Dünya Kupaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Havasını Soluyup, Türkiye'de oynadılar...



Listeye ilk 10 hariç şöyle bir bakınca arada hatırlamakta zorluk çektiklerimiz dahi var. Kimi üç maç için durdu Türkiye'de, kimi efsane oldu. İşte Bugüne kadar Dünya Kupaları'nda oynayıp Türkiye'den yolu geçenler.


1- George Hagi - Galatasaray (1990, 1994, 1998) 

Hagi Steaua Bükreş'in yıldızı olduğu günlerde ilk olarak Dünya Kupası havasını 1990'da soludu. 1996 yılında Galatasaray'a imzayı attığında 1994 ABD'de de forma giyen Hagi son olarak 1998'de Fransa'da Romanya takımında yer aldı.

2- Claudio Taffarel - Galatasaray (1990, 1994, 1998)

Brezilya 90 kadrosu açıklandığında İnternacional'de yıldızlaşan Taffarel hemen göze çarpıyordu. Bu onun tek Dünya Kupası olmadı. ABD 1994'te penaltı atışlarında efsaneleşip kupayı kaldırdı, Fransa 1998'de final oynadı ve sonra Galatasaray'a imza attı... 

3- Jay-Jay Okocha - Fenerbahçe (1994, 1998, 2002)

1996'da Fenerbahçe'ye gelip efsane olan Okocha 1994 ABD'de Nijerya milli takımına çağrıldığında Almanya'da Eintracht Frankfurt forması giyiyordu. Fransa 98'de çağrıldığında PSG'ye transfer olan Okocha son olarak 2002'de Uzak Doğu'ya gitmeden önce PSG'den Bolton Wanderers'a transfer olmuştu. 

4- Rigobert Song - Galatasaray, Trabzonspor (1994, 1998, 2002)

Song 1994'te Kamerun kadrosuna seçildiğinde Fransa'da Metz takımında yıldız adaylarından bir tanesiydi. 1998 ve 2002'de de milli takımda yer alan Rigobert Song 2004'te Galatasaray'a imzayı attı ancak 2006'da ülkesi Kamerun Dünya Kupası'na katılamadı. Song halen Trabzonspor forması giyiyor. 

5- Carlos Roberto Gallo - Malatyaspor (1978, 1982, 1986)

Kaleci Carlos 1978, 1982 ve 1986 Dünya Kupaları'nda Brezilya kadrosunda ülkesinde oynarken boy gösterdikten sonra 1988'de diğer Brezilyalılar Eder ve Serginho ile Malatyaspor'a imza atıp Türkiye'de 2 yıl kalmış ve sevilen bir isim olmuştu. 



6- Yordan Letchkov - Beşiktaş (1994)

1994'te tarih yazan Bulgaristan milli takımında yer alan Letchkov Hamburg'u temsilen kadroda yer alıyordu. Ardından Marsilya'ya transfer olan Letchkov 1997-1998 sezonunda Beşiktaş'a yıldız olarak geldi, 17 maça çıktı. 


7- John Moshoeu - Gençlerbirliği, Kocaelispor, Fenerbahçe, Bursaspor (1998)

1993-1994 sezonunda Gençlerbirliği forması ile Türkiye'ye adım atan Moshoeu 1998'e katılmayı başaran Güney Afrika milli takımına çağrıldığında Fenerbahçe forması giyiyordu. Moshoeu son olarak Bursaspor forması giydi. 

8- Riadh Bouazizi - Bursaspor, Gaziantepspor, Kayseri Erciyesspor (1998, 2002, 2006)

Yıllar sonra 1998'de Dünya Kupası'na katılmayı başaran Tunus kadrosunda yer alan Riadh Bouazizi o dönem ülkesinde forma giyiyordu. 2000 yılında Bursaspor'a transfer olan Bouazizi yine 2002'de de oynadıktan sonra Gaziantepspor'a transfer oldu. Bouazizi 2006 Dünya Kupası'na gittiğinde ise Kayseri Erciyesspor forması giyiyordu. 

9- Oscar Cordoba - Beşiktaş (1994, 1998)

Cordoba 1990'dan sonra Higuita'nın boşluğunu doldurmak adına America de Cali'den 1994 Kolombiya kadrosuna çağrılmıştı. 1998'de de Kolombiya kadrosunda yer alan Cordoba 2002 yılında Beşiktaş'a gelmişti ve efsaneler arasındaki yerini almıştı. 

10- Harry Kewell - Galatasaray (2006)

Kewell yıldızının parladığı yıllardan beri ülkesinin zayıflığı nedeni ile Dünya Kupası hasreti çeken futbolculardan biriydi. 2002 yılında çok yaklaşmasına rağmen buna Uruguay engel olmuştu. Ancak Hiddink'li Avustralya 2006'ya katılmayı başarmış ve o dönem Liverpool'da forma giyen Kewell nihayet Dünya Kupası'nda yer alabilmişti. Kewell'ın Türkiye'ye geldiği sezon ise 2007-2008'di. 

Listede ismi yer almayan fakat Türkiye'ye yolu düşüp Dünya Kupaları'nda oynamış diğer isimler :


Gheorghe Popescu - Viorel Moldovan - Lulian Filipescu - Daniel Timofte - Bogdan Stelea - Adrian Ilie - Iosif Rotariu - Ioan Lupescu - Dumitru Stângaciu - Radu Niculescu (Romanya),

Thomas Berthold - Stefan Kuntz (Almanya),

Carlos Roberto Gallo - Serginho Chulapa - Éder Aleixo de Assis - Roberto Carlos - Ricardinho - Kleberson (Brezilya),

Jean-Marie Pfaff - Mbo Mpenza (Belçika),

Didier Six - Frank Ribery (Fransa),

Oleg Salenko - Vladimir Beschastnykh - Dmitri Khlestov (Rusya),

İke Shorunmu - Ikechukwu Uche - Daniel Amokachi - Mutiu Adepoju - Tijani Babangida - Julius Aghahowa (Nijerya),

Kenneth Andersson (İsveç),

Frank de Boer - Pierre Van Hooijdonk - Peter van Vossen (Hollanda),

Jes Hogh (Danimarka),

L. Morula - Alfred Phiri - Lebohang Morula - Mkhalele - David Nyathi (Güney Afrika),

Zoubeir Baya - Kaies Ghodhbane - Zied Jaziri - Anis Ayari - Sofiane Melliti - Ali Zitouni (Tunus),

Emil Kostadinov - Zlatko Yankov - Gosho Ginchev - Ivaylo Petkov - Zdravko Zdravkov - Radostin Kishishev - Georgi Ivanov - Rosen Kirilov (Bulgaristan),

Brad Friedel (ABD),

Marijan Mrmic - Stjepan Tomas - Jurica Vranjes - Milan Rapaiç - Davor Vugrinec - Anthony Šerić - Vladimir Vasilj (Hırvatistan),

Fary Mondragon (Kolombiya),

Tony Sylva (Senegal),

Lee Eul Young (Güney Kore),

Raymond Kalla - Geremi - Alioum Boukar - Nicolas Alnoudji - Salamon Olembe - Joseph-Désiré Job (Kamerun),

Ariel Ortega (Arjantin),

Tobias Linderoth (İsveç),

Miroslav Szymkoviak - Peter Majdan (Polonya),

Kader Keita (Fildişi Sahilleri),

Drargoslav Jevric - Mateja Kezman - Sasa İlic (Sırbistan & Karadağ),

Lucas Neill - Josip Skoko - Mile Sterjovski (Avustralya),

Dzoni Novak (Slovenya),

Marek Heinz (Çek Cumhuriyeti),

Stephen Appiah - Richard Kingston (Gana),


Junichi İnamoto (Japonya)

Fahrudin Omerović - Zoran Mirković - Miroslav Stević (Yugoslavya)

Thomas Myhre, Ronny Johnsen (Norveç)

André Macanga (Angola)

Serhiy Rebrov (Ukrayna)

Brian Steen Nielsen (Danimarka)

25 Mayıs 2010 Salı

Miguel Ángel Benítez


Fransa 1998’de İspanya’nın hüsran yaşadığı D Grubu’nda, o dönem Afrika’nın en güçlüsü konumundaki Nijerya ile beraber gruptan çıkarak ses getiren Paraguay Milli Takımı’nın Chilavert ve Arce ile beraber en dikkat çeken ismiydi Benitez...

 La Liga’yı takip edenler için 1998 yılını beklemeye gerek yoktu; zira “Peque”, İspanya’da 90’ların 2.yarısına damga vuran etkili yabancılardan biriydi ve Espanyol taraftarlarının Tamudo’dan önceki döneme dair en sevdiği isimlerdendi. 6 sezonda 200’e yakın resmi maça çıktığı Katalan ekibiyle 2000’de Kral Kupası da kazanan ama 2002’de ülkesine döndükten sonra pek ses vermeyen ve Paraguay futbolunun evliya çelebisi olarak pek çok kulüp gezdikten sonra 2007’de futbola veda eden Paraguaylı’yı bugün hala hatırlamamıza vesile olansa Dünya Kupalarında atılmış en güzel gollerden birindeki imzası...

Bu gol İspanya’nın Bulgaristan’ı gole boğup Paraguay’ın puan kaybetmesini beklediği dakikalarda Nijerya kalesindeki Rufai'yi çaresiz, İspanya'yı ümitsiz bırakmış ve muhteşem yeteneğine rağmen geniş kitlelerce tanınmayan Benitez'in ismini de kupanın kazandırdıkları arasına yazdırmıştı. Ancak ilginç bir şekilde 1999 sonrası milli formaya uzak kaldı 15 numara ve arkasında 29 maçta 11 gollük bir milli takım kariyeri bıraktı. Bu durumun, onu izleyen ve yeteneğinin farkında olan birine fazlasıyla saçma geleceğini söylemek lazım. Tamam, Benitez'in futbol dünyasında ender görülecek bir yeteneği yoktu belki de ama yine de bugün fazlasıyla yaygın Benitez soyadını duyduğumda beynimde canlanan tek şeyin Rafael Benitez olmamasını sağlayan bu Paraguaylı, ülke futboluna çok daha fazlasını verebilirdi ama onun kaderinde, güzel oyuna dair yarım kalan bir başka harika hikayenin kahramanı olmak varmış ki bugün onu anmak için çabalamamız gerekiyor işte...


12 Mayıs 2010 Çarşamba

28 Haziran 1998 || Fransa - Paraguay


Evsahibi olan ülkenin vatandaşları ülkelerinden muhakkak kazanmalarını beklerler her daim. Üstüne bir de rakip zayıf görülürse takımlarının farklı kazanmalarını isterler. İşte Fransa 98'de ev sahibi Fransa'nın taraftarları takımlarının grubunda üçte üç yaptıktan sonra ikinci turdaki rakibi Paraguay karşısında çok rahat ve farklı bir galibiyet bekliyorlardı. Genel olarak konuşulan konu Fransa'nın gruplarda Güney Afrika'yı 3-0, Suudi Arabistan'ı 4-0 yenmesinden sonra Paraguay'a kaç gol atacağıydı.

Fakat herşey o kadar kolay olmamıştı Fransa için... 

Fransızların hesap etmedikleri nokta Paraguaylıların maç boyunca adeta kendi kaleleri önüne etten duvar örmeleriydi. Paraguay kendi grubunda sadece bir gol yiyerek gol atması ne kadar zor bir takım olduğunu kanıtlamıştı. O tek golü de Nijeryalı Oruma atmayı başarmıştı. Hatta Paraguay gol yemiyor, kendisi de atamıyordu. Yine kendi grubundaki 0-0 biten Bulgaristan ve İspanya maçları buna kanıttı. Fransa'da kendi grubunda sadece bir gol yemiş ancak tam dokuz gol atmayı başarmıştı...

Fransa milli takımı büyük yıldızlarına rağmen bir türlü Paraguay kalesininin kilidini açamıyordu. Trezeguet'in, Djorkaeff'in şutları ya Chilavert'ten ya Ayala'dan dönüyor, ya da kale arkasındaki taraftarlarla bütünleşiyordu. Chilavert belki de kariyerinin en zor ama en başarılı maçlarından bir tanesini yaşıyordu. Defans hattının ise kaleden farkı yoktu. Arce, Gamalla, Rojas ve Celso Ayala hayatlarının maçını oynar gibiydi... 

Doksan dakika 0-0 bitmişti. Paraguay'ın direnişi inanılmazdı. Lens'ta, Stade Félix Bollaert'ta toplanan Fransızlar maçtan önce 'kaç atarız' hesaplarını bırakmıştı. Şimdi içlerindeki korku olası bir altın golle ya da şanssız bir şekilde penlatılarla Güney Amerikalılara kaybetmekti. Böyle harika bir oyundan sonra elenmek kabus gibi olurdu onlar için. 

Fakat Fransızların korktukları başlarına gelmemişti...

İlk kez Fransa 98'de uygulamaya başlanan bir kural olan 'Altın Gol' uygulaması ev sahibine uğur getirmişti. Savunmadan çıkan L. Blanc ceza sahası içinde Trezeguet'in göğsü ile indirdiği topa sert vurarark Chilavert ve Paraguay'ı avlamştı. Dakikalardır direnen Paraguay yıkılmıştı adeta. Blanc'ın attığı  herhangi bir gol değildi. Bu 'Altın Gol' dü...

Fransa-Paraguay maçını Marcel Desailly'den dinleyelim son olarak:

"Kahraman! İkinci tur maçında altın gole imza atarak Paraguay'ı 1-0 elememizi sağlayan L. Blanc... Tüm Fransa'yı kurtaran adamın savunmadaki komşunuz olması çok ilginç bir durum! Pazar günü, öğleden sonra, Lens'ta, oynanan bu maçta, Blanc savunmayı bana emanet etmişti. Onun ileriye çıkmaması, yerinden ayrılmaması için çok uğraşmıştım. Düşünsenize, rakip ceza alanında oynamaya başlamıştı! Paraguay kalesine yaklaştı, yaklaştı ve bize çeyrek finali getiren golü attı. Her şey gayet basitti, futboldaki herşey gibi. Maçtan önce F. Barthez'in kafasına kondurduğu öpücük gibi..."

Fransa çeyrek finaldeydi. 113 dakika ecel terleri döken Fransa İtalya'nın rakibi olmuştu... 

FRANSA

Fabien BARTHEZ (GK) - Bixente LIZARAZU  - Laurent BLANC - Youri DJORKAEFF  - Didier DESCHAMPS - Marcel DESAILLY - Thierry HENRY (-64') - Bernard DIOMEDE (-76') - Lilian THURAM - Emmanuel PETIT (-69') - David TREZEGUET 

PARAGUAY

Jose Luis CHILAVERT (GK) - Francisco ARCE - Carlos GAMARRA - Celso AYALA  - Jose CARDOZO (-91') - Roberto ACUNA - Pedro SARABIA - Carlos PAREDES (-74')  - Miguel BENITEZ - Julio Cesar ENCISO - Jorge CAMPOS (-55')




1974 || Haitili Sanon

1982 İspanya || Fransa - Kuveyt

1982 İspanya || B. Almanya - Avusturya

1982 İspanya || Macaristan - El Salvador

1994 Öncesi Birleşik Devletler


Fotoğraflar: Blanc 113'te Paraguay'ı avlıyor. @ Gettyimages, Barthez ve Blanc Paraguay maçı öncesinde. @ Calciopro.

11 Mayıs 2010 Salı

İngiltere'de Rooney, Defoe ve Crouch tamam... Peki ya diğerleri?


İngilizlerin en formda üç santraforu: Wayne Rooney ve Jermaine Defoe, her İngiliz Milli Takımı hocası gibi Capello'nun da vazgeçilmezleri arasına girmeyi başaran Peter Crouch, bu sene Fulham'da çok başarılı bir yıl geçiren Bobby Zamora, Villa'lı Agbonlahor, Sunderland'den Darren Bent, West Ham'dan C. Cole, Bolton'dan Kavin Davies, hatta Birmingham'dan C. Jerome ve nihayet Emile Heskey... İyi huylu bir forvet bolluğu bu İngiltere için. Bu isimlerin hepsi İngiltere'yi bu büyük turnuva öncesi favori yapan etmenlerden en önemlisini oluşturuyor. Gerçek şu ki, şu an başka hiç bir ülke bu kadar hazır santrafora sahip değil... E. Haskey'ide 4. forvet olarak yazdığımızı düşünürsek 5. forvet kim olabilir ?



28 Nisan 2010 Çarşamba

1974 || Haiti'li Sanon...


1974 Dünya Kupası...

Hollanda milli takımının futbol literatürüne 'Total Futbol' kavramını getirdiği,

Türkiye'de televizyonlardan ilk yayınlanan,

Doğan Babacan'ın düdük çaldığı,

Batı Almanya'nın şampiyon olduğu turnuva...

Genel hatları ile özetlenince bunlar çıkıyor ortaya ancak arka planda kalan bir maç o günlerde çok konuşulsa da artık unutulmuş durumda. 

Bu maç 15 Haziran 1974'te Münih'te oynanan İtalya - Haiti maçı...

Haiti milli futbol takımı 1974 finallerine gelii dahi mucize olarak nitelendirilen bir futbol takımıydı. Doğal olarakta bulunduğu grubun en zayıfı yine Haiti'ydi. İlk maçı da İtalya ile oynayacaktı ve pek tabii İtalya maçın mutlak favorisiydi... 

1974 Dünya Kupası başladığında efsane İtalyan Dino Zoff hala gol yememişti. Süreye vurulduğunda bu tam 1143 dakika ediyordu.

İtalya maçı Rivera, Benetti ve Anastasi'nin golleri ile 3-1 kazanmıştı. Ve evet, İtalya'nın Haiti'den yediği bu gol aynı zamanda 1143 dakika sonra Dino Zoff'un gol yemesi anlamını taşıyordu.  Hem de hiç beklenmedik bir ülkenin beklenmedik forveti Sanon'dan... İtalya galibiyeti kapsa da Dino Zoff rekorun ilerlemesinin durduğu için maçtan sonra büyük bir üzüntü yaşayacaktı.

Onca yıldızın yapamadığını Sanon yapmıştı. Bu gol ertesi gün haberlerde, programlarda en çok gösterilen gol olmuştu. Hatta bu gol yıllar içinde kitaplara ve dergilere de geçmeyi başarmıştı. Maçtan hemen sonra gazeteciler yukarıda gördüğünüz fotoğrafı çekmişlerdi. Zoff ve Sanon...

O Grupta İtalya Polonya ve Arjantin'in gerisinde kalıp elendi... Tek galibiyetleri de işte bu Haiti maçıydı. Haiti ise grupta 2 gol atmıştı, ikisi de takımın 'yıldızı' Sanon'dan gelmişti...


Bu arada ufak bir tavsiye; Di Massimo Tolento Blog'tan " Bulgaristan 1994 "

24 Nisan 2010 Cumartesi

1982 İspanya || Fransa - Kuveyt


Kuveyt 1982 Dünya Kupası'na katılarak zaten başlı başına bir sürpriz gerçekleştirmişti. Esasında onlar içib bu turnuva da yer almak bile yeterliydi. Kuveyt 4. Grupta Fransa, İngiltere ve Çekoslavakya ile eşleşmişti. Bu grupta sonuncu olacağı zaten belliydi ancak Kuveyt milli takımı sempatikliği ile hemen ön plana çıkıyordu.

Fransa ise 1982'nin en iyi futbolunu oynayan takımlarından biriydi...

Platini,

Genghini,

Bossis,

Ufak ama futbolu büyük Giresse...

Fransa ile Kuveyt grup 4'te karşı karşıya geliyorlardı. Fransa yıldızları sayesinde sahanın da tek hakimiydi. Goller de sırasıyla gelmiti... İlk gol şahaneydi. Genghini serbest vuruşta topu ağlarla 'seviştirmişti' adeta. Sonra Platini 27. yaş günü hediyesini kendi kendine veriyordu; 2-0. İkinci yarı da Six'in golü ile başlamıştı. Fransa tam da gol rekoruna gidiyor denmeye başlamışken Kuveytliler bir anda silkinmişlerdi. Bu şahlanma Kuveyt'e gol getirmişti. Al Boulushi durumu 3-1 yapmıştı.

Peki ya Sonra?

Ufak tefek Giresse harika oyununu sürdürüyordu. Yine organize bir ataktan sonra Fransa'nın 4. golünü atmıştı. Sovyet hakem Miroslav santrayı gösterdiğinde Fransa 4-1 öndeydi. İşte bu esnada bu maçın tarihe geçmesine neden olacak gelişmeler yaşandı...

Golden sonra bütün Kuveytli futbolcular hakemin etrafını sarıp itiraz etmeye başladılar. Daha önce yedikleri 3 golde sesi çıkmayan Kuveytliler çıldırmış gibiyidi. Birden saha kenarına koşan Kuveytli futbolcular tribüne doğru bakıyorlardı. Tribünde baktıkları isim Kuveyt futbol federasyonu başkanı Şeyh Ahmet'ti. Ayağa kalkan şeyh eliyle oyunculara birşeyler söylemeye çalışıyordu. Bunun üzerine Kuveytli futbolcular sahayı terkt etmeye başladılar. Saha komiseri bunu engellemek için oradaydı fakat nafile...

Şeyh'te çoktan tribünden inmiş ve sahaya gelmişti. Şeyh le beraber Sovyet hakem, İsveçli yardımcıları ve daha birçok yetkili uzun uzadıya tartıştılar. Kuveytliler golde kural hatası olduğunu söylüyolardı. Uzun tartışmaların ardından herkes köşesine çekildiğinde Fransa'nın golü iptal edilmişti. Bu kez de sahaya dalan Frasnsa teknik direktörü Hidalgo'ydu... Fakat Şeyh Ahmet baskın çıkmıştı...

Oyun 3-1'den devam etti...

Ne var ki, Fransızlar o hırsla hemen Kuveyt kalesine inmişler ve bu kez kimsenin hayır diyemeyeceği bir golle durumu 4-1 yapmışlardı. Golü atan Bossis'ti. Bu olaylı maçın da son golüydü.

Tüm bu olanlara rağmen Sovyet hakem maçı bitirdiğinde iki takım futbolcuları inanılmaz bir centilmenlik içinde forma değiştirmişler ve birbirlerine sarılmışlardı.

Şeyh Ahmet ertesi gün bir basın toplantısı düzenleyerek " Mafya FIFA'nın yanında hiç kalır..." diyerek müthiş bir söz etmişti...

25.000 İsviçre Frangı ceza alan Kuveyt'te aynı zamanda Şeyh Ahmet'in maçlara girmesi yasaklandı...




Kuveytliler kimi peçeli, kimi başörtülü, kimi başı açık ama yöresel kıyafetleri ile turnuva boyunca ilgi uyandırmış, tribünleri renklendirmişlerdi... Tabii Frasna maçında yaşanan bu olaylar Kuveyt milli takımını ünlü yapan esas neden olarak hatırlandı hep... Kuveyt sonuncu olup elendi, Fransa'ya da Yarı finalde Federal Almanya dur diyebildi...



22 Nisan 2010 Perşembe

1982 İspanya || B. Almanya - Avusturya


İspanya 82 hiç şüphesiz bir festivaldi...

Bu Turnuvayı ve futbolu L. Blanc özetliyor aslında:

" Her futbol maçı aslında hayat gibidir. Başlangıcı ve sonu vardır, içinde güzel ve kötü zamanları olabilir.Zor durumlardan düzlüğe çıkılabilir, kolay durumlar zora dönüşebilir...tıpkı hayat gibi. Ve hiç bir maç bir diğerine benzemez, aktörleri ve oyuncuları farklıdır, tıpkı hiç bir hayatın bir diğer hayata benzeyemeyeceği gibi... "

Ancak turnuvayı güzel yapan tüm ayrıntıların yanında yaşanan bir maç halen soru işaretlerine ve şüphelere bir cevap veremedi...

Federal Almanya 1982 Dünya Kupası'na Cezayir maçı ile ile merhaba demişti. Büyük bir sürpriz neticesinde Cezayir Almanya'yı 2-1 ile geçmişti. Fakat insanlar henüz bu durumu konuşmayı bitirmemişken bir de 'şike' bombası patlamıştı. Bu durum Federal Almanya'yı adeta eziyordu ve bazı şeyleri gölgeliyordu...

İlk turu kapatırken Almanya'nın Avusturya ile oynayacağı maç o kadar kritik ti ki...

Yenilmeyi şöyle bir kenara bırakalım, beraberlik bile Almanları kupanın dışına itiyordu. Yine Almanların maçı 3 farklı kazanması bu kez Almanları üst tura taşısa da Avusturyalıları turnuva dışına itiyordu... Fakat, ufak bir nokta vardı ki, bu durum hem Almanlara hem de Avusturyalılara yarıyordu... Almanya'nın bir ya da iki farklı bir galibiyetinde iki takımda tur atlayabiliyordu...

Bu durumda 'Kulak gazetesi' devredeydi işte...

" Aynı dili konuşan iki takımın futbolcları birbirlerini destekleyecek..." 

Yani?

İşin yanisi 'hatır adı altında' şikeye getiriliyordu tüm sözler... Bir de bunun üstünde takımlar sahaya çıktıklarında gayette cansız oynayınca ve Almanya Hrubesch'in attığı golün üstüne 'yatar' bir görüntüye bürününce 'kulak gazetesinden' sızanlara doğruluk payı çıkıyordu. Stadı dolduran çoğu tarafsız binlerce kişi de bu cansız ve tutuk oyun karşısında 'şike, şike' diye tempo tutunca olay tüm Dünya'nın gözleri önüne de serilmiş oluyordu...

Maçı anlatan Alman spiker ise durumu özetliyordu;

" Utanıyorum..."

Başta Cezayir olmak üzere bu iki takımın kupa dışına çıkması gerektiğini savunan birkaç ülke FIFA'ya başvurdular. Fakat bir sonuç çıkmadı. Almanlar ise yaptıkları açıklama ise ekmeğe en güzelinden yağ sürüyorlardı:

" Kesinlikle bir anlaşma yok. Ancak sonuç bize yetiyordu ve enerjimizi de 2. tura saklamalıydık..."

Bu maçtan sonra yaşananlar bunlarla da sınırlı kalmıyordu...

Maçın bazı izleyicileri organizasyon komitesine baş vurup paralarını geri istemişlerdi. Çünkü onlara göre bu tam bir rezillikti...

Herkes çok konuşmuştu fakat hiçbirşey değişmemişti. Almanya ile Avusturya el ele final turuna yükselmişlerdi. Bu yakın zamandaki İsveç - Danimarka olaylarına çok bezniyordu. Avusturya final gruplarında elendi, Federal Almanya'ya ise finalde Rossi, Tardelli ve Altobelli durduruyordu...

B. Almanya 1 - 0 Avusturya


21 Nisan 2010 Çarşamba

" Futbol Şampiyonasıydı ama futboldan başka her şey vardı... "


Şili'de 30 Mayıs 1962'de başlayan 7. Dünya Kupası, tarihin en ilginç Dünya Kupalar'ından biridir...

Kimlerin tur atladığının, kimin kupayı aldığının yanında o günlerde bu turnuva gerçekten çok ilginç ilerliyordu...
Zaten yazdığım bu yazı da da 'Battle of Santiago' dışında biraz kıyıda kalmış tuhaf ve ilginç şeylerden bahsettim...

Sıcaklık, şiddet ve peş peşe gelen ilginç olaylar bu kupayı günümzde de tuhaf kılan ana başlıklardı.

Maçlarda yaşanan şiddetin o günlerde Şili'de 55 dereceye kadar çıkan sıcaklığında etkisi olduğu söylendi.
Öyle ki, ilk 12 maçta sakatlanan oyuncu sayısı 35'i geçmişti.

Bu turnuvada haşinlik ve hırçınlık sadece futbol anlamında kalmadı hiçbir zaman.

Şili'deki bu turnuva için  
"Futbol Şampiyonasıydı ama futboldan başka her şey vardı" cümlesini kurup yakınan kötümserler bir yana yaşanan tüm bu olaylar bu cümlenini ortaya çıkmasını sağlamıştı.

O meşhur Şili - İtalya maçında, bir efsaneye göre tribünlerde bulunan fanatik bir Şilili
'Şili, İleri!' diye bağırdıktan sonra oracıkta yığılıp kalmış ve hayatını kaybetmiş. Tribünde ölen bu fanatik Şililinin yanında televizyon ve radyo başında da ölen insanlardan söz edilecekti turnuva boyunca...

Kolombiya milli takımının Sovyet Rusya ile 4-4 berabere kaldıktan sonra başlarına gelenler hem mizah yönü ile hem de ilginç yönü ile hafızalarda kaldı yıllarca... Kolombiyalı erkeklerin kadınlar tarafından romantik ve yakışıklı görülmesi yeni bir şey değil takdir edersiniz ki... İşte böyle bir ortamda Şilili kadın futbol ya da 'erkek' severler Kolombiya takımının kamp yaptığı sahayı ve oteli basmışlardı... Bu tatlı 'saldırı' her ne kadar Kolombiyalı futbolcuların hoşuna gitse de antrenör Adolfo Pedernera çareyi otelin kapılarını futbolcuların üzerinden kitlemekte bulmuştu...

Turnuvanın ilginç olaylarını anlatırken  Arjantinli ve tam bir futbol dilencisi olan Carlos Montez adlı bir adamın yaptıkları asla unutulmaz...

Pek sevgili Montez ne kadar hasta bir futbol adamı olduğunu Şili'deki turnuvayı seyredebilmek için evini satmasıyla kanıtlamıştı... Fakat onu gazetelerde manşetlere taşıyan olay bu değildi. Tanrı bu adamın futbol aşkına karşılık vermişti... Evini satıp Şili'ye giden adam turnuva esnasında piyangodan parayı vurmuştu... Montez futbol aşkı uğruna sattığı evi hem geri almış, hem de onun gibi 'deli' olan eskiz arkadaşını da
'parası çok olunca' turnuvaya getirmişti...

Şili'deki bir okulda ders saati ile Brezilya'nın bir maçının çakışması ise diğer bir ilginçliğin başlangıcı olmuştu...1958'de harikalar yaratan Pele adındaki 'çocuğu' görmek isteyen öğrencilere okul müdürü sert çıkmıştı. Fakat öğrencilerin çıkışı daha fenaydı;
" Pele'yi seyredemezsek okulu yakarız..." Müdür pes etmişti. Etmişti etmesine ama Pele öğrencilerin gözü önünde turnuva boyunca oynanan sert oyundan nasibini almış ve Çekoslavakya maçında sakatlanıp turnuvayı kapatmıştı... Artık adı sanı duyulan Pele'nin yerine Amaridlo adında bir genç oynuyordu...

Pele'nin hem sakatlığı hemde onun yerine oynayan Amarildo ile ilgili söyledikleri turnuvanın son ilginçliğiydi...

" Sayılamayacak kadar çok geçmiş olsun telgrafı aldım... Ama çoğunluğu benim yerime oynayan Amarildo'nun akrabalarından..."

1962 Dünya Kupası'nın en güzel golleri ile bitirelim;


+





1982, Macaristan - El Salvador



İspanya 82... Grup 3.

Gecenin bu saatinde çerez niyetine Macaristan'ın 10 gol attığı El Salvador maçına bir göz atalım...

Macaristan eski yıllarından çok uzak... El Salvador ise yine 'kanlısı' Honduras ile büyük bir çekişme sonrası İspanya'daki turnuvaya gelebilmiş. Fakat Honduraslıların bedduasını almış çok büyük ihtimal...

Bu farklı galibiyet Macaristan'ın efsane yıllarını hatırlatsa da Macarların grupta 12 gol attığını ve tek galibiyetlerini de 10-1 ile El Salvador'a karşı aldıklarını da hatırlatalım... Bu da ileriki günlerde bloga sıkça koyacağımız Dünya Kupası yazılarının ve bunun gibi videoların başlangıcı olsun...

16 Nisan 2010 Cuma

1994 Öncesi Birleşik Devletler


1990 Dünya Kupası İtalya'da devam ederken, 4 yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin düzenleyeceği kupa hakkında bazı şeyler kaleme alınmaya başlamıştı. Bu kupanın orada düzenlenip düzenlenemeyeceği en çok tartışılan konuydu. Bir aksilik çıkması, bazı şeylerin ters gitmesi özellikle FIFA'yı ve spor dünyasının bazı kesimlerine endişe veriyordu ancak FIFA kararını değiştirmemekte ısrarcıydı.

Herşeyden önce Amerikalıların futbola olan ilgileri sorgulanıyordu. Ya hiç ilgi gösterilmezse?

1984'te ABD'de düzenlenen Olimpiyat Oyunları sırasında yaşanan bir olayın dilden dile dolaşması da bu düşünceyi tetikler nitelikteydi adeta...

O yaz sıcağında Los Angeles'ta Avrupalı gazetecilerin birçoğu rahatsızlanır ve yetkililerden 'Panadol' adlı ilaç istenir. Özellikle Panadol istenir çünkü bunu Pele tavsiye ediyordur. Gelen soru gazetecileri şaşırtır:

'Pele de kim?'

Dünyanın en büyük futbolcusu olduğu anlatılır. Sonra; 

'Futbol da ne?'

Gazeteciler baştan sona anlatır. İlacı getiren yetkili Amerikan Futbolu ile 'ayaktopu'nu bir türlü ayırt edemez. Sonra ekler ' anladım, siz soccer diyorsunuz, biz bunu pek bilmeyiz sadece uzaktan adını duyduk!...'

O yılların ünlü beyzbol yorumcusu Vern Plagnhoef bir Arjantin-Yugoslavya maçında bombayı patlayıyor :

'Arjantin'de Yugoslavya'da sık sık rakip kaleye giderken yan hakem bayrağını kaldırıyor. Bazen ise kaldırmayı unutuyor, siz ne dersiniz?'...

Tüm bunlara kulak asmayan ve ABD'ye çok güvenen bir isim vardı : FIFA başkanı Havelange... O bu işe evet dediği için başka hiç kimsenin sözü geçmiyordu. 94 Dünya Kupası kesinlikle ABD'de olacaktı. Hatta ABD yeni stadlar yapamayacağını, Amerikan Futbolu sahalarını futbola 'seve seve' tahsis edeceğini açıklasa da Havelange'nin kararı asla değişmedi. Hatta ABD'de yaşayanların yarısının futbolu bilmediği gerçeği bile FIFA'yı vazgeçirmedi bu yoldan.

Sonucunda turnuva düzenlendi. Bittiğinde ise herkesi şaşırtan bir biçimde maçlara halk tarafından büyük ilgi gösterildi. Havelange 'iyi ki yapmışız' dedi. Ama asla ABD'de futbol bir basketbolun ya da Amerikan Futbolu'nun önüne geçmedi. Yıllar içinde Major Lig'lerine Pele'leri, Beckenbauer'leri transfer etselerde, Major yerine yine 'NBA' en çok tutulan organizasyon oldu. Halen de öyle. Sanırım ilk futbol maçını 1885'ye Kanada ile oynayan Birleşik Devletler takımı bir Dünya Kupası kazanmadan Futbol hep arka planda kalacak onlar için.


Son olarak 1994'te maçlar öncesinde verilen İntro ile nostalji yapalım... 



Not: 1994'te mücadele eden Amerika Birleşik Devletleri takımının Marcelo Balboa, Jhon Harkes, Cobi Jones, Alexi Lalas ve T. Moela gibi isimler ile farklı bir takım olduğunu düşünüyorum. Yakın bir zamanda bu takımında hikayesini yazmak niyetindeyim.

18 Şubat 2010 Perşembe

Güney Afrika Öncesi İngiltere'de Genel Görünüm


Bu yazıya başlamadan önce,henüz bu hafta başında tanıştığımız ve bana "Barbarossa"da yazma imkanı veren Oğuz'a teşekkür etmek istiyorum. Bloglar arası transferler fazlaca olabilir ve önemsiz sayılabilir ancak; böylesine bir imkan benim açımdan gerçekten çok mutluluk vericiydi...

Barbarossa'ya her Perşembe yazmaya çalışacağım ve yazıların konusu genellikle İngiliz futboluna dair olacak. İlk yazı olması sebebiyle, pek derinlemesine olmadan,genel bir tablo çizerek, İngiltere Milli Takımı'nın Güney Afrika öncesi son durumuna kısaca değinelim:

Bildiğiniz gibi, İngiltere Milli Takımı Capello'nun gelişiyle birlikte, 2010 Dünya Kupası'nda en önemli favorilerden biri haline geldi. Hal böyle olunca, Güney Afrika öncesi yaşanan her sıkıntı takıma beklenenden daha fazla zarar verir hale geldi.Öncelikle, takımın kaptanı Terry'nin yaşadığı yasak ilişkinin ortaya çıkması ve Terry'nin takım kaptanlığından alınması konusu gündemi oldukça meşgul etti.Hemen ardından, Wayne Bridge Terry ile aynı takımda oynamak istemediğini açıkladı ve Bridge geri dönüşü konusunda hala kesin bir açıklamada bulunmadı. Tabii, Ashley Cole'nin sakatlık süresi de belirsizliğini korumaya devam ediyor... Yani, kısaca Dünya Kupası öncesinde İngiltere'nin defans hattında sorunların mevcut olduğunu söyleyebiliriz.

İngiltere'de Güney Afrika öncesi kadro yapısı yukarıdaki gibi seyrederken,hücum hattında ise tam tersi bir bolluk olduğunu görüyoruz. Kariyerlerinin en formda senelerini yaşayan üç santrafor: Wayne Rooney, Darren Bent ve Jermaine Defoe, her İngiliz Milli Takımı hocası gibi Capello'nun da vazgeçilmezleri arasına girmeyi başaran Peter Crouch, hala isminin ağırlığı hissedilen Michael Owen, bu sene Fulham'da çok başarılı bir yıl geçiren ancak henüz resmi bir davet almayan Bobby Zamora ve nihayet Emile Heskey... Bu isimlerin hepsi İngiltere'yi bu büyük turnuva öncesi favori yapan etmenlerden en önemlisini oluşturuyor. Gerçek şu ki,şu an başka hiç bir ülke bu kadar hazır santrafora sahip değil. Bu anlamda, geçen Avrupa Şampiyonası'nın şampiyonu olan İspanya'yı düşündüğümüzde, takımda aktif olarak görev alan 4 santrafordan(Torres, Villa, Güiza, Llorente) Villa hariç hiç birinin şu an formda olduğunu söyleyemeyiz. Bu ideal dörtlünün dışında son maçlarda kadroya Sevillalı Alvaro Negredo'nun da çağrıldığını belirtmemiz gerekir.Aynı şekilde,bir diğer favori Brezilya'da da durumun farklı olmadığını görüyoruz, forvetteki tüm yük Luis Fabiano'nun üstünde. Bununla birlikte,orta sahalarının da tarihlerinin en iyi orta sahası olmadığı kesin. Böyle bir tabloda İngiltere'nin rakiplerinden bir adım önde olduğu gözükse de, Arjantin ve Almanya'nın hücum hattı da çok formda. Bir yanda Milito, Higuain, Tevez, Agüero diğer yanda ise Klose, Gomez, Kiessling, Hunt ve Mesut Özil gibi isimler mevcut.
İngiltere'nin yaşadığı sorunlarla birlikte, görünen, belki de başka hiç bir turnuva da bukadar şansılı olamayacağıdır. Muhtemel rakipleri arasında yer alan Arjantin'de, yetenekli oyuncuların bolluğuyla birlikte,açıkça tutmamış bir Maradona aşısı mevcuttur.Brezilya'da ise, Robinho, Adriano ve Melo gibi ciddi hayal kırıklıklarıyla dolu bir kadro söz konusu. Bunun dışında, olağan üstü bir orta sahaya sahip olsa da İspanya'nın forvetlerinin formsuzluğu İngiltere'yi ciddi anlamda 2010 Dünya Kupası'nın favorisi yapıyor ancak yine de henüz çok erken olduğunu belirtelim. İngilizler'in karşısında,bir diğer favori olarak ise hemen her turnuvada en az ilk dörtte yer almayı başaran Almanlar öne çıksa da, savunmalarının bu sayılan ekipler içerisinde Arjantin ile birlikte en zayıfı olduğunu söylemek gerekir.

Özetle, henüz erken olsa da, yaşanan Terry skandalı ve Ashley Cole'nin sakatlığından sonra Capello ve İngiliz basını kendilerini Güney Afrika'da temsil edecek ideal sol beki arar durumda.Ancak, yine de bu sorun İngiltere'yi önümüzdeki Dünya Kupası'nın en kuvvetli favorisi yapmaktan alıkoymamaktadır.
**

12 Şubat 2010 Cuma

Almanlar 'Papazı' Bulmuşlardı...


FIFA Futbol ve Din konusunda özellikle son yıllarda çok hassas davranıyor. Kaka'nın tişörtleri ya da Brezilya milli takımının sahada topluca dini tören yapmaları FIFA tarafından uyarı yapılmasına neden olmuştu. 

1986'da Meksika'da yapılan ve Arjantin'in şampiyon olduğu Dünya kupası öncesinde Almanlar  şimdilerde FIFA'nın çok hassas olduğu konuyu biraz abartmışlardı. Alman milli takımı yöneticileri turnuvadan önce futbolcuların moralini yükseltmek ve Tanrı'nın yardımını da almak amacı ile milli takıma bir 'papaz' atamışlardı. O yıllarda milli takımı çalıştıran Beckenbauer ise bizzat bu konuya ve fikre ön ayak olmuştu... Milli takım ile beraber Meksika'ya götürülen papaz ise Protestan klisesi başpapazlarından H. Schindler'di... Finalde Almanlar 3-2 kaybetmişti orası ayrı bir konu.

Şimdilerde futbolun içine bu kadar fazla din karışmasını pek istemeyen FIFA ve Blatter'in tam tersine, o yıllarda FIFA başkanı olan João Havelange pek sesini çıkartmıyormuş demek ki bu tip olaylara...

+ Futbol ve Din.

000000

29 Ocak 2010 Cuma

1994 - Los Angeles


Almanlar ve Meksikalılar 94 Dünya Kupası'nda o yıl meşhur olan Amerika sıcaklarını Los Angeles'ta final maçından önce stad yakınlarındaki bir havuzda üzerlerinden atmaya çalışıyorlar. Her iki ülke de elenmiş, fakat onlar finali izlemek için oralarda kalmışlar. Yine de finalde kendi ülkeleri olmasa da bayraklarını açacakları için mutlular...

9 Ocak 2010 Cumartesi

Keyif...


1998 Yazı, Marsilya... Norveç'li bir 'Viking' Marsilya sahilinin, denizin ve Stade Velodrome'de Norveç'in Brezilya karşısında aldığı 2-1'lik galibiyetin keyfini çıkartıyor. Norveç ikinci tura çıkıyor, Brezilya'dan sonra yine maçı Marsilya'da. Buna belki de en çok fotoğraftaki 'viking' seviniyor ama İtalya 1 gol ile Norveç'i kupanın dışına itiyor, bizim vikinge Norveç'in soğuk sularının yolu görünüyor...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Hagi vs Maradona


İtalya 90 Dünya Kupası'nda Grup B'de oynanan Arjantin-Romanya maçı kısır bir maç (1-1) olmuştu ancak Maradona ve Hagi'nin biraz sinir harbi içinde mücadele etmeleri unutulmamıştı. İkili maç boyunca birbirlerine bazen sert girmişlerdi, bazen laf atmışlardı, bazen de itişip kakışmışlardı. İki '10' numaranın mücadelesi aşağıdaki videoda. Maç sonunda tokalaşıp öpüşerek sahadan ayrılmışlardı ve gergin hava çabuk değılmıştı...

3 Aralık 2009 Perşembe

İki Tahmin

2010 Dünya Kupası kuraları Cuma günü belli olacak. Ben de kafamda iki grup yarattım bakalım tutacak mı?

-İspanya

-Güney Kore

-Gana

-İsviçre

________

-Brezilya

-ABD

-Cezayir

-Fransa

İspanya ile Güney Kore'yi 2002'deki hesaplaşma nedeni ile, Fransa ile Brezilya'yıda 1998 nedeniyle aynı gruplara koydum. Ayrıca Cezayir'de Fransa ile aynı grubu düşsün istiyorum!

20 Kasım 2009 Cuma

21 Haziran 1982, Fransa - Kuveyt

18 Kasımda oynanan Fransa İrlanda maçında yaşananlardan sonra Fransa'nın bundan 28 yıl önce de böyle bir 'çakallık' girişiminde bulunduğu fakat bu kez hiç beklenmedik olayların yaşandığı bir maç geldi aklıma... 

***

Fransa - Kuveyt maçında yaşananlar sanıyorum futbol tarihinde bir ilkti ve bir daha da yaşanmadı. Valladolid'de oynanan maçta Fransa Genghini, Platini ve Six'in attığı gollerle 3-1 öndeyken yaşanmıştı olaylar. Oyun normal seyrinde devam ederken taraftarlar ve televizyon başındaki izleyiciler bir düdük sesi duyarlar. Ortada da hiçbirşey yokken çalınan bu düdük herkesi şaşırtmış, hatta Kuveyt'li oyunculara maçı bıraktırmıştır. Fakat Fransız futbolcu Alain Giresse oyuna devam edip topu sürer ve Fransa'yı 4-1 öne geçirir. Kuveytli futbolcular ise bu düdüğün hakemden gelmediğini anlarlar ve topu üzüntülü bir şekilde santra noktasına doğru götürürler. Ancak tribünden bir talimat gelir ve yaşanılan bu yanlış anlaşılmanın akabinde olan haksızlık nedeni ile Kuveyt'li futbolcuların derhal sahadan çekilmesi emri gelir. Bu emri veren Kuveyt Futbol Federasyonu Başkanı Şeyh Fahid El Ahmed El Sabah'tır... Hatta bununla da yetinmeyen şeyh sahaya girerek maçın Sovyet hakemi Strupar'la konuşarak onu ikna eder ve golü iptal ettirir. Böylece Kuveyt bir yanılgı sonucu haksız bir gol yemekten kurtulur. Maç daha sonra tekrar 4-1 olur ama Şeyh Fahid El Ahmed El Sabah'ın yaptıkları yıllarca unutulmaz... 

***

Peki sizce Henry'nin eliyle kesitiği topta Gallas golü yaptıktan sonra İrlanda takımı sahadan çekilmeye kalksaydı ve maç esnasında gol hemen orada televizyon görüntüleri izlendikten sonra iptal edilseydi nasıl olurdu? 

20 Ekim 2009 Salı

Santana out Komphela in

Güney afrika futbol federasyonu Brezilyalı teknik direktörleri Joel Santana'ya güvenmemiş olacak ki 2010 Dünya Kupası öncesinde görevine son verdi. Santana ülkesinde oniki farklı takım çalıştırmış ve bunların hiçbirisinde iki yıldan fazla kalamamış bir teknik adam. Flamengo ve Vasco da Gama'yı dört farklı dönemde çalıştırması itibari ile de nöbetçi teknik adam hüviyetine sahip. Büyük ihtimal ile Güney Afrika'nın yeni teknik direktörü yine yabancı olacak. Halbuki Güney Afrika mutluluğu dışarıda değil de içeride aramalı bence. Yakın zamanda U-23 milli takımını çalıştıran 'bizim' Komphela göreve gelse ne güzel olur...

15 Ekim 2009 Perşembe

Honduras


6 milyon nüfuslu, yeşillikler içinde 'Maya' ülkesi. Nüfusun %90'ı Maya soyundan geliyor ülkede. El yapımı puroları dünyaca ünlü Honduras'ın. Atlasta bulması güç bir yerdir ama sahili, görebildiğimiz kadarıyla akıllara durgunluk, kalplere derinlik, gözlereyse şaşılık bahşetmektedir. Honduras derinlik anlamına geliyor ayrıca. Para yok tabii... Ya da dengesizlik var diyeyim. Yapılan darbe mutsuz etti onları şüphesiz. Cumhurbaşkanı ile asker arasındaki anayasa anlaşmazlığı 28 Haziranda darbe olarak sonuçlandı Honduras'ta... Unutmadan, zamanında ABD işgaline de uğramışlardı. Honduraslılar Tortita, Pilav, ağaçtaki mangoları , muzları ve tabii ki futbol ile mutlu oluyorlar. 1982 yılındaki takımları hala kalplerinde. Şimdilerde ise Honduras halkı 1982'deki özlemlerini dindirmiş durumdalar. 2010 Dünya Kupası'na katılmayı garantilediler. Benim için de değişik olacak çünkü 1982'de hayatta değildim, onları ilk kez izleyeceğim... Daha önce 'Dünya Kupası'nda kimi tutsam' başlığı ile bir yazı yazmıştım. Honduras'ta bu ülkeler arasında artık...

Bu Fotoğrafın Hikayesi #3

Tarih 30 Haziran 2002. Dünya Kupası finali... Kupa tarihinde Almanya ve Brezilya'nın ilk karşılaşması. Finalden önce tüm maçlar boyunca Oliver Kahn kalesini en iyi koruyan eldiven, Ronaldo ise en çok gol atan oyuncuydu.

Maç başladığında önce Almanya biraz daha atak görünmüştü. Brezilya ise 3R'si Ronaldo, Ronaldinho ve Rivaldo ile gol arıyordu. Bir de bu isimlere bir topu direkten dönen Kleberson eklenmişti. İlk yarı bir orta saha mücadelesi şeklinde geçmişti. İkinci yarıya Brezilya daha iyi başlamıştı. atakları sıklaşıyordu. Dakika 69'da Rivaldo ceza sahası dışından çok sert bir şut çekti. Oliver Kahn bu tpou çelmekle yetinince fırsatçı Ronaldo Brezilya'yı 1-0 öne geçirmişti. Almanlar yedikleri golden sonra ataklarını sıklaştırmışlardı. Brezilya kalecisi Marcos ara ara zor anlar yaşıyordu. Fakat Almanların çabası yeterli olmadı. Kleberson'un pasında Rivaldo topun üstünden atladı, Ronaldo'da birden bire bomboş pozisyonda Kahn'la baş başa kalıverdi. Deyim Yerinde ise 'pis burun' ile Kahn'ı 2. kez avladı... 

Maç bittiğinde Kahn'ın bu fotoğrafı koca bir Alman ulusunu yansıtıyordu adeta. Oliver Kahn'ın yüzünde yediği ilk golde sanki 'topu neden sektirdim' bakışı vardı maç sonu. Ama Alman basını 'Frankfurter Algemeine Zeitung' dışında Oliver Kahn'dan hiç bahsetmedi... Geriye Oliver Kahn'ın Collina son düdüğü çaldıktan sonra bu görüntüsü kaldı...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan