Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2010 Perşembe

Atletico Madrid 2-1 Fulham & Avrupa Ligi Atletico Madrid'in


Avrupa Ligi ya da eski adı ile UEFA kupası sürprizleriyle seyir zevkini, merakı daha fazla arttıran bir kupadır gözümde. Özellikle son yıllarda bu kupayı hiç almamış takımlar çıktılar finallere ve o kupaya bu kadar yaklaşmış olmanın verdiği heyecanla terlerinin son damlasına kadar, müthiş bir konsantrasyola oynuyorlar. Her zaman adil olmuyor futbol, güzel bitmiyor oyunun sonu. Atletico Madrid'in final yolculuğu başlı başına enteresan bir hikaye; öte yandan Fulham'ın her anı heyecan dolu, oldukça zorlu final yolu daha çok dikkat çeken bir hikaye. Yakın tarihte bir daha görebilirler mi burayı? Yapısı itibari ile bunun için önünde daha fazla yol olan takım onlardı ve bundandır taraf olmamız. Oyundan biri çıktığında yedek kulübesinden ne geleceğini bilmediğimizdendir. Oyunun adaleti tartışılır her zaman ama, tabelada yazan nihaidir...

Oyunun kontrollü başlaması ve genelinde böyle seyretmesi beklenendi. Fulham'ın final telaşı ile topu rakibine vermesi, belirgin bir Atletico dominasyonuna yol açsada, Hodgson'ın takımı 18'in çevresinde arkasında boş alan bırakmadan sıkı bir alan savunması yaparak pozisyon imkanı vermedi. Yavaş yavaş konsantrasyonları da artıyordu ama o sırada golü yediler. Ne kadar tecrübesiz olursanız olun, oynadığınız maçın "final" oluşu, maçtan kopmanızı engeller. Nitekim sallanmadan, çabucak reaksiyon göstermeyi başardı Fulham. Attıkları golden sonra da, ikinci yarının ortasına kadar müthiş bir oyun dominasyonu gösterdiler. Sonuç? Final maçı işte. Onlar ne kadar temkinli ise rakipleri de o kadar temkinliydi. İki ceza sahası arasında geçen maçta, top zaman zaman Atletico kalesine fazla yakın oldu, zaman zaman Fulham kalesine. Mücadelesi bol ama kötü futbol oynanan -tedirginlikten kaynaklı- bir maç seyrettik.

Atletico'da Flores sonrası en belirgin değişim oynadıkları alan oyunu. Topsuz oyunda sıkı ve rakibi geriye doğru iten bir alan savunması uyguluyorlar. Top kullanmakta beceriksiz ve yavaşsanız, yaptıkları pas aralarıyla Forlan-Agüero ikilisini çabucak pozisyona sokuyorlar. Galatasaray'a karşı Sami Yen'de ciddi üstünlük kurdular bu yapı ile. Ancak bu akşam gole kadar kurdukları üstünlükten sonra, maçın büyük bir bölümünde Fulham'ın oldukça sakin oynadığı iç-dış oyunu etkinliklerini azalttı ve onları ceza sahasının önüne kadar itti. İspanyolların geneli alan oyunu oynamakta rakiplerinden çok daha başarılılar, altını çizmek lazım. Saha içi hareketleri, oyunun boyunu, takım arkadaşları ile aralarındaki mesafeyi kontrol etmekte son derece iyiler. Nitekim önce Liverpool, sonra Fulham'ın 90 dakika sonunda fizik olarak bu kadar dökülmesi, geçen yılki finalde Manchester United'ın rakibinden topu dahi alamıyışı ve son dakikalarda isyan dahi edemeyişi bahsettiğimiz nedenden ötürü. Yine de rakibine karşı fiziken diri olmanın bir getirisi olmadı Atletico tarafında. Bunun en büyük sebebi de Flores'in oldukça tutucu oyun yapısı. Gerçek bir klasikçi Flores; her bölgenin oyuncusunu, aslolan rolleri ile oynatıyor. Bek bindiriyor, kanat içeri giriyor. Savunması sağlam, gezen forvetlerle oynanan bir 4-4-2. Simao ve Reyes'den ziyade, Forlan ve Agüero'nun bile, bilinen rolleri dışında başka rollerinin olmayışı, hücum gücü bu kadar yüksek, pas bağlantısı kuvvetli bir takımı, kabız bir takım haline getiriyor.

Hodgson harika bir teknik adam. Futbol dünyasının en underrated adamlarından bir tanesi. Elindeki malzeme ile yaptığı işler takdire şayan. Bu tarz turnuvalarda, özellikle Fulham gibi takımlar için kırılma anları vardır. Size hiç şans verilmez, sizin de kendinize o derece güveniniz yoktur. Ama nasıl olursa olur ve yapabileceğinizi görürsünüz. Hodgson'ın takımı Juventus'u elediği gün çıkmıştı bu finale. Evet, çok enteresan maçlar oynadılar sonrasında ama, onlar için kırılma anı burası. Maçın genelinde yüksek konsantrasyonla oynadılar ve ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar. Zamora'nın sakatlık sıkıntısı elbette etkiledi onları ama, asıl sıkıntı kulübede idi. Dempsey'in nispeten etkili oyununa karşın, sonradan oyuna giren bir başka isim Newland'in hemen hiçbir şey yapmaması, Etuhu'nun sakin oyununun yanında fazla yavaş kalışı, sürekli set oynamaya itti takımı. Oysa Gera ve Dempsey'in kenarlara koşular yaptığı bölümlerde orta sahadan bir oyuncuyu sokabilselerdi değişik olabilirdi her şey. Sokamadılar. İmkansızdı neredeyse. Gol yememenin artık altın kural haline geldiği dünya futbolunda, rakibin 100 metrecileri varsa (Agüero-Forlan) ve siz bunları ağır savunma göbeği ile durdurmaya çalışıyorsanız, ister istemez o oyunun boyu uzayacak, oyunun başlangıç çizgisi de arkada kaldıkça, alan bırakmadan çıkayım derken hep yerleşik rakibe hücum edeceksiniz. Duff-Newland değişikliğinin sonuçları, Hodgson'a keşke dedirtmiştir muhakkak ama futbol bu; evdeki hesap çarşıya uymuyor.

Uzatma dakikalarında yorgun Fulham ileride top tutmayı başaramayınca etkisiz bir Atletico baskısı yedi. Forlan'ın altıpas çizgisi üzerinde bitişi ve yenen oldukça klişe bir gol. Kasların beynin söylediklerini yapmadığı dakikalarda, kaybedilen konsantrasyonun etkisi ile böyle goller yeniyor maalesef; Forlan'ı kaçıran Hangeland'dan ziyade, pozisyonun başlangıcında Agüero'yu bozmamak golün temel sebebi. Orta yapmasına izin vermek, sonrasında Forlan'a vurdurtmak. Oluyor işte. Anlık kararların, hareketlerin oyunu futbol ve seçimlerin ortaya çıkardığı sonuçlar nedeniyle fena halde benziyor hayata.

5.hakemin hemen gözü önünde topu elle çıkaran Perea, maç heyecanı ile yaptığı bu hareketin onları finale getireceğini tahmin edebilir miydi? Böyle şeyler oyunun doğasında mevcut maalesef. Futbol şansı denilen bir şey gerçekten var ve istesenizde önüne geçemiyorsunuz bunun. Fulham bu kupayı birçoğu insanın kalbinde kazandı; zaten en kötüsü böyle takımlara karşı kazanılan zaferlerdir, dünya size karşı olur kupayı nasıl alırsanız alın. Roy Hodgson'da Zoltan Gera'ya, birçok isim için buruk bitti ve eminim hayatlarının geri kalan kısmında her gece olmasa bile, yılda birkaç gece bu maçı oynayacaklar uyku öncesi. Atletico Madrid kupayı aldı ve tebrik etmek boynumuzun borcu. Gelecek yıl da Avrupa Ligi'nde olacaklar ve yarım kalmış bir hesabımız var onlarla. Dublin yolcusu kalmasın!


26 Şubat 2010 Cuma

A.L.H.Ç



A.L.H.Ç

Bir yardım kuruluşunun... Yok yok. Başlıkta kısa yazdım ki değişiklik olsun. 

Açılım pek moda ya...

" Anamızın Liginde Halay Çekelim " buda...

" Bir Avrupa macerasında daha bize ayrılan sürenin..."

Ne güzel dalga geçiyordunuz değil mi sevgili Galatasaray'lılar?

- Güiza varsa tamam, Fener Avrupa'ya veda...

- Yemişim ülke puanını, saldır Gassaray,

Peki Fenerbahçe'li arkadaşlarım ? Pek fark yoktu. Ezeli rakip heryerde ezeli...

-Yine havalandı bunlar, Atletico bi çaksa da... Alın çok güzel çaktılar. 

Hele Güiza meselesi evlere şenlik. Kemal Sunal'ın Şaban karakterindeki gibi bir tokat 'PAT!' sonra, 'Ah canıııım acıdı mı, gel bi öpeyim...'

Bir tek D-Smart yetkilileri taraf tutmadan iki takım geçsin istiyordu turu!...

Şimdi ne oldu?

Avrupa Arenası'nda başlattığınız düelloyu Anadolu topraklarında devam ettirirsiniz artık. Oğlum akıllanın artık be... Sen burada Galatasaray iyi elendi, Fenerbahçe iyi elendi diye seviniyorsun....

Ama;

Elin oğlu Türkleri iyi eledik diyor. Takmıyorlar bile...

Şimdi, nerede kalmıştık... Hah, 28 Martta derbi var. O güne kadar yiyişmeye devam haydi bakalım...

Yolun açık olsun Lille,

Başarılar Madrid'in aslanları...

***

18 Aralık 2009 Cuma

'Lokum Gibi' Kura

Türk basınının klişe manşetlerinden birisi biliyorsunuz 'Lokum Gibi Kura'. Buna ilave olarak yine 'Şeker Gibi' de söylenebilir. Herhangi bir ön eleme turunda rakipler incelenir, göze küçük ve güçsüz gelenler belirlenir ve eğer bu belirlenen takımlardan biri çıkarsa hemen manşet yapıştırılır. Ancak uğursuzdur bu manşet... 

***

Zamanında Trabzonspor'un Kıbrıs Rum Kesimi'nden Famagusta ile eşleştiğinde kullanılmıştı mesela bu manşet. Sonuç hüsran. Yine 99-00 UEFA Kupası ilk tur maçında Fenerbahçe MTK Budapeşte'yi çekmiş, şeker gibi denmiş ve sonuç Famagusta maçlarından farksız olmuştur. 2005-2006'da Galatasaray'ın 'kek' 'lokum' ya da 'şeker' kurası Tromso, Galatasaray'ı UEFA Kupası'nın dışına itmişti...

***

Milli takımlar düzeyinde bir örnek vermek gerekirse Euro 2004 öncesi play off kuralarında atılan 'çek bi Letonya...' manşeti en güzelidir. Sonuç: 'yapmayın çocuklar...'  Verpakovskis manşeti içimizde patlatmıştı.

***

Bugün 09-10 sezonunun Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi için kura çekimi yapılacak. Şampiyonlar Ligi'nde bir takımımız olmadığından orayı sona bırakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray Avrupa Ligi'nde bugün yapılacak kura çekiminde 1. torbada yer alıyorlar. Şöyle 2. Torbaya bir baktığımızda Liverpool, Everton ve Fulham İngiltere deplasmanı istemediğimiz için çıkmasın(!). Rubin Kazan kapalı kutuydu artık açıldı olmaz, Ajax ve Hamburg dişli, Liege'de Sinan var(!), Brugge, Villarreal, At. Madrid, Bilbao ve Panathinaikos'un sağı solu belli olmaz, geriye bizim 'lokum'lar kalıyor... Kopenhag ve Lille. Haydi bakalım bizim 'lokum'lar tutacak mı?

***

Galatasaray - Lille

Fenerbahçe - Kopenhag

***

Şampiyonlar Ligi'ne geçelim son olarak. Benim çok fena 'Erken Final' izleyesim var. Real Madrid-İnter buna uygun...  Ya da Barca-Milan. O da olmadı ManU-Bayern M... 

Not: Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakiplerini bilene bir kutu lokum gönderiyorum. Ciddiyim.

Saatler sonra: Bilen çıkmadı. Lokumlar bana kaldı... Lille'i tutturduk ama takım tutmadı. Neyse hayırlısı bakalım...

23 Ekim 2009 Cuma

Avrupa Düşler Sahnesi, 22.10.2009

S. Bükreş    0 - 1   Fenerbahçe (A.Ligi 9-10, H Grubu, 20:00)

İnsan ister istemez sezon başında Daum'un yaptığı açıklamalar nedeni ile kıllanıyor Fenerbahçe'nin Avrupa Ligi maçlarında. Fakat tüm endişelere rağmen deplasmanda alınan çok önemli bir üç puan daha ve elde edilen grup liderliği sevinç verici. Ayrıca Fenerbahçe derbi öncesi de olsa kendini fazla yormadan maça ağırlığını koyarak konsantre olmasını da bildi dün gece. 

Fenerbahçe'nin hem göze hitap eden, hem de pozitif yönde bir pas trafiği vardı dün gece. Risksiz ama her an bir pozisyon yaratabilecek nitelikte. Emre müthiş bir şans Fenerbahçe orta sahası için. Emre Tilev maç boyunca bilmem kaç kez söylese de Emre gerçekten çok iyi top saklıyor ve ayağındaki topu da çok olumlu kullanıyor. Alex'in yokluğunda sırtına biraz daha fazla yük binse de bu yükün altından başarı ile çıktı. Kazım alışık olduğumuz mevkiisinden uzaktaydı dün gece. Aslına bakarsanız topları alışı ve aldığı bu topları olumlu bir şekilde kullanabilmesi hoşuma gitmedi de değil. Güiza ve Semih'in yokluğunda 'bu işi bende becerebilirim' demiş oldu Kazım. Gol anında yaptığı koşu ise güzeldi. Özer ise haftalar sonrasında ve yaşadığı sakatlıklardan sonra ilk onbirde oynayan bir oyuncu için oldukça pozitif bir görüntü sergiledi. Fenerbahçe'nin sayısından önce önce Roberto Carlos'a bıraktığı pasın biraz daha iyisini sanırım sadece Alex atabilirdi. 

Maç boyunca kalite farkı da kendini hissettirdi diyebilirim. S. Bükreş bu yıl yeni oluşum yaşayan bir takım ve kendi içinde de sorunlar yaşıyor bildiğim kadarı ile. Takımın antrenmanlarına gelmeyerek başkandan fırça yiyen ve sorunlu bir oyuncu olan Dayro M.'den medet umulması da Bükreş'in durumunu özetliyor aslında. Ligde de durumları çok iyi sayılmaz. Geride kalan 5 maçta şampiyonluk yarışında ağır darbeler almış durumladar. Geçen yıllarda Bükreş defansının güven veren ikilisi Golanski ve Radoi, Radoi ayrıldıktan sonra sekteye uğramış durumda. Tek başına Golanski'nin yetersiz olduğu Kazım'ın attığı golde zaten belli oldu. Nicolita Bükreş adına ortalamanın biraz üstünde görünen tek oyuncu ve onunda zaten tek başına bir şeyler yapması çok zordu. Neticesinde Fenerbahçe karşısında kendi evinde dahi üstünlüğünü gösteremeyen bir S. Bükreş, Fenerbahçe'ninde güzel oyunu eklenince sahadan bu sonuç çıktı.

STEAUA BÜKREŞ: 0 - 1 FENERBAHÇE

Stat: Steaua 

Hakemler: Douglas McDonald, William Conquer, Graham Chambers (İskoçya) 

Steaua Bükreş: Zapata, Golanski, Baciu, Ghionea, Rada, Szekely (Dk. 67 Moreno ), Bicfalvi (Dk. 43 Oniçaş ), Juan Toja, Nicolita, Surdu, Kapetanos 

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Lugano, Bilica, Roberto Carlos, Mehmet, Cristian, Emre, Dos Santos (Dk. 90 Ali Bilgin ), Özer (Dk. 71 Vederson ), Kazım (Dk. 86 Selçuk) 

Gol: Dk. 59 Kazım (Fenerbahçe)

Sarı Kartlar: Dk. 19 Bicfalvi, Dk. 37 Golanski, Dk. 88 Juan Toja (Steaua Bükreş), Dk. 28 Lugano, Dk. 45 Kazım, Dk. 82 Emre, Dk. 90 artı 1 Gökhan (Fenerbahçe)

Galatasaray    4 - 1    D. Bükreş (A.Ligi, F Grubu, 22:05)

Galatasaray maça başladıktan sonra rakibinin durumunu da gördükçe 'bir an önce yenip gidelim artık' diyerek oynadı sanki. Galatasaray golünü attı, rahatladı, farka gitti ve durdu... Ligde ve Avrupa Ligi'nde yaşanan puan kayıplarından sonra tıpkı sezon başında izlediğimiz Galatasaray görüntüsünü gördük. S. Bükreş-Fenerbahçe maçında olduğu gibi iki ekip arasındaki kalite farkı maç için belirleyici faktörlerden biri oldu.

Galatasaray'ın hücum hattına diyecek bir sözüm yok ancak defans bölgesi hiç olmayacak anlarda bazen rakibe kolay pozisyonlar verebiliyor. Servet defansta güvenilir evet ama orta alanda daha çok basan bir Galatasaray olsa Dinamo gol atamazdı dün gece. Mehmet Topal, Sarp ve Ayhan'ın bölgelerinde sürekli top kaptırması Galatasaray için eksi durumda.

Rijkaard maçtan önce 'Fenerbahçe'yi değil, Dinamo'yu düşünüyoruz' dese de yaptığı hamleler ile bu maçta bile Fenerbahçe derbisini önemsediğini gösterdi. Arda, Hakan Balta ve Baros'un dinlendirilmesi buna birer örnek. Rijkaard'ın Sabri ve Ayhan'ıda oyundan alması bu iki oyuncuyu da Fenerbahçe maçında önemli olarak görmesi ile orantılı. Bu nedenle Galatasaray Kadıköy'e dinç bir takım ile çıkacak. Bu arada bu Dinamo Bükreş deplasmanda Galatasaray'ın kendi evinde yenişemediği Sturm Graz'ı nasıl yenmiş anlamadım. Arda'nın yerine oynayan Elano geçtiğimiz maçlara nazaran daha dinç bir görüntü içerisindeydi. Fakat hızlı değil ayrıca okadar faydalıda değil. Buna rağmen Brezilya milli takımındaysa sanırım sabretmek gerekecek. Nonda ise Rijkaard'ın yaptığı rotasyonda en başarılı isimdi. Kieta'da bencil olmadığı ve takımı için oynadığında daha da etkili olabileceğini gösterdi.

Sonuç olarak toparlarsak güzel oyun ve biz futbol dilencilerinin ihtiyaç duyduğu bol gol ile bitti maç. Hafta sonu oynanacak olan Fenerbahçe - Galatasaray maçı öncesi hem Fenerbahçe hem de Galatasaray fizik ve psikolojik olarak rahat birer galibiyet aldılar. Şimdi bize düşen kazasız belasız geçen Avrupa haftasından sonra derbinin keyfini çıkarmak...

GALATASARAY: 4 - DİNAMO BÜKREŞ: 1 

Stat : Ali Sami Yen 

Hakemler : Martin Ingvarsson, Magnus Sjöblom, Peter Martinsson (İsveç) 

Galatasaray : Franco, Sabri(Dk. 66 Uğur ), Mehmet Topal, Servet, Caner, Mustafa, Ayhan(Dk. 75 Barış), Keita(Dk. 54 Aydın), Elano, Kewell, Nonda 

Dinamo Bükreş : Dolha, Scarlatache, Tamas, Goian, Diabate, Rus(Dk. 46 Bostina), N'Doye, Torje(Dk. 75 Niculescu), Adrian Cristea, Alexe(Dk. 59 Zicu), Andrei Cristea 

Goller : Dk. 32 Kewell, Dk. 42 ve 46 Nonda, Dk. 58 Elano (penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 62 Bostina (Dinamo Bükreş) 

Sarı Kartlar 
Dk. 50 Ayhan, Dk. 64 Kewell (Galatasaray), Dk. 64 N'Doye (Dinamo Bükreş)

2 Ekim 2009 Cuma

Avrupa Düşler Sahnesi, 01.10.2009

FC Sheriff T. 0-1 Fenerbahçe SK (Avrupa Ligi H Grubu, 1.10.09, 20:00)

Maçı açık havada evimin yakınlarında bulunan bir cafede izledim mecbur olarak. Zira bu D-Smart zımbırtısına beş kuruş para yedirmek istemiyorum. Zamanında herşey bedava olacak diye elli liralık uyduları millete bilmem kaç katına sattılar, şimdi de başka türlü sömürmeye başladılar milleti.

Biraz 'Tiraspol'dan bahsedelim. Banu Avar'ın belgesellerinden hatırladığım kadarı ile burası kendini Moldova'nın dışında gören bir şehir. Hatta kendilerini 'ülkeden' sayıyorlar. Ayrı para birimleri bile var sanıyorum. Yanılıyor da olabilirim. Ayrı bir yönetimleri var. Banu Avar belgeselinde bu şehre girerken sanki bir ülkeye giriyor gibiydi. Yani burası Balkanların alışık olduğumuz 'karışık' bölgelerinden biri. Neyse, maça geçeyim.

Artık Doğu Avrupa ile özdeşleşen tribün gürültüsü (vuvuzela benzeri ama değil sanırım) bu maçta fazlasıyla kulakları mahvetti. Neyse, Dünya Kupası öncesinde kulaklarımız bu 'pis' gürültüye alışmış oldu iyi yanından bakmak lazım. Bir diğer tuhaflık ise Moldova televizyonu ile ilgili. Çekimler bir tuhaftı çünkü. Örneğin Roberto Carlos'un kullandığı serbest vuruşu göstermek yerine uzun süre Sheriff'li futbolcuların suratlarını bize izleterek Roberto Carlos'un şutunu sadece Moldovalı kalecinin ellerinde görmemizi sağladı. Bu sadece bu pozisyonda olmadı tabii. Daha birçok pozisyonda uzun süre Sheriff'li 'yakışıklı' çocukları izledik.

Aslında dün geceki Fenerbahçe için şu söylenebilir ; 'yeteri kadar oynuyor'. Yani dün Sheriff karşısında galibiyete yetecek kadar oynadı kanımca. TSL'de 7 haftadır süregelen 'kazanma' alışkanlığı Twente maçından sonra Avrupa'da da devam etmiş oldu. 'Kötü oynayarak kazandı' demek doğru değil bana göre. Bu deyime hangi takım için olursa olsun katılmıyorum. Zira bu maçı bir şekilde 'kazanmayı bilmek' tir. Maç öncesi Fenerbahçelilere 'mükemmel oynayacaksınız, rakibe pozisyon vermeyeceksiniz, futbola doyacaksınız ama Sheriff 90 da bir penaltı ile maçı kazanacak' dense sanırım kabul görmezdi. Alınan galibiyet herşeyden önemli, güzel oyundan bile...

Sheriff maça aşırı agresif başladı. Özellikle teknik direktörleri Emre'yi Twente maçını izleyerek çok iyi analiz etmiş olacak ki, ona çok baskı yaptı. Aynı baskı Alex üzerinde de vardı. Bu yüzden bu iki ismin maç boyunca rahat rahat oynadıklarını söylemek güç. Fenerbahçe'nin maç boyunca sağ ve sol tarafında bir 'pozisyonda doğru yerde olma' sorunu vardı sanki. Gökhan'dan sonra Önder Turacı benim gözümde doğal olarak bir hayli yavaş göründü. Kazım ile aralarında zaman zaman anlaşmazlıklarda yaşandı. Kazım'ın hızlı oyun tarzı Gökhan Gönül'e daha uygun sanki. Benzer durumlar Carlos-Uğur ikilisi içinde söylenebilir. Ayrıca Fenerbahçe defansını çok başarılı buldum. Özellikle Bilica çok çalışkan. Heryere yardım etmek için çok uğraştı maç boyunca. Edu'dan sonra Lugano'nun üstünden 'tek başına yırtınma' yükü kalkmış durumda. Hatta öyle ki Bilica, Lugano'dan bile daha yırtıcı göründü.

Disiplinli ve bir okadar da dakikalardır aynı giden maç sonunda Semih'in büyük bir ustalık ile getirdiği topla Alex'in attığı gol ile bozuldu. Maç boyunca agresif bir tavır alarak Fenerbahçe'nin oyununu bozmaya çalılan Sheriff'in direncide böylece kırılmış oluyordu golden sonra. Aslında Fenerbahçe'nin oyununu bozmak isterken sergiledikleri görüntüler daha çok boşu boşuna koşup zıplayan bir takım görüntüsü içine soktu Moldovalıları.

Sonuç olarak Twente yenilgisinden sonra alınan önemli bir üç puan alınmış oldu. Başta da söylediğim gibi Fenerbahçe 'rakibe yettiği kadar' oynuyor. Ama şimdi Fenerbahçe için önemli olan bu oyunu Avrupa Ligi'nin önemli takımlarına karşı 'nasıl' göstereceği...

SHERIFF: 0 - FENERBAHÇE: 1

Stat: Sheriff

Hakemler: Alexander Stavrev, Ljubomir Krstevski, Marjan Kirovski (Makedonya)

Sheriff: Namaşco, Tsynya (Dk. 71 Diedhiou), Karpovich, Tarkhnishvili, Rodriguez, Arbanaş (Dk. 65 Corneencov), Rouamba, Balima, Erokhin, Suvorov (Dk. 78 Volkov), Kuchuk

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Önder, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Kazım (Dk. 70 Mehmet Topuz), Cristian, Emre, Uğur (Dk. 70 Deivid), Alex, Semih (Dk. 83 Vederson)

Gol: Dk. 53 Alex

Sarı Kartlar: Dk. 45 Erokhin, Dk. 78 Karpovich (Sheriff)

Galatasaray AŞ 1-1 Sturm Graz (Avrupa Ligi F Grubu, 1.10.09, 22:05)

Yıllar önce oynanan ve el ele bir üst tura çıkılan Galatasaray-Sturm Graz maçını hatırlamayan yoktur sanıyorum. Bu maç bir nevii 'eski dostların' tekrar buluştuğu bir maç oldu. Maçın sonucu yıllar önceki gibi yine beraberlik oldu.

Rakip Sturm Graz onbeş milyon euroluk bir takım. Yani bizdeki Kayserispor, Bursaspor, Eskişehirspor gibi takımlardan daha altta bütçe olarak. Galatasaray maçından önce kendi evlerinde Dinamo'ya kaybetmişlerdi. Ve Ali Sami Yen'e de çok umutlu gelmedikleride bir gerçekti. Ama yine de disiplini bırakmadı Sturm Graz maç boyunca.

Dün gece oynanan maç Eskişehirspor maçı ile büyük bir benzerlik içindeydi aslında. Sturm Graz'da tıpkı Eskişehirspor gibi becerikli ayakları olmamasına karşın gerektiğinde defansa kapanan, gerektiğinde ise organize ataklar ile gol arayan bir takım. Yani Sturm Graz kendisinden 'bir' hatta 'birden fazla' gömlek üstün bir takıma karşı yapılması gerekeni yaptı. 'Gerekenlerden' kastım ayağa top, kontraatak, gerektiğinde uzun pas vs. özellikle ilk yarıda ayağa topu iyi yaptılar mesela. Özellikle Sturm Graz'ın forvetleri ileride nereye kaçmları gerektiğini iyi sezerek maç boyunca iyi bir görüntü sergilediler. Ve tabii ki doğru zamanda doğru yerde olan bir Sturm Graz defansı ve orta sahası tamamladı bu 'iyi kaçan' forvetleri.

Maçın ilk beş dakikasındaki Galatasaray, ligin ilk haftalarında ki oyununu sergilese de bunu maça yaymayı başaramadı. Fakat ben 'Galatasaray çok kötü oynadı' sözlerine de katılmıyorum. Çok kötü oynamadılar ancak Sturm Graz'ın attığı ilk gol sanki Galatasaray defansının boş vermişliğinden kaynaklandı gibi. Rakiple aradaki mesafenin ortasına atılan bir topta, ya da rakibin ayağından açtığı bir topta saliselik bir karar anı olur. Mehmet Topal bu saliselik anda yaptığı müdahele de başarısız olunca kademesine girmek durumunda olan oyuncu uzak mesafede kaldı ve karşılamaya gidince ortada geniş alan doğdu. Geriden gelen ve peşinde kimsenin olmadığı Graz'lı oyuncuda golü yapmış oldu.

Galatasaray için görülen sorunlardan biri maç içinde ataklar esnasında defans anlamında kontrolün kaybedilmesi oldu. Özellikle defansta verilen boşluklar Graz'lı oyuncuların Galatasaray yarı sahasında rahat rahat top yapmasına neden oldu. Diğer bir problem ise top rakipte olduğu anlarda deyim yerinde ise Galatasaray'ın rakibini 'ısırmaması'. Bundan kastım ataklarda yaratıcı olan Galatasaray'ın hücum hattının top rakipteyken oyuna yeterince katkıda olmamaları. Yıldız oyuncuların gerçek anlamda savunma yapmayıp mücadele etmemeleri Türkiye Ligi'nde fazla sırıtmıyor. Ama rakip biraz diri, biraz top yapan oyunculardan kurulu olduğunda iş zorlaşmaya başlıyor.

Galatasaray kolay gelen Panathinaikos galibiyetinden sonra böyle bir sonuç beklemiyordu hiç şüphesiz. Arda'nında dediği gibi Galatasaray 'kaybedebilirdi de'. Grubun lideri halen Galatasaray. Taraftarlar arasında üst üste gelen beraberlikten sonra ufakta olsa homurdanmalar var. Çünkü herkes Galatasaray'ın gerçek potansiyelinin farkında ve her maçı ligin ilk haftalarında olduğu gibi 'farklı' geçmesin istiyor...

GALATASARAY: 1 - STURM GRAZ: 1

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Hendrikus S.H. Nijhuis, Coen Droste, J.F. Hans Olde Olthof (Hollanda)

Galatasaray: Franco, Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan, Mehmet Topal (Dk. 77 Mustafa), Ayhan (Dk. 61 Kewell), Keita, Elano, Arda, Baros (Dk. 86 Nonda)

Sturm Graz: Gratzei, Ehrenreich, Schildenfeld, Sonnleitner, Kaldelaki, Hlinka, Weber, Bukva (Dk. 76 Prettenthaler), Muratoviç, Jantscher, Beichler (Dk. 89 Lacriç)

Goller: Dk. 45+1 Beichler (Sturm Graz), Dk. 63 Baros (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 67 Emre Aşık, Dk. 73 Sabri (Galatasaray)

19 Eylül 2009 Cumartesi

Avrupa Düşler Sahnesi, 17.9.09

Biraz geç kalan bir yazı oldu. Fırsatını bulup Galatasaray ve Fenerbahçe'nin maçlarını şimdi yazabiliyorum ancak. Perşembe gecesinin ilk maçı ile başlayalım...

Panathinaikos  1-3  Galatasaray (UEFA EL, Grup F, 17.9.09 -  20:00)

Yıllarca beraber görev yapan Henk ten Cate ve Frank Rijkaard'ın bu kez rakip olacak olmalarının nasıl bir durum getireceği kuralar çekildiğinde Galatasaray ve Panathinaikos aynı gruba düştüğünde konuşulmaya başlanmıştı. Beraber Barca'da büyük başarılara imza atan Rijkaard ve yardımcısı Henk ten Cate Perşembe gecesi birbirlerini en iyi tanıyan iki rakip teknik direktör olarak takımlarının başlarında sahadaki yerlerini aldılar. Galatasaray eskiden Türkiye'ye gelen yabancı takımların yaptığı gibi yaptı aslında. Rahat rahat 3 puanı alıp ülkemize döndü. Ve okadar iyi oynamadan da farklı bir galibiyet alınabileceğini gösterdi. Aslında belirtmek gerekir ki bana göre Galatasaray'ın orta alanda bir oyun kurma sıkıntısı var. Ayhan Akman bu problemin ilacı olacaktır aslında. Ayrıca Baros'a da biraz değinmek yerinde olur. Kendini  yere atıyor falan demek istemiyorum. Maç esnasında Elano'nun golünde sağ taraftan topu getirmesi ve içeriye verdiği pas, Panathinaikos savunmasını zor duruma düşürecek koşuları takımı için büyük bir katkı. Elano ise yavaş yavaş takıma ısınmaya başlayan bir görüntü içerisinde. Her zaman doğru zamanda doğru yerde. Sabri ise Rijkaard geldiğinden beri başka biri oldu sanki. Mücadeleci yapısını koruyor ve artık daha profosyonel davranıp takımına daha iyi katkı yapıyor. Kale arkalarındaki hakemler ise u19 şampiyonasından sonra ilk kez denemeye başlandı resmi bir turnuvada. Aslında iyi bir uygulama olacak gibi. Pana'lı Leto kendini yere bırakıp ağıt yakarken çizgi hakemini farkedince kendini toparladı. Maçın kalan bölümünde de bir kez bile sekmeden orada bir hakem olduğunu hatırlayıp o hakeme isyan etti. Yalnız çizgi hakemleri nizami nöbet tutmuyor. Başçavuş pozisyonundaki orta hakem uzaklaşınca böyle nöbet yerinden açılıp gevşek davranıyorlar ama uzaktan landı görünce akılları başlarına geliyor, çapraz duruyorlar. Son olarak tribünlerden bahsedelim. İki Yunan taraftarının ölmesi nedeni ile ilk 15 dk suskunluk hakimdi. "iyi yolculuklar kardeslerimiz, paris& apostolis" yazmışlardı bir pankarta. Fakat Galatasaray'ın Elano ile kazandığı ilk sayıdan sonra Gate 13 stadı inletmeye başladı. Maçın ilk dakikalarında arkadaşım hatırlatmadığı için bu sessizlik hiç yakışmıyor Gate 13'e dedim fakat nedenini öğrendikten sonra onlara saygı fuydum. Elleriyle yaptıkları tribün şovları ayrı bir güzellik kattı maça. Fakat kalecilerine verdikleri tepkiyi olumsuz ve gereksiz buldum. Ama tabi bunu yenilginin verdiği üzüntüye ve hırslarına bağladım. Sonuç olarak Galatasaray bence grubun en zor deplasmanlarından birinden galip gelerek büyük bir avantaj elde etti gruptan çıkma adına.

Stat: OAKA 

Hakemler: Paolo Tagliavento, Luca Maggiani, Elenito Di Liberatore (İtalya)

Panathinaikos: Galinovic, Sarriegi, Leto, Salpingidis, Gilberto Silva, Hristodoulopoulos (Dk. 50 Ninis), Bjarsmyr, Marinos, Karagounis, Katsouranis (Dk. 50 Petropoulos), Spropoulos  

Galatasaray: Leo Franco, Sabri, Emre Aşık, Emre Güngör (Dk. 24 Uğur), Hakan, Keita (Dk. 72. Barış), Mustafa, Mehmet, Kewell, Elano (Dk. 62 Arda), Baros  

Goller: Dk. 5 ve 56 Dk. Elano ile Dk. 47 Baros, Dk. 77 Salpingidis (Panathinaikos) 

Sarı Kartlar: Dk. 19 Sarriegi (Panathinaikos), Dk. 44 Leo Franco, Dk. 68 Emre Aşık, Dk. 76 Uğur (Galatasaray)

Fenerbahçe  1-2  Twente (UEFA EL, Grup F, 17.9.09 - 22:05)

Fenerbahçe son Bursa maçında çok iyi oynamsa da mücadele üst düzeydeydi fakat Perşembe gecesi Twente karşısında (Emre hariç) bu mücadeleci yapısını da kaybetmiş bir görüntü çizdi. Emre hariç dedim ama oda yorulunca duruldu sürekli. Gökhan Gönül eski temposundan uzak olsa da sakatlanıp oyundan çıkınca Fenerbahçe tarafından eksikliği hissedildi büyük ölçüde. Lugano ve Edu'nun büyük bir uyum sağladığı Lugano-Bilica ikilisinden sonra anlaşılmış oldu. Zaman geçtikçe Lugano ve Bilica'da Lugano'nun dediği gibi 'birbirlerini tanımaya' başlayacaklardır ama bu süreç içerisinde zarar gören Fenerbahçe oluyor. Roberto Carlos maç boyunca idare etse de sanki ben onda 'umursamaz' bir hava seziyorum. Ama bir şekilde idare etmeyi başarıyor söylediğim gibi. Daum'un Güiza ve Semih ikilisi ile bir şekilde mutlaka oynaması gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde bana göre Güiza daha faydalı olacaktır. Alex ise durgun bir görüntü çizdi. Kafayla net bir pozisyonda topu dışarı atmasından başka bir pozisyon yakalyamadı. Herkes Alex'ten Zico dönemindeki maçlarda bir CSKA ve PSV maçlarındaki performansını bekledi ama bunu bir türlü sahaya yansıtamadı.  Maç boyunca Fenerbahçe sakin bir görüntü içerisindeydi sürekli. Bu nedenle Twente bazen rahat paslarla gelebildi. Sol kanatta oynayan Stoch bazı bölümlerde Twente'nin en iyisiydi. Nkufo ise yaşına rağmen müthiş bir enerji gösterdi maç boyunca. 'Horoz dövüşü' şeklinde geçen dakikalardan sonra Alex'in bıraktığı ve vurmak istemediği serbest vuruştan Mehmet Topuz'un golü ile Fenerbahçe 1-0 öne geçti. Fakat daha sonra sanki 5-6 yıl öncesinin Fenerbahçe'si geldi gözümün önüne. Avrupa'daki maçlarda mücadele edip, koşup, gol attkıtan sonra ise nedense demorolize olup rahatlayıp sonra birdenbire yenilgi gollerini yemeği başaran bir 'Daum' Fenerbahçe'si. Bu durum çok ciddi bir durum. Zico'dan sonra Avrupa'da daha büyük başarılar bekleyen Fenerbahçe taraftarını hayal kırıklığına uğratacağı gibi sadece Süper Lig'i hedef koyan bir Daum'un yine Fenerbahçe tafartarı tarafından protesto edilmesi söz konusu olabilir ileriki günlerde. Fenerbahçe Süper Lig'i şöyle ya da böyle kazanabilir bana göre. Fakat artık bu yıl Daum Twente maçından ve geçmişten bazı dersler alarak Avrupa'da başarıyı da göz ardı etmemeli.

Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu 

Hakemler: Claudio Circhetta, Francesco Buragina, Raffael Zeder (İsviçre) 

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos (Dk. 64 Mehmet), Kazım, Emre, Cristian, Dos Santos, Ale, Güiza 

Twente: Boschker, Stam, Wisgerhof, Douglas, Kuiper, Tiote (Dk. 41 Jannssen), Perez (Dk. 90 Akram), Brama, Stoch (Dk. 69 Vujicevic), Ruiz, Nkufo 

Goller: Dk. 71 Mehmet (Fenerbahçe), Dk. 75 ve 80 Nkufo (Twente) 

Sarı Kartlar: Dk. 29 Tiote, Dk. 83 Kuiper (Twente), Dk. 41 Dos Santos (Fenerbahçe)

17 Eylül 2009 Perşembe

Fenerbahçe-Twente & Gecenin Programı

(Avrupa Ligi, 16.09.09, Fenerbahçe-Twente)
Fenerbahçe sezon başından beri oynadığı karşılaşmalarda oyunun güzelliğinden çok mücadele ve hırsını ön plana çıkarttı. Twente karşısında da Fenerbahçe yine aynı profilde olacaktır. Twente 2008-2009 sezonunda Avrupa'da en çok göze batan takımlardan biriydi. Az önce Utrecht karşısında oynadığı son lig maçının özetine denk geldim. Twente'de Fenerbahçe gibi çok hırslı bir takım görünümümde. S. McClaren'da saha kenarından oyuncuları için bir itici güç adeta. Takımını çok iyi yönetebilen bir teknik direktör. Takımın bana göre en iyi oyuncularıdan ikisi 35 yaşındaki Perez ve yine yaşına rağmen hızlı ve enerjik bir oyuncu olan Nkufo. Özellikle Nkufo 5 maçta 3 gol atmış durumda Hollanda Ligi'nde. C. Daum çok temkinli. 'Büyük konuşmaya gerek yok' diyor ama eklemeyi de unutmuyor: 'Hedefimiz lider olarak gruptan çıkmak.' Fenerbahçe'nin liderlik için evindeki ve özellikle bu gece oynayacağı bu Twente maçını mutlaka kazanması gerekiyor... Kaptan Alex ise 1 gol ve üzeri atması halinde Tuncay'ın rekorunu geçerek Fenerbahçe'nin Avrupa'daki en golcü oyuncusu olacak. Bu Arada maç 6 hakem ile oynanacak bunu da belirteyim.

Gecenin Maçları : UEFA Avrupa Ligi 9-10, 16.9.2009

20:00 Ajax - Poli Timisoara

20:00 Basel - Roma

20:00 CSKA Sofya - Fulham

20:00 Dinamo Zagreb - Anderlecht

20:00 Genoa - SK Slavia Praha

20:00 Hapoel Tel-Aviv - Celtic

20:00 Hertha BSC Berlin - Ventspils

20:00 Lille - Valencia

20:00 Panathinaikos - Galatasaray

20:00 Rapid Wien - Hamburger SV

20:00 SC Heerenveen - Sporting Lisboa

20:00 Sturm Graz - Dinamo Bükreş

22:05 AC Sparta Prague - PSV Eindhoven

22:05 Ath. Bilbao - Austria Wien

22:05 Benfica - BATE Borisov

22:05 CFR Cluj - FC Kopenhag

22:05 Club Brügge - Shakhtar Donezk

22:05 Everton - AEK Athen

22:05 Fenerbahçe - FC Twente

22:05 Lazio - SV Salzburg

22:05 Nacional - Werder Bremen

22:05 Partizan Belgrad - Toulouse

22:05 Steaua Bucharest - Sheriff Tiraspol

22:05 Villarreal - Levski Sofya

28 Ağustos 2009 Cuma

Avrupa Ligi 9-10 Grupların Değerlendirmesi.

Resme tıklayınca büyük halini görebilirsiniz... Kuralar başladığında Fenerbahçe ve Galatasaray bence birinci torba içinden gidebilecekleri en iyi takımların yanlarına, Panathinaikos ve S. Bükreş'in yanına gittiler. Galatasaray, Panathinaikos'un yanına gittiğinde ilk aklıma gelen şey tribün çekişmesi oldu. Bol malzeme var çünkü. Daha önceki yıllarda Panat. Fenerbahçe maçlarından da hatırlıyoruz Tribünlerdeki 'Since 1453' benzeri pankartları. Hatta KKTC bayraklarını. Yunanlılar ise aynı şekilde Atina'da 'Constantinapolis' benzeri pankartlar açmışlardı. Üçüncü torbanın takımları nispeten birbirlerine yakınlardı fakat ben dördüncü torbadan Genoa'nın çıkmasını istemiyordum takımlarımıza ve öyle de oldu. Ben Genoa'nın Avrupa Ligi'nde çok iyi şeyler yapacağını düşünenlerdenim. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi kapısından dönmüşlerdi Serie A'da. Yaptıkları transferler (Palacio özellikle) çok dikkat çekici ve kadroları Avrupa Liginde çok iyi şeyler yapacak kapasitede. Sturm Graz, Galatasaray'ın yanına düşünce akıllara hemen yıllar önceki Sturm Graz-Galatasaray Şampiyonlar Ligi maçı geldi. Hani şu beraber gruptan el ele çıkmak için maç içinde sürekli pas yapılan maç. Tabii Graz o yıllarki durumundan artık çok uzak. Fenerbahçe'nin grubuda, Galatasaray'ın grubu gibi en ideali. Lider çıkmaması için hiçbir neden yok. Twente, geçen yıl Hollanda'da başarılı bir takımdı. Fakat ben yine de Fenerbahçe'nin ayarında olmadığı görüşündeyim. S. Bükreş ise geçen yıldan tanıdık. Moldova temsilcisi ise son torbadan mutlaka Galatasaray veya Fenerbahçe'ye gelmesini istediğim bir takımdı. Öyle de oldu ve Fenerbahçe'nin 6 puanını garanti olarak görüyorum. Tüm gruplara genel olarak baktığımızda ise en zorlu grubun J yani, S. Donetsk, Partizan, C. Brugge ve Toulouse'un bulunduğu grup olduğunu söyleyebilirim. Şampiyonluk için favorim ise (GS-FB haricinde) Hamburg...

FENERBAHÇE’NİN MAÇ PROGRAMI
17 Eylül: Fenerbahçe-Twente
1 Ekim: Sheriff-Fenerbahçe
22 Ekim: S.Bükreş-Fenerbahçe
5 Kasım: Fenerbahçe-S.Bükreş
25 Kasım: Twente-Fenerbahçe
16 Aralık: Fenerbahçe-Sheriff

GALATASARAY'IN MAÇ PROGRAMI
17 Eylül: Panathinaikos-Galatasaray
1 Ekim: Galatasaray-Sturm Graz
22 Ekim: Galatasaray-Dinamo Bükreş
5 Kasım: Dinamo Bükreş-Galatasaray
2-3 Aralık: Galatasaray-Panathinaikos
16-17 Aralık: Sturm Graz-Galatasaray

21 Ağustos 2009 Cuma

2 İyi, 1 Beklenen, 1 Kötü...

Avrupa Ligi'nde dün gece iki iyi iki kötü sonuç aldık. Aslında maçlardan önce Sivasspor hakkında karamsardım .Dün, Uğur Meleke yazısında Avrupa Ligi'nde oynayan dört takımımızın aynı anda turlaması halinde ülke puanına ve sıralamaya vereceği katkılardan bashetmişti. Bu yazıyı okuduktan sonra bu sezon daha yeni başlayan Avrupa Ligi'nde dört takımla birden gruplarda mücadele etme düşüncesi beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Fakat istenilen gibi olmadı. Sivasspor'un aldığı sonuç, beklediğim bir sonuçtu açıkçası. Geçen yıldan hiçbirşey kalmamış Sivasspor'da. En kötüsü çok gol yiyorlar üstelik. Daha öncede söyledim. Şuan için Sivasspor'un, Süper Lig'e ilk çıktığı günden hiçbir farkı yok. Herşeyleri ile başa sarmış gibiler. Geçen yıl kadrosunu ezbere bildiğimiz Sivasspor bu yıl çok farklı bir görünümde. Sezon başında gazetelerde teknik direktörlerin sezon son tahminlerini okurken, Bülent Uygun'un takımını ilk beşe sokmaması ilginçti. Ziya Doğan bile takımını almıştı tahminlerinde ilk beşe. Gerçektende böyle giderse Sivasspor ilk beşe giremeyecek. Lucescu'nun takımına karşı benim Sivas adına en beğendiğim isim ise Cihan Yılmaz.

Trabzonspor ise Diyarbakır'dan aldığı uyarıya aldırış etmeden çıktı Toulouse karşısına. Toulouse çok büyük takım değil elbet ama, onlara gereken ciddiyetin verilmediğini düşünüyorum. Bugün Toulouse'da Avrupa'nın önde gelen kulüplerinin peşinden koştuğu youncular var. Bunlardan en önemlisi Lyon'u reddeden Gignac. Dün gece de golünü attı zaten. Trabzon taraftarıda alınan kötü sonuçla beraber suçlu arayışlarına girişti yavaş yavaş. Aslında bu kötü oyunun kökleri Ersun Yanal'ın gönderilmesine kadar dayanıyor ama uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Dün gece Trabzonspor adına ayakta kalan tek isim bana göre Serkan Balcı'ydı. Üst düzey bir mücadele örneği gösterse de takım arkadaşları ona ayak uyduramadı. Song ise halen takımdan gitme ya da kalma çizgisi arasında biryerlerde ama defansta her daim güven veren bir görüntü verdi. Attığı gol ile takımının direnişçisi olsa da maç sonunda alınan sonuç Trabzonspor adına Avrupa'ya veda demek...

Sion maçında akıllara ilk gelen Euro 2008 oldu dün gece. Cenevre'de Milli takımımızın aldığı efsane sonuç hemen akılmıza geliverdi. Sion, Fenerbahçe'ye rakip olacak kapasiteye zaten sahip olan bir takım değildi. Honved'den tek farkı, güzel bir stada sahip olması ve yetenekli birkaç oyuncunun bulunması. Fenerbahçe, Roland Koch ile beraber gelen mükemmel kondisyonunu çok iyi kullanıyor oynadığı her maçta. Orta alanda Emre ve Baroni bir benzetme yapmak gerekirse sigorta gibiler. Daum'un maçtan önce Lugano'nun yanında tercihi Deniz oldu. Sakatlığına kadar görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Kazım ise Daum ile beraber kendi kimliğini bulmaya başladı yavaş yavaş. Sezon öncesi herkes kağıtlara Kazım'ı yedek olarak yazarken, şimdi o performansı ile ilk onbiri garantiliyor yavaş yavaş. Takımın iyi yolda olduğu -özellikle zaman zaman dar alanda yapılan- paslaşmalardaki, mücadelelerdeki başarılardan ve seyir zevki yaratıyor olmasından görülüyor. Andre Dos Santos ise bir sol açıktan çok ofansif bir orta saha görünümünde. Kaleye dikine giderek kendine pozisyonlar yaratabiliyor zaman zaman. Çok isabetli bir transfer olduğunu yavaş yavaş gösteriyor. Fenerbahçe Güiza ile kaçırdıklarını Kadıköyde kaçırmaz ise İstanbul'da fark gelecektir.

Galatasaray Rijkaard'ın istediğini harika yansıtıyor sahaya. Rijkaard'ın maç öncesi rakibi yücelten konuşması, futbolcularınında rakibi küçük görmemelerine ve ciddiyetle oynamalarına vesile olunca bu sonuç çıktı ortaya. Göze hoş gelen, pasa dayalı, topa hakim...Önce Keita'dan bahsetmek gerek. Hemen söylemeleyim, Hagi'den sonra Galatasaray taraftarının görmeye pek alışkın olmadığı frikik golü çok güzeldi. Topu seviyor, oynamayı seviyor. Ataklarda oluşan dönen topları sürekli takip etmeside gol yollarında Galatasaray için bir avantaj. Arda Turan yine takımın en iyilerindendi. Çok ortalarda görünmese de, takımının attığı üç golde dolaylı yoldan etkili oldu. Kısaca söylemek gerekirse Galatasaray, geçen sezon ligde bulunduğu konumdan sonra bu maçları oynamak zorunda kalmasının acısını Tallinn'den çıkardı...


UEFA Avrupa Ligi Play - off 1. Maçları

Sivasspor 0 - 3 Shakhtar D.

Trabzonspor 1 - 3 Toulouse FC

Sion 0 - 2 Fenerbahçe

Galatasaray 5 - 0 L. Tallinn

20 Ağustos 2009 Perşembe

UEFA Avrupa Ligi, 20 Ağustos 2009


- Galatasaray - Levadia Tallinn

Frank Rijkaard Tobol'u hatırlattı basın toplantısında. Yani ağzından tam anlamı ile bir önceki turlardaki rakibinin adı çıkmasa da, Tallinn için söylediklerini Tobol içinde söylemişti bir nevii. Kazakistan ligi yarılanmıştı o tarihte ve karşılarında hazır bir takım bulacaklarını söylemişti Rijkaard. Şimdi aynı şeyleri Estonyalılar için söylüyor. 'Estonya liginin yarısına gelinmiş durumda. Fiziken hazır bir takım ile oynayacağız'... Bu temkinli açıklamalar bir yana Galatasaray'ın işinin çok kolay olduğu bir gerçek. Tallinn 1998 yılında kurulmuş bir kulüp ve İklimden de kaynaklanan sert bir futbol anlayışları var. Henüz 10 yaşında bir kulüp. Çok deneyimsizler. Kadrolarında tanıdık pek kimse yok. Estonya milli takımında oynayan oyuncuları var doğal olarak. Kısacası herkesin bildiği gibi Estonyalılar çok altında futbolun kalitesi olarak. Yapabildikleri en iyi şeylerden biri defans. Özellikle alan savunması...Galatasaray çabuk ve dikine oynarsa, yıldızları ile kolayca bu maçtan ayrılır.

- Sion - Fenerbahçe

Tıpkı Galatasaray-Tallinn arasında olduğu gibi, Sion ile Fenerbahçe arasında da bir kalite farkı mevcut. Sion'un tek farkı daha önceden bize biraz tanıdık gelmesi o kadar. Unutmadan Sion'da bir de Mpenza oynuyor. Yıllanmış bir oyuncu artık ve zaten Sion Mpnenza'nın artık Avrupa'da oynayabileceği en iyi takım. İsviçre'ye cezalı Bilica ve sakat Alex gitmiyor. Bilica'nın yokluğunda ve Lugano'nun yeni sözleşme imzalamasıyla defans ikilisinin nasıl olacağı merakla bekleniyor. Lugano ön plana çıkıyor Önder ile birlikte. Fakat Lugano'nun takıma yeni katılması ve antrenman eksiğinin olması bir dezavantaj. Önder ise Daum'un daha önceki yıllardan beğenerek oynattığı bir isim zaten ve o yönden bir sıkıntı olmayacak. Alex'in yerine ise Semih oynayacak. Yani Güiza ile beraber kağıt üstüne yazılan kadro çift forvete dönüyor. Semih Alex değil ama onun yerinde oynayabilir. Sion'un yabancıları ve uyrukları çok dikkatimi çekti onları da yazarak bitirelim. Sadece altı İsviçreli oyuncuları var. üç Nijeryalı, bir Senegal'li, bir Fildişi sahil'li, bir Kolombiyalı, bir Kongo'lu, bir Kosta Rika'lı, iki Fas'lı, bir Belçika'lı, bir Makedonyalı, bir Mozambik'li futbolcu bulunuyor.

- Trabzonspor - Toulouse

Trabzonspor'un Galatasaray ve Fenerbahçe'ye göre işinin daha zor olduğu bir gerçek. Toulouse, bana göre Fransa'nın Porto'su konumunda. Futboldaki başarıları ile olmasa da transfer politikaları ile aynen Porto gibi davranıyorlar. Bu politikanın canlı örneği Elmander. Beş Milyon Euro'ya aldıkları Elmander'i, Bolton'a Oniki milyon Euro'ya satmışlardı. daha buna benzer birçok oyuncuyu ya altyapıdan yetiştirip, ya da ucuza alıp daha pahalıya satmışlardı. Toulouse adına yazılabilecek en tehlikeli futbolcu Gignac. Kendisi geçen sezonun gol kralı. Ve bu sezon başında Lyon'u reddetmişti. Hem fiziken çok güçlü hem de teknik bir oyuncu. Arkadaşlarının yarattığı pozisyonlar genelde onun vuruşları ile sonuçlanıyor. Trabzonspor maçta karşısında çok iyi organize olan bir takım bulacak şüphesiz. Gökhan Ünal'ın mutlaka oynaması gerektiğini ve Trabzonspor'un kesin olarak gol yememesi gerektiğini düşünüyorum. 

- Sivasspor - Shakhtar Donetsk

Sivasspor'un tek avantajı kendi evinde oynaması. Rakibi anlatmaya gerek yok aslında. Son Uefa şampiyonu demek yeterli oluyor zaten. Fakat anlamadığım Shakhtar'ın Şampiyonlar Ligi elemelerinde ufacık bir kulübe nasıl elendiği? Sivasspor'da rayların yerine henüz oturmadığı bir gerçek. Geçen sezondan sonra birçok oyuncunun takımdan ayrılması bence başlı başına bir yanlıştı. En azından takımı bu seviyeye taşıyan oyuncular takımda tutulmalıydı. Mesela bir Diallo'nun neden gönderildiğini anlamış değilim. Ya da Balili'nin... Balili kulübeden gelip harika performanslar sergiliyordu. Geçen sezon ligde Sivasspor'un forvetleri en iyilerdendi. Cvetkov, Balili, Tum, Mehmet Yıldız. İçlerinden sadece Mehmet Kaldı. Şimdi ise Sivasspor'un ilerisi Mehmet'in sakatlığında Kamanan ve yeni transfer Ersen'e emanet. Ama dediğim gibi. Geçen yılki Sivas olsa belki derdim ama şuan için karamsarım...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan