Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2010 Perşembe

Yeni Evinde İrlanda ve 100. Milli Maçında Kaptan R. Keane, İrlanda 0-1 Arjantin


İrlanda'nın yeni evi bundan böyle efsanevi başkent Dublin'deki Lansdowne Road'ın yerine inşa edilen Aviva Stadyumu olacak. Görünüş olarak zaten bir harika olan stadyum İrlanda'nın yağmurlu havasını da akıllıca değerlendirecek. Öyle ki yağan yağmur sularını bünyesinde biriktiren Aviva Stadyumu bu suların çimlerin bakımı için kullanılmasını sağlayacak. Stad ile ilgili görsellere ve bilgilere www.avivastadium.ie adresinden bakabilirsiniz. 

Aviva Stadyumu'nun açılışı ve R. Keane'in 100. milli maçı için Dublin'e davet alan takım Arjantin olmuştu. Maradona'dan boşalan koltuğu devralan S. Batista'nın takımı geçtiğimiz Dünya Kupası'nda sık karşılaştığımız gib durum olan ve Angel Di Maria'nın attığı 'tartışmalı' bir gol ile galip gelmeyi başardı. Fransa maçında büyük bir talihsizlik yaşayan S. Given ise ne kadar şanssız bir kaleci olduğunu da göstermiş oldu böylece...

İrlanda'da 'Kurt' teknik direktör Trapattoni'nin midesindeki rahatsızlık nedeniyle (Trapattoni midesinden bir operasyon geçirecek. 3 Eylüle kadar iyileşmesi ve Euro 2012 elemelerinin ilk maçında Ermenistan karşısında takımının başında olması bekleniyor) kenarda görev yapan yadrımcısı Tardelli sahada kalede S. Given'a görev verdi. McShane, O'shea, Dunne ve Kilbane defans hattını oluşturan isimler oldular. Bu güne kadar 100'ün üzerinde İrlanda formasını giymeyi başarmış olan sol bek K. Kilbane zaten ben kendimi bildim bileli milli takımın demir başı durumunda. Onun için İrlanda'nın İbrahim Üzülmez'i demek çok ta yanlış bir cümle olmayacaktır aslında. R. Dunne ise defansa hükmedişi ve bir an olsun azalmayan konsantresi ile J. O'shea ile beraber uyumlu bir görüntü çiziyor yıllardır. Orta alanda ise Fahey, Green, Andrews ve Duff görev yaptılar. İleri ikili ise alışılmışın dışında K. Doyle ve Keane olarak değil, Doyle'un sakatlığı nedeniyle Sheridan ve Keane'den oluştu. Arjantin'de ise yeni teknik adam Batista Maradona'nın 2010 Dünya Kupası'nda görev vermediği bir kaç isimle beraber Romero, Burdisso, Demichelis, Samuel, Heinze, Banega, Mascherano, Gago, Di Maria, Higuain ve Messi ile maça başladı. 

Maç içinde İrlanda milli takımı yaklaşık 40.000 seyirciyi çok ta tatmin edememesine rağmen dirençli bir oyun sergiledi ancak Di Maria'nın yaklaşık 10 metre ofsayttan sonra gelen golü yeşil ülke için biraz can sıkıcı oldu. Genel olarak her iki takımda da sezon öncesi olması nedeniyle ufak sorunların olduğunu söyleyebiliriz ancak bu isteksizlik olarak algılanamaz. Özellikle İrlanda ve kaptan R. Keane maç bitimine kadar büyük bir arzu ile oynadılar. Ancak bu Almanların darmadağın ettiği Arjantin defansını açmaya bir türlü yetmedi. Zaten Maradona'dan sonra koltuğa oturan Batista ile beraber Arjantin milli takımının daha yavaş ve akıllı bir oyun oynamaya çalıştığına şahit olduk. İrlanda'da Green ve Andrews orta alanın yükünü çeken isimler oldular. İleride kaptan Robbie Keane'in ise partneri Sheridan ile uyumsuz bir görüntü çizdiğini söyleyebiliriz. Zaten Sheridan yerini diğer devrede Keogh'a bıraktı. 

Kaptan Robbie Keane için bu maç 100. milli maçı oldu ve onun için galibiyet gelmese de hiç şüphe yok ki çok özeldi. Keane yıllardır yetenekleri çok sınırlı olarak görülmesine rağmen kanında dolaşan yeşil İrlanda kanının verdiği hırs ile hep vazgeçilmez olmayı başardı. 1998'den beri giydiği milli forma ile özdeşleşmiş durumda. Halihazırda Premier Lig'in en golcü futbolcusudur zaten. 2002 Dünya Kupası'nda milli takımının yanında olan Keane bu tecrübeyi yaşamasına rağmen 2006 ve 2010'da oynama şansını yakalayamadı. 2014'te ise 34 yaşında olacak ancak takımının katılması halinde onu Dünya Kupası'nda ikinci kez izleme şansına sahip olabiliriz.

Son olarak stadın açılışının ardından tribünlerdeki yerini alan M. Platini'nin ilse binlerce kişi tarafından yuhalandığı ve ıslıklandığı söyleniyor ancak bu ne kadar doğru bir bilgi tam olarak bilemiyorum...

Republic of Ireland: 1 Given; 2 McShane, 4 O'Shea, 5 Dunne, 3 Kilbane (20 Cunningham '57); 7 Fahey (18 Treacy '77), 6 Green, 8 Andrews (15 Gibson '68), 11 Duff; 9 Sheridan (17 Keogh '57), 10 Keane.

Subs not used: 16 Westwood, 12 Foley, 13 Kelly, 14 O'Dea, 19 Stokes, 23 Murphy.

Argentina: 1 Romero; 4 Burdisso (18 Zabableta h/t), 2 Demichelis, 13 Samuel (19 Coloccini '84), 6 Heinze (3 Insua '72); 15 Banega, 14 Mascherano, 8 Gago; 7 Di Maria (17 Gutierrez 75), 9 Higuain (22 Milito h/t), 10 Messi (21 Lavezzi '58).

Subs not used: 12 Andujar, 5 Bolatti, 11 Tevez, 16 Aguero, 20 Rodriguez, 23 Pastore.

Booked: Heinze

Referee: Peter Rasmussen (Denmark).

Attendance: 45,200.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Kupa Tarihinin en antipatik Brezilya'sının, Afrika Ruhunun, Bir fantezinin vedası ve 50 Yıl Sonra İspanya'nın yürüyüşü...


Yılların geleneğini bir kenara bırakıp 'Avrupai' tarzda oyun oynama derdinde olan Brezilya'da Arjantin ile beraber elenmiş oldu çeyrek finalde. Sanıyorum Brezilya'yı en son sempatik göreli 10 yıldan fazla oluyor. 2002 Dünya Kupası gerçek Brezilya futbolundan 'ufak' belirtilerin olduğu son kupaydı. 2006'da Fransa'ya elenen Brezilya ile 2010'da Hollanda'ya elenen Brezilya arasında çok fark yok görünürde. Ancak 2010 Brezilya'sının kupa tarihinin en antipatik takımı olduğu bir gerçek. Robben'in dizine kasıtlı basan Melo'dan mı, eksi elektiriğin babası Dunga'dan mı (futbolcuğu dışında), yoksa önde oldukları anlarda sevimli olan ancak geriye düştüklerinde birden çirkinleşen ve yılların ruhuna aykırı davranan tüm oyunculardan mı bu antipatik olma durumu? (Kaka'yı kesinlikle dışarıda tutuyorum) Geçmişte çok alıştık, Romario'ya, büyük özlem duyduğumuz dişlek Ronaldo'ya, (izlediğim dönem içindekiler) şimdi ise 'Saffet Sancaklı' tarzında bir L. Fabiano'nun bile forvet hattında olması itici geliyor bana. Yine Brezilya'da futbol zekasını bünyesinde çok fazla barındırmayan oyuncuların bir araya gelmesi Hollanda karşısında alınan mağlubiyetin diğer bir faktörü oldu bana göre. 

Hollanda - Brezilya maçından önce elbette 'hepimiz portakal' dık ve sloganımız da 'Hup Hollanda Hup' tu. Turnuva başından beri hayalini kurduğum İspanya - Hollanda finali de gerçekleşmek üzere, umarım ki gerçekleşir. Çünkü Dünya Kupası başlamadan önce bu iki takımın final oynamasını istemem de iki neden vardı, Hollanda'nın şanssızlığını kırması, İspanya'nın da artık kötü sonuçlara bir dur demesi. Ayrıca bu iki takımın finalinde kazanan kim olursa olsun kupa tarihinde bir ilk yaşanacak olması da çekiyor beni fazalsıyla. 

Hollanda - Brezilya maçına   Fever Pitch   bakışı;

"Dunga'nın Brezilyası Parreira'nın Brezilyasının günümüz için geliştirilmiş versiyonu. Kontrol Brezilyası biz futbol romantiklerince kabul görmez; hele ki arşivlerden 82 takımını seyretmişseniz ve inandığınız isimler size o takımın dünyanın gördüğü en iyi takım olduğunu söylediyse. Öte yandan Michels'in Hollanda Takımı da eşdeğer örnektir; Total Futbol rüyası ile tanışan dünyayı Almanlar uyandırmıştır. Kısacası genleri ile sahada yaptıkları tamamen zıt iki takımın yarı final için çarpıştığı bir maçta, golden daha çok taktik disiplin ve mücadelenin keyif verdiğini yazmak nasıl bir ironidir?

Yılın Bidonu Felipe Melo'nun Xavi vari attığı pas sonrası gelen gol ve o dakikaya kadar Brezilya'nın Hollanda orta sahasını çabuk ve rahat geçişi, Hollanda'nın ilk yarı boyunca yokları oynaması, Brezilya'nın nispeten işini kolaylaştırmıştı. Alves'in çok içeri girerek orta sahaya üstünlük getirmesi, sağda boşalan koridorda Maicon'u fazla kullanmayışları ile pasifize oldu; burada Kuyt'un defansif etkisi göz ardı edilmemeli. Açıkçası her anlamda tıkanmış bir oyun vardı sahada Hollanda için ve eskiye göre daha yavaş oynayan takımın bunu kırması için mutlak suretle oyun temposunu arttırması gerekiyordu.

Aslında ikinci yarının başında da ortada pek bir numara yoktu Hollanda adına. İlk yarı gereksiz bir sarı kart gören Bastos'un atılmayışı ve o pozisyonda, ilk 45'te sezonun en iyi oyununu oynayan Melo'nun kalecisini bozması sonrası gelen gol. Dünya Kupalarında bu tarz dramalara çok kez şahit olduk. Tansiyonu yüksek Brezilya'nın bu dakikadan sonra dağılması olasıydı; çok geçmeden yedikleri ikinci golde Sneijder Sambacıları uçurumdan aşağı itti. Melo neden yılın bidonu olduğunu en atılmaması gereken anda Robben'e basarak kanıtladı ve sonrasında, gergin takımın rakibini itiş kakışını izledik.


Luis Fabiano'nun son derece vasat iki stoper karşısında bu kadar ezilmesi ve Dunga'nın buna uzunca bir süre sabretmesi, Bastos'un ikinci yarıya başlaması ve ilk devre takımın vites küçültmesi Dunga'nın önemli hataları. Dahası kenardaki görüntüsü takımınınkinden farksızdı ve teknik adamın moral motivasyonunun, duruşunun takımı üzerindeki etkisine bir kez daha şahit olduk. Bert Van Marwijk'in herhangi bir taktik hamle ile maçı çevirdiğini söylemek zor bana göre. Takım bildiği oyuna devam etti ve şans onlara döndü. 10 kişi yüklenmeye çalışan Brezilya'ya verilen oldukça amatörce pozisyonlar da cabası. Hollanda'nın bu tarz tehlike anlarında tempo yapması, hızlanması yeterli olacaktır; bu takım o oyunu da biliyor nitekim.

16 senelik bir hesabı kapattı Portakallar. 94'te şampiyon olan, 98'de final oynayan Brezilya'ya iyi oynayarak elenmişlerdi. Bu sefer bir şey yapmalarına gerek kalmadı; onlar yeni dünya modasına uydular, bildiklerini bir kenara bıraktılar, rakipleri fişi kendi kendine çekti..."

2002'deki Türkiye ile büyük benzerlikler taşıyan Uruguay ile Gana'nın yarı finale çıkma savaşı sanıyorum kupanın en zevkli mücadeleleri arasında zirveye oynamaya aday... Bu maç içinse karışık duygular ile izlediğimi söylemeliyim. Bir tarafta Lugano ve turnuvanın başından beri sempatimi kazanan Uruguay, diğer tarafta ise Fildişi Sahili'nden, Kamerun'dan, Nijerya'dan bekleneni yapan ve Afrika ruhunun kupadaki temsilcisi olan Gana... 

Turnuva öncesi Uruguay milli takımından umutlu olsak ta beklentiler sadece gruptan çıkacakları yönündeydi. Ancak şimdi gelinen nokta da penaltılarla olsa da Gana'yı eleyip yarı finale kalan Uruguay, Arjantin, Brezilya ve Paraguay'ında kupaya veda etmesiyle Güney Amerika'nın bayrağını taşıyan tek ülke olarak kalmış durumda. 

L. Suarez... Tanrı'nın eli artık onda mı?


Gana-Uruguay maçının kırılma anı şüphe yok ki Suarez'in topu eliyle çizgiden çıkarması ve devamında Gyan'ın penaltı vuruşunu direğe nişanlamasıydı. Şimdi bu durumu İrlanda-Fransa maçında T. Henry'nin el hareketi ile derecelendirip 'Henry'ye sahtekar diyenler Suarez'i neden savunuyor' deniliyor. Şöyle bakmak gerek bu olaya. Suarez yaptığı el hareketi sonrasında 'oyun kurallarının' en uç noktasını kullandı, sonucunda kırmızı kartı görerek oyundan ihraç edildi ve cezasını aldı. Gana'ya ise kendi kaderini kendi çizmek kaldı penaltı atışı ile. Suarez'in yaptığı elbette yanlış ancak bu yönüyle bile sahtekar Henry'den ayrılıyor. Burada futbolun üzücü ama bir o kadar da onu sevmemizi sağlayan kuralları işledi. Henry ise yaptığı hareketin cezasını almayı bir kenara bırakın koskoca bir ulusun hayallerinin yıkılmasına neden oldu.  Gana'nın son anda penaltıyı değerlendirememesinden sonra moralmen çökmesi ve penaltı atışlarında klas bir vuruş yapan Abreu'nun son atışı ile yarı finale yürüdü Uruguay... Büyük takımlar tek tek elenmişti ve Gana'yı diğer turda bekleyen nispeten daha az zorlanacağı bir Hollanda idi. Vuvuzelalar her zamankinden daha kuvvetli üflendi, büyüler de yapıldı ancak olmadı... Hollanda'dın 2000 Avrupa Şampiyonası'nda İtalya karşısında maç içinde iki penaltı kaçırıp seri penaltı atışlarında elenmesi gibi bir şok yaşadı Gana. Eğer Gyan seri penaltı atışlarında yaptığı harika plase vuruşu 120. dakika da abanmadan 'çoşturma içgüdüsünden' uzak olarak yapsaydı şimdi Gana'nın Afrika'nın öncüsü olduğunu konuşuyor olurduk. 


Uruguay'ın başarısında teknik direktör Oscar Tabarez'den de bahsetmeden geçmek kesinlikle olmaz. Tabarez yıllar sonra Nacional ve Penarol oyuncularını bir araya getirmeyi ve bunlarla birlikle yurt dışında oynayan oyuncular ile takım ruhunu oluşturması başarıyı getiren en önemli faktörlerden bir tanesi oldu. Muslera'nın harika yeteneklerini keşfeden ve onu en önemli yere monte eden de yine kendisi oldu. Gana turnuva da özel bir takım olsa da Uruguay bana daha özel bir takım olarak geliyor yukarıda ki nedenlerden dolayı. Şimdi yarı final de Uruguay - Hollanda maçını karmaşık duygularla beklesem de bir ilk yolunda ilerlenmesi için ibrem Hollanda'dan yana pek tabii...

Almanya'nın kazanma alışkanlıklarından daha önce biraz bahsetmiştim. İngiltere'den sonra Arjantin'e de 4 gol atmak nereden bakılırsa bakılsın eğer Almanya yarı finalde favorim İspanya'ya elense dahi büyük bir olay. Löw'ün 'Messi'yi ve tüm Arjantin'i sahadan sildik' açıklamaları ise herşeyi özetliyor gibi.  'Turnuvaları yıldız oyuncular kazandırmaz' önermesinin en büyük kanıtı belki de şimdiki Alman milli takımı... İhtiyaç olan sadece dengeli bir takım ve turnuva boyunca çok büyük önem taşıyan konstantre ve iyi bir atmosfer. Takımı yöneten teknik direktöründe aynı şekilde takım ruhuna ve oyununa önem veren, bireylerden çok bütüne önem veren adam olması da çok önemli bu başarıda. Daha önceki Dünya Kupaları'nda da Almanların buna fazlasyıla önem verdiğini rahatlıkla görebiliriz. Meksika 86 öncesi Beckenbauer'in takımın huzurunu ve dengesini bozduğu için Uli Stein'i takımdan yollaması geçmişten bir örnek sadece. Almanya'nın katıldığı Dünya Kupaları'nda baktığımızda zaten ortak paydanın başarı olduğunu görüyoruz. Sadece bekletiler ve tahminler değişkenlik göstermiştir Almanlar için. 2006'daki takım beklentilerin üstündeydi, yarı finale kadar geldi. 1994 ve 1998'de kimse onlardan bir şey beklemiyordu ancak yine çeyrek finale kadar gelmeyi başardılar. 1982'de çok eleştirildiler, sevilmediler ama yine alışıldığı gibi başarılı olup final oynadılar. 2002'de Uzak Doğu'da bir araya gelen ekip te 1982 ile beznerlikler gösterdi ancak yine finale kadar gitti. Sonuç olarak takım nasıl anılırsa anılsın, nasıl yazılırsa yazılsın onların her turnuvada bir şekilde bir yerlere gelmeyi başardıkları bir gerçek...

Müller çok mu şanslı yoksa her zaman olması gereken yerde mi?


G. Müller'i geçip Ronaldo'nun 15 gollük rekoruna bir adım daha yaklaşan Miroslav Klose'den de biraz bahsetmek gerek. Öncelikle ligde ve hazırlık maçlarında onun kötü performansına rağmen Löw'ün, Klose'nin Dünya Kupaları'nda büründüğü inanılmaz ateşi görmesi ve ona güvenmesi ilk söylenecek söz. Klose'nin şu anki yeri hak etmediği dahi söyleniyor. Ben olaya biraz romantik yaklaşanlardanım. Sırf Dünya Kupaları'nın en çok gol atan oyuncusu olmaya bu kadar yakın olan bir oyuncunun tabii ki destekçisiyim. Artık kim ne derse desin Klose bir Dünya Kupası efsanesidir. Dünya'nın en iyi forveti ve golcüsü hiçbir zaman olamadı belki ama bu durum böyle. Ekşi Sözlük'te biri yazmıştı. Heading + anticipation + off the ball + teamwork. Bunların hepsini topladığınızda Klose'yi elde ediyorsunuz ve bu da zaten gol demek. FM yalan söylemez!




Son olarak Arjantin ve Maradona ile ilgili okumanız için tavsiye; http://gueneslipazartesiler.blogspot.com/2010/07/hersey-mumkun-diego.html

Gelelim İspanya-Paraguay maçına. Daha önce kullandığım bir cümle vardı. 'Futbolu sevmeyen insanlara güzel maçlar izlettirin ki aşık olsunlar'. diye. İşte bu maçta içinde yaşanan hikayesi ile böyle bir maçtı benim için. Ömer Üründül'ün 'futbol enteresan' sözünün cuk oturduğu bir maç varsa Dünya Kupası'nda bu o maçtır. Cardozo'nun kaçan penaltısı, ardından Xabi'nin önce attığı, tekrarında kaçırdığı penaltı, Villa'nın galibiyet golündeki patlaması ve maç sonunda Cardozo'nun göz yaşları 'işte futbol böyle bir şey' demek için yeterli. 2004'te Yunanistan'ın sergilediği oyuna fazlasıyla benzettiğim bir oyun anlayışına sahip olan Paraguay'un bir de favorim olan İspanya karşısında kaybetmesi üzmedi beni doğal olarak. Katalan, Barca'lı, Madrid'li ayırt etmeden desteklediğim bir takımın böyle dramatik bir şekilde yarı finale yürümesi de beni çoşturdu haliyle. Yukarı da bahsettiğim Almanya karşısında İspanya'nın işi çok zor olsa da Dünya Kupası tarihinde elle tutulur, hatta abartalım gözle görülür başarısı olmayan İspanya'nın Dünya Kupası'nı Madrid hava alanına indirmesi en büyük isteğim... Villa o golü 'yeter ulan' der gibi atarken İspanya Ulusal kanalında yorumculuk yapan Jose Camacho'nun haykırışı koca bir İspanya'yı özetler nitelikte. Şimdi herkes kupaya giden yolda son iki maçında kazanılıp rüyalarının gerçekleşmesini bekliyor...  Herkeslerin ağzında sakız olan Paraguay'lı güzel 'L. Riquelme' nin de Paraguay şampiyon olursa soyunma vaadide boşa gitmiş oldu. Ben ne kendisini ne de kocaman göğüslerine sıkıştırdığı telefonunu hiç beğenmiyorum orası ayrı. 

Yazılar birikince okunması zor bir yazı çıkmış ortaya arkaya dönüp bakınca... Okumayanlara da anlayış gösterdiğimi belirteyim son cümlemde...




28 Haziran 2010 Pazartesi

" Heinze Punches... "

18 Haziran 2010 Cuma

İspanya'dan Büyük Beklentiler ve Azteklere bir Teşekkür...


Kupada yaşanan ilk büyük sürprizin kurbanı maalesef İspanya oldu. Beklentilerin büyüklüğü aynı boyutlarda bir hala kırıklığını da beraberinde getirmiş oldu şanssızlıklarla beraber...

İspanya milli takımı Almanya'da 2006'da düzenlenen Dünya Kupası'nda yine alışıldığı üzere hayal kırıklığı yaratmış ve Euro 2008 öncesi de kupayı almasının zor olduğu görüşünde birleşilen bir takımdı. En azından harika bir futbol oynayıp şampiyon olacakları çok az kişi tarafından iddia ediliyordu. Bu durum hem onların üzerindeki baskıyı azaltmıştı, hem de istedikleri oyunu rahatlıkla sahaya yansıtıp finale kadar gitmelerine neden olmuştu. Fakat şimdi 2010 Dünya Kupası'nda beklentiler İspanya'nın şampiyon olacağı yönünde. 2 yıl önce Viyana'da Almanya ile oynayan İspanya milli takımı ile Kupa'da İsviçre karşısında mağlup olan İspanya milli takımı arasında kağıt üzerinde ne gibi farklar vardı? Gerçekten çok az. Orta alanda Senna'nın bölgesinde Xabi Alonso, defanstaki Marchena'nın yerinde ise Pique dışında hiçbir fark yok. Kenarda oturan sorumlu ise Aragones değil, Del Bosque ki bunun somut anlamda İspanya'nın oyununa çok fazla eksi bir etki yaratacağını ve İsviçre maçında yarattığını da düşünmüyorum...

İspanya tıpkı Euro 2008 ve onun devamında gelen oyun tarzının aynısı ile başladı İsviçre maçına ancak son düdük çaldığında skor tabelasında İsviçre'nin maçı 1-0 kazandığı yazıyordu. Peki bu nasıl gerçekleşti? Şimdilik herşeyden bağımsız olarak bu konu hakkında söylenebilecek iki şey var. Biri İsviçre'nin ütündeki O. Hitzfeld etkisi, diğeri de İspanya'nın ciddi anlamdaki şanssızlığı ve üzerlerindeki büyük beklentiler...  Özellikle İsviçre'nin başında O. Hitzfeld'in bulunması diğer iki etkenden kat be kat daha etkiliydi İsviçre'nin galibiyetinde. İSpanyol futbolunun sık sık ayağa pas yapan ve rakibi bunaltan pas trafiğinin karşısında Hitzfeld'in bir anda tek bir pas ile pozisyon bulabilen bir takım yaratması İspanyolları zora sokan bir etken oldu. Herşeyin farkındaydılar ve önlemlerde buna yönelik geldi doğal olarak. İsviçre'de İspanyolların öldürücü pas trafiğini kesmenin yollarına başvurup başarısız olmak yerine Hitzfeld'in farklı oyun anlayışını deneyerek (kimilerine göre anti futbol ya da kötü futbol) Kupanın ilk sürpriz sonucuna da ulaşmış oldu. Maç sonunda yapılan şu örnekleme de esasında deyim yerinde ise 'cuk' oturan cinstendi. " İspanya Barcelona ise Hitzfeld Mourinho idi..."

Ancak İsviçre maçının sonucu ne olursa olsun bu durum halen İspanya'nın turnuvanın favorisi olduğu gerçeğini değiştirmez. Hitzfeld'in İspanyollar karşısında aldığı önlemlerden bağımsız olarak İspanya'nın yine ayağa çok iyi paslar yaptığı, bunların neticesinde maçı çevirebilecek pozisyonlar bulduğu ama daha önce de dediğim gibi ufak ta olsa şanssızlık faktörünün de etkili olması yenilgiyi hazırladı... İspanya'nın beklendiği üzere öyle ya da böyle gruptan çıkacağını düşünüyorum ancak zor olan İspanya'nın gruptan ikinci olarak çıkması halinde Brezilya ile karşılaşma ihtimali...

Gelelim 'Fransızlara'... Görmüş olduk ki Futbolunda adaleti varmış bazı zamanlarda. T. Henry'nin maç 2-0'a geldiğinde yedek kulübesindeki yüz ifadesini görünce 'adalet' diyen sadece ben değildim büyük ihtimal. İrlandalı kardeşlerimiz Dublin'deki publarda 22'lik Hernandez'in ve 37'lik Blanco'nun golüyle kocaman bir selam çaktılar Paris'e doğru... Maça Meksika'nın İrlanda yeşli be beyazı ile sahaya çıkması da pek bir manidar oldu doğrusu... 1998'de Dünya Şampiyonu olan bir ülkeydi Fransa.

Popülerdi de ayrıca... Euro 2000'de İtalya karşısındaki oyunları, Trezeguet'in volesi unutulmadı. Yıllar geçti, Henry denen bir adam yemyeşil İrlanda'nın hayallerini yıktı, şimdi de ortaya Fransız şairi görünümlü, elindeki yıldızları kullanamayan ve bir aksilik çıkıpta Fransa'yı yönetmeye devam etmesini istediğim, Eric Cantona'nın " 16. Louis'den bu yana Fransa'nın başına gelen en kötü şey" dediği R. Domanech'in rezil Fransa'sı çıktı ortaya... Bana da şimdi içimin yağlarının erimesinin keyfini çıkartmak ve Fransa karşısında Bafana Bafanalara da başarılar dilemek kalıyor... Paris'in Fransa 98 ruhu beklerken karşısında Kore ve Japonya'da gol atamadan elenen 2002 ruhunu bulması da çok manidar oldu. Hoşgeldin 2002 ruhu...



Fever Pitch ile Taktiksel Bakış; 

Arjantin 4-1 Güney Kore

"... Arjantin'in sahaya dizilişi ciddi derecede sıkıntılı bana göre. Di Maria ve Maxi çok çizgideler böyle bir yapı için. Kenarları kapatayım derken göbeğin savunmasını tamamı ile Mascherano'ya bırakmak ne kadar akıl karı? Sakatlığı geçince Veron girecektir bu bölgeye ama Arjantin'in hatlarının kopukluğu devam ediyor. Koca maç boyu atılan gollerin hiçbiri setler üzerinden gelmedi. Nijerya maçında da benzer sıkıntı vardı. Son bölgeye kadar geliyor Arjantin ama son bölgede tamamen isimlerin ayağına bakıyoru; ki Messi şu ana kadar fazlasıyla yapıyor üzerine düşeni. Ancak hatları sağlam, sert bir takım kısırlaştıracaktır Arjantin'i. Mutlak suretle son bölgede hücum çeşitliliği sağlamalılar. Orta saha ise rakipler tarafından kolay geçiliyor. Cambiasso'nun olması, takımı daha sert, daha dengeli, daha organize hale getirebilirdi. Cambiasso'nun topla çıkışları da uç bölgede ekstra adam ihtiyacını, hücum koordinasyonunu getirebilirdi Arjantin'e. Güney Kore ise organizasyonu zayıf Arjantin'i birinci bölgede pasifize edip, en iyi yaptıkları iş olan çabuk oyunlar yıkma peşindeydi. Kendi kalelerine attıkları gol motivasyon olarak dağıttı onları. Demichelis'in hediyesi sonrası biraz daha cesur çıkışlar yaptılar ama buldukları bir tane net pozisyon var. Eh gol için açılırsanız Messi gibi bir adamın işini kolaylaştırıyorsunuz istemeden.... "

" Higuain ceza alanındaki ışığın ve gol arzusunun diğer adı.."



Fransa:0 Meksika:2

" ... Meksika ise sabırlı bir şekilde mücadele etti, sakatlanana kadar uzun toplarla soldan Vela'yı savunma arkasına sarkıtmakta 1-2 kere başarılı da oldular ama Vela'nın yanlış seçimleri Meksika'yı erken bir golden etti. Daha sonra Vela oyundan çıkınca ben Guardado'yu beklerken oyuna Barrera girdi, daha önce hiç izlemediğim bu oyuncuyu gayet başarılı buldum, Franco hariç Meksika hücum hattının genel özelliklerini taşıyan kısa, hızlı, çevik ve teknik bir oyuncu izlenimi verdi Barrera; kısacası Vela'yı aratmadı. Bunun dışında Franco ile de bazı müsait pozisyonları değerlendiremeyen Meksika'da ataklar genelde hep sol kanattan gelişse de Giovani Dos Santos yine de etkili bir oyun ortaya koydu. Dikkatimi en çok çeken isimse hem savunmada hem de hücumda maç boyu müthiş oynayan Salcido oldu... "


" Herşeyin Kısa Bir Özeti gibi..."



"Azteklere Teşekkürler..."


Günün Bonusu zavallı Robert Green. Antrenmanda da ABD karşısında yediği golün benzerini yemiş, topu elinden kaçırmış...

Oh God!

13 Haziran 2010 Pazar

" Dünya'yı da Beraber Yönetiyorlar Zaten..."


İlk olarak ufak bir haber vereyim yazının başında. Maçların ardından Özet görüntülerini indirmek isteyenler için link eklemeye karar verdim. Koleksiyoncular bir şekilde zaten görüntülere ulaşacaklardır ancak yine de bu yazıyı ve daha sonrakileri okurken linklere denk gelenler hemen indirebilsinler, amacım bundan ibaret... 

Gecenin Yorumu başlıkta yazan... O kadar analizin, yorumun, tahminlerin, paragraf paragraf yazıların arasına sıkışan bu yorum güldürmeye yetti. " Anlaşarak berabere kaldılar, Dünya'yı da beraber yönetiyorlar zaten..."

Gecenin sözü bana göre buysa işte fotoğrafı da hemen yanda... İngilizlerin yıllar yılı bitmek bilmeyen çilesi kale pozisyonu. Akıllara D. Seamen geliyor doğal olarak ama bence bu sorun ondan da önceye dayanıyor. Zira Seamen'ın da İngiltere basını tarafından yerde yere vurulduğu zamanları da görmüştük. Özellikle 2002'de Ronaldinho'nun golünden sonra. 1990 Dünya Kupası'nda kaleyi koruyan Shilton'un sorunu olmayan tek kaleci olduğunu söylemek mümkün mü? Onu da size bırakalım. Aslında Capello'nun zaten kendisi de kaleci sorununun farkındadır. Bu gibi bir durumda kalecilerin içinden -her ne kadar güven o dahi güven vermese de en tecrübelisini yani D. James'i seçmek bana göre daha dopru bir tercih olurdu. Tabii Green'in hatasına rağmen Capello onun arkasında doğal olarak ' Forvet oyuncuları kale önünden mutlak goller kaçırıyorlarsa kalecilerde zaman zaman bu tip goller yiyebiliyorlar... ' 

İngiltere ve Yankees'leri bir kenara bırakarak Güney Kore'ye bakalım bir paragraf kadar. 2002'den beri sempati ile yaklaştığımız bu adamlar belli ki halen kendilerine Hiddink'in bıraktığı mirası kullanmaya devam ediyorlar. Karşılarındaki rakipleri Yunanistan'ın da kupaya ve bulundukları gruba ne katacaklarını merak ediyorum doğrusu. Rehhagel ve ekibi hala 2004'ün rüyasından uyanamamış. Onları bu rüyadan 2004'te tüm takımlara karşı attıkları benzer bir golü yemeleri dahi uyandıramadı. Zaten Yunanistan'ın ancak '0-0' lık maçları çevirebildiğini de biliyoruz. Efsane kaleciler Nikopolidis'in neden saçları ağırana kadar kalede kaldığını da anlamış olduk.  1994 Dünya Kupası'nda gol atamadan elenen Yunanistan aynı yolda emin adımlarla ilerliyor. En azından ilk maçta gözüme çarpan önemli detay bu onlar için... Yunanistan'ın 1994'te neler yaptığını da şurada yazmıştk dileyenler bir göz atabilirler. 


Gelelim Arjantin ve Nijerya'ya... Tabii ilk akla gelen Messi, onun şutları ve kaleci Enyeama'nın kurtarışları oluyor doğal olarak. İsrail'de oynadığını biliyoruz. Gerçi FM'den de tanıyoruz kendisini az biraz. Ancak kupada Nijerya'nın oynayacağı maçlarda bu performansına devam ettiği taktirde kendisinin kalburüstü bir takıma gitmesi çok zor görünmüyor. Bu arada Nijerya'nın üç kalecisinin de İsrail Ligi'nde oynadıklarını hatırlatalım. Messi ancak hatalı oynadığında konuşuruz. Kendi başıne elbet göze hoş geliyor ancak Maradona'nın takımı geriye kalan 10 kişi ile çok pozitif şeyler yapmadığında sadece Messi'nin ayağına bakmak ta bazı olumsuzluklar doğuruyor. Eşofmanları ile beklerken takımla ve elinde 'tesbihi' ile sahaya çıkan Maradona için de sempatikliği ve 'halkın taptığı adam' görüntüsünün oluştuğunu söyleyebilirim sadece. Gerçekçi olursak galibiyete rağmen Arjantin umut vermedi... Veron'u unutmayalım. Dizine taktığı bantla bize nostalji yaşatan ve eski günlere ışınlayan Veron duygusallığı bir kenara bırakırsak eğer bir Cambiasso kadar faydalı olamıyor ne yazık ki. Zaten herkesin diline doladığı Maradona'nın turnuva öncesi en büyük hatası Cambiasso'yu milli takıma almayışıydı. Yine ileri yaşına rağmen bir Zatetti'de Jonas Gutierrez'in yerinde harika oynayabilirdi. Hiç futbol bilgisine sahip olmayan bir arkadaşım dahi 'şu uzun saçlı kötü aslında. Tüm ataklar oradan geliyor' dediyse orada zaten problem vardır. Son cümleyi bizim çocuk Higuain'e ayıralım. Milito gibi benim favorim olan bir adamı kesip ilk onbirde onu görünce şaşırsam da içten içe de sevinmedim değil... Ancak La Liga'da vurduğunu gol yapan Gonzalo gel gelelim bu kez birçok fırsatı geri tepti. Kadroda görünce 2 gol beklediğimi tweetlemiştim ancak yanılmışım... 

"Bu tarz bir golü en son FIFA 99'da gördüm... Heinze'ye de teşekkürler ayrıca..."


Gelelim 'Özet Geç Lan' Kısmına. Maçların Taktik, Analiz ağırlıklı yazılarına müttefikimiz Fever Pitch'de Can Mutlu'nun ellerinde hayat bulan yazılardan size ulaştıracağımızı söyleyelim. Buyrun tıklayın;

Arjantin 1-0 Nijerya & Kupa Başladı

" Maça fırtına gibi giren Arjantin'in uyguladığı şablon 4-2-4 olarak okunabilir. Di Maria biraz daha etkin olsa koca sene izlediğimiz Galatasaray gibi diyeceğim ama, sezon boyunca eleştirdiğimiz takım bile bu kadar kopuk değildi. Demicheli-Samuel göbeğine kenarlarda Heinze ve Guiterrez eşlik etti; turnuvanın ilerisi için Arjantin'in sağ tarafı anahtardır gözümde Guiterrez ile devam edilecekse. Gerek ters kademelerde, gerekse ileri çıkışlarında geri dönüşlerde ciddi pozisyon hatası yaptı. Öte yandan takımın hatlarını birbirine bağlama görevi verilen Veron-Mascherano ikilisinden Veron'un oldukça vasat kalması ve çok fazla pas hatası yapması takımı ciddi sıkıntılara soktu. Messi'nin yönetiminde dönerek oynama gayretinde olan Higuain-Tevez ikilisine soldaki Di Maria'dan hemen hiç katkı gelmeyişi maçın tamamında etkiyi azalttı..... " 

Güney Kore 2-0 Yunanistan

" Güney Kore oyuna o kadar hızlı girdi ki, Yunanistan toparlanamadan golü atıp şoka soktu rakibini. İlk kaptırılan toptan sonra yapılan çabuk pres, set oyununda çizgi gerisinde bekleyerek alan savunması yapan, birinci bölgeye gelen toplarda yakınlaşarak rakibi geri iten defansif aksiyomları izledik Güney Kore'den. Çok pas yaparak oyunu sıkıştırmayarak rakibin dengesini bozdular. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta oyuncuların hareketleri. Futbolun temel hareketleri öğretilirken, oyunculara oyun onların üzerinden gelişmese de hareketleri tamamlanmaları telkininde bulunulur. Bunun en temel sebebi topu rahatlatmaktır, doğru pozisyon almaktır. Oyunun genel hareketleri bellidir ve belirli hareketler üzerinden gelişen aksiyonların başlangıç ve bitiş noktaları hemen hemen aynıdır. Güney Kore'nin saha içinde en çok dikkatimi çeken özelliği bu; her türlü aksiyon tamamlanıyor toptan bağımsız olarak. Bu takımın bu kadar iyi olmasındaki en büyük sebep oyunu çok basit oynamaları. Park ji Sung gibi iyi oyuncularla da süslüyor başarılı takım oyununu..... " 

Ve Maçların özetleri indirmek isteyenler için tık; (TRT-HD)

Güney Kore-Yunanistan    |    Arjantin - Nijerya    |    İngiltere - ABD


21 Mart 2010 Pazar

Boca Juniors - River Plate | Tanrı oynansın istemedi



Maçtan önce gerekli sinerji için yazımızı yazıp Superclasico'yu beklemeye koyulduk. Saat 20:00'ı gösterdiğinde ekran başındaydık.

Müthiş bir yağmur vardı. Bu yağmur belki de maçı daha güzel yapacaktı... Şiddetli yağmura rağmen bilindik bir derbi atmosferi vardı La Bombanera'da. 

Sahaya atılan konfetiler maçı geç başlattı, yağan yağmur ise iptal olmasına neden oldu...

Bu yağmur saha çizgilerinin silinmesine dahi neden oldu...

Sahada top sürmek ve paslaşmak çok zordu gerçekten. İki takım oyuncuları da bütün olumsuzluklara rağmen maçın hakemine maçı bitirmek istediklerini söylese de sonuç çıkmadı ve Superclasico Arjantin Federasyonu'nun belirleyeceği bir tarihe ertelendi...

Derbiyi yazmak için birkaç gün daha bekleyeceğiz...

Fotoğraf @ Olé... Riquelme top sürüryor. (Sürmeye çalışıyor). Maç daha yeni iptal olduğu için durumu en iyi anlatan fotoğraf bu. İlerleyen saatlerde daha iyilerini bulursam koyacağım.



Derbilerden söz açılmışken bugün bir tane daha vardı fakat ilginç bir şekilde çok arka planda kaldı. Bizde bahsetmedik. Panathinaikos kendi evinde Olympiakos'a 0-1 ile kaybetti. Golü atan Matt Derbyshire oldu... Bu derbiye de ithafen geçmişte yazmış olduğumuz bir yazıyı da hatırlatmış olalım...

- Atina Ateşi -

12 Ocak 2010 Salı

Arjantin'de Kaleci Savaşları


Arjantin'in 2010 Dünya Kupası kadrosu için kale mevkisinde büyük bir yarış söz konusu. Birçok aday var ve hepsi Maradona'nın gözüne girmek için çabalıyor. 

***

Catania'dan Mariano Andújar, Colon Santa Fé'den Diego Pozo, AZ Alkmaar'dan Sergio Romero, Arsenal Sarandi'den Cristian Campestrini, Real Zaragoza'dan  Juan Pablo Carrizo ve son olarak Atlante'den Federico Vilar Maradona döneminde Arjantin kalesini koruyan isimler.

***

Andujar, Pozo ve Sergio Romero dört kez, Campestrini ve Vilar birer kez kaleyi korudular. Maradona Catania'lı Andujar'ı ilk olarak elemelerde Brezilya maçında denemiş, bizlerde Brezilya'nın 3-1 kazandığı bu maçta birçok hataya imza atan Andujar için 'bu adam da nereden çıktı' demekten kendimizi alamamıştık. Bu isimlerin içinde on maçta görev alan Real Zaragoza'lı Carrizo bir adım önde. Ancak Carrizo geçen sezon Lazio'da çıktığı 28 maçtan sonra kiralık olarak gittiği Zaragoza'da Javier Vallejo'nun arkasında kalmış durumda. Bu sezonun başından beri çıktığı maç sayısı 9. Ve bu onun için Lazio'dan sonra pek de iyi bir rakam değil. Unutmadan, 2010 elemelerinde 6-1'lik Bolivya hezimetinde de kaleyi koruyan Carrizo'ydu...

***

Sergio Romero'nun Hollanda Ligi'nde sergilediği güzel performans onun isminden de sıkça söz edilmesini sağlıyor. Romero'nun U-20'de 33 kez forma giymesi ve 2010 elemelerinde son 4 maçta kaleyi onun koruması da avantajları arasında. Arjantin basını da Romero'nun mutlaka 2010 aday kadrosunda yer alacağını söylüyor fakat ilk kaleci olur mu bilinmez. Bir kaleci için boy avantajını da unutmamak gerekir tabii. Romero tüm adaylar içinde 192cm ile en uzunu.

***

Sonuç olarak 2010'da kale için Carrizo ve Romero büyük bir savaş içerisinde. Andujar, Pozo ve Campetsrini'de bir numara için olmasa da aday kadro için çekişme halinde. Bir numara için benim adayım ise AZ Alkmaar'lı Sergio Romero... 

Dünya Kupaları'nda Arjantin Kalecileri :

Uruguay 1930: Angel Bossio (Talleres de Buenos Aires)  Juan Botasso (Argentino de Quilmes).

İtalya 1934: Héctor Luis Freschi (Sarmiento de Chaco)  Angel Grippa (Sportivo Alsina).

İsveç 1958: Amadeo Raúl Carrizo (River) Julio Elías Musimessi (Boca)

Şili 1962: Antonio Roma (Boca) Rogelio Antonio Domínguez (River)

İngiltere 1966: Antonio Roma (Boca) Rolando Irusta (Lanús) Hugo Gatti (River)

Almanya 1974: Daniel Carnevali (Las Palmas ) Ubaldo Fillol (River) Miguel Angel Santoro (Independiente)

Arjantin 1978: Ubaldo Matildo Fillol (River) Héctor Baley (Huracán) Ricardo La Volpe (San Lorenzo)

İspanya 1982: Ubaldo Matildo Fillol (River) Héctor Baley (Talleres) Nery Pumpido (Unión)

Meksika 1986: Nery Pumpido (River) Luis Islas (Estudiantes) Miguel Angel Zelada (América)

İtalya 1990: Nery Pumpido (Betis) Sergio Goycochea (Millonarios)  Fabián Cancelarich (Ferro).

ABD 1994: Sergio Goycochea (River) Luis Islas (Independiente)  Norberto Scoponi (Newell´s).

Fransa 1998: Carlos Angel Roa (Mallorca) Germán Burgos (River)  Pablo Cavallero (Vélez).

Kore-Japonya 2002: Germán Burgos (A. Madrid) Pablo Cavallero (Celta)  Roberto Bonano (Barcelona).

Almanya 2006: Roberto Abbondanzieri (Boca) Leonardo Franco (A. Madrid)  Oscar Ustari (Independiente).

Fotoğraf : Sergio Romero-TreeHugger

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan