PSG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PSG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2011 Cuma

Parayla saadet oldu mu? Futbolun yükselen ekipleri | Bölüm 1


Son yıllarda futbol, dünya futbolu çok gelişti. Özellikle ekonomik ve sosyal olarak dünyada pek varlık gösteremeyen ülkelerin, bu yönlerden gelişmesi futbolu da çok etkiledi son 10 yılda. Öncelerde futbol, dünya çapında 8-10 takımın kontrol ettiği bir futbol hâlindeyken; şimdilerde her kıtada, hatta ve hatta her ligde birden çok lider takım var artık.

Bu saydığımız nedenlerin sonucunda da dünya çağında ve yerel bazda gelişen futbolcular, kişiler, takımlar, kulüpler var. Biz bu yazımızda sizler için son 10 yılda ekonomi ve sosyal etkenler sayesinde gelişmeye başlayan, liglerinde ve kıtalarında söz sahibi olmaya başlayan takımları sizler için inceleyeceğiz. Lafı fazla uzatmıyoruz ve işte son yılların yükselen takımlarının ilk bölümü sizler için sıralıyoruz...

Manchester City

Sanırız Manchester City için 3 senedir söylenen tek bir şey var: "Parayla saadet olmaz..." Ancak her ne kadar bu lafı ve ideolojiyi destekleyenler çok sayıda olsa da, Manchester City bu sene inanılmaz bir yükselişin içine girdi. Arap işadamı Khaldoon Al Mubarak'ın 3 sene önce satın aldığı takım, akıl almayan bir para sisteminin içinde bulmuştu kendini. Bundan sonra da büyük çaplı transferler, yenilenen stadyum, gelip giden sağlam hocalar derken Manchester City bir türlü başarıyı yakalayamamıştı. Ancak bu sene başında Roberto Mancini'nin takımının başında güven oyu vererek kalması, Joe Hart gibi bir kalecinin ortaya çıkması, takıma Gael Clichy, Samir Nasri, Sergio Aguero gibi muazzam isimlerin dahil edilmesi çıtayı daha da yükseltti. Geçtiğimiz sene kadro yapısını ve istikrarı oturtamayan Mancini; Kompany, Yaya Toure, David Silva ve Aguero gibi 4 önemli ismi takıma oturtarak düzeni sağladı. Bunun kanıtı ve sonuçlarının ortaya çıkması da çok uzun sürmedi ve City lige muhteşem bir giriş yaptı. Avrupa'ya istedikleri gibi başlayamamalarının nedeni tecrübesizlik olarak gözükse de, ligde kendi sahalarında güçlü Tottenham'ı yenmeleri ve deplasmanda şehrin diğer takımı olan United'ı 6-1 skor ile darmadağın etmesi City tehlikesini yeterince ortaya çıkardı. Bakalım bu sefer parayla saadet olacak mı? Hep birlikte göreceğiz...

Paris Saint Germain

Fransa futbolunun başkent temsilcisi ve ekollerinden biri olan PSG de bu sezon farklı, bembeyaz bir sayfa açarak yola başlayanlardan. Son lig şampiyonluğunu 17 sene önce, 1994 yılında kazanabilen Paris ekibi, bu şampiyonlukla beraber tarihinde sadece 2 lig kupasına sahip konumda. Özellikle son 2-3 senedir orta sıra takımı konumuna gelen ve çoğunlukla Avrupa Ligi, ya da uzun süre bildiğimiz adıyla UEFA Kupası'nda katılabilen PSG için de her şey çok farklı. 2011 yılının Mayıs yılında Katar şirketleri tarafından %70 hissesi alınan kulüp, itibar ve ekonomik olarak bir anlamda çağ atlamış oldu. İlk önce Traore, Coupet, Makalele, Giuly gibi yaşı geçmiş oyuncularla yollarını ayıran başkent ekibi; takımın futbol direktörlüğüne de öncelerde Milan ve Inter'i çalıştırmış olan Leonardo'yu getirerek büyük sükse yaptı. Bununla da kalmayan Paris Saint Germain, hatrı sayılır Avrupa kulüplerinin de transferler listelerinde olan Milan Bisevac, Jeremy Menez, Blaise Matuidi, Diego Lugano, Kevin Gameiro, Mohamed Sissoko, Salvatore Sirigu kimi birbirinden kalteli ayakları kadrosuna katmayı başardı. Şu anda 10 haftası geçmiş olan Fransa 1. Ligi'nde lider bulunan takım bu sene bir şeyler yapacak gibi gözüküyor. Bakalım onlar da City gibi ilk senenin tecrübesizliğinden ve şanssızlığından etkilenecek mi?

Napoli

İtalya futbolu... Ateşli, saldırgan, çılgın, akla hayale sığmayacak özelliklere sahip olan bir futboldur İtalyan futbolu. Ve tabii ki Napoli de bu futbol furyasının en büyük temsilcilerinden biridir İtalya'da, dünyada. Napoli denince akla her zaman Diego Armando Maradona gelmiştir. Ancak bundan sonra Napoli denince akla yükselen bir yıldız, dünya futbolunda söz sahibi olacak yeni takım olarak gelecek. Çünkü Napoli hiç beklenmedik bir şekilde, gümbür gümbür geliyor! Aslında bu sezon lige, geçen senenin sonlarında oynadıkları oyunu oynayarak başlayamadı Napoli; ancak sayıca çok fazla büyük takımın bulunduğu puan tablosunda 5. sırada olmaları da gayet normal en nihayetinde. Geçen sene Cavani, Hamsik, Lavezzi üçlüsüyle Serie A'yı sallayan çizme temsilcisi, gösterdiği üstün performans ile bu sene Şampiyonlar Ligi'nde oynamaya hak kazanmıştı. Bu sene kadro yapısını çok değiştirmeyen Napoli; kadrosuna Gökhan İnler, Goran Pandev, Miguel Britos gibi takım oyununu çok başarılı oynayabilen oyuncuları kattı. Özellikle son şampiyon oldukları 1990 sezonundan sonra, yani tam 21 sene sonra bu kadar büyük moralle lige başlayan İtalyan ekibinin durmaya da niyeti yok gibi. Bakalım ileriki zamanlarda Napoli neler yaşayacak, yaşatacak biz futbolseverlere?..

Newcastle United

Newcastle United deyince, akla o yıllar önce kaçırdıkları malum şampiyonluk gelir. Tarihlerinde ilk kez yaklaştıkları o şampiyonluk kupasına ulaşamayan Newcastle, özellikle son 10 yıllık periyotta tam bir asansör takımına dönmek üzereydi. Ta ki İngiliz işadamı Mike Ashley kulübü satın alana kadar. İngiliz futbol tarihinin en köklü kulüplerinden biri olan Newcastle United, aynı zamanda İngiliz futbolunun en büyük taraftar topluluklarından ve en güzel stadyumlarından birine de sahip. Uzun yıllar düşe kalka aayakta durmaya çalışan takım, sonunda kendine gelerek büyük bir yükselişe geçmeye başladı belki de. Kulübün el değiştirmesinden önce çok büyük sıkıntılar yaşayan ve yine düşmemeye oynayan ekip, bu sezon başlangıcı ile beraber tarihinde yepyeni bir sayfa açtı. Satılan oyunculardan gelen paralar ve kulüe sağlanan maddi gelir, futbol takımının önünün açılmasına olanak sağladı. 2011-12 sezonun başında kaptanlığı uzun yıllardır takımda bulunan tecrübeli defans oyuncusu Coloccini'ye veren takım, sorunlu yıldızı Joey Barton'u da takımdan def ederek belki de huzur katsayısını arttırmış oldu. Bunun dışında Davida Santon, Yohann Cabaye, Gabriel Obertan, Demba Ba, Hatem Ben Arfa gibi genç ve kaliteli oyuncuları kadrosuna katan Kuzeydoğu İngiltere ekibi, taraftarlının uzun yıllardır çektiği başarılı takım hasretini de bu sene gidermiş olacak belki, kim bilir? Zaten Newcastle'ın 10 haftadır devam eden lig tablosunun 4. sırada yer alması da buna bir işaret...

Yazının ikinci bölümünde, dünya futbolunda yükselişe geçmiş olan diğer takımları da bulabileceksiniz...

Fotoğraf: SSC Napoli v Udinese Calcio - Serie A By: Giuseppe Bellini @Getty Images Sport

Arda Okvay, Goal.com

15 Haziran 2011 Çarşamba

PSG eski günlerine dönebilecek mi? Katarlı sahipleri buna inanıyor gibi...


1990'lı yıllarda Paris Saint-Germain George Weah, David Ginola, Rai ve Nicolas Anelka gibi isimlerin önderliğinde Avrupa'ya damgasını vuran bir takımdı. Ancak bu yılların ardından ciddi bir gerileme yaşayan başkent temsilcisi, Katarlı yeni sahipleriyle birlikte yeniden eski yıllarına dönüş arıyor.

Futbolda finansal gücün ne kadar önemli olduğu bilinen bir gerçek. Mayıs ayının sonunda kulübün yüzde 70'lik hissesini satın alan Katarlı yeni sahipler, yaz transfer döneminde üst düzey isimlerin transferini vaad etmişti. Kulübün bu yaz 50 milyon avro civarında bir harcama yapması bekleniyor.

Tüm bu gelişmeler doğal olarak medyayı da transfer dedikodularıyla meşgul ederken, başkent temsilcisinin adı son dönemlerde Inter'in dünyaca ünlü yıldızı Samuel Eto'o, Atletico Madrid'in Uruguaylı golcüsü Diego Forlan ve Manchester United'dan ayrılması beklenen Bulgar yıldız Dimitar Berbatov gibi isimlerle anılmaya başlandı.

Bazı kesimler tarafından yeni Manchester City olacağı düşünülen Paris Saint-Germain'in gerçekçi olmak gerekirse bu anlamda bazı sıkıntıları var. Mesela Samuel Eto'o'nun, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynamayacak bir kulüpten gelen teklifi kabul etmesi mucize olur. Bu yüzden Dünya Kupası'nda sergilediği müthiş performansın ardından geçtiğimiz sezon La Liga'da hayâl kırıklığı yaratan Forlan'ın transferi daha gerçekçi görünüyor.

Berbatov Paris'e gider mi?


Katarlı yeni sahiplerin uzak doğu kökenli yıldızları transfer ederek kulübe global anlamda taraftar kitlesi edindirmeyi düşündüğü de gelen haberler arasında. Bu doğrultuda medyada ön plana çıkan isimler ise Shinji Kagawa ve Keisuke Honda oldu.

Geçtiğimiz sezonu Bundesliga şampiyonu olarak tamamlayan Borussia Dortmund'un en önemli hücum silahlarından olan 22 yaşındaki Kagawa'nın PSG'den gelecek olası bir teklife sıcak bakması oldukça zor. Kagawa'dan ziyade, sık sık CSKA Moskova'dan ayrılabileceğini dile getiren Keisuke Honda, Fransız kulübü için daha mantıklı bir hedef.

Bu arada Meksikalı kaleci Guillermo Ochoa'nın transferinin önünde ise ciddi bir engel oluşmuş durumda. 25 yaşındaki file bekçisinin yasaklı madde kullanmasının ortaya çıkmasıyle birlikte rota ligin en başarılı kalecilerinden birisi olarak gösterilen Rennes'in file bekçisi Nicholas Douchez'e dönmüş durumda.

Transferde henüz hedeflerin tam olarak netleşmemiş olmasına rağmen PSG'nin önümüzdeki haftalarda ciddi transferler yapmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak bu transferler yapılırken, takımın omurgasının bozulmamasına da özen gösterilmesi şart.

Zaman içinde ciddi bir değişim geçirmesi beklenen Paris Saint-Germain'in önünde çok kritik bir transfer sezonu var. Doğru tercihler yapılır ve doğru isimler kadroya katılırsa, Paris Saint-Germain'in eski günlerine dönmesi muhtemel. Bakalım önümüzdeki günler bize neler gösterecek...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Paris Saint Germain 1993-97

Goal.com

22 Şubat 2010 Pazartesi

Paris Saint Germain 1993-97



Efsanenin Başlangıcı
Efsane 1993 yılının Haziran ayında başlamıştı. Ginola, Roche ve Kombouare'nin golleriyle Nantes karşısında 3-0 kazanan Paris St. Germain, 10 yıl sonra Fransa Kupası'na uzanıyordu. Takım uzun yıllar bekledikten sonra iyi bir kadroya kavuşmuş, iddialı bir ekip haline gelmişti. Zaman zaman ligi üst sıralarda bitirse de hiçbir zaman favori görülmüyordu. Fakat Fransa Kupası'nı alan takım bir sonraki sezonda gerçekten ciddiye alınmaya başladı. Portekizli Artur Jorge, bir sezon sonra PSG hayranlarını sevindirecekti.

1993-94 sezonu başladığında takım artık favoriler arasında gösteriliyordu. Marsilya, Bordeaux ve Nantes ise diğer favorilerdi. Takım lige çok iyi girdi. Sıkça berabere kalmasına rağmen fazla yenilmediği için ligin üst basamaklarında yer almayı becerdi. Marsilya ile girdiği şampiyonluk mücadelesinden galip ayrılarak kulüp tarihinde ikinci kez Fransa şampiyonluğunu elde ettiler. Ginola ve Liberyalı forvet George Weah'ın müthiş çabalarıyla gelen şampiyonluk takımı çok iyi havaya soktu. Sezon boyunca sadece üç kez yenildiler. Aynı sene Kupa Galipleri Kupası'nda mücadele ettiler. Apoel, Universitatea Craiova gibi sıradan takımları geçtikten sonra çeyrek finalde Real Madrid'i saf dışı bıraktılar. Takımın yarı finaldeki rakibi ise Arsenal'di. İlk maçta 1-1 berabere kaldılar fakat ikinci maçta Arsenal 1-0 kazanınca finale çıktı ve daha sonra kupayı da aldı. Yine de Paris için başarılı bir sezondu. Bir şampiyonluk ve bir Avrupa Kupası'nda yarı final...

1994-95 sezonunda ise Paris SG, Şampiyonlar Ligi'nde oynamaya hak kazanmıştı. Ülkesine Benfica'yı çalıştırmak için dönen Artur Jorge'nin yerine eski milli oyuncu Luis Fernandez getirilmişti. Elemeleri başarıyla geçen Paris temsilcisi gruplarda Bayern Münih, Spartak Moskova ve Dinamo Kiev ile eşleşmişti. Takım bu gruptan lider olarak çıktı ve kalitesini kanıtladı. Çeyrek finalde rakip ise Barcelona'ydı, takım bu engeli de aştı. Yarı finaldeki rakipleri İtalyan devi Milan'a karşı ise tutunamadılar; 1-0 ve 2-0'lık mağlubiyetlerle yine finalden oldular. Ligde ise ancak üçüncü sırayı alabildiler. Yine de hem Fransa Kupası'nı, hem de Fransa Lig Kupası'nı alarak Kupa Galipleri Kupası'na katılma hakkını kazandılar. Bu sezonun öne çıkan isimleri Brezilyalı Rai ve Ginola'ydı.

İki Final, Bir Kupa
1995-96 sezonu başladığında Paris St. Germain yine iyi bir giriş yaptı. Giden Ginola'nın yeri Djorkaeff ile doldurulmuştu. Ayrılan bir diğer isim ise George Weah'tı ki onun yeri de Loko veya Dely Valdes ile doldurulmak isteniyordu. Kaldı ki Loko iyi performans sergiledi ve Fransa Milli takımına kadar yükseldi. Ayrıca müthiş bir genç yetişmek üzereydi adı da Nicolas Anelka'ydı. Sezon sonu geldiğinde takım ligi lider Auxerre'in dört (4) puan gerisinde ikinci olarak buldu. Asıl başarı ise Kupa Galipleri Kupası'nda gelecekti.

İlk turda Norveç temsilcisi Molde kolay geçilmişti. İkinci turda rakip daha dişli görünüyordu ama onlar da Fransız fırtınasına dayanamadılar. Paris, İskoç temsilcisi Celtic'i de 1-0 ve 3-0'lık skorla kolay geçti. Çeyrek finalde Parma, Paris'i biraz zorladı. İlk maçta 1-0 kazanan Parma ikinci maçı 3-1 kaybedince Paris yarı finale uzandı. Deportivo'yu 1-0'lık skorlarla toplamda 2-0 geçen Paris finalde Avusturya temsilcisi Rapid Viyana'nın rakibi olmuş oldu.

Final maçı 8 Mayıs 1996'da Belçika'nın Brüksel kentindeki Kral Baudoin stadında oynandı. Paris Saint Germain maça 4-4-1-1 düzeniyle çıktı. Teknik Direktör Luis Ferdandez takımından temkinli bir oyun bekliyordu. Bol gollü maç bekleyen yok gibiydi. İki takım da önce yememeyi düşünüyordu ki 28. dakikada bir defans oyuncusu olan Bruno N'Gotty frikikten Paris Saint Germain'i 1-0 öne geçiren golü kaydetti. Triffon Ivanov, Carsten Jancker, Heraf ve Kühbauer gibi yıldızlara sahip olan Rapid Viyana da gol atmakta fazla ısrarcı olmayınca Paris kupayı müzesine götürdü. Bu Paris Saint Germain'in kazandığı tek Avrupa Kupası olarak kaldı.

1996-97 sezonunda ise Paris, Fransa Ligi şampiyonluğunda gene iddialıydı. Bilbao'yu çalıştırmaya giden Fernandez'in yerine eski oyuncuları Ricardo Gomes'i getirmişlerdi. Geçen sene kazandıkları Avrupa Kupası'nın morali ile lige başladılar. Fakat Monaco sezonu açık ara önde şampiyon bitirirken Paris SG de ikinci sırada yer alıyor ve yeni yürürlüğe giren uygulama ile Şampiyonlar Ligi'ne kalıyordu. Sezon başındaki Süper Kupa macerası ise başarısızdan çok acıydı; Juventus, PSG'yi tam 6-1 yenmişti. Ama Kupa Galipleri Kupası'ndaki başarı sürüyordu. Geçen senenin şampiyonu, ilk turda Moldova'nın zayıf ekibi Vaduz'u 3-0 ve 4-0'lık sonuçlarla eliyor, ikinci turda ise temsilcimiz Galatasaray ile eşleşiyordu. Net nafızalarda olan bu eşleşme oldukça çekişmeli geçmişti aslında. Galatasaray ilk maçta 4-2 kazanmasına rağmen ikinci maçta 4-0 yenilerek kupaya veda etti. Dely Valdes'in golleri hala Türk futbolseverlerin hatırındadır. Çeyrek finalde AEK, yarı finalde ise Liverpool; Paris karşısında tutunamayan takımlar oldular. Saint Germain yine finaldeydi. Bu sefer ise rakip Rapid Viyana kadar zayıf değildi. Rakip İspanyol devi Barcelona'ydı.

Ricardo Gomes yönetimindeki Paris St. Germain Cauet ve Leonardo ile kuvvetlendirilmiş kadrosuyla Bobby Robson'ın Romario, Ronaldo, Figo ve De la Pena'lı Barcelona'sına karşı iyi bir mücadele verdi. Feyenoord'ta oynanan maçı Barça, Ronaldo'nun penaltıdan attığı gol ile 1-0 aldı ve kupayı evine götürdü. Paris St. Germain geçen sene aldığı kupayı bu sene alamamıştı ama Avrupa Kupaları'ndaki ününü sürdürüyor ve büyük kulüp olma yolunda emin adımlarla ilerliyor gibiydi ama beklenenin aksine düşüş başladı.

1997-98 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi'nden elenen Paris, Fransa'da da düşüşe geçti. Fransa kupası'nı kazandı ama ligde ancak sekizinci sırada yer alabildi ve günümüze kadar uzanan başarısızlık dönemleri başladı.


Taktik:
Paris Saint Germain'in yükseliş dönemindeki ilk hoca Portekizli Artur Jorge, Paris'i yıllar sonra büyüklerin ligine tekrar sokmuştu ve Kral Arthur olarak anılıyordu artık. Kalede atletik yetenekleri üst düzeyde olan Bernard Lama'yı tercih ediyordu. Lama Fransa milli takımına kadar yükselmiş ve yıllarca kaleyi korumuştu Arthur'dan sonra. Defansı dörtlü kuruyordu elbette; liberoda Brezilyalı tecrübeli isim Ricardo Gomes hem oyun kuruyor hem de atakları kesiyordu. Kambouare ise fiziken kuvvetli ve hava toplarında üstün bir oyuncuydu. Solbekte Colleter, sağ bekte ise Sassus vardı. Orta sahada ise Paul Le Guen ve Guerin göbeği tutarken, Ginola ve Valdo ise sol ve sağ kanatları kullanıyorlardı. Forvetin hemen arkasında Rai, onun önünde de George Weah vardı. Gravelaine, Daniel Bravo, Nouma, Fournier gibi kaliteli isimler vardı. Jorge daha önce pekçok takım çalıştırmış başarılı bir antrenördü. Disiplinli ve sıkı bir futbolla Paris Saint Germain'i şampiyonluğa ulaştırmıştı ama yönetim oynattığı futbolu fazlasıyla defansif olarak görüyor ve bunu beğenmiyordu.

1993-94 İdeal 11: Lama / Sassus, Kambouare, Ricardo Gomes (Roche), Colleter / Valdo, Le Guen, Guerin, Ginola / Rai / Weah


Arthur Jorge sert oynattığı için gönderilirken, yerine Luis Fernandez getirildi. Luis daha atak bir futbolu tercih etse de şablonu fazla değiştirmedi. Lama yine kaledeydi. Lu Guen defansa çekilip, Ricardo'nun yerini almıştı. Roche da özellikle Fernandez'in ilk sezonunda sakatlığı sebebiyle sadece 14 maçta oynamıştı ve yerini N'Gotty'ye kaptırmıştı. Buna karşın iyileşince N'gotty sağ beke çekildi. Sol bek ise Colleter olmuştu. Orta sahada da bir dizi değişiklik vardı. Bravo as takıma terfi etmiş, Guerin ile beraber göbeğe yakın pozisyon alıyorlardı. Sağ kanatta Fournier oynarken, ilk sezonda Ginola daha sonra ise Djorkaeff defansif katkısı olmadan, biraz da sol kanada yakın olarak forvetin arkasında Rai ile beraber duruyordular. Forvette ise 1994-95'te George Weah varken, 1995-96'da yerini Loko'ya bırakmıştı. Dely Valdes ise yedek kulübesindeki kozdu. Takım daha ataktı ve Avrupa'da başarılı da oldu. Ferdandez'in durduğu iki sezon boyunca ligde şampiyon olamasalar da bu kadro seçimiyle bir Kupa Galipleri Kupası aldılar, aynı kupada bir kere de final oynadılar.

1994-95 İdeal ilk 11: Lama / N'Gotty, Le Guen, Roche (Ricardo Gomes), Colleter / Fournier, Daniel Bravo, Guerin, Ginola / Rai / Weah
1995-96 İdeal ilk 11: Lama / N'Gotty, Lu Guen, Roche, Colleter / Fournier, Daniel Bravo, Guerin, Djorkaeff / Rai / Loko



Ricardo Gomes ise geçmiş iki teknik adamın yaptıklarını tekrarladı ve sistemle oynamadı. Sadece gidenlerin yerine yenilerini aldırdı. Lama'nın kaledeki, Lu Guen de bankoydu ama Roche'un yerine N'Gotty defansın göbeğine çekilmişti. Fournier ise orta sahadan sağ beke geldi, sol bek ise genç Domi'nin olmuştu. Orta saha ise tamamen değişmişti. Sağ kanatta Leroy, solda Leonardo takımın güçlü isimleriydi. Cauet ve Guerin ise orta sahanın ortasındaydılar. Rai forvet arkası, Loko ise santrafordu.

Üç teknik adam da 4-4-1-1'den vazgeçmediler.
Fakat sürekli daha atak oynayan PSG'ler izledik.

1996-97 İdeal ilk 11: Lama / Fournier, Lu Guen, N'Gotty, Domi / Leroy, Cauet, Guerin, Leonardo / Rai / Loko



Takımın En İyi Oyuncusu:

4 senelik zarf içinde Paris SG kadrosuna çok iyi oyuncular gelip gitti. Özellikle bu sürecin ilk iki senesinde forma giyen George Weah çok iyi performanslar ortaya koydu. Zaten 1995'te daha Milan'a yeni transfer olduğunda PSG'de sergilediği futbolla Avrupa'da yılın oyuncusu da seçildi. Fakat o zamanlarda takımda olmasının yanı sıra, Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan ve ardındaki sezon final oynayan takımın maestrosu Rai takımın en iyi oyuncusuydu bence. 1982 Dünya Kupası'nın yıldızlarından Socrates'in kardeşi olan Rai, aynı onun gibi müthiş bir oyun zekasına sahipti. Buna karşın kuvvetli ve hareketli bir oyuncuydu. Güçlü fiziği, oyun kurmasında yardımcı oluyordu. Pasları adrese teslimdi, şutları da hiç fena değildi. 145 maçlık Paris Saint Germain kariyerinde 45 gol kaydetmeyi bildi. Loko ve daha öncesinde Weah'a yaptığı asistler de dikkat çekiciydi. Kulüp takımlarındaki başarısını milli takımda da yakaladı. 51 maçta kaydettiği 17 gol az bir rakam değil.

Kaleciler:

Bernard Lama, Luc Borelli,
Richard Dutruel, Vincent Fernandez,
Miriel Bruno


Defans:

Alain Roche, Antoine Kambouare,
Didier Domi, Omar Dieng,
Patrick Colleter, Jean-Claude Fernandez
Françis Llacer, Gregory Paisley,
Eric Rabesantradana, Jimmy Algerino,
Ricardo Gomes, Romeo Calenda,
Jean-Luc Sassus, Paul Lu Guen,
Stephan Mahe, Jose Cobos,
Fabrice Kelban, Bruno N'Gotty,
Daniel Kennedy,


Orta Saha:

Pierre Reynoud, Vincent Guerin,
Daniel Bravo, Candido Valdo,
Bernard Allou, Laurent Fournier,
Rai Souza de Vieria, Djamel Belmadi,
Cedric Pardeilhan, David Ginola,
Youri Djorkaeff, Leonardo Araujo Nascimento,
Jerome Leroy, Benoit Cauet,
Jean-Philippe Sechet


Forvet:

George Weah, Xavier Gravelaine
Pascal Nouma, François Calderardo
Patrice Loko, Dely Valdes
Patrick Mboma, Cyille Pouget,
Nicolas Anelka


Başarılar

  • 1 kez Avrupa Kupa Galipleri Kupası (1995-96)
  • 1 kez Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali (1996-97)
  • 1 kez Şampiyonlar Ligi Yarı Finali (1994-95)
  • 1 kez Avrupa Kupa Galipleri Kupası Yarı Finali (1993-94)
  • 1 kez Fransa Şampiyonluğu (1993-94)
  • 2 kez Fransa Kupası (1992-93, 1994-95)
  • 1 kez Fransa Lig Kupası (1994-95)

----


Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan