Transferler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transferler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2010 Perşembe

David Villa & Barcelona




Son 2 senede seyrettiğim Barcelona, benim hayalini kurduğum oyuna en yakın takım; birçokları için de öyledir. Total futbol üzerinden konuşmaya kalksam, vurmaya kalkacak adam çoktur da, zamanında yakıştırdığım modern total futbol kavramı da onların üzerinde eğreti duracaktır. Mutlak top hakimiyetine dayalı, sürekli golü ve hücumu düşünen bir sistem. Sadece bir hücum takımı değil Barcelona, dünyada alan oyununu en iyi oynayan takım ve belki en iyi savunmanın hücum olduğunu bizlere gösteren takım. Ligde attıkları 98 gol ve yedikleri 24 gol istatistiğinin atılan gol karşılığı olsa da, onlardan sonra en az gol yiyen takım ikinci Real Madrid 35 golle. Bu 11 gol mü kazandırdı şampiyonluğu Barcelona'ya? Sanmıyorum ama sistemin getirdiklerinin payı büyük.

Çoğu kişi tarafından Eto'o'nun yerine düşünülen İbrahimovic doğru stilde oyuncu olmasa da, Guardiola'nın aklındakileri açık şekilde önümüze koyuyordu; tamamı ile futbol aklına sahip ve savruk olmayan bir futbol takımı. Oynadıkları pas ve alan oyununun mükemmelleşmesi için gerekli her parçayı bir araya getiriyordu Pep; Puyol'un yerine düşünülen Chygrinski'de bu yönde yapılmış bir transferdir. Yine de İbrahimovic'in sene içinde, özellikle kilit maçlarda, ortaya bir şey koyamaması soru işaretlerini beraberinde getirdi. Inter'e elendikten sonra tercih ettiği Bojan Krkic'in kısa boyuna rağmen bu kadar etkin olmasındaki en büyük sebep, monte edildiği sistemin doğuştan bir parçası olması! Topu havaya kaldırmayan takımın "tehlike anında kırınız" durumu için aldığı İbrahimovic'i kullanamayışındaki en önemli sebep oyun karakteri. İbrahimovic'in ceza sahasını savurma gibi bir özelliği de olmayınca tıkanan Inter maçı gibi maçlar problem oluyordu ki, Pep bunun için de formülü hazırladı: David Villa Sanchez.

Sanırım onun şanssızlığı Valencia'nın Benitez sonrası içine düştüğü durum. Bir türlü toparlanamayan takım ekonomik krize son sürat ilerlerken onu bırakmadı, o da kulübünü bırakmadı. Ancak bir yerde bu kopmanın yaşanması şarttı; dünyanın en iyi forvet oyuncularından birinin cvsinde İspanya Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonluğu dışında bir şey yazmaması benim bile içime sinmiyor. Hareketli, göze hoş gelen oyun stilinin yanında teknik ve son vuruş becerisi bu dünyadaki en iyilerden olan bu adamın Barcelona'ya neler vereceği, İbra'nın durumu şimdi konuşulacaklar.

Tixi Beguiristain'ın "Zlatan bir yere gitmeyecek" açıklamasının arkasında yatanları okumaya çalışalım. 6 kupa kazanılan sistemin ilk ve en belirgin değişikliği Lionel Messi'nin standart kenar oyununu bırakıp, ortaya daha yakın, gezgin bir oyuna dönmesi. Sistemin kendi içinde yaşadığı bu tip belirgin değişiklikleri görünce akla ilk gelen Villa-İbrahimovic-Messi üçlüsünün ön alandaki dizilişleri. Oyunu alanlar üzerinden oynayan ve bu yüzden defansif sıkıntı çekmeyen bir takımın defansif zaafiyet çekmesi söz konusu mu? Zannetmiyorum. Torres-Villa ikisinin hemen arkasında sola yakın oynayan Iniesta ile Avrupa şampiyonu olan İspanya'nın hemen hemen benzer bir oyunu oynadığını hatırlatmakta fayda var. Kısacası Villa ve İbrahimovic'in biraz önde Messi'nin biraz arkalarında beklediği deforme bir 4-3-3 seyretmeye hazırlıklı olalım şimdiden.

40 milyon € Villa gibi bir oyuncu için standart bir fiyat. Villa İbra'nın eksik kaldığı hemen tüm özelliklere sahip. Barcelona'nın şimdiki hedefi kendi çocukları Fabregas. Arsenal kaptanını bırakmak istemiyor ama Fabregas'da altın jenerasyonu, bu "uzay takımı" olarak adlandırılan takımla kazanabileceklerini kaçırmama derdinde. Fabregas'ın gelmesi durumunda oluşabilecek Xavi-Iniesta-Fabregas orta sahası ise, rakiplerin kendi toplarını evden getirmelerine sebep olacaktır; hali hazırda her maç %70 top hakimiyeti ile oynayan Barcelona'nın yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.


Fotoğraflar @flickr

31 Mart 2010 Çarşamba

Ramos ve Milan?


Sevgili Sergio Ramos Milano'ya gitmiş apar topar Pazartesi günü... Gitmiş, yemek yemiş gelmiş. 

Bizim AS'ta tutturmuş Sergio Ramos Milan'la görüşüyor diye... 

Osteria del Pallone'de Oddo ve Abbiati ile buluşmuş. Bunların dışında Milan kulübünün önde gelen yetkilileri de onlarla beraberlermiş.

Şimdi, böyle bir olasılık var mı, yoksa sıradan bir yemek mi bilemiyorum. Şimdi tek söyleyebileceğim sevgili Berlusconi eğer Sergio Ramos'u gerçekten istiyorsa birinin onu rüyasından uyandırması gerektiği...

Sergio Ramos'un Real Madrid ile Haziran 2013'e kadar devam eden bir kontratı var... Şimdilerde konuşulan ise bu kontratın Perez'i kesmediği ve 2017'ye kadar uzatmak istediği... Böyle bir durum karşısında Milan'ın Ramos hayali zaten suya düşüyor. 

Ama onlara da hak vermek gerek artık.

Maldini emekli oldu, Nesta, Kaladze ve Favalli gibi isimler bıraktı bırakacak... T. Silva tek başına takılıyor. İtalyanların iş gücünü daha iyi yapmak için Sergio Ramos'u istedikleri söylenebilir. 

Zaten 'bizim' AS gazetesi kendini boşu boşuna işkillendirmiş olaiblir. Yani zaten biliyoruz kısa zaman önce de Ramos-Milan haberleri çıkmıştı ama belki de Ramos sıradan bir gezinti için de Milano'ya gitmiş olabilir...

Hazır ufak dedikodulardan bahsetmişken Raul ve Liverpool adları da yazılmaya başlandı. Tam haberleri bilmiyorum ancak Raul'un Benitez'in yanında ona 'yardımcı' olması için ileride oturabileceği söyleniyor... Raul Real Madrid camiasının futbolu bıraktıktan sonra aktif olarak çok şey beklediği bir isim... Bu durumda bu söylentinin de gerçekleşmesi zor görünüyor.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mancini kötü çocuğu mu alacak?

Man City'de Robinho memleketine dönme hazırlıklarında bildiğiniz gibi. Başından belli olan bir gelişme denebilir bunun için. Robinho Santos'tayken 'artık hayallerimi gerçekleştirmem gerek, beni bırakın yoksa antremanlara çıkmam' demiş ve Madrid'e ilk uçakla gelmişti. Bir iyi bir kötü geçen günlerin ardından bu kez de El Fahim'in paralarının kokusunu alıp, yine Santos'ta olduğu gibi Real Madrid'de de mutsuzum demiş ve kendi hayalinden çok El Fahim'in hayalinin gerçekleşmesi için Man City'nin yolunu tutmuştu. Şimdi yine buna benzer bir senaryo... Robinho'nun gitmek istemesinin nedenlerinden biri şehirde mutlu olamaması, diğeri de hem Mancini'nin gözüne, hem de takıma girmekte zorlanması. Yani en azından Robinho'nun açıklamaları bunu gösteriyor. Santos ve Sao Paolo pusmuş bekliyor Robinho için.




Mancini Robinho'nun gitmesine izni çoktan verdi. Hatta doğacak boşluğu kötü İtalyan çocuğu Cassano ile doldurmayı planladığı söyleniyor. İtalya milli takımından kovulan ve birçok kötü olaya karışan Cassano, Sampdoria teknik direktörü Del Neri ile de geçtiğimiz hafta sonunda ufak bir anlaşmazlık yaşayarak bu konu da ne kadar istikrarlı olduğunu da göstermiş oldu cümle aleme. Real Madrid ile kötü geçen günlerinin ardından Sampdoria ile yeniden doğmaya gayret eden Cassano için belki de Man City ve vatandaşı Mancini ile çalışmak ona kendini daha iyi kanıtlaması için bir fırsat olabilir. Eğer Cassano gerçekten İngiltere'de bir kariyer planlamayı düşünüyorsa yine Man City ve El Fahim'in transfer etmek için kafasında bulunan Juve'li Amauri, Fiorentina'lı Mutu ve Milan'ın kıdemli başçavuşu İnzaghi'yide unutmaması gerek...

24 Ocak 2010 Pazar

Sissoko in - Anderson out


Toulouse'da oynayan 20'lik defansif orta saha Sissoko çoktan parlamış durumda. Oyun tarzı olarak Real Madrid'li Diarra ve Man City'li Vieira'ya benzetilen Sissoko'nun çok uzun bir süre daha Toulouse semalarında kalmayacağı kesin. 

***

Sissoko'ya talip olan en ciddi kulüp Manchester United. Kırmızılar Sissoko'nun Toulouse'un en değerli oyuncu olduğunun sanıyorum farkında ve 18 Milyon sterlin gibi bir rakam konuşuluyor. Yine İnter, Lyon ve yeni Vieira'sını arayan Arsenal Sissoko ile flört etmek istiyor. 

***

Liginde parlayan yıldızların önce kendisinde oynamasına alışkın olan Lyon orta alanı için Sissoko'yu düşünüyor ancak Sissoko'nun ManU'ya transferi halinde onun Ferguson'un prenslerinden biri olmasıyla beraber Lyon'un Anderson'a yönelmesi sürpriz olarak görülmüyor. ManU, Sissoko, Anderson ve Lyon'un içinde bulunduğu bu karmaşık transfer hikayesi yaz ayları için bir seneryo, gerçekleşir mi bilinmez ama gerçek olan Sissoko'nun Toulouse'dan ayrılacağı...

9 Ocak 2010 Cumartesi

Premier Lig, Ocak 2010 Transfer Dedikoduları


Arsenal ----> Wellington (Fluminense)

Aston Villa ----> James Beattie (Stoke City)

Birmingham City ----> Kevin Kuranyi (Schalke 04)

Blackburn Rovers ----> Hatem Ben Arfa (Marsilya)

Bolton Wanderers ----> Guti Haz. (Real Madrid)

Burnley ----> David Nugent (Burnley-Kiralık sözleşmesi bitiyor)

Chelsea ----> Ribery & Villa (Bayern & Valencia)

Everton ----> Senderos (Arsenal)

Fulham ----> Okaka (Roma)

Hull City ----> Felipe Caicedo (Man City)

Liverpool ----> Van der Vaart & Van Nistelrooy (Real Madrid)

Man City ----> İvan Cordoba (İnter)

Man Utd ----> Simon Kjaer (Palermo)

Portsmouth ----> Jamie O'Hara (Portsmouth-kiralık sözleşmesi bitiyor)

Stoke City ---->  Scott Parker (West Ham Utd)

Sunderland ----> Maynor Figueroa (Wigan)

Tottenham Hotspur ----> Sandro (İnternacional)

West Ham Utd ----> ?

Wigan ----> Raul Tamudo (Espanyol)

Wolverhampton ----> Jermaine Beckford (Leeds)

29 Eylül 2009 Salı

Sporting ----> ManU

Ronaldo (2003)


Nani (2007)



Rui Patricio ( 2010 ? )

27 Ağustos 2009 Perşembe

Tuncay Şanlı Stoke City ile anlaştı

Çoğu blog ta yazdı bu konu ile ilgili. Çoğunluk Tuncay'ın bu kararından memnun değil tabii. Ben de memnun değilim. Hatırlarsanız Tuncay Boro'ya giderken şimdilik hedefinin Premier Lig'de oynamak olduğunu ve oradan da daha büyük bir kulübe geçeceğini düşünüyorduk. Transfer döneminin başlarında da adı sık sık Aston Villa, Blackburn, Everton ve Liverpool ile anılıştı. Daily Mirror Tuncay'ı daha birçok İngiliz kulübü ile yazmıştı fakat bu kulüplerin içinde Stoke City yoktu. Şuan için Stoke'un Boro'dan farkı, onların Premier Lig'de olması. Stoke, geçmişi ile çok köklü bir kulüp olsa da bence Tuncay için standartların çok çok altında kaldı. Buradan Tuncay'ın Premier Lig sevgisi de anlaşılıyor. Fenerbahçe'ye dönmek yerine, aslında Stoke'u tercih ederek aslında Premier Lig'i tercih etti Tuncay Şanlı. Birde Türkiye'ye döndüğünde askerlik ile ilgili bir sorun olabilir diye yazıldı ama ne kadar doğru bilmiyorum. Tuncay'ın kararına saygılıyım. Umarım çift haneli rakamlar ile attığı gollere şahit oluruz...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Kleber Porto'ya ?


Tam Adı ile Kléber Giacomance de Souza Freitas, Sao Paolo'nun altyapısından yetişen bir futbolcu. Normalde forvet oynuyor ama zaman zaman orta alanda veya forvetin arkasında görev adlığı maçlarda oluyor. Yetiştiği kulüpte 26 maçta 6 gol attı... Aslında çok gol atamasa da Avrupa'nın dikkatini çekebilmişti 2004'te. Dışarıya biraz erken gitti. Sao Paolo'da sadece bir sezon oynadıktan sonra Avrupa arenasına geldi. Kulübü Ukrayna'nın Dynamo Kiev'i oldu. 2004-2008 yılları arasında oynadı Kiev'de. 65 maçta 28 gol atmayı başardı. Kiev'de oynadığı yıllar 'nereden buluyorlar bu kadar uygun fiyatlı futbolcuları' dediğimiz günlerdi onun için. Ukrayna'da uygun olan fiyarı 4 yılda arttı doğal olarak. Daha sonra ülkesine, Palmeiras'a kiralık olarak gitti. 30 maçta 8 gol attı. Fakat yaznının başında da söyledim, kimi zaman orta alanda da görev alan Kleber'in Palmeiras'ta az gol atmasının nedeni değişik yerlerde görev almasıydı. Son olarak Cruzeiro bonservisini aldı Kleber'in Kiev'den. Şuana kadar Cruzeiro ile çıktığı 13 maçta 13 gol atmayı başardı. Aslında esas forvet kimliğini Cruzeiro'da buldu diyebiliriz. Şimdilerde ise adı Porto ile geçiyor. Aslında Porto'nun transfer politikasına bakarsak onu, Kiev'in aldığı yıllarda alması gerekirdi. Daha sonra da aldığı paranın bilmem kaç katına satardı belki. Fakat sanırım Porto yönetimi henüz geç kalmadığını düşünüyor. Haber çok yerde düşmedi ama ben haberi bahane ederek biraz da Kleber ile ilgili bir şeyler karalamak istedim...

14 Ağustos 2009 Cuma

Guti & Galatasaray

- '' Guti, hakkında çıkan Galatasaray haberleri hakkında ne düşünüyorsun ?

- '' Bende bu Real Madrid sevgisi varken burada her maç yedek otursam bile ayrılmak aklıma gelmez... Ama hayatın ne getireceğide belli olmaz değil mi ? 

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Marko Arnautovic

İbrahimovic'in gençliği oluyor kendisi bildiğiniz gibi. Boyu 1.89 ve buna rağmen İbra gibi onunda tekniği yüksek ve hava toplarında doğal olarak etkili. O da Boşnak asıllı. Hollanda'ya ilk sezonunda sessiz sedasız transfer olmuştu. Zaten pek ortalıklarda görünmemişti. Fac Team Für Wien adında bir Avusturya takımından çıkıp gelmişti. Top onun ayağına gerçekten çok yakışıyor ve hareketleri de bir hayli dikkat çekici. Twente'de geçen sezonki oyunu Hollanda basınından büyük bir övgü aldı. Avrupa'nında dikkatini çekti doğal olarak. Ve şimdi İnter... Benim asıl merak ettiğim konu onun İnter performansının nasıl olacağı. İbrahimovic'ten dolan boşluğu doldurması için çok genç ve tecrübesiz görünse de Mourinho'nun ilerleyen yıllarda vazgeçilmezi olabilecek yeteneğe ve potansiyele sahip. Bir de ben Arautovic isminin yaklaşık bir ay önce Fotomaç'ta Beşiktaş ile beraber yazıldığını hatırlıyorum. Hatta haberi gören arkadaşım, 'yahu bu kim, ne gerek var böyle saçma adamlara' demişti ve bende bir kaç dakika onun yeteneklerini arkadaşıma anlatmakla geçirmiştim. E tabii bu haber büyük ihtimal ile asparagas bir haberdi. Netice itibariyle İnter İbra'dan doğan boşluğu birkaç yıla kadar fazlasıyla dolduracaktır...

Xabi'ye hoşgeldin duruşu

4 Ağustos 2009 Salı

Xabi Real Madrid'de...

Diğer komşu bloglardan birçoğuda yayınlamışlar haberi... Uzun soluklu bir transfer hikayeside böylece bitmiş oldu. Ha şimdi bitecek, bitiyor derken olması gerekenden uzun sürmüştü bu transfer. Suskun kalan Perez'in bu sessiz havayı bozması bir anlamda bu transfer. Real Madrid'in orta sahasına mutlaka iyi gelecektir. Lass ve Xabi ikilisi Real'in orta sahasının daha dinamik olmasına yetecektir. Bir de M.Diarra var ki aslında onun durumu halen belirsizliğini koruyor. Eğer Xabi gibi bir tranfer yapılmasaydı Raul,CR9 ve Kaka'nın arkasında her daim bir problem baş gösterebilirdi. Transferin rakamları konusunda değişik yazılar var. 30 milyon olduğu doğru ama Euro'mu yoksa Paund'mu orasını bilemiyorum Zira Marca ve İngilizler farklı para birimleri kullanmışlar...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Zlatan-Eto'o takası üzerine...

En çok tartışılan konu aslında hangi takımın karlı çıktığı. İnter mi?, yoksa Barca'mı? Transfere önce ekonomik yönden bakalım. Barcelona İnter'e Eto'o'nun yanında Hleb ve 45 Milyon Euro verdi biliyorsunuz. Görünüşte çok iyi gibi görünüyor. Aslında Eto'o ve Hleb dışında verilen bu para, İnter için küçük bir meblağ sayılabilir. Bunu görmek için İnter kulübünün yıllık gelirlerine bakmak sanırım yeterli olacaktır. Birde şöyle bir soru soralım : İnter Eto'o'dan İbrahimovic'ten aldıklarını, Barcelona ise İbrahimovic'ten Eto'o'dan aldıklarını alabilecek mi? Bu soruya kesin cevap Barcelona'nın Eto'o'dan aldıklarının daha fazlasını Zlatan'dan alacağı yönünde olacaktır. Zira artık Zlatan'ın iki yanı Messi ve Henry ile çevrili olacak. Daha çok gol atmaması için bir neden yok yani. Eto'o'nun ise eski partnerleri yanında olmayacak şüphesiz. Benim anlayamadığım bir nokta ise bu kadar çok gol atmasına rağmen Pep ile Eto'o arasına ne gibi bir problem olduğu. Neyse, bunu şuan bilemeyiz ama özetle, bence bu transferden karlı çıkan kesinlikle Barcelona'dır...

14 Temmuz 2009 Salı

Sevmiyorum Seni City

Evet Man City'yi sevmiyorum. Paradan ve görgüsüzlükten başka birşey bilmeyen Arap sahiplerinden dolayı. Tevez'i aldılar, bravo. Şimdi sırada Adebayor varmış! Aman Adebayor hayatının hatasını yaparsın. City'yi sakın ola ki Chelsea ile karıştırmayın... Chelsea'nin Abramovich'li ilk yıllarında paraları saçtığı doğru ama en azından bir yapılanlamarı vardı. Gelecek sezon bana göre ilk beşe yine giremeyecekler....Unutmadan Puyol'a da bir teklif götürdükleri söyleniyor...

7 Temmuz 2009 Salı

'Porto' gibi...


Porto bu sezon yine 'Porto gibi' davranıyor. Daha önce 'makul' fiyatlarla aldığı ve yıldızlaştırdığı oyuncuları şu günlerde milyon eurolara satıp kasasını dolduruyor. Hem de bu oyunculardan en iyi faydayı sağladıktan sonra. Daha öceki yıllar da bunu sıkça yapmışlardı. En önemli örneklerinden biri Deco...1999 yılında Deco daha çok gençken Porto'nun harika scout ları onu Salgueiros'ta oynarken çok beğenmişlerdi ve Porto'ya getirmişlerdi. Daha onra Jose Mourinho'nun prensi olmuştu. Harika bir performans ve neredeyse bedavaya gelen Deco, 2004'ün başında 21 Milyon Euro'ya Barcelona'ya gitmişti. Müthiş bir rakam. Deco'dan en üst düzeyde verim alındıktan sonra verildi Barca'ya. Başka bir örnek ise Deco'dan 3 yıl sonra takıma katılan Derlei. O da Jose Mourinho'nun bir eseri. União Leiria'dan 'Bedavaya' geldi Porto'ya en güzel yıllarını burada geçirdi. O, Deco ve arkadaşları Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra 8 Milyon Euro'ya Rus zengini Dinamo Moskova'ya transfer oldu ve Porto yine müthiş bir kar elde etti. Daha yakın zamanlara gelecek olursak Pepe ve Anderson demek yeterli olacaktır. Pepe, 2004'te Maritimo'dan çok ufak bir meblaya transfer edilmişti. Mourinho'nun Chelsea'ye gitmeden önce Porto'ya verdiği son hediyelerden biri olmuştu. Yırtıcılığı, kademe anlayışı ve Fiziği ile defansta 3 yıl boyunca Porto'ya çok şeyler kattı. Ve hemen ardından Calderon onu 30 milyon Euro'ya Real Madrid'e getirdi. Artık 'Porto yine müthiş bir kar sağladı' demek istemiyorum. ortada... Anderson...2005'te Gremio'dan Porto'ya ne kadara mal olarak geldi bilmiyorum ama çok uygun olduğunu söylemek kesin. Porto'da oynarken Alex Ferguson'un dikkatini hemen çekti ve Porto'nun diğer 'ucuz' transferlerine nazaran takımda daha az kalarak 18 Milyon Sterlin'e ManU'nun yolunu tuttu. 

Peki ya Porto bu politikasına devam ediyor mu?... Hemde daha güzel haliyle... 2002 ile 2005 arasında River Plate orta sahasında parlayan yıldızı hatırlayın. Evet, Lucho Gonzalez. Porto'ya geldiğinde adı sanı pek duyulmamıştı fakat Porto'daki harika performansından sonra daha çok milli forma ve daha fazla ün geldi onun için. Başka bir takıma gideceği söyleniyordu geçen sezon bittiğinde. Bu takımın Real Madrid olacağı çok yazılıp çizildi ancak Lucho, Marsilya'nın yolunu tuttu. Biz futbol dilencileri onu Marsilya'dan daha büyük bir kulüpte görmek istemiş olsak ta, Porto onu 18 milyon euro'ya satarak kasasını yine doldurdu. Lucho, Porto'ya verebileceği herşeyi vermişti zaten ve bu işten karlı çıkan bence sadece Porto. Bu sezonun transfer döneminde bir diğer 'Kar' ise Lisandro Lopez. Yırtıcı ve hırslı forvet 2003-2005 yılları arasında Racing Club'te dikkatleri çekmişti ilk olarak. Porto yine 'Porto gibi' davranıp bu yıldız adayını da gerçek bir yıldız yapmak için transfer etti. Yine makul bir ücretle tabii. Dün okumaya başlamıştık, bugün bitti... Lisandro Lopez 24 Milyon Euro karşılığında OL. Lyon'da... 

Porto transfer politiaksını harika yürütüyor ve örnek alınması gerek bence. Son olarak gelecek yıllarda Porto'nın yine milyon Euro'lara satabileceği iki yıldız var onlarıda ekleyelim; Hulk ve Raul Meireles...'Porto gibi' transfer politikasına gerçekten hayranım.

Fotoğraflar Flickr'dan...

CR7 out, CR9 in...

İmza töreni bile 80.000 küsür kişiyi çekiyorsa tribünlere...







6 Temmuz 2009 Pazartesi

Julius Aghahowa Shakhtar'a...


CM'ciler Aghahowa Kayserispor'a geldiğinde çok heyecanlanmışlardı. Ben bile sevinmiştim Türkiye'ye transfer olduğunda. Geçmişte CM oynarken kendisini Real Madrid'e almışlığım, hatta ismini hatırlamıyorum (Dortmund'du sanırım) bir kulüpten onu 98 milyon $'a satmışlığım vardır... Gerçek hayatta ise herkes ondan CM'deki gibi oynamasını bekledi. Beklenen patlamayı bir türlü yapamadı. Türkiye'ye geldiğinde herkes sanal alemdeki performansını bekledi. Fakat Fenerbahçe maçındaki 4 gollü atraksiyonu dışında hiçbirşey yapamadı denebilir. Yinede CM'deki Aghahowa idi, CM scoutları yanılmazdı, ha patladı, ha patlayacak derken sezonu felaket bir şekilde tamamladı. Geçtiğimiz günlerde ise bonservisini kendisinin aldığı söylenmişti hatırlayacaksınız. Julius şimdi ise birzamanlar geleceğin en iyi isimlerinden biri olarak gösterilen Shakhtar'a transder oldu... Açıklama Kayserispor ve Shakhtar'ın resmi sitelerinden de yapıldı. Lucescu bu oyuncunun potensiyeline kesin güveniyor olmalı ki bu transferi gözü kapalı olarak gerçekleştirdi... Tanrının biz ölümlüler için Dünya üzerine gönderdiği eğlencelerden biri olan CM'de en iyilerden birisiydi, bakalım Lucescu ile birlikte sanal dünyadaki gibi olabilecek mi?

5 Temmuz 2009 Pazar

Sneijder + Robben = Ribery?

Başkan Perez'in Franck Ribery karşılığında Bayern'e başlıktaki iki Hollandalıyı teklif ettiği konuşuluyor. Sneijder + para teklif edilmesini doğru buluyorum ancak Hem Robben hem Sneijder ve birde ek olarak 47 Milyon Euro'yu ben biraz fazla buldum... Siz ne düşünüyorsunuz ?

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Mevlüt Erdinç

Mevlüt, benim beğendiğim tarza bir forvet oyuncusu. İkili mücadelelerde ve hava toplarında güçlü fiziğini ve uzun boyunu iyi kullanıyor olmasının yanında, sprinter özelliğine de sahip ve kanatlardan tehlikeli akınlar geliştirebiliyor.  Tıpkı Anelka gibi... Bu yüzden Mevlüt'ü hep adı sanı duyulmuş bir takımda görmek istemişimdir. PSG'de kendisi... Paris eski günlerinden bir hayli uzak olsada, Mevlüt eski takımına nazaran daha iyi ve duyulmuş bir kulüpte forma giyecek... Yolu açık olsun.

28 Haziran 2009 Pazar

Lucho González

Lucho, benim çok beğendiğim bir orta saha oyuncusu. River'da zirve yaparken Jose Mourinho'nun bir kıyağı olarak Porto'ya gelmişti. Yetiştiği yer ise Huracan...Milli takıma da çağrılıyor bildiğiniz gibi. Ben onu daha iyi yerlerde görmek istemişimdir hep. Geçenlerde Xabi Alonso ile ilgilenen Perez'in, onu alamazsa Lucho'ya yönleneceği söylentileri yayılmıştı. Bu beni mutlu etmişti çünkü Lucho'nun Real Madrid forması giymesi, onun hakkettiği yerde olmasını sağlayacaktı. Fakat bu durum gerçekleşmedi. Lucho Gonzalez artık Marsilya'da oynayacak. L'equipe bu haberi kesin bir ifadeyle yayınladı. Lucho için Marsilya 18 Milyon Euro ödeyecek ve oyuncuya da 4 yıllık net 2 Milyon Euro verecek...
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan