Cezayir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cezayir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2010 Pazartesi

' Fils de Pute ' Raymond, Son Şampiyonun Durumu, İngilizlerin 'Easy' si ve Brezilya...



Hemen Fransa'dan başlayalım. İşler karışık bildiğiniz gibi. Nicolas Anelka R. Domanech'e milyonlarca Fransızın söylemek istediği şeyi Meksika maçının devre arasında 'Fils de Pute' diyerek söyleyivermiş, bir patlama anı yaşamıştı... Evra'nın yardımcı antrenör ile kavga etmesi, Futbolcuların otobüsün perdelerini çekerek idmana çıkmayı reddetmesi ve bu konudaki basın açıklamasının yine Raymond tarafından okunması, akabinde Sportif direktörlerinin 'kepazelik' diyerek istifa etmesi işin Fransızlar için 'özeti'... Çok klasik tabii, herkes söyledi yazdı... "İrlanda'nın ahı tuttu"... Tribünlerde Platini ve Zidane'ın bakışları altında yaşanan tüm bu rezillikler İrlanda maçından sonra kalenin önüne diz çöküp ağlayan S. Given'ın duygularının ve 'ahının' evrende 'geri yansımadır'... Açık konuşmak gerekirse bu durumdan rahatsızlık duyduğumu söyleyemem. İçimin yağları dahi eriyor. Bugünkü antrenmanlarında da hiçbir futbolcu Raymond'u takmadan ondan uzak bir yerde kendi kendine çalışmış bunu da hatırlatalım... Bu karışıklık esnasında Bafana Bafanalarında arada ilk galibiyetlerini Fransa'dan gol yemeden alması halinde işler daha da güzel bir hale dönüşecek benim için... Son olarak R. Domanech'e garezi olan varsa buradan kaleye zincirlenmiş halde kendisini şut yağmuruna tutabilirler... http://www.lafauteadomenech.com/

"Fransız idmanında Evra yaşadığı kavga sonrası 'örgütü' topluyor..."


Almanya'nın Avustralya maçındaki oyunundan sonra Sırbistan'a kaybetmesi kötü oldu. Maçın kasap hakemi bir yana maç boyunca Almanların çok şanssız oluşları skora en büyük etkiyi yaptı kesinlikle. Aslında Sırbistan için Almanya galibiyeti çok büyük bir sürpriz olarak gösterilmemeli. Eleme gruplarındaki performanlarını hatırlayınca bunu rahatlıkla görmek mümkün oluyor. Hatta bu potansiyellerinin dahi altında kesinlikle. Bu arada Podolski Sırbistan karşısında penaltıyı kaçırdı ancak bu durum Sırpların penaltı şanssızlığının önüne geçmiyor. Gana maçında ceza alanında topa eliyle müdahele edip penaltıya sebebiyet veren Kuzmanovic'in pozisyonu ile Almanya maçında penaltıya sebebiyet veren N. Vidic'in pozisyonları neredeyse aynı. Radomir Antiç bu konu ile ilgili gerekli uyarıları son Avustralya maçından önce yapar herhalde... Hakem otoriteyi biraz tuhaf sağladı tabii. Oyuncularda hakemin çok kolay sarı kart çıkardıklarını gördüklerinde sert müdahelelerden fazlasıyla kaçınmaları da ilginçti. Bir pozisyonda hakemin görüş açısının önünde rakibine sert giren Mertesacker'in koşar adımlarla hakemin yanından uzaklaşması gözlerden kaçmayan bir ayrıntıydı. Sevgili L. Podolski'nin Sırbistan karşısında penaltı vuruşu Almanya'nın 1974'ten bu yana kaçırdığı ilk penaltı vuruşu olmuş bu. İlginç bir not. bu arada Alman tribünlerinde açılan Bosna bayrağı da gözümden kaçmadı. Fazla derinlere de inmeden selam olsun onlara da...

"Podolski tarihe geçiyor..."


Bana göre Sırpların Almanlara yaptığı çok büyük bir süpriz değil ancak Yeni Zelanda'nın Dünya Kupası'nın son şampiyonu İtalya karşısında öne geçip maçın da 1-1 tamamlanması başlı başına bir sürprizdir. İtalyanlarla ilgili çok güzel bir yorum vardı. " Takımı Juventus'tan kurarsan olacağı bu' diye. Ne kadar doğru bir yorum bilmiyorum ancak komple tüm takımın yaratıcılık fakiri bir hal aldıkları kesin. Benim zaten Pepe dışında gözüme çarpan bir oyuncu da yok. Bana kızmayın ama klasik tabir ile 'orta alan ile forvet arasındaki köprüyü' kuracak bir oyuncu yok İtalyanlarda. Herkesin sayıkladığı ve 'büyük eksik' dediği bu eksik ise tabii ki A. Pirlo'dan başkası değil. İtalya ihtiyacı duyduğu bu yaratıcılıktan o kadar uzaktı ki bu yaşında Del Piero ya da Totti olsa maç çoktan kopup giderdi bana. Hatta Laquinta gibi bir adam dahi(!) gol atabilirdi... Yeni Zelanda-İtalya maçı zaman zaman öyle bir hal aldı ki, Yeni Zelanda İtalyanların özellikle ikinci yarıdaki durumunu farkedip, kapanmadan kademe kademe ataklar geliştirse berbaerlik değil galibiyet dahi alabilirdi. Bu anlarda çekilen bir şutun kale direğini yalayıp auta çıkması da bunun bir kanıtı. O anda dakika 80'i gösteriyordu. Bunun farkına varamadılar ve kapanmayı tercih ettiler. Tabi Yeni Zelanda yine de 'haddini bildi'. Lippi için kötü şeyler söylemekten çekiyorum kendimi. Büyük bir taktisyen ancak maalesef Juventus sevgisi de takıma zarar veriyor zaman zaman. Yeni Zelanda karşısında da belki de takımın en mücadeleci en diri adamı Pepe'yi oyundan alıp, (Laquinta dururken) Camoranesi'yi oyuna alması belki de bunun başka bir kanıtıdır bilemiyorum... Tabii herşey bir kenara profosyonel bir ligi olmayan, tek profosyonel takımı da Avustralya liginde oynayan Yeni Zelanda (Attığı gol ofsayt olmasına rağmen) turnuvanın büyük sürprizlerinden birini gerçekleştirmiştir. Tabi bunlara Yeni Zelanda takımında oynayan bankacıların ve öğretmenlerinde olduğunu eklemek gerek...

"Yeni Zelanda'lı Smeltz Azzuriler karşısında gelen erken golü kutluyor. Kaleci Marchetti şokta..."


Cezayir turnuvanın en vasat ama benim fanı olduğum bir takım. İngilizlerin 'easy' dediği bu grup için benim temennilerin o kadar karışıktı ki, şimdi tam olarak neydi ben bile unuttum. Sonucunda Slovenya, Cezayir ve ABD'nin hepsinin İngilizlere okkalı bir tokat şaplatmasını istediğimi hatırlıyorum ama...  Ya da şöyle bir şeydi; "Cezayir ABD'yi yensin, ABD İngiltere'yi yensin, sonra herkes İngiltere'yi yensin..." ABD'nin Robert Green'inde yardımı ile bunu bir şekilde başarmasından sonra Cezayir sempatizanı olmama rağmen İngiltere'nin beklenen patlamayı Cezayir karşısında yaşayacağını istemeden de olsa düşünüyordum ama gel gör ki Slovenya'nın dahi savunmasını açmakta zorlanmadığı bizim Cezayir karşısında İngiltere çok aciz bir durumu düştü... Turnuva öncesinde İngiliz basının özellikle 'The Sun' gazetesinin yaratıcılığını konuşturarak attığı başlık olan 'Easy' yani England-Algeria-Slovenia-Yankees olan başlığı turnuvanın son maçı olan Slovenya karşılaşmasından önce 'Hard' olmuş durumda. Yıllardır bas bas bağırıyor İngiliz medyası 'bu takım otoriteden yoksun' diye... Bu bahsettikleri ororiteyi Capello sağlayamazsa eğer geriye başka bir alternatif kalmıyor... Fransa kadar karışık olmasa da özellikle medya aşırı yükleniyor milli takımlarına. Daily Mirror İngiliz tribünlerinde devre arasında kız arkadaşıyla öpüşüp koklaşan cengaverin maçın tek 'golünü' attığı servis etti okuyucularına, güzel tespit... 0-0 Biten bu maçta Cezayir milli takımında yer alan onbirde tam on oyuncu Fransa doğumlu ve birçoğu da Fransa genç takımlarında oynamış oyuncular. A takım seviyesinde Cezayir'i tercih eden cengaverlere helal olsun... İngilizlerin durumunu anlatan en güzel söz Bülent Timurlenk'ten geldi. " Bu İngiltere takımı kendi liginde ilk beşe giremez..."

"Rooney Cezayir maçının ardından iyi dileklerini yolluyor..."


Tarafsız bir şekillde ve Keita ile Elano'nun rakip takımlarda olması nedeniyle de meraklı bakışlarla izledim Brezilya-Fildişi Sahili maçını. Kimilerinin Brezilya'nın Saffet Sancaklı'sı dediği Fabiano'nun iki güzel gol attığı maçta bunun da önüne geçen (en azından bizim için) iki olay vardı halihazırda. Biri tabii Elano'nun sakatlığı. Ancak durumu iyiymiş ve Portekiz maçında oynayabilirmiş. Diğeri de tabii yarısı bizzat yine bizi ilgilendiren Keita'nın alışılmış 'sahtekarlığı'. Artık bu durum herkes tarafından kabul edilmiş durumda. Çünkü nereden bakılırsa bakılsın ve kim yaparsa yapsın saha içinde hiçbirşey yapmadan yürüyen Kaka'ya kasten çarpıp bir de yüzünü tutup yerde kıvranmak 'sahtekarlık'tan başka birşey değildir. Artık bu saatten sonra Keita gol kralı olmuş, TSL'de harika bir performans sergilemiş, benim için hiçbir önemi yok... Yabancı spikerler olaya tarafsız baktıklarından Keita'yi yerden yere vurmuşlar, bizse hala 'Bakalım yüzüne bir darbe var biraz' diyebiliyoruz. Aynı şeyi Rivaldo yaptığında işler değişmişti 2002'de... Gözümde bitik bir oyuncudur kendisi, Allah Rahmet eylesin... Fabiano'nun attığı ikinci golden sonra hakemle girdiği diyalogda ilginçti. Ömer Üründül'ün dudak okuma yeteneğini aradık tabii o anda ama yine de belli oluyordu. Hakem Fabiano'ya 'elinde aldın sanki...' demiş olabilir bilemiyorum... Yapılan Eyyamcı yorumları da boş değil o yüzden. Afrika takımlarına da ayrıca bir değinmek gerek aslında ama biz umutlanmışız fazlasıyla... Afrika futbolu Puma'nın reklamlarından ibaretmiş meğer. 

"Fildişi Sahili kalecisinin göremediği top.."


Fever Pitch ile taktiksel yayın;

İngiltere 0-0 Cezayir

" ... İngiltere kulübesinde sıklıkla yaşanan akıl tutulmasının son temsilcisi Fabio Capello. Yapmaya çalıştığım analizlerde hocaların tercihleri üzerinden gitmeyi tercih etmem ama, İngiltere halkının bile sorguladığı Heskey seçimini kabullendik, ancak 70 dakika tahammül etmek zorunda bırakılmayı kabul etmiyorum. Oyun şablonunu direk olarak uzun toplara dönen bir takım haline geldi İngiltere; işin komik tarafı bunu da oynayamaması. Uzun topun mantığında ikinci topların süpürülmesi vardır. Öte yandan Gerrard, Lampard ve Barry'nin yine hiçbir şey yapmaması şok edici cinsten. Gol yememeye o kadar konsantre ki İngiltere, ceza sahasının içine gömülüyorlar ve çıkışlarda inanılmaz zorlanıyorlar. Bugünün ilk maçı doğrulayan verilerinden biri de, basan her takımın İngiltere'yi kolaylıkla bozabileceği. Barry ve Lampard'ın döküldüğü, Rooney'in onlardan geride kalmadığı, Lennon'ın çizgide hakemin koşularına eşlik ettiği, geri kalanı da top kabızı adamlar olan takımda işin Gerrard'a kalması kadar normal bir şey olamaz. Bu durumu çok basit değişikliklerle çevirebilecek olan Capello'nun, önce Lennon-Philipps, sonra 86'da Crouch değişikliği yapması ise fiyaskodur. Defoe sonrası biraz yalpalayan Cezayir'in ikinci yarı bu kadar sinmesi de komik. Bu kadar rezil bir İngiltere az bulunur zira... "

Gecenin Bonusu; "Vuvuzelayı susturan kahraman Cezayirli"...


" Cristiano Ronaldo 7 golun keyfini çıkarıyor..." (Portekiz 7-0 K. Kore)



" F*ck...!"



İspanya Honduras maçından önce... (İspanya 2-0 Honduras)

13 Haziran 2010 Pazar

Danke, Danke, Danke, Danke...


Almanya'ya hemen teşekkürlerimizi sunalım sıcak sıcak. Arjantin-Nijerya maçı ile turnuvanın başladığını ve güzel maçların bizi beklediğini düşünürken, bugün Almanya geldi yetişti imdadımıza. Çok ta güzel oldu açıkçası. 

Sahada izlenmeye değer birşeyler olduğunda o tribünlerde gol seslerini, tepkileri yok eden zımbırtının da sesi batmıyormuş onu da anlamış oldum. Lahm bastırdıkça, Klose yokladıkça, Mesut arapaslarını verdikçe Vuvuzelanın da etkisi kaybolup gitti. Çile çekiyorduk resmen ama güzel oyunla biraz olsun rahatladık. Hazır vuvuzeladan konu açılmışken söyleyelim, yasaklanması gündeme gelebilirmiş. Sevmiyoruz fakat yapımızda var her türlü yasağa da karşıyız yapacak birşey yok... Tıpkı bu gece olduğu gibi golleri ve güzel oyunu gördükten sonra duymuyoruz zaten...

Klose kafa golünü atınca aklıma iki şey geldi. Birisi işin içinde kafa golü olunca 2002'deki Almanya-Suudi Arabistan maçı ve Klose'nin taklaları tabii. Aynı taklayı tekrar görmek isterdim açıkçaı golden sonra ama o anda aklına gelmedi demek ki. Aklıma gelen ikinci ayrıntı da Avustralya kalecisi Schwarzer'ın Klose'nin golünde içine 'Euro 2008'deki Rüştü' nün kaçması oldu. Klose Türkiye ile oynanan yarı final maçın da da aynı golün benzerini de Rüştü'nün hatalı çıkışı sonrasında atmıştı, üzmüştü bizi... 

Gelelim Mesut Özil'e. Bir yandan neden Türkiye'yi seçmedi diye zaman zaman düşündüğümüz bu adam bir yandan da gol kaçırdıktan sonra 'A...K...' diyerek ne kadar da bizden biri olduğunu gösterdiğinde de seviniyoruz açıkçası. 'Alman ama sapına kadar Türk koçum benim...' İşin esprisi bir yana hakikaten Almanlar aradığı yaratıcılığı çoktan bulmuş durumdalar. Bizim Hayko'da yeterince memnun ediyor zaten Almanları. Tüm ataklarında onun ayaklarında şekillenmesi takımın da beyni olduğunu gösteriyor ayrıca. Bu arada Mesut'tan bahsederken de söyleyelim, bugünkü Alman gollerinde Türkün katkısının yanında Brezilyalının ve Polonyalının da katkısını görmezden gelmeyelim... Alex de Sousa'nın da Twitter'dan 'Acaba Hitler Golü bir Polonyalı ile siyahın attığını görse ne derdi' demesi de gecenin konuyla ilgili bombasıdır kanımca... Almanlar 'Finale Finale!' diye bağırıyormuş, e haklı adamlar... Bu arada sık sık Neill'ın savunmaya ve diğer arkadaşlarını veryansın ettiğini gördük. Adamın kaderi bu... Yanıda ve çevresinde oynayanlar delirtiyor adamı. Almanya'dan da İspanya için pay çıkartmadan geçmeyelim. Efendim aynı oyunun iki katını bizim çocuklardan da görmek istiyoruz haliyle...

Almanlara futbol ziyafeti ve dört golü için dört kere; Danke, Danke, Danke, Danke...

" Golü atanlardan biri Polonyalı, diğeri Brezilyalı. Hitler görse ne derdi? " Alex de Souza...


Gün içinde sempati duyduğum Cezayir'den umutluydum esasında. 2010'a gelmeden önce Mısır ile oynadıkları son play off maçında gelen 1-0'lık galibiyetten sonra yaşananlar, kaleci Chaouchi'nin elinde Cezayir bayrağı ile üst kale direğinde unutulmaz fotoğrafların çekilmesine vesile olması, yine aynı maçta takım olarak müthiş bir hırs sahibi olduklarını göstermeleri 2010 Dünya Kupası öncesinde İspanya'nın yanına onları eklememi sağlamıştı. Ama gel gelelim ilk bir dakika da seri paslar dışında beni zerre umutlandırmayan bir takım olmuş Cezayir. Mısır ile oynanan maçlarda efsaneleşen kaleci Chaouchi'nin de yediği gol evlere şenlik hakikaten. Peki ya Ghezzal Davala'ya ne desek? Elemelerde gösterdiği performansın yarısını gösteremedi Cezayir. İngiltere karşısında ABD'lileri destekledik, ABD'liler karşısında da doğal olarak Cezayir'i destekleyeceğiz tabii ama bu futbolla olmaz o iş... Umarım turnuvaya sadece saç şekilleri ile renk katmazlar... Slovenya'nın da Cezayir'den aşağı kalır yanı yoktu. Rusya gibi oyununu beğendiğim bir ülkenin yerine burada yer almalarının yanında şans golü ile galip gelmelerinden sonra daha da bir antipatik yaklaşıyorum artık kendilerine. 


Günün son paragrafı da 'Serbia' ya. Sağ olsunlar onlar da içimizdeki beklentiler dağıtıp atan futbolları ile hayal kırıklığına uğrattılar bizi. Halbuki ben önceden de söylemiştim, Sırbistan gizli favorim diye. Ama 2006'ya gol yemeden harika bir futbolla giden Sırbistan Karadağ gibi onlarda hayal kırıklığı ile başladılar turnuvaya. Maçın son anlarında on kişi kaldıktan sonra bir puana razı olmuşken Gyan'dan yenilen penaltı ve alınan yenilgi de cabası. Ne Krasic'i CSKA'daki kadar atak ve konsantre gördük, ne de Zigic'i... Zigic demişken, Antic ustaya saygımız sonsuz tabi ama neden onu orta sahaya yakın kullandığını da anlayamadım. Zaman zaman sanki Vidic'in defanstaki partneri Zigic zanneden olmuştur eğer futbolu yakından takip etmiyorsa... Sırplarla ilgili ufak bir ayrıntı da Stankovic'ten. Kendisi rekor kırmış durumda. Dünya Kupaları'nda Yugoslavya, Sırbistan-Karadağ ve Sırbistan milli takımları ile birlikte 3 farkl forma ile boy göstererek... Gana'da Appiah'ı iki koluna taktığı beyaz bantlar ile görmek çok güzeldi. Bir an Fenerbahçe'de oynadığı günleri gözümün önüne getirip özlemedim de değil hani... 

" Bu kez Şampiyon Afrika'dan... mı? "


Son olarak TRT-HD'den alınmış maçların kısa özetlerini indirmek isteyenler için;

Cezayir - Slovenya     |     Sırbistan-Gana     |     Almanya-Avustralya


Fever Pitch ile Taktiksel Yayın;

Almanya 4-0 Avustralya

" ... Savunma ve hücumu Kedira-Schweinsteiger ile bağlayan Löw'ün öndeki dörtlüyü müthiş hareketli kullanması, takımın genel organize yapısı ile birleştiğinde seyir zevki yüksek kareler ortaya çıkardı. Hiç şüphesiz şu ana kadar izlediğimiz en iyi takım Almanya. 4-2-3-1 daha kusursuz oynanamazdı. Oyun her anında hareket ettiler ve çabuk oynadılar; oyunun anahtarı ise kesinlikle hareket. Mesut'un müthiş saha görüşüne takımın hareketi katılınca, üzerine Avustralya'nın dökülen tandemi eklenince rakibini sürklase etti Almanya... "



Gecenin son bombası da The Guardian'dan. Arjantin kupayı alıp Maradona dediğini yaparsa ortaya nasıl bir görüntü çıkar sorusunun cevabı. Allah'tan Basile'nin dediğinden yola çıkarak onu resmetmeye kalkmamışlar...


Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan