8 Şubat 2012 Çarşamba
Yeni Blog
21 Kasım 2011 Pazartesi
2011 Turkcell Blog Ödülleri
28 Ocak 2011 Cuma
Arşiv
30 Aralık 2010 Perşembe
2. Yıl...
30 Aralık 2008'de 5 dakikada tema ve adını belirleyip açtığım blogum bugün 2. yılında. Çok değil aslında ancak 2 yılda 1000'in üzerinde post olması benim için ayrı bir sevinç kaynağı.
Bloga çok şey borçluyum. Öncelikle hayatıma soktuğu onlarca değerli insan ve bu ortamda bana birçok imkan sağladığı için...
Blogun baş ucunda şu yazı durur;
"Futbolu konuşuyorum, onun kültürü ile yaşıyorum…
Bunu yaparken günlüğümün etrafındaki topluluğa feyz alacakları şeyler sunmak, onların geri beslemelerinden ise feyz alacak şeyler çıkarmak da beni yazmaya devam ettiren önemli bir dürtü...
En ipe sapa gelmez konulardan, oturaklı düşünülmüş yazılara kadar en gizli konuları bile bu kadar rahat aktarabiliyor bu ortam içersinde insan. Enformasyon çağının, teknolojinin kıskacındaki insanın internet ortamında düşünelerini belirtmeden durmaktansa o ortamda yazı yazması daha mantıklı..."
Bu paragraf blogun baş ucunda durdukça devam...
Herşey daha çok küçükken maçlardan sonra kendi kendime dosya kağıtlarına notlarını tutmamla başladı. O notların yerini blog aldı belki ama, hâlâ da devam ediyorum...
2 yıl içinde okuyan, okutan, yorum yazan, paylaşan, emek veren, öven, yeren herkese çok teşekkürler...
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Four Four Two Ağustos 2010 || Ayın Blogları
Four Four Two Ağustos 2010 sayısında Ayın 2 Blogu Anlayamazsınız ve Academy Lion oldu.
Anlayamazsınız ( http://anlayamazsiniz.blogspot.com/ )
" Türkiye'nin köklü kulüplerinden birisi Karşıyaka. Bu takımı Blog aleminde temsil eden ilk ve tek site! Yazar kadrosu kaliteli ve içerikler diğer sitelerdeki haber içerikleri gibi değil. Dobra Dobra Konumasını bilen, gerçekleri yazabilen hiç kimseden korkmayan; kısacası Karşıyakalı bir blog. Kısa sürede uzun aşamaları geçtik, Türkiye'nin önemli blog networklerinde yer aldık. Başarılarımızın devamının geleceğinden eminiz. Amatör ruh ile yola çıktık, karşılığı ne olursa olsun bu ruhu asla bırakmayacağız "
Academy Lion ( http://academylion.blogspot.com/ )
" Başlamak için bir nedenim olmadı, bir içgüdüydü benimkisi. Bir gün 'bende yazmalıyım' dedim ve girdim ilk yazıyı aylar önce. Ağırlıklı olarak futbol ve Galatasaray gibi görülse de sinemadan müziğe, karikatürlere ve bahis yorumlarına kadar birçok farklı şey içeren, İstatistiklerle oynamayı seven bir blog. Amatör ruhu profosyonelliğe değişmeyen ve insan faktörünü herşeyin önünde tutan bir anlayışa sahip Academy Lion. Blog Dünyasında emeklemekten koşmaya başladığı şu dönemlerde ise daha bir heyecanlı ve arzulu. "
- Blog Tanıtım yazılarınızı (500 vuruş olacak şekilde) oguzozturk@anadolu.edu.tr ya da oguzozturk26@gmail.com adreslerine gönderebilirsiniz. -
13 Temmuz 2010 Salı
9 Haziran 2010 Çarşamba
Barbarossa Dünya Kupası'nda Kimi Destekliyor?
" Tam anlamıyla havaya girmek için K'naan-Wawin Flag Dünya Kupası şarkısını da ekledik, play'e basmanızı tavsiye ederim okurken... Rengimiz belli... İspanya. Bir ilkin yaşanmasını istemem Real Madrid ve İspanyolları sevmemin yanında diğer bir faktör. Bugüne kadar Dünya Kupaları'nda varlık gösteremeyen İspanyol kardeşlerimizin bu kupayı almasının vakti geldi bana göre. İlk olmasını istiyoruz, İspanya şampiyon olamazsa eğer alternatifimizi de belirledik tabii. Portakallar. Hiçbir nedeni yok. Hollanda'nın nedeni de sadece başarırlarsa bunu ilk kez yapacak olmaları... Plaselerimiz de yok değil. İspanya'nın grubunu şöyle bir kenara bırakırsak ben A grubunda İrlandalı kardeşlerimiz bol bol pizza yesin diye Fransa'nın rakiplerini can-ı gönülden destekliyorum. İsteğim Forlan'ın, Pienaar'ın, Carlos Vela'nın ve arkadaşlarının yeşil adaya bol bol pizza ısmarlaması. Son olarak desteğin yanında ufacık temennilerimize gelelim. ABD'nin İngiltere'yi yenip 1950 kabusunu yeniden yaşatmasını, bunu takiben Cezayir'inde ABD'yi yenerek Amerikan emperyalizmine karşı Arap ve müslüman dünyasının isteklerinin gerçekleşmesini istiyorum... Nasıl? Karışık değil mi? Diğer gruplarda da futbola doyayım yeter benim için... Özet geç diyenler için; İspanya, ilk olacaksa Hollanda, Fransa'nın bilimum tüm rakipleri ve Cezayir... "
Göksel Sert
Aynı zamanda UzunPaslar'ın yazarı arkadaşımız Göksel olaya içimizde en ılımlı yaklaşanı...
" Meşhur "bahar gelmiş, neyime" sözü vardır, bu deyişi Türkiye'ye uyarlarsak rahatlıkla "Dünya Kupası gelmiş, neyime"ye çevirebiliriz. Gelelim, Dünya Kupası'nda kimi destekleyeceğim konusuna. Öyle canım, cicim destekleyeceğim bir takım yok. Bu kupada futbolun ve heyecanın peşindeyim. Fakat, gönlümün kaymadığı takımlar da yok değil. Ev sahibi Güney Afrika'ya, Yunanistan'a, Sırbistan'a, ABD'ye ve Şili'ye sempati duyuyorum, belki biraz da Portekiz'e. Bunları geç büyüklerden birini söyle derseniz İngiltere derim. Grupların ardından her an takım değiştirip en büyük sürprizi yapan ekibin cephesine geçebilirim, ona göre! Yazının başında da söylediğim gibi bu kupada taraf olmanın değil futbolun peşindeyim. "
Can Mutlu
İşte Bir İngiliz. Evine gidip İrlanda bayrağı açmak istediğim ve aynı zamanda da Fever Pitch Blogun babası olan Can Mutlu 'neden İngiltere' sorunu bir açıklasın bize...
" Neden İngiltere? Bir sebebi yok garip bir şekilde. Belki hatıramdaki ilk Dünya Kupası yüzünden. Oysa Maradona vardı orada. Bir sonraki desem onda da Hagi. 98'de Zidane. 2002'de biz vardık zaten. Belki lacivert en sevdiğim renk ondandır diyeceğim, ne alaka neden Azzuri değilsin diyeceksiniz. Bir sebebi yok işte. Pink Floyd, Beatles, Camel yüzünden belki. Liverpool yüzünden. Premier Lig yüzünden. An itibari ile en sevdiğim, bana göre en iyi oyuncu Steven Gerrard yüzünden; ama ondan çok önce de İngiltere'yi tutardım turnuvalarda. Kozmik bir olay benimkisi. Ne politikasını severim, ne kraliçesini, ne lordlar kamarısını, ne yemeklerini(?). Biraz havasını, biraz kızlarını, pub kültürünü, futbolunu, çokça da müziğini. Belki hiç kazanırlarken görmediğim için. Kırmızı forma ile çıkarlarsa kazancaklarına dair inançlarının olması, John Barnes'ın rap yapması yüzünden belki. Belki de özel hiçbir sebebi olmayan, tarif edemediğimiz duygulardan biri... "
Senem Ergül
Kendi Blogunun dışında Barbarossa'da 'The Footy Babe Kick' ile kendisini gösteren sevgili Senem bana kızmaz umarım ama içimizdeki Fransız... Neyse ki T. Henry'nin İrlanda karşısında yaptıklarını görüp bu kupada Fransa'yı desteklemeyeceğini ve onun yerine İngiltere'yi tutacağını söylemesi bizi duygulandırdı...
Alper Tolga Erol
Men Behind Ball'a da hayat veren A. Tolga Erol Tam bir Tangocu...
" Güzel oyuna mesafeli duran abimin bana bıraktığı özel bir mirastır Arjantin sevgisi. Şöyle ki; Amerika 94 yaklaşırken henüz 9 yaşında olan ve ilk Dünya Kupası heyecanını derinden hissetmeye başlayan bendeniz, delicesine örnek aldığım ve özendiğim abim hangisini tutacaksa o takımı tutmaya karar vermiştim. O turnuvadan birkaç yıl sonrasında futbola dair tüm hisleri yok olmaya başlayacak abimse, Maradona'ya aşık olma fırsatı yakalamış şanslı kullardan biri olarak tek bir adres göstermişti bana...
Arjantin'le işte bu şekilde tabiri caizse görücü usülü başlayan ilişkim, futboldan daha fazla keyif aldığım her geçen yılla beraber daha da ciddileşti ve özellikle Claudio Lopez-Hernan Crespo ikilisinin katkılarıyla büyük bir aşka dönüştü. Şimdi 2010'u beklerken de kalbim doğal olarak onlar için atıyor, hem de delicesine. İnanıp inanmadığım konusundaysa aklım değil duygularım ön planda ve yine yeni yeniden favorim Maradona'nn takımı. Hem o da takımının korkutucu derecede iyi durumda olduğunu söylüyor herkese, söyleyene bakıp daha da inanmamak mümkün değil sanki...
Tabii bunları söylerken teknik adam Maradona'nın, esas Maradona'dan epeyce farklı olduğunu bilmiyor değilim. Ancak, onca zaman içinde bana pek çok kahraman kazandıran Arjantin'in peşinden koşmak için daha iyi bir fırsat olamaz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Zira onun varlığı, olası bir mutlu sonu her zamankinden daha da büyüleyici kılacak kadar önemli bu oyunda...
Biraz da saha içine bakmak lazım elbette. Cambiasso'nun yokluğu kalbimi kırıyor biraz ama bu turnuvanın Arjantin adına kendi yıldızlarını çıkaracağı bir başka turnuva olacağı ve herkes Messi'den kahramanlık beklerken, ondan rol çalmayı bekleyen Tevez, Di Maria gibi isimlerle yolun sonuna kadar gelineceği kanaatindeyim. Gerçi aşkın gözü körse, ben de ümitlerimle fikirlerimi karıştırıyor olabilirim. Haydi hayırlısı... "
Rafet Baran Eryılmaz
Four Four Two haber merkezinden Rafet'te Hollandacılardan. Robben ve Sneijder sevgisinin yanında Feyenoord'a UEFA şampiyonluğu sevinci yaşatan Bert van Marwijk'in Hollanda'ya da bir ilki yaşatacağı düşüncesi onu Hollanda'nın ve Total Futbolun peşinden gitmesine neden oluyor.
F. Kaan Kavuşan
Barbarossa'nın dışında kendi blogu Klasik Futbol'ada hayat veren Kaan turuncuyu çok seviyor...
" Öncelikle, ne Cruijf’lu Rensenbrink’li yıllarda oldukları kadar, ne de Gullit-Van Basten-Rijkaard yıllarında oldukları kadar iyi değiller. Ama bu kupada bir şansları olabileceğini düşünüyorum. Özellikle Avrupa Kupası’nda favori görünen rakiplerine göre daha zayıf görünen kadrolarına rağmen çok iyi futbol oynamaları beni umutlandırdı gerçekten. Dirk Kuijt gibi bir forvete sahipler bir kere, belki de altı ciğeri de olabilir! Van Persie ve Robben zaten inanılmazlar. Bu üçlü hep karşısındakileri yoran ve zorlayan adamlardan kurulu. Ortasahada Van der Vaart her ne kadar Real’de düzenli forma giymese de iyi oyuncu. Kaldı ki o oynamasa da, Sneijder bu sene çok da moralli, performansı üst düzeyde. Van Bommel de dönmüştü zaten Marwijk ile beraber. Ofansta zayıf kalsa da De Jong da iyi oyuncu. Kalede Sunder Boschker her an Stekelenburg’un elinden alabilir eldiveni. Defans vasat gibi görünse de, topu oyuna sokmada üstün oyunculardan kurulu. Yani defansı en ofansif takım diyebiliriz belki de. Benim güvendiğim şey, Hollanda'nın yüksek temposu, inanılmaz görev paylaşmacı oyunu. Buna alışkın olmayan takımlar çok zorlanır karşısında. İyi mücadele etmek de yetmeyecek çünkü aynı tempoya çıkmanız ya da Hollanda’yı kendi temponuza çekmeniz gerekecek. Ayrıca kadrodaki her oyuncu devamlılığı olan isimler. Bu da önemli. Her hücresiyle iyi oynamaya çalışan bir takım Hollanda.
Plaselerim 1-Barcelona’nın uzay futbolunun ve son Avrupa şampiyonluğunun rüzgarını ve gazını alan ama 2. turda Brezilya veya Portekiz’le karşılaşmak zorunda kalabilecek ve turu geçse de yorulmaya erken başlayacak olan İspanya 2-Löw’le tempolu oyuna geçen, ayrıyetten bunu beceren ve tekaütleri takımdan arındıran Almanya.
Kupayı alamayacağını bilsem de almasını istediğim Grønkjaer’li Danimarka ve kaliteli ama dengesiz oyunculara sahip Sırbistan turnuvaya renk katabilecek sürpriz adayları. "
Egemen K.
Buranın dışında kendi Blogu olan Fairly Determined'in babası Egemen olaya Romantik yaklaşıyor. İyi de yapıyor...
"Dünya Kupası'nı izlemek bir haliyle insanın çocukluğuna dönmesidir. İnsan çocukken kurduğu saf, olanaksız hayalleri, bu kez Dünya Kupası vasıtasıyla kurmaya başlar. Cezayir'in Fransa'yı elediği anı düşleyebilirsiniz söz gelimi ya da bir Afrika ülkesinin bilmem kaç yıllık "kara talihini" yenip, "Dünya'ya dahil olarak" kupaya uzandığını kafanızda canlandırabilirsiniz. İşte Dünya Kupası, yayın gelirleri, sponsor anlaşmalarından öte, bir avuç "romantik" takipçiye bu denli bir fırsat tanıdığından eşsizdir. G.Afrika'da kimi desteklediğime gelince; uzun uzadıya sebeplerine girmeden, son bir yılda yaşadığı sıkıntılardan ötürü sokakları, meydanları doldurmaya çekinmeyen Yunan toplumsal muhalefetinin, tüm dünyaya karşı ilk somut zaferini Dünya Kupası'nda elde etmesini isterim. "Anti-futbol", "dinazor Rehhagel" tartışmalarına girmeden, gönlümün favorisinin Yunanistan olduğunu belirtmeliyim. Plase ise Cezayir."
11 Nisan 2010 Pazar
Blog Ödülleri 2010
Blog Ödüllerinde oylama devam ediyor. Barbarossa ya oy vermek isteyen arkadaşlar buradan blogu bulup oylarını kullanabilirler...
10 Nisan 2010 Cumartesi
O Blog Yazarı Ben Olmalıyım

Sürekli 'tek kimlik' ten söz edilse de toplum içinde yerine göre uyum sağlayıp değiştiğimiz değişik kimliklerin sahibi oluruz. Bir insan aynı anda işyerinde otoriter bir patron, evinde sevecen bir baba, bakkalda hoş sohbet bir müşteri, apartmanında geçimsiz ev sahibi rollerini alabilir. Bu sadece toplum içinde aldığı kimliklerdir, hayatta kalabilmesini sağlar o kişinin. Bunun ışığında doğal olarak internet ortamında da kimlik sahibi oluyoruz ve bloglar bu kimliklerin iletişim ve paylaşma isteğini doyuran bir biçimi.
Ben bu kimliği aşık olduğum futbolu, onun kültürünü ve 'futbol asla sadece futbol değildir' sözünü özümseyerek seçtim, blogumda bu yolda ilerledi hep. Yazılanların çok okunması, az okunması, çok yorumlanması ya da az yorumlanması ayrı bir konu, zaten ben pek fazla takmıyorum bu durumu. Bir Blog lider de olsa, hiç okunmasa da ortada bir sanal kişilik ve paylaşım vardır, zaten önemli olan da budur benim için. Bu varolma biçimi bana göre alınan hitten daha önemli...
Peki Neden Yazıyoruz?
En ipe sapa gelmez konulardan, oturaklı düşünülmüş yazılara kadar en gizli konuları bile bu kadar rahat aktarabiliyor bu ortam içersinde insan. Enformasyon çağının, teknolojinin kıskacındaki insanın internet ortamında düşünelerini belirtmeden durmaktansa o ortamda yazı yazması daha mantıklı. İşte tam bu nokta da Skorates'in bir sözü belki de durumu yine farklı bir boyuttan bir kez daha özetliyor;
" Sende bir yumurta var, bende bir yumurta var.
Sen yumurtanı bana veriyorsun, ben yumurtamı sasna veriyorum.
Sende hala bir yumurta var, bende da bir yumurta var. Sende bir fikir var,
bende bir fikir var. Sen bana fikrini söylüyorsun, ben sana fikrimi söylüyorum.
Sende iki fikir var, bende de iki fikir var. "
Dediğim gibi ben futbolu ve kültürünü seçtim kendime. 'Boş iş bu' mantığı ise tamamen karşısında durduğum bir düşünce. Boş iş diyenlerin en büyük tezleride bu işten para kazananları göstermek. Evet, para kazanmayı herkes ister ama işte o 'amatör ruh' dedikleri şey tam burada devreye giriyor. Yazdığımız fikirler ve yazılar birileri tarafından okunuyor, hani şu parayla yazılan yazılardan bıkanlar, durup durup bizim yazılarımızı okuyabiliyorlar... Neden? Çünkü samimiyet arıyorlar, işte biz o samimiyetin dayanağıyız... Bu emeğin karşılığında sadece 'okunuyoruz'... Bu da yetiyor açıkçası.
Bloglar ona önem verip geliştirirsen o kadar sahiplenilen bir şey olup çıkıyor ki... Kendi açımdan söylerim hep. 'Blogum sanki çocouğum gibi bir hal aldı' diye... İnsanlar dünyalarını kuruyor bloglarında, ben dünyamı futbol üzerine kurdum... Kendimizi önemli hissettiğimiz oluyor, Blog sayesinde gazetelerde, dergilerde bile yazma fırsatını buluyorsun... Olsun tabi ne zararı var ki, şu üç günlük dünyada bende kendimi önemli hissedersem bundan kim ne kaybeder ?
Son olarak;
Kendimdeki gelişimi takip etme isteği, blog açma nedenlerimden en önemlisi. Zaten futbolu konuşuyorum, onun kültürü ile yaşıyorum...Bunu yaparken günlüğümün etrafındaki topluluğa feyz alacakları şeyler sunmak, onların geri beslemelerinden ise feyz alacak şeyler çıkarmak da beni yazmaya devam ettiren önemli bir dürtü. İşte bu yüzden Efes Pilsen Blog Yazarı ben olmalıyım...
16 Mart 2010 Salı
15 Şubat 2010 Pazartesi
Söyleşi
27 Ocak 2010 Çarşamba
Tema
Temayla ilgili birkaç birşey yazmıştım daha önce. Sonunda karar kıldım ve son halini birkaç yardım sayesinde de verdim.
Tema değiştirmeye karar vermek zor değilmiş, tema bulmak çok zormuş. Buluyorsun ama oturtması gerçekten çok zor oluyor. O yüzden blog kurulduğundan beri kullandığım klasik blogger temasının kodlarıyla oynayıp sayfa genişliğini arttırdım. Sağı solu beyaza boyadım. Banner ise Söylemeden Duramadım Blogu'nun yazarı Kubilay sayesinde tam düşündüğüm gib, oldu. Sola isim kaynağımız Barbarossa'yı, sağa da Raul'u koyduk...
Barbarossa, blogu açtıktan 1 ay sonra verdiğim isim. Aslında tesadüf eseri bu ismi vermiştim bloga. Balkanların futbolunu, ülkelerini, insanlarını, kısaca herşeyini seven biri olarak bloga ne isim vereyim derken Balkan Futbolu adlı yazı dizim için araştırma yaptığım esnada 'Barbarossa üzümlerine'rast geldim. Bu üzümün Balkanlarda ve İspanya'da sert şarap üretimi için kullanılan bir üzüm çeşidi olduğunu okudum, isim de hoşuma gitti ve olan oldu...
Barbarossa Blogu simgeleyen son birşey daha çıktı ortaya. Biraz farklı olsun istedim. Esasında bir ülke gibi oldu... Bir bayrak ve Blogun marşı da var artık. Hayır, isyan edip ülke kurma amacında değilim:) Sadece ortaya farklı bir şeyler çıksın istedim. Bayrakta 6 yıldız blogun 6 yazarını temsil ediyor. Barbarossa üzümü ile beraber bayrak tamamlanıyor...

Güzel oldu, evet...
25 Ocak 2010 Pazartesi
Tema Değişikliği


16 Ocak 2010 Cumartesi
Blog Luigi Ferraris

Daha önce birkaç kez yeni açılan futbol blogları hakkında birşeyler karalamıştım. Bana gelen bir rica doğrultusunda yine ufak bir blog yazımız var... Luigi Ferraris1893'te yeni yazılmaya başlanan Genoa aşığı bir blog. Blog Dünyasında İtalyan takımlarının varlığı Genoa ile devam ediyor böylece. Teması ve görüntüsü de gerçekten çok hoş olmuş. Umarım uzun soluklu ve başarılı olur...
30 Aralık 2009 Çarşamba
2010 Sizin Yılınız Olsun! Mutlu Yıllar
2009 Benim için gerçekten berbat bir yıldı. Umarım 2010 benim ve herkes için harika bir yıl olur... Herkesin ve tüm Blog Dünyasının yeni yılı kutlu olsun. Bu arada Yeni Yıl Hediyemi de unutmadım sizler için tabii. Buraya Tıklayarak Bakabilirsiniz... (Bilinen şarkımızı önce normal, sonra tersinden dinleyin. Sonra hediyem size 'merhaba' diyecek...)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
28 Aralık 2009 Pazartesi
20 Aralık 2009 Pazar
1. Yıla !...

Şu Yazıyı yazalı tam bir yıl olmuş. Aslında bende unutmuşum. Kendime 'yahu ben blogu yazmaya geçen yıl aralıkta başlamıştım bir bakayım' dedim ve 20 Aralık 2008 tarihi ile karşılaştım. Arada bir girer bir kaç yazı karalarız, resim koyarız dediğim Blog sanki artık çocuğum gibi olmuş durumda. Bir gün güncellemeyince içimde bir huzursuzluk oluyor...
***
Blogu açtığım ilk gün diğer futbol bloglarına attığım maillerden, bugüne çok şey yaşadım aslında. Hepsi de blogun arşivinde... Kazandığım dostlukları, blog sayesinde tanıdığım insanları da es geçemem tabi. Takip eden herkese teşekkür ediyorum. Gönül bu kadehleri sizinle gerçekten tokuşturmayı isterdi ama umarım bir gün oda olur... :)
17 Aralık 2009 Perşembe
Ne soralım?

3 Aralık 2009 Perşembe
Bu Kez Sorular Bana Geldi...
23 Kasım 2009 Pazartesi
Transfer

Daha önce 'My Life is Basketball' blogunun yazarı 'Jordan' artık NBA maçları ile ilgili yorumlarıyla bu blogda oluğunu açıklamıştı. Dar Alanda Uzun Paslar Blogunun yazarı (uzunpaslar.com) Göksel Sert'te her hafta lig maçlarından sonra 'haftanın futbolcusu' yazıları ile burada olacak... Hayırlı olsun diyoruz. :)









