Finaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2010 Pazar

09-10 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu İnter


Yaz günleri sansasyonel transfer haberleri ile geçerken sanırım aklımıza en çok yer edeni İbrahimovic-Eto'o değişikliği idi. Eto'o ve Zlatan'ın adları ortalarda bu kadar zikredilirken arka kapıdan usulca giren adamın bir takımın en önemli silahı olacağını, o takıma kupayı getireceğini kim bilebilirdi? Biz futbol romantiklerinin kazanandan ziyade futbol topu ile içli dışlı olana duyduğumuz ilgi bir yana, onun sahip olduğu kibir ve ego bir yana, Jose Mourinho dünyadaki en iyi taktisyenlerden biri. Bir kazanan olmak istemesinin altında yatan nedenler arasında pek tabii kişilik de var ama, onun geçtiği yollardan buralara gelmiş biri için "kazanan" olmak istemenin yanlış bir tarafı yok sanırım. Bugün boynuz kulağı geçti. Şampiyonlar Ligi finalini, en sevdiği, kendine örnek aldığı adamın elinden almak, hangi alanda olursa olsun bu, dünyadaki en büyük mutluluktur hiç şüphesiz.

Turnuvalar başka hikayeler. En üst seviyede birinci dahi olsanız bu sizi en iyi yapmıyor bana göre; zira grup maçlarından sonra eleme yolu ile devam ediyorsunuz ve sahanın topla alakasız saçma bir yerinde ayağınızın kayması dahi sonucu etkiliyor. Grup maçlarında Nou Camp'da tutunamadıkları Barça'ya karşı iki maçta da oynadıkları oyun, izledikleri taktik yapı, işin futbol içi ve dışı görüntüleriyle birçok insanı rahatsız etse de yapılması gerekenlerdi. Sadece Inter tarafı değil; finale gelene kadar Bayern'in geçtiği yollar başka bir hikaye konusu. Ovrebo'nun perişan ettiği Fiorentina, Rafael'in kırmızısı sonrası 2-0'dan dönen Manchester United maçı ve yarı finale kadar oynadığı oyunun yarısını oynayamayan Lyon. Bu tarz sürprizlerin renkli olması gerekirken, içinde Mourinho'nun bulunduğu final maçlarının sıkıcı geçtiğine dair bir genelleme yapmaya doğru koşuyorum aradan geçen yıllarda...

Oynayan ve oynatmayanın maçında Inter blok 4-3-3'ü ile, Bayern ise Müller'i Olic'in arkasında bırakan bir 4-2-3-1 ile sahadaydı. Savunma takımı yaratmakta uzman olan Mourinho'nun alan düşkünü oyun anlayışı, Milano'da oynanan Barcelona maçı gibi en önden başladı. Toplu oyunu seven ve bu oyunu en geriden başlatan Bayern'e Pandev-Milito-Sneijder-Eto'o dörtlüsü ile ön alanda baskı kurarak başlayan Inter'in en büyük avantajı, Bayern'in Barcelona'nın yanında oldukça rezil kalacak pas bağlantısıydı. Bu baskı Bayern'i öyle geniş bir alanda oynamaya ittiki, bu baskıdan kurtulup topu orta sahaya taşıdığında 11 kişilik bir bloğu karşısında gördü her seferinde Bavyeralılar. Van Gaal'in kısa iç-dış pas bağlantılı oyun yapısını alanları seri bir biçimde daraltarak kesti Inter. Rakibini kitleme ile ilgili bir sıkıntısı yoktu ki, 5.dakikada bulduğu ilk kontrada Bayern savunmasının bize verdikleri "dağınığız" mesajı, olası eksik yakalanma durumlarında neler izleyebileceğimize dair ipucuydu.

Eto'o'nun bariz şekilde sol kenar oynadığı, özü stoper Chivu'nun soldan bindirme gayretinde olduğu maçın ilk 25 dakikasındaki sıkıcı havanın dağılması adına ilk girişimleri Hamit ve Sneijder uzaktan yapıyordu. Finalin herkese final olduğunu ve heyecan yapılabildiğini gösteren pozisyonda Müller ve Robben'in beraberce heyecanlı giriştikleri pozisyondan sonuç çıkmıyordu. İlk yarıda Bayern'in temel problemi, aynı Barcelona gibi ağır kalmaktı. Maç boyunca da devam etti bu. Eksik yakalayamadığınız bir rakibe nasıl gol atarsınız? Mesele burada başlıyor; zira Inter aradığı golü, oldukça basit, oldukça temel bir hatayı affetmeyerek buldu. Demichelis'in Milito'nun indirmesine izin verdiği top, zaten dağınık ve ağır olan, üzerine bir de önde olan Bayern savunmasını, savunmasız bıraktı! Artık alıştığımız tavana plaselerinden birini yaparken Arjantinli, Barcelona maçını seyreden birçokları için, kupanın üzerine adı yazılması gereken takımı da açık ediyordu.

İlk yarıda temel problemi hız olan Bayern'in, basketbol takımı gibi hücum etmekten vazgeçip, başlama düdüğünün galeyanı ile girdiği pozisyonu Müller'in gole çevirememesi maçın Bayern adına tek kırılma anı. Sonrasında olan biten tanıdık. Sonuçsuz top çevirmeler ve Milito'nun Van Buyten'i çuval gibi yatırışı. Milito'nun hakkını teslim etmek bir yana, bu seviyede, bu noktada bu çalımı yemek? Milito'ya verelim krediyi biz yine de, zira gözümde Inter'in sempatik birkaç tarafından biri. Ve sonrası yine aynı Bayern adına.

Ölü bir 90 dakika geçirdi Van Gaal'in takımı ve bir önceki Inter maçında söylediğimi tekrarlayacağım; bazen kaos iyidir bu oyunda. Avrupa Şampiyonası sırasında rakiplerimizin bizimle ilgili söyledikleri şey bu idi; tahmin edilememe. Oyun içinde geçirdiğimiz evrim. B planı olarak algılanmasın bu. Hem Barcelona'nın, hem Bayern'in Inter'i kırmak adına bir şey üretememelerindeki temel etken sistem takıntılı olmaları. İşte o sistemin antisini bulan adam da sabahtan akşama kadar kibirlenmekte haklı hale geliyor bu durumda.

Muhakkak Van Gaal'in oyundan beklentileri farklıydı Hamit'i kenara alırken ama, Bastian Schweinsteiger'in hiçbir şey yapmadığı, Müller'in kafası kesik tavuklar gibi dolandığı bir maçta, hem oyun görüşü iyi olan, hem uzaktan şut kabiliyeti olan Hamit'in kenara gelmesi... Dediğim gibi, aklımızın yetmediği şeyler var bu oyunda, bizi aşan. Robben'in her topu alışında 2 direk, 2 gölge adam gördüğü bir maçta etkinliği bu kadar olurdu. Tıkandığındaki hücum alternatifi Ribery'de olmayınca... İş geliyor yine Inter'in savunmasına. Üzerine fazla bir şey söylemeye de lüzum yok sanırım...

Mourinho'yu sevmeyiz, oynattığı hoşumuza gitmez, bunlar ayrı konular. Bu kadar kötü bir finalin ardından bu kadar şey konuşuyorsak başka bir şeyler olmalı. Futbolun kendisi ile, yapısı, mantalitesi ne olursa olsun büyülenen biriyim ve Van Gaal oldum 70 dakika televizyon başında. Yazarken de öyle olma gayretinde oldum; maç bittiğinde de birkaç hafta önce olduğu gibi sinirlendim kazananın iyi futbol olmadığına ve söylendim. Bütün bunları düşünmeye iten adam Jose Mourinho. Ve bir başkasının bu kadroyu buralara getireceğine ihtimal dahi vermiyorum. Frank Lampard, John Terry, Cambiasso, Milito ve hatta aylardır farklı bir role bürünen Eto'o. Kabul etmek gerekir ki, bu adam ile çok değiştiler ve bu adam ile daha fazla, daha değişik biçimde konuşuldular. Kibiri bir yana, yaptıkları için tebrik edilmeli; Robben'in sarılışındaki içtenlikten, bu adamdaki adını koyamadığım şeyi takdir etmeli...

Inter şampiyon ve şampiyon olduğunun akşamı hocasını, kupayı kaldırdığı yerde bırakıyor. Her sezon olduğu gibi başka bir hikayeyi arkamızda bırakıyoruz bizde. Tebrikler Nerazzurilere...






Fotoğraflar @La gazetta dello sport, uefa.com

M. Can Mutlu

11 Mayıs 2010 Salı

1997 Finali || Hodgson'ın kalbini kıranların ülkesinde kupayı kaldırabilme ihtimaline odaklanalım ve 13 yıl öncesine gidelim...


Roy Hodgson ve Fulham'ın masalsı Avrupa Ligi yolculuğunda son durak Hamburg!

Bundan 13 yıl önce çok yaklaştığı kupayı Almanlar'a bırakmak zorunda kalan İngiliz teknik adam için fazlasıyla anlamlı bir durum bu! Üstelik buraya gelmeden önce Wolfsburg ve favori ev sahibi Hamburg'u elediler ki bu da Hodgson'ın Almanlarla olan fırtınalı ilişkisi ve intikam duygularına dair ayrı bir öykü. Yarınki finale bu açıdan bakıp; Hodgson'ın, kalbini kıranların ülkesinde kupayı kaldırabilme ihtimaline odaklanmak ve 13 yıl öncesine dönmek istiyorum...

7 Mayıs 1997...

Huub Stevens yönetiminde Valencia ve Tenerife'i eleyip finale ulaşan Schalke ile Anderlecht ve Monaco'yu eleyip finale gelen Hodgson'ın favori Inter'i; 2 ayaklı oynanan son Uefa Finali'nin ilk randevusunda buluşuyorlar. Savunmayı 5'li tutan iki takımın fazlasıyla temkinli oyununda tek ses Marc Wilmots'dan geliyor ve gol yemeden alınan bu 1-0'lık galibiyet, Giuseppe Meazza'daki rövanş öncesi Schalke için zafer havasını yoğunlaştırıyor...

Ve 21 Mayıs 1997...

Yaklaşık 82.000 kişi 1991 ve 1994'ten sonra 5 yıl içinde 3.kez bir Uefa Kupası zaferine tanıklık etmek için stadı doldurmuş durumda! Hodgson'ın yıldızlar karması Inter ile 1-0'dan dönüş yapmaması için hiçbir neden yok gibi. Kadrolara göz atıp, biraz nostalji yapmak lazım; dikkat çeken ilk maçta liberolu oynayıp geriyi 5'leyen İngiliz teknik adamın bu kez klasik 4-4-2'yi seçmiş olması, Stevens açısındansa taktiksel bir değişiklik söz konusu değil...

Maç başlıyor ama Hodgson adına işler iyi gitmiyor ve Alman disiplininin bir kez daha ön plana çıktığı bu 2.ayakta da uzun süre eşitlik bozulamıyor. Derken, 84'te şimdi en güzel anılarda yaşayan efsane Şili'li Zamorano devreye girip İtalyanlara hayat veriyor. Geç gelen bu golle zor da olsa uzatmaya taşınan maçta artık her şey morallenen Inter lehine ancak savunmaların damga vurduğu gecede ekstra 30 dakika da yeterli olmuyor ve penaltılara geçiliyor...

Oyuna sonradan giren tecrübeli Anderbrügge'nin golüyle başlayacak seri atışlarda normal sürede Inter'e hayat veren adam Zamorano'nun penaltıyı kaçırmasıyla gerilim artıyor, ardından Olaf Thon'un da isabet bulmasıyla Schalke iyice avantaj sağlıyor. Usta ayak Djorkaeff''in takımını ayakta tutmasıyla tekrar yeşeren umutlara Martin Max'dan bir darbe daha gelip atışlarda durum 3-1 olunca, gecenin en stresli anı gelip çatıyor ve gözler yine oyuna sonradan girenlerden Inter'li Aron Winter'e çevriliyor. Hollandalı orta saha oyuncusu da kader anındaki penaltıyı kaçırıp bir başka Hollandalı Stevens'ı zafere yaklaştırınca Schalke için son bir söz kalıyor geriye. Onu da ilk maçın yıldızı, aslında 90'ların yıldızı Marc Wilmots söylüyor ve Schalke, halen yanına ekleme yapamadığı 1997 Uefa Kupası'nı kazanan taraf oluyor...

Internazionale
Pagliuca, Bergomi (Angloma 71), Fresi, Paganin, Pistone, Djorkaeff,
Sforza (Winter 81), Ince, Zanetti (Berti 120), Ganz, Zamorano
FC Schalke 04
Lehmann, Linke, Thon, De Kock, Eigenrauch, Büskens, Latal (Held 100),
Müller (Anderbrügge 97), Nemec, Wilmots, Max

Penalty shoot-out
Schalke: Anderbrügge, Thon, Max, Wilmots scored
  Internazionale: Zamorano (shot saved), Djorkaeff, Winter (wide)

3 Ağustos 2009 Pazartesi

TFF Süper Kupa 09-10

Öncelikle reklam olayını abartan Fox'a buradan selam olsun. Maça gelirsek, aslında iki takımında iyi oynadığını söylemek biraz zor gibi. Zira iki takımında sezon başı alışma süreci gibi oynadığı söylemek doğru olur. Ancak Beşiktaş, Fenerbahçe'ye göre geçen sezondan kalan futbolunu daha iyi taklit etti. Değişim gösterme çabaları esasen Fenerbahçe'deydi. Bu değişim klasik Daum tarzı oyunun yönünde. Fenerbahçe bunu bir önceki Honved maçında daha iyi göstermişti. Ya da şöyle diyelim, Fenerbahçe Daum'un istediği oyun stilini kendisine ceza sahası önünde basmayan takımlara karşı her zaman daha iyi sergileyecek gibi. Dünkü maçta Beşiktaş Fenerbahçe'ye pres yaptığı anlarda Fenerbahçe'nin oyununun arada bir bozulduğunu gördük. Beşiktaş'ta genelde bu presin mimarları Fink ve Ernst bence ileriki haftalarda çok iyi bir ikili olacaklar. Ferrari'de ise olağan dışı birşey göremedim. Fenerbahçeli Cristian düz bir oyuncu. Selçuk'ta onun yaptıklarını yapabilir bence ama onunla ilgili konuşmak için erken olabilir. Dos Santos ise bazen hatalar yapsa da hamurunda başarılı olabileceğini göstermiş oldu. Topu alışı, sürüşü ve paslarını çok beğendim. Fenerbahçe'ye mutlaka çok faydalı olacaktır. İsmail Köybaşı için söylenebilecek tek bir şey var, oda Beşiktaş'a geldikten sonra yeteneğinin ve oyun azminin bir önceki takımına nazaran iki kat daha arttığı. Uzun vadede onu daha iyi izleyebileceğiz. Yunus Yıldırım maçta otorite dışında iyi bir yönetim sergileyemedi. Fazla da birşey yazmak istemiyorum, zira onunla ilgili çok şey yazılacaktır zaten. Sonuç olarak ben iki takımında maç boyunca terazilerini eşit tuttuğunu ve bir şekilde Fenerbahçe'nin eline geçenleri daha iyi değerlendirerek kupaya uzandığını düşünüyorum...

28 Mayıs 2009 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Barcelona


Ne yalan söyleyeyim aslında ne Manu'ya nede Barca'ya bir sempati duymuyorum. Barcelona alsın istedim sadece kupayı ki bunun nedeni de İngiliz takımlarını sevmemem ve Manu'nun üst üste iki kez kupayı almasını istemememdi. Maç içinde herkes kendini bir takıma yakın hissetmiştir muhtemelen. Benim gibi her iki takıma karşı sempati duymayanlar bile. Benim ataklarının gol olmasını istediğim takım Barca oldu haliyle. Bu güzel oyuna kayıtsız kalmak imkansız arkadaş. Zaten sezon başından beri harika futbol oynuyorlardı, şimdi bunuda süslemiş oldular.


Ronaldo'nun cılız birkaç şutu ile beraber Manu bastırıyor gibi göründü başlarda, daha sonra İniesta yine topu ceza alanına kadar getirip, Eto'o'nunda pis burun ile topu ağlara göndermesi ile daha o andan sonra şampiyonun Barcelona olacağı besbelliydi. Golü atan Katalanlar daha sonra çok sakin ama kontrollü, orta alanda o bilindik paslarını yaparak oynamaya devam ettiler. Bu anlarda tribünlerdeki İngiliz taraftarlarının çıldırmış olmaları muhtemel. Filmin sonrasında ise ufacık boyu ile Xavi'nin muzuna kafayı vuran Messi durumu 2-0 yapınca tribünler daha o andan itibaren kutlamalara başlıyordu. Her pastan sonra çekilen 'oley' ler, atılan konfetiler...


Ronaldo-Messi kapışması maçtan haftalar önce konuşulmaya, tartışılmaya başlamıştı. Bu sorunun cevabı sadece bu maç baz alınarak 'Messi daha iyi' olamaz elbette. Bu maç için söylenecek tek şey Ronaldo'nun antipati topladığıdır. Hırsından dolayı yapıyor bu hareketleri tabii ama pek hoş görünmüyor televizyon karşısında. Puyol ile yaşadıkları buna bir örnek mesela. Fakat işte tüm bunlar onun Messi'den daha kötü olduğunu göstermez. Messi ondan bu maç için çok daha iyiydi sadece. Ya da şöyle diyelim; Ronaldo iyi olabilirdi ama çevresi kötüydü. Arkadaş çevresi yani...


Son düdük daha gelmeden Roma'da Katalunya marşları söylenmeye başlamıştı bile. Acayip haz aldık Barca'nın oyunundan. Ancak şimdi herkesin yaptığı 'yüzyılın takımı Barca' gibi abartılı yorumları yapmak istemiyorum, ayrıca abartılıda buluyorum. Maç sonunda Manu cephesinde vasatı aşan bir futbolcu bile yoktu bence. Barca'da ise herkes iyi oynadı. Rıdvan ve ben Pique'ye hayran kaldık zaten. Xavi ve İniesta Barca'yı taşıdılar nihayetinde maçın adamıda Xavi oldu. Söylenecek tek söz kalıyor oda Barca'yı tebrik etmek. Tebrikler Barcelona...



Barcelona: Valdes, Puyol, Toure Yaya, Pique, Sylvinho, Xavi, Busquets, Iniesta (Pedrito 90), Messi, Eto'o, Henry (Keita 72).
Subs Not Used: Pinto, Caceres, Muniesa, Gudjohnsen, Bojan.

Booked: Pique.

Goals: Eto'o 10, Messi 70.

Man Utd: Van der Sar, O'Shea, Ferdinand, Vidic, Evra, Anderson (Tevez 46), Carrick, Giggs (Scholes 75), Park (Berbatov 66), Ronaldo, Rooney.
Subs Not Used: Kuszczak, Rafael Da Silva, Evans, Nani.

Booked: Ronaldo, Scholes, Vidic.

Att: 72,700

Ref: Massimo Busacca (Switzerland).

26 Mayıs 2009 Salı

Man Utd .VS. Barcelona - 27 Mayıs 2009


2008-2009 sezonunu en iyi futbol oynayan, göze en çok hitap eden, en pozitifi futbol oynayan iki takımının mücadelesine tanıklık edeceğiz. Bir futbolsever olarak Şampiyonlar Ligi'nin başından beri çok istediğim final gerçekleşeceği için mutluyum. Bu finalin favorisinin olduğunu düşünmüyorum. Tek isteğim şuan için bol gollü ve güzel bir maç izleyebilmek. Manu kapanmayan birtakım, Barca'nın nasıl oynadığı zaten biliniyor. Bu nedenle güzel bir maç olacak. Dünya üzerindeki diğer futbolsever insanlarda bu maçı çok istemiş olacaklar ki, bazıları finalin NBA finali gibi 7 maç üzerinden oynanmasını ve 4e ulaşanın kupayı kaldırmasını istiyor. Bu tabi işin mizah yönü ama iki takımında bu sezon insanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınında bir göstergesi bence. Bu maç için merak edilen diğer bir unsur ise Messi ve Ronaldo'nun kapışması olacak. Son olarak yarın akşam bence kimseye söz vermeyine ve bu maçın tadını çıkartın...

İyi koruyun...


Fotoğraf Reuters'tan...

22 Mayıs 2009 Cuma

Kupa Donetsk'e iniş yaptı




21 Mayıs 2009 Perşembe

Shakhtar Donetsk 2 - 1 Werder Bremen

Öncelikle söylemeden edemeyeceğim. Canlı yayını kesip reklam vermek uğruna bize kupa törenini banttan veren Show Tv'ye sonsuz teşekkürler...


Maçtan önce herkes ilk dakikalarda Werder'in çok atak oynayacağını ve Shakhtar'ı kendi sahasına mahkum edeceğini düşünüyordu. Fakat aslında bu durumun tam tersi yaşandı ilk dakikalarda. Werder oyunu ilk 15 dk içinde kendi alanına kabul edip, hızlı ataklar ile Ukraynalıları vurmak istedi. Fakat bunu yapabildikleri pek söylenemez. Bu bölümde Shakhtar %60'lara varan topla oynama oranına erişti ayrıca. Bunun en büyük nedenlerinden biri de maç boyunca hayran olduğum Brezilyalı oyunculardı. Benim hayran olduğum bu Brezilyalıların Werder'in başını yakacağı daha ilk dakikalardan belli olmuştu ve dakika 25'te Rat'ın pasıyla savunmada iki oyuncu arasında topla buluşan Luiz Adriano, rakiplerinden sıyrılıp ceza alanında sol çapraza doğru ilerleyip kaleci Wiese'nin üzerinden aşırdığı topu filelerle buluşturarak Shakhtar Donetsk'i 1-0 öne geçirdi.


Werder Bremen yediği gole kadar defans ile hücum arasındaki köprüyü kuramadı bir türlü. İleride Almeida ve Diego'yu aradıkları söylenebilir. Onlar oynasaydı eğer Werder'in hücumda daha yaratıcı olacağı kesindi. Almeida'nın yerinde oynayan Rosenberg ise yalnız kovboyu oynadı ilk yarı boyunca. Defansı toparlayan isim genelde Naldo oldu ilk yarı boyunca. Daha önce Werder Bremen'in Avrupa'da ve Bundesliga'da maçlarını izlemiş olanlar Naldo'nun uzaktan ve yerden attığı güzel gollere şahit olmuşlardır. İşte dün gece de skoru 1-1'e getiren golüde daha önce attığı gollere benzerdi Naldo'nun. Tek farkı kaleci Pyatov'un yaptığı hata oldu. 35. dakikada Werder Bremen, ceza alanı dışında serbest vuruş kazandı. Topun başındaki 3 futbolcudan Naldo'nun sert şutunda, kaleci Pyatov büyük bir hatayla meşin yuvarlağı elinden kaçırınca, Werder Bremen maçta 1-1'lik eşitliği sağladı.


İlk yarı boyunca Shakhtar'ın Brezilyalıları Werder defansını bayağı bir yordular. Özellikle Adriano ve İlsinho gerçekten harika bir ilk yarı çıkarttılar. İlsinho göz zevki açısındanda harika bir oyun oynadı. Werder ise Naldo'nun şutu ve golü dışında kaleye başka bir şut atamadı ilk yarıda. Bunu sıkıntısını yaşadılar. Diego'nunda olmaması bunda etkiliydi hiç şüphesiz. Zira hücumda organizasyon denen birşey yoktu Werder'de. Tribünlerde oturan Diego'da bu durumu fark edince 'keşke oynasaydım' demiştir büyük ihtimal ile.


İkinci yarı ise daha kontrollü başladı iki takım adınada. Werder rakibinin gardının düşmesini bekler gibi bir oyun sergilemeye başladı devrenin başında. Sanki Shakhtar'da öyleydi ama yapıları gereği yine Werder'den daha hareketli oynuyorlardı. Maçın sonlarına doğru gelinirken iki tarafta artık uzatmaların havasına girmiş gibiydi. Son anlarda yenecek golün bir telafisi olmadığından temkinli oyun hüküm sürdü son yirmi dakikada. İkinci yarıdaki bu oyunla ilk yarıdaki oyun arasındaki fark çok büyüktü. İlk yarıda mücadele ve keyif ne kadar varsa, ikinci yarıda da o kadar yoktu.


Uzatmalar başladığında açık konuşmak gerekirse kupanın sahibini penaltılar ile bulacağını düşünmeye başlamıştım. Ben tam böyle düşünmeye başlamışken gol geldi. 97. dakikada Srna'nın pasında ceza alanında topla buluşan Jadson'un yerden vuruşunda, uzanan kaleci Wiese'nin eline çarpan top filelere gitti ve Ukrayna ekibi maçta 2-1'lik üstünlük sağladı. Srna'dan söz açılmışken söyleyelim, bence maçın en iyi oyuncusu oydu. Bazen atakları yönlendirdi, bazen defansın en iyisi oldu, bazen kanttan güzel bindirmeler yaptı Srna. Enerjiside bitmek tükenmek bilmeyen bir oyuncu ve hem takım arkadaşlarını, hem de taraftarı ateşleyen oyun tarzı ile tam bir kaptan.


Kupayı daha çok isteyen, daha pozitif düşünen ve maçı daha fazla kontrol eden takım kazandı son düdük ile beraber. Maçtan önce Werder'in hücum edeceği, Shakhtar'ın ise kapanacağı söylendi ama iki takımın ruhları yer değiştirmiş gibiydi. Diego'suz Werder'inde sadece mücadele eden ama izleyene hücum yönünden tat vermeyen bir takım olduğunu gördük. Lucescu'ya zaten büyük saygı duyan biriydim. Bu maç ile birlikte ona hayranlığım ve saygım biraz daha arttı. Daha önce Süper Kupa'yı, şimdi ise Uefa Kupası'nı alan Lucescu, hedefleri büyütüp bence Şampiyonlar Ligi'nin üzerine gitmeli.


Shakhtar'ın kadrosundaki Brezilyalı oyuncular William, İlsinho, Adriano, Jadson ve Fernandinho'ya hayran kaldım daha önce söylediğim gibi. Bu oyuncuların büyük bir vitrin olan UEFA finalinde böylesine güzel bir oyun sergilemeleri büyük kulüplerinde dikkatini çekmiştir hiç şüphesiz. Bu güzel oyuna ve deha bir teknik adamla kupayı kaldıran Shakhtar Donetsk'e söylenecek tek bir söz kalıyor; Bravo Shakhtar!...



SHAKTAR DONETSK 2-1 WERDER BREMEN

Hakem: Luis Medina Cantalejo (İspanya)
Yardımcı Hakemler: Jesus Calvo Guadamuro (İspanya) - Roberto Diaz Perez Del Palomar (İspanya)

Shakhtar Donetsk: Pyatov, Kucher, Fernandinho, Jadson (112' Duljaj), Ilsinho (100' Gai), Luiz Adriano (89' Gladkiy), Lewandowski, Willian, Rat, Chygrynskiy, Srna
Yedekler: Khudzhamov, Ischenko, Chyzhov, Moreno
Teknik Direktör: Mircea Lucescu

Werder Bremen: Wiese, Boenisch, Naldo, Baumann, Fritz (95' Pasanen), Rosenberg (78' Hunt), Mesut, Prodl, Frings, Pizarro, Niemeyer (103' Tziolis)
Yedekler: Vander, Tosic, Vranjes, Harnik
Teknik Direktör: Thomas Schaff


20 Mayıs 2009 Çarşamba

Shakhtar Donetsk .VS. Werder Bremen, UEFA Kupası Final, 20 Mayıs 2009


Şampiyonlar Ligi'nden sonra bir kez daha bir final karşılaşması İstanbul'da. Ancak bu finali farklı kılan başka birşey daha var. Bu final aynı zamanda UEFA Kupası adıyla gerçekleşecek 38. ve son final mücadelesi. Gelecek sezondan itibaren bu kupa statü değiştirerek adı "UEFA Avrupa Ligi" olacak. Uefa Kupası finallerine baktığımızda ilk golü atan takımlardan 8 tanesinin kupayı kazandığı gürülyor. Tek istisna CSKA bu konuda. İlk golü Sporting'ten onlar yemişti ama kupayı kazanan taraf CSKA olmuştu hatırlayacaksınız.


Werder Bremen'in Shakhtar'a göre bir avantajı çok atak oynaması. Luce genelde maçın genelinde kapanmayı tercih ediyor ve finalde bu başına dert açabilir. Werder Bremen'in maçlarının ne kadar gollü geçtiği herkes tarafından bilinen bir gerçek. Ancak Bremen'in maçlarının bu kadar gollü geçmesinde en çok emeğe sahip olan Almeida ve Diego bu maçta cezalılar. Unutmadan söyleyelim; Diego Bremen'in bu sezon UEFA'daki en golcü oyuncusu. Ayrıca defansın en önemli ismi Per Mertheshaker sakatlığndan dolayı Donetsk'e karşı forma giyemeyecek. Naldo Bremen'in defanstaki tek güvencesi olacak yani. Fakat final karşılaşmalrında bunların önemli olmadığı da bir gerçek. Bremen mutlaka bu oyuncuların oynamasını isterdi ama yerleri de dolacaktır.


Mesut Özil'ide unutmamak gerek. Almanya milli takımını seçince çok tartışılan oyuncu, kendi söylemi ile bu maça özel olarak hazırlandı ve finale damga vurmak istiyor. Diego'nun yokluğunda onun sırtına ekstra bir yük bineceği de kesin. Orta sahadaki kilit rolü, yaptığı asistler ve attığı gollerle taraftarında güvendiği isimlerden birisi olmuş durumda. Basın toplantısında Türk taraftarların kendisini destekleyeceğini düşündüğünü söyledi Mesut. Bu onun için yarıca bir motivasyon unsuru olabilir.


Shakhtar'da dev final öncesi tek eksik orta saha oyuncusu Tomas Huebschman. Tomas Huebschman cezalı olduğu için maç kadrosunda yer almıyor. Bu arada defans oyuncusu Rat, buraya kadar gelmelerinde yönetimin kendilerine dağıttıkları primlerin etkili olduğunu söylemiş. Yani Rat, finali kazanmaları durumunda yine böyle bir jest bekliyor gibi. Rat, ileriye doğru çıkışları, kademe anlayışındaki başarısı ve zaman zaman kullandığı frikileriyle teknik direktörü Mircea Lucescu'nun vazgeçilmezlerinden. Shakhtar'da maçın önemli isimlerinden olmaya aday olan biri var: Fernandinho. 2005 yılından beri Shakhtar Donetsk forması giyiyor ve uzak mesafelerden kaydettiği goller, sert şutları ile akıllarda kalmış birisi. Shakhtar adına kilit isimlerden bir diğeri ise Luiz Adriano. Adriano Luce'nin finaldeki gizli kozlarından biri olacak. Ayrıca golcü oyuncu Jadson'uda unutmayalım.


Shakhtar Donetsk'in bu sezon en önemli isimleri yukarı da da yazdığımız gibi Brezilyalı oyuncular. Shakhtar Donetsk, bu sezon Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası'nda toplam 14 maç yaparken, rakip fileleri 23 kez havalandırdı. Bu 23 golün 13'ü Brezilyalı futbolcular Jadson ve Fernandinho'dan geldi.


Şimdi bu akşam finalin İstanbul'da oynanacak olmasının verdiği heyecan ile maçı beklemeye başladık. UEFA Kupası adı altında oynanacak olan bu son final maçına da tanıklık etmek, ayrı bir mutluluk benim için.

STAT: Şükrü Saracoğlu
HAKEM: Luis Medina Cantalejo
SAAT: 21.45
YAYIN: Show TV


Werder'in muhtemel kadrosu : Wiese, Fritz, Prodl, Naldo, Boenisch, Frings, Baumann, Niemeyer, Ozil, Pizarro, Rosenberg

Shakhtar'ın muhtemel kadrosu : Pyatov, Srna, Kucher, Chigrinskiy, Rat, Gai, Duljaj, Ilsinho, Jadson, Fernandinho, Luiz Adriano
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan