sistem varken bu Real Madrid'de biraz farklı. Bu konuyla ilgili bir atışmada eski Barca başkanı Laporta, kendilerinin Ballon d'Or kazanan oyuncuları yetiştirdiklerini, Real Madrid'in ise Ballın d'Or kazanan oyuncuları satın aldığını söylemesi bir yandan haklı bir yaklaşım. Yine Barcelona bir zamanlar en iyisi olan Real Madrid alt yapısını da geride bırakmış durumda. Yıllardır kaleyi koruyan Iker Casillas dışında elle tutulur bir isim şuan alt yapıdan gelerek beyaz formayı giymiş değil. Efsane oyuncu Raul'ü Raul yapanın Real Madrid olduğu gerçek ancak onun dahi Atletico Madrid alt yapısından transfer edildiği bir gerçek.

Şimdi gelin maç öncesine bir bakalım. Lafı fazla uzatmadan konuyu bitirelim. 20. yüzyılın takımı Real Madrid, yukarıda da dediğim gibi 'ego' tatmini açısından 21. yüzyılın takımı Barcelona'yı bu gece yenmeli...

Real Madrid bu maçı nasıl kazanabilir? En büyük avantaj, orta sahada üstünlüğü yakalayan tarafta olacak. Burası açık. Barcelona'ya karşı oynayan takımlar, bir adım geriye atmak ve oyunu kendi sahasında kabul etmek zorunda kalıyor. Real Madrid gibi üst düzey bir kulüp için orta sahada konsantrasyonu yüksek seviyede tutma gibi bir sorunun olacağını düşünmek elbette yanlış olacaktır. Ancak Barcelona gibi bir rakip karşısında özelikle orta sahada 90 dakika sakin ve zinde kalmak Real Madrid gibi bir kulüp için bile zor. Orta alandaki en ufak hata bile, telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğurabilir. Saha Santiago Bernabeu olsa dahi...

Dani Alves için Barcelona'nın etkili hücum silahı demek ne kadar doğru olur, tartışılır. Ancak geleneksel bir savunma oyuncusu olmadığını ve aslında önemli de bir oyuncu olduğu da bir gerçek. Alves, Xavi ve Iniesta gibi iki maestroyla oynamanı faydalarından sonuna kadar faydalanıyor. Fİziksel üstünlüğünü çok iyi kullanan Brezilyalı oyuncu, bu iki ustadan aldığı paslarla önemli tehlikeler yaratmaya devam ediyor. Savunmanın solunda oynayacak ismin, tek başına bu kulvarı kontrol etmesi biraz zor gibi ve bu yüzden Alves'in kanadı için ikinci bir önlemin yaratılması şart.

Sanıyorum Barça savunmasının ortası Real Madrid'in keşfedeceği zayıf bir nokta eğiliminde. Laptan Carles Puyol'un durumu henüz belli değil ve maça yetişmeye çalışıyor. Puyol'dan iyi haber gelmemesi halinde, Gerard Pique'ye büyük ihtimalle Sergio Busquet eşlik edecek. İşte bu durum Real Madrid için bir avantaj olabilir.

Son olarak Real Madrid hücumundan bahsedelim. Doğal olarak Real Madrid'in kazanması, tüm mevkiilerin performansının iyi olmasınının yanında hücum hattınında gününde ve becerikli hareket etmesi ile doğru orantılı olacaktır. Cristiano Ronaldo, yine Real Madrid'İn yaratıcı ayağı olacak. Ancak zorlanacağı bazı durumlarda var. Bunlardan ilki, sezonun ilk yarısında oynanan 5-0'lık maçta saklı. İleride çok yalnız kalmak, onun yeterince katkı yapmasını engelleyebilir. Madrid'in hücum kurgusunu Ronaldo'nun üstüne kurması gerektiğini görmek için Jose Mourinho olmaya gerek yok. Madrid ekibi, bu kritik maçtan galibiyetle ayrılmak istiyorsa, Ronaldo'nun etkinliğini arttırmak zorunda. Bunun gerçekleşmesi için hücumun diğer elemanlarına çok büyük işler düşecek.

Peki Jose Mourinho oynaması kesin olan Ronaldo'nun biraz önünde, forvetin ikinci elemanı olarak kimi tercih etmeli?

Adaylar belli, ufak sakatlığın ardından yine oynamaya devam eden Karim Benzema, uzun soluklu bir sakatlık döneminden daha yeni çıkan Gonzalo Higuain ve Emmanuel Adebayor. Real Madrid'in futbol oyun tarzına adapte olan Benzema, bu güveni ile belki de iyi bir tercih olabilir. Ancak Benzema'nın Barça karşısında form düzeyinin nasıl olacağı bilinmiyor. Gonzalo Higuain, Mourinho'nun istediklerini Barcelona karşısında daha iyi verebilir. Kaldı ki onun yokluğunda hücumda zaman zaman etkisiz kalındığı da oldu. Ancka tabii ki onun dezavantajı da çok uzun bir sakatlıktan dönmesi. Emmanuel Adebayor, Şampiyonlar Ligi'nde 4-0 kazanılan Tottenham Hotspur maçında iki gol atarak güvenini oldukça yerine getirdi. Onun fiziksel ve yırtıcı özellikleri, Barcelona savunması için ciddi anlamda problemlere de sebep olabilecek nitelikte. Bu yüzden bana göre tercih Emmanuel Adebayor'dan yana olmalı.

Bir Real Madrid sempatizanı olarak elbette Real Madrid'in kazanmasını istiyorum. Kaldı ki Jose Mourinho bu, 5-0'lık yenilginin hesabını almak isteyecektir. Ancak ibrenin ligden daha çok Şampiyonlar Ligi'ndeki maçlara kaymasını da doğal olarak karşılamak lazım. Jose'nin Inter'in başındayken Barça'yı kitlediği doğru... Şimdiki şartlar aynı değil. Öncelikle Real Madrid camiasının ve taraftarlarının oyun tarzı olarak beklentileri çok farklı. Ancak artık anlaşılmalı ki, Barça duracaksa eğer, her yol denenebilir... İleri uçta oynayan oyuncularının dahi defansa yapabildiği, defanstaki Gerard Pique'nin dahi gol yollarında etkili olabildiği bir Barcelona karşısında üzgünüm ancak Jose Mourinho, Real Madrid'ini daha önce başında bulunduğu Inter'e biraz da olsa benzetebilmek zorunda...

1/4 başlasın...


(Bu yazı aynı zamanda Goal.com adına yazılmıştır)

6 Nisan 2011 Çarşamba

Londra'daki Charles Dickens müzesi güzel diyorlar...


Real Madrid, son maçında Sporting Gijon'a Santiago Bernabeu'da kaybederek, şahsi fikrime göre 5-0 kaybettiği Barcelona maçında verdiği ligin üzerine 'bira misali' bir cila attı. Ancak Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Tottenham Hotspur karşısında dün geceki hırsı gösteriyor ki Jose Mourinho ve tüm takım Avrupa'nın büyüğü olmayı artık tek hedef olarak seçmişler.

Temmuz 2010'da tüm takımı Jose Mourniho'ya emanet eden Başkan Florentino Perez, artık yıllardır kazanılamayan Şampiyonlar Ligi'ni her şeyden daha çok önemsiyor. Bu yaz Real Madrid'in devasa müzesini imzadan önce gezen Florentino Perez ve Jose Mourinho arasında geçen konuşmalar, aslında sezon başında da Şampiyonlar Ligi'nin daha öncelikli bir kulvar olduğunu ortaya koya nitelikte...

Başkan Perez ve Mourinho müzede ilerlerken Şampiyonlar Ligi kupalarının önünde durular ve Perez Mourinho'ya dönüp, "Onu çok özlüyorum..." der. Jose'nin cevabı ise kendinden beklenildiği gibi olur, "Ben de..." der. "Daha kazanalı birkaç gün olmasına rağmen..."

Jose Mourinho bu yaz takımın başına geçtiğinde kulüpte klişeleşmiş tüm şeylerin değiştirilmesinde önemli rol oynadı. Hatta Perez'in bazı 'ilginç' huyları dahi değişti. Takıma müdahaleleri ile ünlü Başkan, futbola finansal anlamın dışında artık karışmıyordu bile. Kulüpteki varlığından bu yana Başkan Perez, sırf Mourinho adına değişim yaşadı. Gerçekten kafası çok rahat ve takım ligde Barcelona'nın gerisinde kalmış olsa da Jose Mourinho'nun güçlü biri olduğunu çoktan anladı. ve artık ondan beklediği yıllardır özlemi çekilen Şampiyonlar Ligi Kupası'nın kazanılması...

Dün akşam 4-0 ile geçilen Tottenham Hotspur karşılaşması, bu doğrultuda ilk aşama oldu. Esasında grup evresinden sonra oynanan Ol. Lyon karşılaşmaları, yılların getirdiği bir hesabı kapatmak adına bu hedefin ilk ayağı sayılabilir ancak dün geceki hırs ve istek, aslında bazı şeylerin Tottenham maçı ile başladığının da bir işaretçisi durumunda.

İngiliz basınının 'Aptal' olarak nitelendirdiği ve bir önceki turda Milan karşısında kariyerinin en etkili oyunlarından birini sahaya yansıtan Peter Crouch'un Şampiyonlar Ligi tarihinin en hızlı 'çifte' sarı kartlarından birini görmesi maçı Real Madrid tarafına hızla çevirse de sahaya yansıtılan oyun 11'e 11'de tamamlanmış çok farklı bir durum ile karşılaşmayacaktık. Maçın ardından Tottenham menajeri H. Redknapp "Sahamızda 5-4 kazanmalıyız. Neden olmasın?" dese de, aslında iş birmiş durumda. Artık Real Madrid için Londra'da gezilecek onlarca müze var...

Emmanuel Adebayor'un tüm takımın sahaya yansıttığı hırsın yanında farklı kazanılan maça verdiği büyük katkıyı geçmek mümkün değil. Tam burada, yine Jose Mourinho'nun takım oyuncularını nasıl harika bir şekilde motive ettiği ortaya çıkıyor. Karim Benzema, takım içinde yaşanan Jorge Valdano ve Mourinho kavgaları sebebiyle zaman zaman yedek kulübesinde otursa da, Adebayor'un takıma transferi ile 'artık sadece bana muhtaç değiller' diyerek adeta uynamış ve son haftalarda müthiş bir performans göstermişti. Bir önceki turda da bu performansının karşılığı olarak eski takımı Ol. Lyon'u Şampiyonlar Ligi'nin dışına iten Karim Benzema'nın yokluğunda ise Real Madrid'de kiralık oynayan ve 'burada kalmam gerek' mantığı ile sahaya çıkan E. Adebayor, Tottenham Hotspur karşısında harika bir maç çıkardı. Karim Benzema'nın rekabet ortamında 'ilk forvet' olmak istemesi ve Togolu Adebayor'un gerçek anlamda takımın oyuncusu olma çabasının beraberinde getirdiği takım içi rekabet ortamı ile beraber Real Madrid'in yararına olduğunu tekrar görmüş olduk.

Zaman zaman 'Real Madrid'in zayıf halkası' olarak gösterilen sol bek Marcelo'nun performansı, şahsi düşüncelerim adına beni bir kez daha yanıltmamış oldu. Daha önce Marcelo'nun gereğinden daha az değer gördüğünü söylerken onun geçmişte de ortaya koyduğu bu tarz performansları sık sık kanıt olarak gösteriyordum ve bu kanıtlarıma Tottenham Hotspur maçını da gönül rahatlığı ile ekleyebilirim. Kimseler Real Madrid sol beki için Tottenham forması giyen Gareth Bale'a 'hayır' demez ancak dün gece hem Marcelo'nun oyununa, hem de Bale'ın oyununa bakınca (Elbette tek bir maç ile Bale'ı değerlendiremeyeceğimiz gibi, tek maç ile Marcelo'yu da değerlendiremeyiz) 'Bale Dünyanın en iyisi olacak ama Marcelo...' ile başlayan cümleler kurmak mümkün olabiliyor.

Real Madrid, mükemmel gittiği Şampiyonlar Ligi sezonunda (şu ana kadar sadece 2 gol yedi ve Santiago Bernabeu'da maç kaybetmedi) Tottenham karşısında aldığı 4-0'lık galibiyet ile yarı finaldeki rakibini (Barça veya Shakhtar D.) beklemeye şimdiden koyuldu. Yılların getirdiği hasret sebebi ile bu kupa bu sezon tek gaye ve kazanılmaması için hiçbir sebep yok...

Son olarak, Londra'daki Charles Dickens müzesi gidenler tarafından çok güzel olarak lanse ediliyor. Real Madrid kafilesi maçtan önce ya da sonra bence oraya da bir uğramalı...

5.4.2011
Real Madrid 4-0 Tottenham Hotspur

4 Nisan 2011 Pazartesi

Bu hafta sonu La Liga'da oynanan maçlar ligin kaderini belirleyecekse eğer...


Real Madrid'in Sporting Gijon ile oynadığı son lig maçının ardından yazıya dökmeye planladığım düşüncelerimi, benden önce davranarak adeta duygularıma ve düşüncelerime tercüman olacak şekilde Goal.com yazarlarından KS Leong yazmış.

Sporting Gijon ve Manolo Preciado'nun Real Madrid'in şampiyonluk hayallerine son verip La Liga tacını Barcelona'ya teslim etmesi ne kadar da ironik.

Sezon başında Madrid teknik direktörü Jose Mourinho bilindik sivri açıklamalarından birini yapıp Preciado'yu Barcelona karşısında zayıf bir takım çıkarmakla suçlamıştı.

Preciado o "zayıf" takımıyla Santiago Bernabeu'da 1-0'lık dillere destan bir galibiyet aldı. Böylece Jose Mourinho'nun 9 yıllık evinde kaybetmeme rekorunu, Madrid'in tüm kupalarda evinde kaybetmeme serisini, ve en önemlisi, Beyaz Şimşeklerin şampiyonluk umutlarını bitirdi.

Mourinho'nun oyuncuları şimdi Barcelona'nın sekiz puan (eğer karşılıklı averaja bakacak olursanız dokuz puan) gerisinde ve eğer bu hafta sonu oynanan maçlar ligin kaderini belirleyecekse o zaman Preciado şampiyonluğu Barça'ya kazandırmış demektir; sahaya zayıf bir takım sürerek değil, Madrid'i yenerek.

Ama bu alçakgönüllü, Vicente del Bosque'ye benzeyen Preciado, karşısındaki üstün teknik direktörü nasıl altetti?

Bunda Madrid'deki sakatlık krizinin payı var. Cristiano Ronaldo'nun yokluğunda Beyaz Şimşekler Karim Benzama ile idare edebilirlerdi. Ama Fransız oyuncunun da sakatlanması, Kaka'nın formsuzluğu, Xabi Alonso'nun cezalı durumda olması ve Marcelo'nun yedekte kalması ile çetin ceviz Sporting karşısında Real Madrid'in hücum gücünün son derece azalacağı belliydi.

Mourinho geçen hafta Hırvatistan karşısında Fransız milli forması giyen Benzema'nın ya da pek çok kilit oyuncusunun yokluğunu bahane göstermedi, ama (özellikle Mesut Özil tarafından) bir yaratıcılık eksikliği yaşadıklarını kabul etti.

Öte yandan "Özel İnsan" oyuncularının yorgunluktan öldüğünü itiraf etti. Ama Madridli oyuncular sahada yorgun görünmüyorlardı. Yaratıcı değillerdi, bitirici değillerdi, ama tükenmiş oldukları söylenemezdi. Daha küçük bir kadroya sahip ve benzer şekilde kilit oyuncularının eksikliğini hisseden Barça ile aynı kulvarda oldukları düşünüldüğünde Mourinho böyle bir bahaneye yaslanamaz.

Bütün bahaneler bir yana, Mourinho'nun son 30 dakikada galibiyet için bastırması oyunun kaderini ve 2010-11 sezonu La Liga şampiyonluğunun kaderini belirledi. Sol bek Alvaro Arbeloa'yu oyundan alıp 3-4-3'e geçerek Sergio Ramos'u öne çekme kararının bedelini ödedi.

Miguel de las Cuevas'ın golü Sergio Ramos'un boşalttığı kulvardan geldi. Golden birkaç dakika sonra Sportingliler boşluğun farkına vardıklarında skoru arttırma şansı da yakaladılar.

Mourinho belki kurnazlık etti, ama maçtan sonra yaptığı basın açıklamasında beraberlik istemesi durumunda maça en baştan ona göre çıkacağını açıklayarak doğru bir noktaya parmak bastı.

Bir beraberlik Barça'yı takiplerinde biraz daha iyi bir sonuç olabilirdi, ama Beyaz Şimşeklerin her yolu denemesi gerekiyordu. Dedikleri gibi ya herru ya merru. Her şeyi bütünlükle değerlendirdiğimizde, her ne kadar sonuç alamasa da Mouirnho'nun oynadığı kumar doğru bir karardı.

Yazıyı eşit derecede bir ironi ile bitirirsek, Sporting mağlubiyeti Mou'nun işini kurtarmış da olabilir. Bu mağlubiyet Madrid'in şampiyonluk hayallerini yıkmış olabilir, ama kimse onu zafer için takımı zorlamadığından dolayı suçlayamaz.

Eğer Sporting Gijon karşısında beraberliği kurtarmak için oynasaydı Mourinho'ya yönelik suçlamalar çok daha ağır olacaktı.

Sezonun tek amacı, Temmuz 2010'daki diyaloglarda gizli...

Real Madrid için lig bana göre 5-0 kaybedilen Barcelona maçının ardından bitmişti. Son alınan Sporting Gijon yenilgisi 'Bira' gibi bir cila oldu...

Temmuz ayında Jose Mourinho'nun Real Madrid ile sözleşme imzaladıktan sonra Florentino Perez ile arasında geçen konuşmalar artık 2010-2011 sezonu için takımın tek amacı oldu...

Temmuz 2010, Başkan Perez ve Mourinho kulüp müzesini gezerler.

Başkan Şampiyonlar Ligi Kupalarının tam önünde durur...

Perez: Onu özlüyoruz...

Mourinho: Ben de... Daha kazanalı birkaç gün olmasına rağmen...

23 Mart 2011 Çarşamba

Real Madrid Transfer Karnesi; Bu Sezon Yapılan Bütün Kilit Transferler Oldukça Etkileyici

Ne zaman transfer dönemi gelse Real Madrid'den sansasyonel imzalar atması beklenir. Bu sezon da durum farklı değildi ve Real alış verişi 75 milyon avroluk harcama ve yedi yeni oyuncuyla tamamladı.

Bu rakam dünyanın başka bir kulübü için bu devasa bir harcama, ama Florente Perez'in ikinci başkanlık dönemi geçen seferki gibi astronomik ölçüde olmadı.

Cristiano Ronaldo, Kaka ya da Karim Benzama gibi isimler alınmadı. Bunun yerine kulüp geleceğe yatırım yaparak genç yeteneklerin peşine düştü ve eski isimleri gönderme cesareti gösterdi. Goal.com'da yapılan inceleme, transferlerin performanslarına ve notlarına ışık tutuyor.

GELENLER: Sergio Canales (Racing Santander), Ricardo Carvalho (Chelsea), Angel Di Maria (Benfica), Sami Khedira (VfB Stuttgart), Pedro Leon (Getafe), Mesut Özil (Werder Bremen), Emmanuel Adebayor (Manchester City)

GİDENLER: Royston Drenthe (Hercules - kiralık), Guti (Besiktaş), Christoph Metzelder (Schalke), Raul (Schalke), Rafael van der Vaart (Tottenham), Mahamadou Diarra (Monaco), Mateos (AEK Athens - kiralık)


Mesut Özil: A+


Geldiği takım: Werder Bremen

Transfer bedeli: €15m

Mevkii: Hücumcu orta saha

Maç/Gol: 41/10


Geçen yaz Avrupa'da yapılan en iyi transfer değilse bile en iyilerinden biri. Özellikle Alman milli takımı ile 2010 Dünya Kupası'nda gösterdiği dikkat çekici oyununun ardından kimsenin potansiyeli ve yeteneğinden şüphesi yoktu. ama çok az kişi yeniden yapılanan Real Madrid takımına bu kadar çabuk ve etkili biçimde ayak uyduracağını tahmin edebilmişti. Sezon başındaki birkaç haftası ve 5-0 kaybettikleri Clasico'da kendini gösterememesine rağmen, Özil oynadığı her maçta izleyenleri etkiledi. 15 asist ve 10 golle etkili olmakla kalmadı, taraftarın sevgisini de kazandı.


Angel Di Maria: A


Geldiği takım: Benfica

Transfer bedeli: €25m

Mevkii: Kanat oyuncusu

Maç/Gol: 43/8


25 milyon avro ile Real Madrid'in bu yazki en pahalı transferiydi. Ama Arjantinli oyuncu 8 gol ve 18 asist ile kısa zamanda kulübün yatırımının ve inancının karşılığını ödedi. Fideo ayrıca yeteneği, uzun mesafeli pasları ve adam geçme yeteneği ile taraftarın da başını döndürdü. Özellikle Şubat ayında oynanan Levante maçında üç kişiyi geçip Karim Benzema'ya yaptığı asist hâlâ akıllarda.


Ricardo Carvalho: A


Geldiği takım: Chelsea

Transfer bedeli: €8m

Mevkii: Stoper

Maç/Gol: 37/3

Florentino Perez'in savunma oyuncusu transferleri genelde başarısızdır. Sergio Ramos bir istisna. Raul Albiol ve Alvaro Arbeloa'da sağlam transferler, ama olağanüstü değiller. Ama bu sezon Madrid son yılların en iyi santrhaf transferini gerçekleştirdi. Carvalho'nun yaşı ilk başlarda bir soru işaretiydi, çünkü oynadıkları hücum futbolu bek oyuncularının sürekli ileriye destek çıkmasına neden oluyor. Ancak "Riccy" sürat eksikliğini deneyimi, oyunu okuma uzmanlığı ve zamanında müdahele etme yeteneği ile kapattı. Attığı üç golle de formayı ne kadar hak ettiğini gösterdi.



Sami Khedira: B



Geldiği takım: VfB Stuttgart

Transfer bedeli: €12m

Mevkii: Defansif orta saha

Maç/Gol: 35/0


Tıpkı Özil gibi, Khedira da takıma çabucak uyum sağladı. İlk sezonunda Mesut kadar dikkat çekmemesi anlaşılır bir durum, ama eski Stuttgart oyuncusu özellikle bu sezon için transfer edildi. Lass Diarra, Fernando Gago ve daha sonra takımdan ayrılan Mahamdou Diarra ile rekabete rağmen çift pivot rolünde Xabi Alanso ile iyi bir işbirliğine girdi. Khedira henüz hücum yeteneklerini gösterebilmiş değil, ama şans verildikçe daha da iyi bir form yakalayacaktır.



Emmanuel Adebayor: B-


Geldiği takım: Manchester City

Transfer bedeli: Kiralık

Mevkii: Forvet

Maç/Gol: 12/3

Madrid acilen forvet arayışına girdiğinde Ruud van Nistelrooy'u Santiago Bernabeu'da tekrar görmek isteyen romantikler olmuştu. Ama Beyaz Şimşekler kiralık olarak Emmanuel Adebayor2u kiralık olarak getirmeyi tercih ettiler. 26 yaşındaki oyuncunun İspanyol futboluna ne kadar uyum sağlayacağı merak konusuydu. Ancak oyuncunun tek niyeti gol atmaktı ve bunu ilk 30 dakikasında başardı. Şu anda toplamda 3 golü var, ama 520 dakika oynamış bir oyuncu için çok da kötü değil.


Pedro Leon: C-


Geldiği takım: Getafe

Transfer bedeli: €10m

Mevkii: Kanat

Maç/Gol: 13/2

Geçen sezon Getafe'de gösterdiği performans onu Real Madrid'in hedefi haline getirdi. Ancak Cristiano Ronaldo ve Angel Di Maria'nın gölgesinde kalarak kendisini gösterdi. Şans verildiğinde ise özgüven sorunları yaşadığı görüldü. Ancak 24 yaşındaki oyuncunun yeterince defansif yapıda olmadığını açıklayan Mourinho'nun da bunda payı var. Ayrıca Şampiyonlar Ligi'nde Milan'a karşı son dakikalarda beraberlik golünü attığı da unutulmamalı.




Sergio Canales: D


Geldiği takım: Racing Santander

Transfer bedeli: €4.5m

Mevkii: Orta saha

Maç/Gol: 12/0


Racing'den Şubat 2010'da alındığı için teknik olarak 2010-11 sezonunun transferi sayılmaz. 20 yaşındaki oyuncudan çok beklenti vardı, ama erken sakatlığı ve Özil'in performansı kenarda kalmasına sebep oldu. İlk 11'de oynadığı maçlarda da etkileyici olmaktan uzaktı. Ancak gelecekte takıma büyük faydaları dokunacaktır.



Final notu: A


Çok sayıda oyuncu alması ve yüksek harcamaları düşünüldüğünde Madrid'in yatırımlarının geri dönmesi nadir görülen bir durum. Ama 2010-11'deki bütün kilit transferleri etkileyiciydi.

Özil, di Maria ve Khedira'nın ancak sezon ortasına doğru kendilerini göstermeleri bekleniyordu, ama en baştan ilk 11'in vazgeçilmez isimleri oldular.

Maicon'u almakta başarısız oldular, ama daha ucuz bir alternatifi olan Ricardo Carvalho, Madrid'in defansını disiplinli ve organize bir hale getirdi.

Kulüp ayrıca gidenleri de aramadı. Rafael van der Vaart, Tottenham'da önemli bir konuma sahip olabilir, ama Wesley Sneijder ya da Robben gibi özlenen bir isim değil.

Perez, Mourinho ve Valdano bu yaz iyi çalıştılar. Mou'nun Di Maria ve Carvalho konusunda başkanı ikna etmesi, Perez'in Özil'i getirme ısrarı sayesinde Beyaz Şimşekler hep doğru hamleler yaptı.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Miel*

Yılların verdiği bir stresle çıktı Real Madrid maça. Bunun üstüne bir de maça doğrudan etki etme konusunda uzman olan Ol. Lyon seyircisi eklenince maçın stresli bir havada geçmesi de kaçınılmaz oldu.

Jose Mourinho maç başlarken Casillas, Ramos, Pepe, Carvalho, Arbeloa, Khedira, Alonso, Di Maria, Alonso, Özil, Ronaldo ve Adebayor'u tercih etti. Maçtan önce Karim Benzema'nın eski takımına karşı ilk onbirde maça başlayabileceği konuşuluyordu ancak bu maçta oynaması sakıncalı olmayan Adebayor başladı. Takıma bakıldığında tartışılması gereken sanıyorum sadece Arbeloa-Marcelo ikilisi olabilir çünkü çoğu maçta kanattan ceza sahası içine yaptığı koşular ile tehlikeli olabilen Marcelo, bu maçta da Ol. Lyon'un başına dert açabilirdi. Ancak Jose Mourinho'nun tercihi savunma yönü daha ağır basan Arbeloa yönünde oldu.

Hücumcu bir savunma beki olmayan Arbeloa, pek tabii Marcelo'nun çoğu maçta yaptıklarını yapamadı. Marcelo'da Real Madrid ile ilk onbirde yer aldığı maçlarda çoğu zaman Cristiano Ronaldo ve Mesut Özil'in rakip takım defansı içinde yarattığı boşluklardan faydalanıp, hücumlara büyük ölçüde katkıda bulunuyordu. Yine aynı zamanda atağa çıkan Marcelo, Cristiano Ronaldo'nun daha fazla rahatlamasına ve rakip yarı alanda daha fazla pozisyon bulmasına yardımcı oluyordu. İşte Real Madrid'in Stade Gerland'daki bu maçta eksik olan tek unsuru buydu. Marcelo ile yakaladığı uyum kadar Arbeloa ile anlaşamayan Ronaldo, kullandığı ve direkten dönen serbest vuruşu ile en büyük etkisini gösterebildi. Tabii ki Jose Mourinho'nun Arbeloa tercihinin de bir mantıklı açıklaması var. Bu tercih, Lyon kanatlarının kendi liglerinde oldukça etkili olmaları ve Marcelo'nun ileride kaldığı anlarda büyük bir tehdit doğurabilecek olmasından kaynaklı.

Maçın ilk yarısı boyunca göze çarpan ilk ayrıntı iki tarafında hırs eksikliği yaşıyor oluşuydu. Real Madrid çok etkili gelemedi, Lyon ise sakin bir oyunu tercih etti ve sıkıcı bir ilk yarı ortaya çıktı. Yine ilk yarıda Cristiano Ronaldo'nun serbest vuruşundan gelen tehlike dışında Real Madrid'in fazla efektif olamaması ilk yarının başka bir özeti. Aynı zamanda Real Madrid ataklarını kesmeyi başaran Lyon takımının defansı ve orta sahasının bu topları kötü paslarla iyi kullanamaması ve ileri uçta Gomis'in ilk 45 dakikada beceriksiz bir görüntüde olması, ev sahibi ekibin gol bulmasını engelleyen faktörlerden bazılarıydı.

İkinci devre ise nihayet Real Madrid'in gerçek temposunu bulduğu dakikalardan oluştu. Ancak ikinci 45 dakika için ev sahibi Lyon'un büyük şansından da söz etmeden geçmek olmaz. Cristiano Ronaldo'nun zekice kullandığı ve kaleci Lloris'in bakışları içinde kaleye yönelen topun direkten dönmesi, yine Sergio Ramos'un kafasının üst direkte patlaması, Lyon için şans anlarıydı. İkinci yarı boyunca pozisyon üretmekte zorlanan Lyon'un, Real Madrid'in ataklarının sıklaştığı anlardan kazasız çıkması da bir başka önemli unsur. Tabii ki bu durum maç sonuna kadar devam etmedi ve hata yapmaya müsait olan Lyon savunmasını Adebayor'un çok fazla zorlayamadığını düşünen Jose Mourinho, Karim Benzema'yı eski takımına karşı oyuna aldı. Lyon taraftarının eski yıldızlarını oyuna girdiği anda alkışlamaları da güzel bir ayrıntı olarak akıllarda kaldı.

Oyuna girdiği ilk saniyelerde hemen Lyon savunmasını yıpratmaya başlayan Benzema, Ronaldo'nun pasında ceza sahası içinde zorlama bir vuruşla topu ağlara göndereyi başardığında hepimiz Real Madrid'in hem bu maçta, hem de genel anlamda Lyon'a karşı olan şanssızlığını kırdığını düşündük. Bu andan sonra maç boyunca 58'e 42 ile sahanın pas yüzdesi en fazla oyuncusu olan Khedira'yı oyundan alan Mourinho, benim her daim oynamasını istediğim Lassana Diarra'yı oyuna alarak orta sahanın direncini biraz daha arttırma yoluna gitti.

Ol. Lyon'un geçen yılki eşleşmede Real Madrid'in belalısı olan Pjanic'i oyuna alması Puel'in son hamlesi oldu. Neredeyse tüm takım ile hücum etmeye başlayan Ol. Lyon, Real Madrid'in son anlarda oyunu kendi alanında kabullenmesi ile golün geleceği hissedildi. Bir şans topunda tek kişilik barajdan gelen topu Cris, Gomis'e indirdi ve siyahi oyuncu altın bir dokunuşla durumu 1-1 yaptı. Bu gol, aynı zamanda turun 'daha fazla stres' ile Santiago Bernabeu'ya kalacağının da habercisi oldu.

Son olarak istatistiklere bir bakalım. Her ne kadar rakamlar 'mini etek gibi olup, asıl görülmesi gerekeni göstermese de' Real Madrid'in tüm rakamlarda (faul sayıları dahil) Lyon'un arkasında kalarak şaşırttı. İşte rakamların herşeyi göstermeyeceği gerçeği burada daha çok geçerlilik kazanıyor. Yazı içinde sık sık bahsettiğimiz 'Lyon'un pas yapamama' durumu istatistiklere de yansımış durumda. Real Madrid %68 pas yüzdesi ile oynarken bu rakam Lyon'da %57'de kalmış. Ayır olarak Mesut Özil'den de mutlaka bahsetmek gerek çünkü 38'de 32 isabetli pas ile maçın en iyilerinden.

Real Madrid aldığı bu beraberlik ile turu geçmek adına bir avantaj sağladı ve geçecektir de ancak olası bir kazada geçen yıldan daha büyük bir kabusun olabileceği gerçeği de korku salan bir durum.

Yazının bombası da Jose Mourinho'nun maç sonunda İtalyan basınına yaptığı açıklamalar olsun: "Şampiyonlar Ligi Finali'nde Inter ya da Chelsea ile oynayabilmek için para bile öderim"


CL 2010-2011 İkinci Tur (1. Maç)

OL. LYON 1-1 REAL MADRİD

*Miel (Fransızca ve İspanyolcada 'Bal' anlamına gelir)

Bu yazı aynı zamanda Goal.com Türkiye adına yazılmıştır.

22 Şubat 2011 Salı

Ol. Lyon - Real Madrid | Maç Öncesi

Şampiyonlar Ligi'nin lanetinin bitmesini isteyen bir Real Madrid sempatizanı olarak özel olarak ilgi göstereceğim bir maç olacak. Bahsettiğim 'lanet' ise 2004-2005 sezonundan bu yana süre gelen, Goal.com'da şurada bahsettiğimiz 'çeyrek finali görememe' durumu. Bu maç ya da Santiago Bernabeu'da oynanacak olan maçla beraber bu tur, Real Madrid'in önce Ol. Lyon üzerindeki şanssızlığını, sonra da 7 yıldır gelen şanssızlığını kırması adına çok çok önemli.

Finansal alanda her daim lider olmayı başaran Real Madrid, bu kulvardaki başarısını artık en kısa zamanda Şampiyonlar Ligi arenasına da yansıtabilmeli. Son altı sezonda çeyrek finale kadar gelemeyen Real Madrid, bu gece Ol. Lyon karşısında işini şansa bırakmayarak deplasmanda alacağı avantajlı bir skorla evine dönmek istiyor. 2004 yılından bu yana Real Madrid'in dokuzuncu çalıştırıcı olan Jose Mourinho, geçen yıl yine Ol. Lyon karşısında Manuel Pellegrini'nin başaramadığını başarmak için saha kenarında olacak.

Bu maç aynı zamanda Karim Benzema için yine önem teşkil ediyor. Geçen sezonda yine eski takımına karşı oynayan Benzema, bu maçtan önce de yaptığı açıklamalarda karşılaşmayı dört gözle beklediğini söyleyerek Jose Mourinho'ya sinyali çakmış durumda. Levante karşısında bir gol atan ve Mourinho'dan bu maçta şans bekleyen Benzema'nın en büyük rakibi hiç şüphe yok ki geldiği andan itibaren kulüpte kalıcı olabileceğini ispatlayan Emmanuel Adebayor. Man City forması ile Avrupa Ligi'nde oynayan Adebayor, UEFA'nın özel kuralları çerçevesinde eğer Jose Mourinho isterse Lyon'a karşı forma giyebilecek.

Bu sezon diğer bir Fransız Auxerre karşısında kazanmasını bilen Real Madrid, son yıllarda bir türlü Lyon'a karşı diş geçiremiyor. İki takım arasındaki en unutulmaz maç hiç şüphe yok ki Lyon'un 2005-2006 Şampiyonlar Ligi gruplarında kendi evinde 3-0 kazandığı müsabaka. Real Madrid Fransız takımlarına karşı oynadığı karşılaşmalarda 4 kez kazanıp, 1 kez berabere kalırken 6 kez de kaybetti. Bu istatistiğin ilginç yani mağlubiyetlerin hepsini Ol. Lyon'un tattırmış olması.

Yine 2003-2004 sezonunda Porto ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşan Jose Mourinho, aynı sezon içinde çeyrek finalde Ol. Lyon'u elemeyi başarmıştı ve şimdi bunu Real Madrid'in başındayken ikinci kez yapmak istiyor. Yien Jose Mourinho'nun o takımında defansın bel kemiği olan Carvalho, tekrar Lyon karşısına bu maçın anısı ile çıkacak. Ayrıca 2007-2008 sezonunda Manchester United ile Ronaldo, 2005-2006 sezonunda ise Milan forması ile Kaka, geçmişte Lyon ağlarını sarsan ve şimdi Real Madrid forması giyen iki isim durumunda. Yine Sami Khedira'da Stuttgart'ta oynadığı dönemde 2007-2008 sezonunda Lyon'a karşı geçmişte ter döken başka bir Real Madridli.

Maçtan önce Lyon ile geçmiş yıllarda oynanan müsabakalara pek takmadığını söyleyen Jose Mourinho, Lyon'un hakkını verdi ancak kendilerinin daha güçlü bir takım olduklarını da eklemeyi unutmadı.

Maç öncesinde Real Madrid'de Gonzalo Higuain uzun süren sakatlığı ile beraber bu karşılaşmada yine forma giyemeyecek. Yine Fernando Gago'da Fransa'ya götürülmeyen bir diğer oyuncu.

Bu maçtan önce kimsenin üstü kapalı cümleler söylemesine gerek yok çünkü biliniyor ki Real Madrid artık Ol. Lyon'dan fazlasıyla intikam almak istiyor. Geçen sezon rakibi küçümsemenin başlarına ne işler açtığını gören futbolcular, bu sefer Jose Mourinho'nun disiplini altındalar ve ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlar. Hızlı, teknik ve çevik forvet oyuncularıyla Lyon'un başını döndürüp işi kısa sürede bitirebilecek kapasiteye sahip bir takım Real Madrid. Yeter ki işi bu sefer sıkı tutsunlar.

Şimdi son olarak benim için iyi anılar olmasa da Real Madrid'in 2004-2005'ten bu yana sürekli ikinci turunda veda ettiği Şampiyponlar Ligi maçlarını tekrar hatırlayalım. Buradan o maçların hikayelerine tekrar bakabilirsiniz. Ve son olarak Real Madrid'n Lyon'u elemesi için 5 nedene de bu linkten bakabilirsiniz. Güzel bir akşam olsun...

Ol. Lyon - Real Madrid

22.2.2011, 21:45

28 Ocak 2011 Cuma

Adebayor doğru yerde mi?

Real Madrid haftalardır Gonzalo Higuain'in sakatlığından sonra doğan boşluğu doldurmak adına çalışıyordu. Birçok ismin adı geçti. En ilginçleri ise Beşiktaş'a gelen Hugo Almeida, Herculesli Nelson Valdez ve hatta Juventus taraftarının istenmeyen adam ilan ettiği Amauri'ydi. Nihayet Jorge Valdano ve Jose Mourinho bir konuda anlaşmaya vardılar. Mou, Ronaldo'yu tek forvet oynatınca Benzema'ya güven probleminin olduğunu yönetime sinaylledi. Bunun üzerine Real Madrid sezon sonunda istediğinde satın alabileceği Emmanuel Adebayor'u 6 aylığına renklerine bağladı. Bu bir devrim sayılabilir. Real Madrid oyuncu almıyor ve kiralıyorsa Jose Mourinho'nun çizgileri belli olan Florentino Perez'i dahi değiştirdiği apaçık ortaya çıkıyor.

Transfer çabuk bitti. İspanyol basınında kafaları kurcalayan bir iki şey daha var. Başkentin ilk Togolusu Adebayor Jose Mourinho'nun düşündüğü gibi takıma faydalı olacak mı, yoksa 6 ay sonra hiçbirşeye katkı sağlamadan yeniden Manchester'ın yolunu mu tutacak?

Adebayor sürekli Roberto Mancini ile tartışmalarının ardından ona olan inancını kaybettiğini vurguladı. Edin Dzeko'nun da Macnhester City'ye transferinden sonra onun düşünülmediği apaçık ortadaydı. 26 yaşındaki oyuncu Real Madrid'de Jose Mourinho ile beraber gerçek kimliğini bulmak adına somut adımlar atabilir. Rüyasının gerçekleştiğini de sözlerine eklemesi aslında ekstra bir motive kaynağı olarak yorumlanabilir. Afrika Uluslar Kupası'nda yaşadıklarından ve sorunlardan sonra Real Madrid'e transferi ile 2011'e iyi bir başlangıç yapan Adebayor Gonzalo Higuain'in yokluğunu doldurmak adına alındı. Bu bir gerçek. Aslında esas problem burada ortaya çıkıyor. Adebayor için üç seçenek var. Karim Benzema ile yanyana oynayıp iyi bir uyum yakalaması, tek başına oynayıp Benzema'yı kesmesi ve eğer tutturamazsa Higuain'in dönüşü ile beraber İngiltere'nin yolunu tutması. Tabi kadroda Adebayor'un tek başına oynaması Benzema için motivasyon kaybına neden olacak. Oyuncunun açıklamalarına bakıldığında Benzema ile yan yana oynamaktan dolayı mutlu olacağını görüyoruz. Yani yanında bir partnerin olmasını istiyor. Burada sorulması gereken Higuain döndüğünde ne olacağı?

Real Madrid'in problemlerinden biri ideal onbirin dışınde kenardan gelen oyuncuların aynı etkiyi gösterememesi. Sistem aynı olsa da sonuca gitmek zorlaşıyor. Bu durum Barcelona'da böyle değil. Benzema ise aslında çok eleştirilen bir isimdi ki bunu anlamamak zor değil. Birçok maçta hattrick yapma şansını dahi eline geçiren forvet, takımın asıl forveti olabileceğini hâlâ ispatlayabilmiş değil. Bu bağlamda Adebayor zaten devre arası transferi olduğundan çabuk uyum sağlayıp gol yollarındaki eksiyi silebilir. Real Madrid bu sezon Santiago Bernabeu'da Barcelona'yı yenmeyi başaramazsa hiçbir şey başaramaz. Bu bağlamda Adebayor'un Mourinho'nun gol yollarındaki aradığı can simidi olup olmadığını aslında bu maçta göreceğiz. Togolunun bitirici özelliklerinin aslında Benzema'dan daha iyi olduğu düşünülürse Cristiano Ronaldo, Di Maria ve Mesut'un besleyeceği bir Adebayor çok gol atabilir.

Adebayor Arsenal günlerinden sonra tekrar şahlanmak için doğru yerde olabilir. Onun için eğer oynarsa Barcelona maçı kariyerinin en önemli karşılaşması olacak. Bekleyip göreceğiz...

17 Aralık 2010 Cuma

Jose Mourinho kime göz kırpıyor?

Transfer dönemi yaklaştıkça Jose Mourinho'nun forvet hattına istediği isimlerin listesi de kabarıyor. Tabii bu isimler genelde İspanyol ve İngiliz basınının öne çıkarttığı futbolcular. Real Madrid'in tüm bu isimlere rağmen ara transfer dönemini sessiz geçmesi de bir ihtimal halihazırda.

En çok ismin geçtiği mevkii, 'El Pipita' Higuain'in de sakatlanmasından sonra o bölgede alternatiflerin azalması ile birlikte forvet... Gonzalo Higuain'in takımda var olduğu maçlarda dahi o bölgeye bitirici özellikleri ve duruşu daha sağlam bir forvet oyuncusunun monte edilme ihtiyacı yeni bir şey değil aslında. Higuain güzel ve estetik bir gol attığında bu sorun ortadan kalkmış gibi görünüyor ancak Arjantinli kendisinden atması beklenen golü yapamayınca homurdanmalar yeniden başlıyor ve Higuain için 'Real Madrid için bir sınıf aşağıda' söylemleri hemen başgösteriyor.

Karim Benzema'nın da varlığı Real Madrid için 'yetmez ama evet' tarzında diyebiliriz. Peki, Gonzalo Higuain ve Karim Benzema'nın bile takımda kaldığını düşünüsek Real Madrid için üçüncü bir forvet oyuncusu kim olur? Ya da olmalı?

Öncelikle gelecek veya gelmesi ihtimal olan forvet oyuncusu Benzema ve Higuain'den kesinlikle daha faydalı olabilecek ve bir gömlek üstün bir oyuncu olmalı. Tabii ki Jose Moutinho bu mevkii için Higuain'in alternatifinin Benzema ile birlikte ikiye çıkmasını istiyorsa alınabilecek oyuncu sayısında artış olacaktır. Ancak ben Gonzalo Higuain'den de daha faydalı olacak isimlerin üzerinde duracağım.

Carlos Tevez, Manchester City'deki problemlerinin ardından artık oralarda 'bağlasalar durmam' moduna girmiş durumda. Ancak Arjantinlinin durumu çok karışık. Ailevi nedenler onu tekrar bir şekilde Arjantin'e yönlendirecek gibi. İspanya kapıları onun evine dönme arzuları nedeniyle kapanabilir ancak Carlos Tevez'in derdinin sadece İngiltere ve Manchester City ile sınırlı olduğu fikri, onu Real Madrid için çekici bir adam yapıyor. Ancak hikayenin ve gelişmelerin sonucunu beklemek gerek.

Diğer adaylar ise Tevez kadar cazip görnmeselerde ilgi çekiciler. Emmanuel Adebayor ve 'Bezelye' Javier Hernandez, İngiliz basınının 'pöykürdüğü' isimler arasında. Tıpkı Tevez gibi Mancini ve taknik heyet arasındaki sorunlar Adebayor ile de var. Togolu arkadaşımız genelde Jorge Valdano'nun ilgilendiği Real Madrid transferlerinde listenin başını çekiyor. Jose Mourinho'nun tarzını çok beğendiği Adebayor için ilk düşünülen seçenek 30 Haziran 2011 yılına kadar kiralık olarak Santiago Bernabeu'ya getirmek. Plase ve şaşırtıcı olanı ise ManU'lu 'bezelye' Javier Hernandez. Meksikalı oyuncunun Guadalajara'dan Manchester'a geldiğinden bu yana etkilediği isimler arasında Jose Mourinho'da bulunuyor. 7 Milyon Sterlin'e Sir Alex Ferguson'un takımına katılan Javier Hernandez'in henüz çok yeni olduğu takımından ayrılması zor olsa da, onda 'yeni Hugo Sanchez' havası gören Real Madrid bu oyuncu için teklif yaparsa eğer 25 milyon avro gibi bir miktarı gözden çıkartması gerekecek. Tabii Jose, Fergie'yi kandırmak için onun çok beğendiği bir ismi yanar dönerli bir meyve tabağında Javier Hernandez için ikram da edebilir: Lassana Diarra...

Son olarak diğer 'dedikoduları' da verelim: Edin Dzeko, Diego Milito, Eto'o, Asamoah Gyan.

Kaynaklar: Daily Mail, Marca, Guardian, Goal.com / Fotoğraf: @GettyImages

30 Kasım 2010 Salı

El ' İnsaf '



Ne demişti Jose Mourinho?

"Barcelona'ya yenilirsek ne mi olacak? Ertesi gün Salı olacak sadece..." 

Evet, bugün Salı olmasına Salı ama, güzel bir Salı değil. Aslında Pazartesinin de o kadar güzel başladığını söylemek zor. Barcelona - Real Madrid maçını izlemeye başladığımızda yanımdaki arkadaşlarıma daha maçın 37. saniyesinde 'Barcelona baskılı başladı' dedim espri yolu ile, güldük eğlendik. Aslında öyle olmuştu. Barcelonalı Messi'nin ilk dakikalarda kaleyi yoklaması ve topun direkten dönüşü bazı şeylerin sinyallerini de vermişti. 

2005-2006 sezonuydu. Real Madrid aslında hikayesi çok bol olan Los Galacticos döneminin sonlarındaydı ve o sezon Santiago Bernabeu'da oynanan ve Ronaldinho'nun harikalar yarattığı maçın sonunda Real Madrid taraftarları ayağa kalkmış, 3-0'lık Barcelona galibiyetini kutluyorlardı. İşte dün gece de son düdük çaldığında tüm 90 dakika olanları unuttum ve Barcelona'nın oyununu alkışladım. Çünkü alkışlanması gerekiyordu. Geçtiğimiz sezon Katalanlara Inter altında büyük eziyet yaşatan Jose Mourinho, yine aynı stadyumda ömründe bir maçta yemediği kadar gol görerek üzgün ayrılıyordu... Jose tüm bunlara alışkın değildi.

Jose Mourinho'nun bir şampiyon olduğu asla inkar edilemez. O gençliğinde asla iyi bir futbolcu olamadığın anladığında bu yola baş koyduğundan beri dünyanın en iyisi olmayı fazlasıyla başardı. Ve bunları takiben kendi kendini methetmekte de gecikmedi. Haklı olarak... Porto'yu zirveye taşıdığı yılların ardından kendini hep özel biri olarak gördü. Ondaki sahte bir alçakgönüllülük değildi. Chelsea'de göreve başladıktan sonra yarım yüzyıldır kupa alamayan bir takımı şampiyonluğa taşıdı ve özel bir isim olduğunu yine kanıtladı. Göze fazlasıyla çarpan bir ego, insan yönetimi, harika bir antrenörlük yeteneği ve sonsuz çalışma kapasitesi... Jose Mourinho'nun tüm bu özellikleri maalesef Barcelona'nın son yıllarda oynadığı futbolu 'Real Madrid' çatısı altında 'şimdilik' durdurmaya yetmedi. Barça tribünlerinde açılan 'tercümandın tercüman kalacaksın' pankartının cevabı aslında Inter'in başında iken verilmişti ancak dün gece tüm bunlar yutulmak zorunda kalındı...

Daha önce görmediğim, daha iyi oyunlar seyrettiğim ancak bunu hırsı ile bütünleştiren bir oyuna şahit etmeyen bir Barcelona idi sahadaki. Ekran başında dahi baş döndüren bir pas trafiği, 'eh yeter artık' derecesine getiren ve rakiple dalga geçen temposu ile harika bir takım. Ronaldo'nun Pep Guardiola'yı itekleyip ortamın bir anda gerilmesi, Sergio Ramos'un hem Puyol'u hem de Xavi'yi tokatlama teşebbüsleri de Real Madrid hırsının elinden oyuncağı alınmış çocuk psikolojisine dnmüş hali gibiydi. Birini düşünün, bir şeyle uğraşıyor, didiniyor fakat yaptığı şey bir türlü istediği gibi olmuyor. Sonunda ise 'eh yeter!' diyerek fırlatıyor elindekini. İşte Real Madrid'in oyunun sonunda 'Jeffren ve hile ile' ruh hali tam da bu şekildeydi. Tüm bunlardan hareketle benim yazdığım bu yazının başlığı da doğal olarak El Clasico'dan El İnsaf'a dönüşmüş oldu. Atılan onlarca pasın ardından gelen golde bunların üstüne tuz-biber gibi eşlik etti. (Fenerbahçe'nin Galatasaray'a 4-0'lık maçta attığı 4. golde, Anelka'nın tamamladığı ve 35 pas yapılan gol, bu alanda en iyisi). 

Barcelona sahada harikalar yarattıkça, Ben ekran başında, Jose Mourinho'da kenarda çaresizliği artan bir adamlara dönüşüyorduk. Maç 5-0 bittiğinde ise ortada Santiago Bernabeu'da alınan 2-6'lık galibiyetten daha önemli bir sonuç vardı Barça için. Çünkü kenarda bekleyen en büyük Real Madridli Jose Mourinho'ydu. 'Real Madrid'i yenersek orgazm yaşarız' diyen Xavi, ilk golde 'Barça modadır, gelir geçer' diyen Iker Casillas'ı mağlup etmişti ve işte o golden sonra benim adıma o maç bitişti. Çünkü oyunun gidişatı, seyri, Real Madrid'in ancak bir duran toptan ya da benzerinden gol atacağına işaret ediyordu ki, Ronaldo'nun direği yalayan serbesyt vuruşu dışında beni heyecanlandıran bir durumda olmamıştı...

Gelelim Mourinho'nun Inter ile yaptığının neden Real Madrid ile başaramadığına. Çok uzun bir paragraf açmaya gerek yok. İki cevabı var ve çok basit. İlki Inter'deki savunma oyuncularının ve takımdaki savunma kurgusunun tam da Jose'nin aradığı cinsten oluşu. İkincisi de Real Madrid'in istekleri doğrultusunda 'Ben gitttiğim ülkeye göre top oynatırım' diyen Jose Mourinho'nun Inter'i çalıştırırken aldığı önlemleri Real Madrid'in başındayken almaması. Fakat bende maçtan önce bu tür bir önleme gerek olmadığını düşünmüştüm. Hatta Higuain'in sakat olduğu ve oynayamayacağı açıklandıktan sonra işin içinde bi uyanıklık arayıp ilk onbirde Lassana Diarra'yı bekledim ama Mourinho Real Madrid'e oturtmaya çalıştığı sisteminden vazgeçmeyerek El Pipita'nın yerine maç boyunca çok etkisiz olan Karim Benzema'yı oynatmıştı. Tabii mevcut olan bu sistem, 4-0 dan sonra geri döndürülemeyecek skoru falan düşünmeyip sırf Barça'nın dominasyonunu yıkma amaçlı düşüncelerin de rafa kalkmasına neden oldu. Zaten son anlara doğru Lassana Diarra'nın oyuna dahil oluşu da Mourinho açısından belki de bir pişmanlığın göstergesiydi. 

Bu maç aynı zamanda benim açımdan Barcelona'nın daha önceki haftalardaki gibi herhangi bir La Liga maçı oynuyormuşçasına bir oyun sergilemesi ile vurucu nokta oldu. Önüne geleni bir şekilde yenmeyi başaran Barcelona ve Real Madrid arasındaki fark dün gece ortaya çıkmış oldu. Aslında pek tabii uzun olan ligde şampiyonluğun belirleyicisi bu maçlar olmayacaktır ancak geçen sezon örnek alındığında endişelenmek için fazlasıyla da sebep mevcut. Bunlardan ilki geçen sezon neredeyse 100 puana yaklaşan Manuel Pellegrini'nin beğenilmeyip gönderilmesinden sonra Jose'nin de bir Barcelona maçını kaybetmesi. Kişisel fikrim zaten Real Madrid'in bir şekilde La Liga maçlarını kazanabildiği. Bunu 2009-2010'dan da rahatlıkla görebiliyoruz. Şimdi Jose Mourinho'nun Real Madrid'e vermesi gereken ve farkını hissettirmesini sağlayacak 2 şey; Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve iki Barcelona maçınında en az 4 paunla bitirilmesi. Artık bu iki maçtan biri gitti ve kesinlikel söyleyebilirim ki Santiago Bernabeu'daki Barcelona maçının mutlaka kazanılması gerek. Evet, ligde neler olacağı, kimin hangi takıma puan kaybedeceği hiç belli olmaz ancak Yunan basınının 'Special one, 2, 3, 4, 5' başlıkları atıp dalga geçtiği Mourinho, geçen sezon Pellegrini'nin hissettiremediği farkı kendi evimizde oynayacağımız maçta mutlaka hissettirmeli.

Son olarak Barcelona ile ilgili sözlükte şöyle bir entry gördüm, Barcelona'nın yaptığını en iyi anlatan. "Herkes bilir ve söyler, futbol bir takım oyunudur. Hücum ve savunma takım olarak yapılır, topu kaybettiğin an topu kapmak icin alan daraltılıp pres yapılması gerekir, topa sahip olunca topa sahip olmayan diğer oyuncuların hemen boşa çıkıp top alması gerekir. Futbolun yetmiş - seksen metre arasında değil, otuz kırk metre arasında oynanması gerekir. Çalım sadece gerektiğinde atılması gerekendir, gerektiğinde çalım atabilecek oyuncularin takimda olmasi gerekir. Bu oyuncularin gereksiz çalım atıp kendilerini yormak yerine gerektiği kadar pas yapıp rakip takımı yormasını bilecek yetenek ve akıla sahip olmaları gerekir... Tüm bunları bu oyuna kafa yorup biraz düşünen herkes söyleyebilir ama nedense kimse böyle bir takım yaratmayi başaramaz, takımını bu şekilde oynatamaz. Herkese kolay görünen herkese kolay göründüğu için basit geleni kimse beceremez..." İşte Barcelona, burada yazılanları çok iyi beceriyor ve aslında rakibe duyulan hayranlıkta bu yüzden... 

Son cümlemi de temennilere ayırayım, sezon sonu Real Madrid şampiyon olursa anarız. "Kasım Barça'nın, Mayıs Real Madrid'in olsun." Ve tabii, El Clasico'nun ardından yaşanacak bir konsantrasyon bozukluğu ile beraber önümüzdeki hafta derbide Espanyol'un Barcelona'yı yenmesini bekliyoruz...

Kısmet...

Son olarak; "Üşüyoruz sobayı yak Raul Reyis..."

29.11.2010, BARCELONA 5-0 REAL MADRİD

---> Terazinin iki kefesi; Real Madrid ve Barcelona. Biri yoksa, diğeri de yok...

---> Barcelona 5-0 Real Madrid: historic Barca win (Zonal Marking)

---> José Mourinho admits Barcelona's thrashing of Real Madrid was fair (The Guardian)

---> Foto Galeri (Marca)

---> "Real Madrid'i sevmek" via Goal.com 

7 Kasım 2010 Pazar

Real Madrid - Atletico Madrid; El Derbi Madrileno Öncesi.


Madrid, bu gece 22:00'da Avrupa'nın en önemli derbilerinden birine şahitlik edecek. Santiago Bernabeu'nun büyülü atmosferinde Real Madrid ve Atletico Madrid tekrar derbi ateşini yakacaklar. 

Derbi öncesinde söylenmesi ilk gereken ve bir yerlerden tanıdık gelen durum, Atletico Madrid'in 11 yıldır Real Madrid karşısında kazanamadığı. Bu durum her iki takım içinde bir baskı unsuru aslında. Geçtiğimiz sezon oynanan son maçı 3-2 kazanan Real Madrid, Atletico'ya en son 1999'da 3-1'lik skorla mağlup olmuştu. 

Ayrıca derbi, dengesiz istatistikleri ile dikkat çekici. İki takım bugüne kadar La Liga'da 145 kez karşılaştı. Bu maçların 79'unu Real Madrid, 35'ini Atletico Madrid kazandı, 31 maç da berabere bitti. Real Madrid 260 gol, Atletico 197 gol attı. Galibiyet sayılarına bakıldığında son 11 yıldan bağımsız olarak Real Madrid'in bariz üstünlüğü hemen belli oluyor.

Raul'ü analım hazır Atletico Madrid maçı gelmişken. Efendim bu maç, Real Madrid'in Raul olmadan çıkacağı ikinci Madrid derbisi. Lambacı melek Raul, Real Madrid'den ayrılmadan önce tam 28 Atletico Madrid maçını bu maçı saymazsak sadece birini kaçırmıştı. Onun kaçırdığı tek Atletico Madrid maçı 1995 Nisanındaydı ve o yıl Raul U-20 Dünya Şampiyonası için İspanya Milli Takımı'nda bulunuyordu...

İki takım oyuncularını birbirleri ile eşleştirerek ufak bir analiz yapalımki. İlk olarak Casillas ve De Gea... Hangisi en formda? En iyisinin Casillas olduğu bir gerçek ancak genç kaleci De Gea'da çok formda ve Real Madrid hucümcularını durdurabilecek kapasitede. Şimdilik abisi Casillas'tan tek farkının tecrübe farkı olduğunu söyleyebiliriz. Son olarak 19 yaşındaki bu arkadaş Casillas'tan sonra İspanya'nın birinci kalecisi olma yolunda büyük adaylardan bir tanesi.

Sergio Ramos - Valera eşleşmesini ise net olarak Ramos kazanır. Endülüs'lü Ramos'u çok fazla tartışmaya gerek yok, İspanyol topraklarının halihazırda en iyi sağ beki demek fazlasıyşa mümkün. 

Pepe ve Ujfalusi'ye gelelim. Tercih yapmak zor olacak. Çek oyuncu Ujfalusi, en az Pepe kadar 'psikopat' olsa da, Portekizli oyuncunun en büyük dayanağı yanında Ricardo Carvalho gibi bir partnerin olacak olması. Atletico Madrid'de Alvaro Domiguez defansın diğer ismi olacak. Pepe ile Ujfalusi'yi, onunla da Carvalho'yu karşılaştırmak mümkün. Doğal olarak Ricardo Carvalho ve Pepe ikilisi bu eşleştirmeden galip çıkıyor.

En zor düello Marcelo ve Filipe arasında olacak. Bana sorarsanız Marcelo, Sergio Ramos'un en iyi sağ bek olması gibi, İspanya'nın en iyi sol beki. Onu ataklarda izlerken zevk almamın bunda payı çok büyük. 25 yaşındaki Filipe'nin henüz daha yeni Atletico Madrid forması giymeye başlaması da bu eşleşmeden Marcelo'yu galip çıkarıyor...

Khedira, Assuncao, Xabi Alonso, Tiago... İki takımın birbirleri ile eşleşen orta sahaları... Net olarak bu dört ismin en iyisi hiç şüphe yok ki Xabi Alonso. Khedira'nın Tiago ve Assuncao karşısında bu eşleşmeyi galip olarak bitirmesi zor görünüyor ancak tıpkı Carvalho'nun varlığı Pepe'yi rahatlatıyorsa, Xabi'nin varlığı da Khedira'yı rahatlatıyor. Bu orta saha eşleşmesini de berabere tamamlayalım, Atletico Madrid'e ayıp olmasın...

Kanat akıncıları Di Maria ve Simao olacak iki takımda... Aslında bu eşleşmeye Cristiano Ronaldo'yu da ekleyebilirdik ancak onu Agüero ya da Forlan'ın olduğu kategori de, yani esas hücümcular içinde kıyaslamak daha doğru bir hamle olacak. Di Maria'nın Simao'dan daha hızlı olduğu bir gerçek ancak 'tilki' Simao'nun duran toplarda ne kadar etkili olduğunu herkes biliyor. İşte bu durum Real Madrid'in başına iş açabilecek kapasitede...

Ronaldo, Tiago'yu yine peşine takabilecek mi?


Gelelim öldürücü karşılaştırmaya. Forlan, Agüero, Cristiano Ronaldo ve Higuain... Öncelikle iki takımda Higuain ve Forlan'ın yerlerini değiştirirsek ben size Forlan'ın El Pipita'dan daha fazla gol atacağının garantisini verebilirim. Bu kadar pozisyon üreten bir Real Madrid hucüm organizasyonu, La Liga'da Forlan'ı kesinlikle gol kralı yapar... Atletico'nun gözdesi olan Kun Agüero'nun ise bu maçta silik kalacağını düşünüyorum. Sonuç olarak Real Madrid için en büyük tehdit Forlan, Atletico içinse Cristiano Ronaldo. 

Mesut Özil'i ise bence tek başına ele almak gerek. Zira Atletico Madrid'de onunla karşılaştırılabilecek bir oyuncu şuanda yok gibi. Mesut Özil'in bu maçta Ronaldo ve Di Maria ile uğraşan Atletico defansını atlatarak gol atacağını düşünüyorum. Yaratıcı ve bir o kadar da 'basit' oyunu sayesinde De Gea onun vuruşunda toğu ağlarında görebilir, 'maçın adamı' adayım aynı zamanda...

Bu eşletirmeler ışığında iki takımdan bir karma oluştursak nasıl bir görüntü ortaya çıkacak? İker, Ramos, Ujfalusi, Carvalho, Marcelo, Simao, Xabi, Tiago, Özil, Ronaldo, Forlan... Eh, La Liga'da şampiyonluğa kesinlikle oynar...

Son olarak iki takımdan gelen ilginç açıklamalara yer verelim;

Özil; "Bence kesinlikle Forlan'a dikkat etmeliyiz. Çok sert ve öldürücü şutlar atabiliyor..."

Agüero;  ''Maçın zor olacağının farkındayız, ancak iyi bir takımımız var ve bir gün onları yeneceğimizi biliyoruz"

EL DERBİ MADRİLENO

REAL MADRİD vs ATLETİCO MADRİD

7 KASIM 2010, 22:00, NTVspor

REAL MADRİD: Casillas; Marcelo, Carvalho, Pepe, Ramos; Xabi Alonso, Khedira; Özil, Ronaldo, Di Maria; Higuain.

ATLETİCO MADRİD: De Gea; Valera, Ujfalusi, Dominguez, Filipe; Tiago, Reyes, Assunçao, Simao; Agüero, Forlan.


Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan