Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2014 Çarşamba

Wenger bazen 12'den vurdu, bazen de karavana...


1996 yılında Arsenal'in başına geçen Arsene Wenger, takıma çok önemli yetenekleri kattığı gibi, bazı yanlış transferler de yaptı. Goal ekibi Fransız teknik adamın bu transferlerini değerlendirdi.

KALECİ

Arsene Wenger'in yaptığı en iyi kaleci transferi seçmek çok zor değil.Fransız teknik adam görev süresi boyunca 12 kaleci ile anlaşmaya vardı. Bunların içinden en çok bilinenleri örnekleri ise Wojciech Szczesny,Richard Wright, Guillaume Warmuz ve Rami Shaaban gibi isimler.

Bu oyuncuların arasında Jens Lehmann gerçek bir başarı öyküsüdür. Arsenal ile ligde 38 maçın hepsinde oynayan ve harika bir sezon gerçirdi Lehmann yalnızca 28 gole izin verdi.

En kötü kaleciye baktığımız da ise Manuel Almunia'yı söyleyebiliriz. 6 milyon poundda takıma gelen Almunia, 175 maça çıktı ancak Arsenal taraftarını hiçbir zaman mutlu edemedi.   


DEFANS

Lauren, altı lig maçını kaçırmasının ardından Arsenal ile harika bir sezon geçirmişti. Sakatlıkları Arsenal'deki kariyerini engelse de Lee Dixon'ın emekli olmasının ardından performansını arttırdı.

Wenger'in en iyi transferlerinden bir diğeri ise Sol Campbell. Kolo Toure ile çok iyi bir ilişkisi olan Campbell, Lauren ile Arsenal'in ligi domine ettiği yılların en önemli oyuncusu oldu.

Bir başka isim Emanuel Eboue, takım ile başarılar elde edemedi ancak bazı taraftarlar onu 2008 Aralık'ında oyuna sonradan dahil olduğu Wigan maçında yaptıklarıyla özetliyor. Eboue o maçta Nasri'nin sakatlanmasının ardından oyuna girmiş ve oynadığı kötü oyunla maçın sonlarına doğru tekrar kenara gelmişti.

Wenger'in kötü transferleri arasında Phillippe Senderos ve Sebastien Squillaci'yi de sayabiliriz. 


ORTA SAHA

Patrick Vieira, Wenger'in transferleri arasında en çok eleştirilen isimlerdendi.

1996 yılında Milan'dan 3.5 milyon pounda Premier Lig ekibine transfer olan Vieira, Arsenal ile toplam üç lig, dört FA Cup şampiyonluğu elde etti. Vieira ayrıca İspanyol oyuncu Cesc Fabregas'ın gelişimine de büyük katkı yaptı.

Robert Pires ise Arsenal'in yıldız eksikliğini kapattı ve Ashley Cole ve Thierry Henry arasındaki bağlantıyı sağladı.

Denilson da Arsenal'e geldiğinde 17 yaş altı Brezilya milli takımına kaptanlık ediyordu. İngiltere'de geçirdiği yedi sezonun ardından ülkesine geri döndü.

Amaury Bischoff ise Wenger için tam bir kumar oldu.  


FORVET

Birçok kaleci, en iyi golcü tercihi basittir. Thierry Henry, Arsene Wenger'in muhtemelen yaptığı en iyi transfer olabilir.

377 maçta 228 gol atan Henry, kulübün en golvü ismi. Fransız oyuncu ayrıca oynadığı ilk şampiyonada 26 gol 11 asistlik performans sergiledi.

En kötü golcüyü seçmek ise bu kadar basit değil. Marouane Chamakh, Kaba Diawara, Nicklas Bendtner ve Jeremie Aliadiere gibi oyuncular belki söylrnebilir ancak en kötüsü dersek Francis Jeffers'ı seçmek zorundayız. 


Kolo Toure, Sol Campbell'ın yerini alma konusunda biraz şanssızdı. Takımda en iyi seviyeye çıkamadığı yedi senenin ardından 14 milyon pounda Manchester City'e satıldı.

Nicolas Anelka, Wenger'in karlı transferlerinden oldu ve oynadığı 1998-99 sezonunda 19 gole imza attı.

Wenger'in ilk transferlerinden olan başka isim ise Marc Overmans 1997 yılında 6 milyon pounda transfer oldu. Overmans kulüp tarihinin en iyi 12 oyuncusu arasında.

Andre Santos ise formunda hep tutarsızlık yaşadı ve birçok taraftarı ona sırtını döndü. 

18 Şubat 2011 Cuma

Barça sempatizanları 'Nasıl kaçar?' gibi serzenişlere bu kadar alışkın değil.

Barcelona durmalıydı, bu takımı durdurabilecek olanın da Şampiyonlar Ligi eşleşmeleri yapıldığında Arsene Wenger'in Arsenal'inin olabileceği ihtimali çok fazla yadırganmadı. Geçen yılki eşleşmede olanların en azından ilk maçta yaşanmayacağını biliyorduk çünkü Arsenal ders almıştı. Belki David Villa'nın golü olmasa Arsenal turu rahat geçecekti ancak kendi evlerinde Barcelona'yı durdurmaları ve yine Highbury günlerinden bu yana sahalarında yenilmemeleri ayakta alkışlanacak bir durum.

'Barcelona artık bunaltıyor' diyen bünyeler adına rahatlatıcı bir galibiyet oldu Arsenal'in aldığı. Lionel Messi'nin kaçırdığı birkaç pozisyon ise aslında futbolun içinde olan ve Barça taraftarları ve sempatizanları için uzun zamandır uzak bir duygu olan 'Nasıl olur? nasıl kaçar?' cümleleri ile beraber gelen üzüntüydü. Şüphe yok ki, futbol böyle daha zevkli. Belki Camp Nou'da Barcelona deplasmanda attığı tek golün ekmeğini yiyerek turu da geçecek ancak Arsenal'in kazanmayı başarması 'yenilmez Barça' cümlelerinin de biraz olsun son bulmasına yardımcı olacak.

İlk yarıyı önde kapatan Barcelona'nın yine galibiyet alacakları hissi ile beraber gelen bir rehavetinden söz etmemiz elbette ki mümkün. Arsenal Van Persie ve Arshavin'in gollerine kadar oyunda üstün olan taraf olmayı başarmıştı ve nihaytinde son düdük geldiğinde bunun da meyvesini fazlasıyla toplamıştı. Daha önce kazanmak için birçok deneme yapan ancak gülen taraf olmayı başaramayan Arsenal, rövanş öncesinde bu kez gülen takım olmayı başardı. Van Persie'nin golünden sonra Arsene Wenger'in yüzüne yerleşen ve çoğumuzun alışkın olmadığı gülüşü de bu mutluluğun en önemli tablosuydu.

Barça'yı durdurmaya ilk olarak Hiddink yaklaşabilmişti

Kısa vadede Barcelona'yı durdurabilen nadir performanslara şahit olduk. Şampiyonlar Ligi baz alındığında hakem Ovrebo'nun Barcelona'ya turu hediye etmesini saymazsak Guus Hiddink'in Chelsea'si buna en çok yaklaşan ilk takımdı. Tamamlayan ise geçen sezonki Jose Mourinho'nun Inter'iydi. Jose Mourinho Inter'in başındayken kendi evlerindeki maçta olmasa da, deplasmandaki maçta Barcelona'yı kendi sahasında bekleyerek elemeyi başarmıştı. Tabii ki bunda ilk maçta rövanş maçının tam tersi bir 'atağa karşı atak' oyunu ile alınmış galibiyetin etkisi büyüktü. İşte Arsenal'in de tam olarak yaptığı bu oldu. İlk yarıdaki şaşkınlığı varsaymaz isek ikinci yarıda toparlanan Arsenal, Barcelona'nın stiline çok yakın bir oyun yapısı ile Katalanları yenmeyi başardı. Tam 94 dakika süren maçta, topun tam tamına 68 dakika oyunda kalması da aslında her iki takımın ne kadar bol pas yaptığının, ne kadar oyun içinde olduğunun ve oyun tarzlarının birbirine çok benzediğinin de bir başka göstergesi.

Barcelona'nın kaybetmesindeki etkenlerden bir tanesi Wenger ve öğrencilerinin ne kadar istediğini söylememizin yanında, Barça'nın ve Guardiola'nın da yaptığı bazı hatalardı. Arsenal'in maçı çok istediği dakikalarda Barcelona'nın 1-0'ı arkasına alıp alışılagelmişten uzak bir şekilde skoru korumaya çalışması ve Pep Guardiola'nın maç içinde işleyen sistemi bozan hamleleri (Villa - Keita değişikliği gibi) mağlubiyetin hazırlayıcısı oldu bir nevii.

Victor Valdes ?

Victor Valdes'den de bahsetmeden yazımızı bitirmeyelim. Kendisinin La Liga'nın Barcelona'ya göre çok zayıf rakipler karşısında kalede çok rahat olduğu konusunda sanıyorum hepimiz hem fikiriz. Bu maçlara 5-0 biten Real Madrid karşılaşması da dahil. Ancak görülüyor ki Barcelona kalesine gelebilen rakipler karşısında kariyerinde bu kadar yükselmesinin Rüştü Reçber'in de dolaylı olarak katkısı olan Victor Valdes, çok çok kötü bir kaleci olabiliyor. Ben şahsım adına Barcelona'nın La Liga'da oynadığı çoğu maçı takip ederken Victor Valdes'i Barça'nın attığı gollerden sonra istavroz çıkartarak sevinirken görebiliyorum sadece. Ya da orta alanda bir tartışma olduğunda deli gibi o tarafa doğru koşarken... Valdes, Pique-Puyol, orta alanda Busquets ve Xavi gibi müthiş oyuncuların güvenin önüne alarak oynadı hep. Bu oyuncular ise rakibin gelmelerine izin verdiklerinde Van Persie'nin attığı gole bakınca aslında Valdes'in sezgilerinin ve kalecilik yeteneklerinin çok iyi olmadığını da hepimiz gördük, bu takımın zayıf halkasının da o olduğununun farkında herkes te bana katılacaktır.

2007-2008 sezonundaki Fenerbahçe'nin Şükrü Saraçoğlu'nda aldığı 2-1'lik Chelsea galibiyetine çok benzettiğim Arsenal'in Barça galibiyeti sonrasında umuyorum ki rövanşı Chelsea-Fenerbahçe maçına benzemez. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

(Bu yazı aynı zamanda Goal.com Türkiye için yazılmıştır)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Eric Cantona vs Arsenal


15 Ağustos 2010 Pazar

Liverpool maçı öncesinde; Arsene Wenger'in farkı ve Sabır.




Arsene Wenger artık Arsenal ile özdeşleşti. Onun önce Highbury, sonra Arsenal ile karşılaşması ilk görüşte bir aşk gibi. Ekim 1949′da Strasbourg’da doğan Arsene Wenger’in mirası, Kuzey Londra’da küçük bir köşede başka bir boyut kazandı. Ve 10 yılı aşkın bir süredir onu farklı kıldı. Peki neden?

Benim gözümde iyi bir teknik direktörün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

-Genç yetenekleri keşfetmek ve onları hazırlayıp birer yıldıza dönüştürmek,

-Elindeki oyunculara en iyi şekilde uyan taktiği bulup onu geliştirmek,

-Sağlam bir görünüm ve karakter,

-Ve bunların ışığında çok iyi bir stratejinin yanında zamanla bu uygulamaların meyvesi olan şampiyonluğu takıma kazandırabilmek.

Benim aklıma Premier Lig'de tüm bunları barındıran iki teknik direktör geliyor; Wenger ve Ferguson...

Öncelikle her teknik direktörden farklı bir düşünce yapısına sahip olması onu farklı kılan. Hatta Wenger‘in bu düşünce yapısı İngiliz futbolunda bir devrim niteliğinde… Bunlar hangi düşünceler?

Yetenek keşfetmek ve onu yıldız yapmak bir sanatsa, Wenger bunu en iyi icra edenlerden. Arsenal’in daha önce adı sanı duyulmayan genç yetenekler ile birşeyler yapmaya çalışması, daha sonra da bu isimlerin birer yıldız olması herkesi şaşkına çeviriyor. Wenger oyuncu yetiştirmekten zevk alıyor ve Theo Walcott ve benzeri gençlerin Arsenal’i tercih etme sebeplerinden biri de bu…

Beslenme futolcu performansı üzerinde en büyük etkenlerden bir tanesi. Euro 96‘da İngiltere milli takımına hazırlanan yemek listesini (domates çorbası, makarna ve tost) görünce İngilizlerin bu işten anlamadığı ortaya çıkıyor. Wenger geldikten sonra ise işler sadece Arsenal’de değil, onun getirdiği model ile tüm İngiltere’de değişti. Wenger göreve başladıktan sonra Arsenal’li futbolcular karşılarında idrar tahlillerinin bile gösterildiği çizelgeler buldular. Gelen başarılarda Wenger’in beslenme konusundaki çalışmaları çok etkili oldu.

Herşeyin ve her konun uzmanı ile çalışmak… Bu Arsene Wenger’in büyük önem verdiği bir konu. Kondisyoner, Refleksolojist, masör, osteopat ve hatta berber… Bunların hepsi Arsenal’de Wenger sayesinde mevcut.

Arsenal'in birkaç yıl önce yaşadığı günlerdeki başarının kaynağı yine pırıl pırıl gençlerdi. 1998 yılında kazanılan şampiyonluktan sonra 'cömert' ve 'istikrarlı' çalışmalar sonucunda Arsenal double yapmayı başardı. Arsenal için şimdi çıkış yolu yine o yıllarda olduğu gibi 'sabır' ve Fabregas önderliğinde sahip olunan gençler. 

Alex Song'dan yeni bir Patrick Vieira yaratılırsa, yine birkaç sezon içinde Vermealen'den, Walcott'tan, Djourou'dan, Merida'dan ve diğer parıldayan gençlerden hepsine son şampiyon olunan yıldan birkaç sezon önce gösterilen ve meyvesi şampiyonluk olan 'sabır'dan gösterilirse çok istenen şampiyonluk belki hemen değil ama önümüzdeki yıllarda mutlaka gelecektir.

Geçen Yıl (2009-2010) yeni bir yapılanma içinde elde edilen lig üçüncülüğü ve Şampiyonlar Ligi'nde oynanan çeyrek final kimilerine göre bir başarı ancak Wenger'i dahi tatmin etmiş değil. " Ana hedef her zaman lig şampiyonluğu olmalı " diyor Wenger. Ve ekliyor " Geçen yıl yeni yapılanma ile birlikte gelen lig üçünülüğü ve şampiyonlar Ligi çeyrek finali dışarıdan bakıldığında evet bir başarı ancak beni pek tatmin ettiği söylenemez. " Wenger için bu sezon yeni imzaladığı üç yıllık kontrat ile beraber belki de tatmin edici olacaktır. 

Arsenal'in ve Wenger'in tarzı bu... Chelsea çok paralar harcayıp şampiyonluğu elde edebilir (ki Arsenal'in böyle bir şansı yok) ama Arsenal bu saydıklarımı yapıp tekrardan zirveye oturduğunda bu daha anlamlı bir hal alacak. Kaldı ki bu kılıfı Arsenal'in kültürü Arsene Wenger'e giydirmiştir. Sırf bu yüzden futbolu birazcıkta olsa bilen Arsenal taraftarı ve kulüp üst yöneticileri Wenger'den asla vazgeçmeyecektir. Ve O, yeniden (halen öyle fakat takım gelişme sürecinde) 'benzersiz' olacaktır.

Umarım her yönüyle fark yaratan Wenger gibi futbol adamları futbolun çoğu zaman monoton giden durumundan hiç eksik olmazlar…

Son olarak bugün 18:00'da (EPL 1. hafta) Liverpool - Arsenal maçının muhtemel kadroları ve birkaç not. 

15.8.2010

Stad: Anfield, 18:00
 
Son maç:
Liverpool 1 Arsenal 2

Hakem: M Atkinson

--->Liverpool Bugün Arsenal'i yendiği takdirde Lig tarihindeki 2000. galibiyetine ulaşmış olacak. 

--->Son 18 maçta Liverpool Arsenal'i sadece 3 kez yenebilmiş.

--->Son 7 yılda sezonun ilk maçlarında Liverpool sadece 2 kez kazanabilmiş.

--->Liverpool bu sezon tüm kombinelerini satabilmiş değil. Bunun nedeni taraftarın kulübün sahiplerine yönelik bir protestosu olduğu kesin gibi.


+

The Joy of Six: great Liverpool v Arsenal moments and matches (guardian.co.uk)


+

R. Fowler'ın 28 Ağustos 1994'te Arsenal ağlarına 272 saniyede bıraktığı 3 gol...





10 Mart 2010 Çarşamba

Gerçek Anlamda Gunner's...


Bana 'Premier Lig'de sempati duyduğun takım kim?' diye sorulduğunda cevabım kesin ve net oluyor;

" Arsenal..."

Birçok nedeni var esasında fakat Wenger ve takımdaki 'genç' hava en önemli nedenlerden ikisi sadece...

Bu gece Porto karşısındaki Arsenal ise gönlümde yer etmiş olan Gunners'ların tavan yapmış haliydi...

Bu gece futbolun var olmasını sağlayan şey 5 kez bağırdı bize... Arsenal sempatim ayrı elbet, fakat bu gece Porto'ya bu futbol ile bu kadar gol atan herhangi bir takım da olsaydı bu satırlarımın hepsini yine yazardım...

Portekiz'deki maçta aslında tur kendisini Campbell'in 18. dakika da attığı gol ile bize göstermişti ucundan... Maç 2-1 kaybedilse de Emirates'te işin yüzde doksan biteceğini İngiliz futbolunu az çok bilen herkes rahatlıkla söylüyordu...

Ancak;

Kimse bu kadarını beklemiyordu... 

Porto yıllardır Şampiyonlar Ligi'nde birçok kesimin sempati ile yaklaştığı bir takım... Özellikle yoktan var ettiği yıldızları sayesinde...

Emirates'e işler biraz değişikti bu gece... İlk maçta Porto'nun 'aman' diyerek üzerine titrediği Cesc'in olmayışı Portekizlilerin ağzını sulandırsa da Arsenal orta sahası ve komple tüm takım 'liderlerini' aratmadı....

Tribünlerde turun gelmesini isteyen yürekler fark ikiye çıktıktan sonra ve aynı zamanda mükemmel Arsenal oyunu ile birlikte  durumun daha da farklı olmasını istedi...

Wenger ve 'çocukları' da en güzel haliyle taraftara hem turu, hem de güzel futbolu hediye etti...

Bu bizim gerçek anlamda izlediğimiz Gunner's...

" Üst üste pasların anlam bulduğu..."

Erken gol, erken biten bir maç...

10. dakika da Bandtner başlattı... Erken gelen bu gol rahatlatıcı olmasının yanında aynı zamanda daha da büyük bir istek doğurdu. Bandtner Wenger'in atak stretejisine mükemmel bir 'üslupla' nasıl cevap verileceğini de gösterdi... Dakika 10'u 25 ve 90 izledi...  Nasri ve Eboue ona yardımcı olan arkadaşlarıydı...

Bendtner adındaki Genç adam kendini bize iyice sevdirdi... Burnley maçında kaçırdığı gollerden sonra onunla anlık bir sinirle dalga geçenlere de verilebilecek en iyi cevap gol olacaktı, hat-trick yaparak herkesi susturdu... 

"Bandtner sadece savunmadan gelen uzun topları indiriyor, başka da bir işe yaramıyor..." 

Bu gece bu cümle son buldu...

Arshavin ve Nasri'de gecenin diğer yıldızları...

Keşke Arsenal hep böyle oynasa, bu kadar gol görebilsek... Her maç bu maçta olduğu gibi ard arda yapılan paslar anlam kazansa...

Arsene Wenger hep farklı, bazen olmuyor, ters gidiyor fakat bu gece herşey yolundaydı. Farkı yine belli oldu...

Porto ise artık eskisi gibi değil...

Kaleci Helton ve defansta Fucile kariyerlerinin en kötü gecelerinden birini geçirdiler...

Lucho gitti, işler değişti... Takımın lideri yok gibi. Bu işi yapmaya çalışanlarda Lucho kadar üstesinden gelemiyor... Artık olmayan Lisandro'yu da unutmamak gerek... 

Kısacası;

Arsenal'in geçmesi gerekiyordu, bekleniyordu ve oldu...

Şimdi hikayenin daha başındayız, Arsenal için Şampiyonlar Ligi'nde bazı şeyler yeni başlıyor...


ARSENAL: 5 - PORTO: 0


Stat 
Emirates

Hakem
Frank De Bleeckere (Belçika)


Arsenal
Almunia, Sagna, Campbell, Vermaelen, Clichy, Nasri (73' Denilson), Song, Diaby, Rosicky (57' Eboue), Bendtner, Arshavin (77' Walcott)


Porto
Helton, Fucile, Rolando, Bruno Alves, Pereira, Ruben Micael (76' Guarin), Coelho (46' Rodriguez), Raul Meireles, Varela (76' Gonzalez), Falcao, Hulk

Gol 
Dk. 10, 25 ve 90+1 (Penaltı) Bendtner, Dk. 63 Nasri, Dk. 66 Eboue (Arsenal)

Sarı kart
Dk. 38 Vermaelen, Dk. 44 Bendtner (Arsenal), Dk. 24 Falcao, Dk. 59 Pereira, Dk. 90 Fucile (Porto)

27 Şubat 2010 Cumartesi

Wenger Neden Farklı ?


Arsene Wenger artık Arsenal ile özdeşleşti. Onun önce Highbury, sonra Arsenal ile karşılaşması ilk görüşte bir aşk gibi. Ekim 1949′da Strasbourg’da doğan Arsene Wenger’in mirası, Kuzey Londra’da küçük bir köşede başka bir boyut kazandı. Ve 10 yılı aşkın bir süredir onu farklı kıldı. Peki neden?

***

Öncelikle her teknik direktörden farklı bir düşünce yapısına sahip olması onu farklı kılan. Hatta Wenger‘in bu düşünce yapısı İngiliz futbolunda bir devrim niteliğinde… Bunlar hangi düşünceler?

***

Yetenek keşfetmek ve onu yıldız yapmak bir sanatsa, Wenger bunu en iyi icra edenlerden. Arsenal’in daha önce adı sanı duyulmayan genç yetenekler ile birşeyler yapmaya çalışması, daha sonra da bu isimlerin birer yıldız olması herkesi şaşkına çeviriyor. Wenger oyuncu yetiştirmekten zevk alıyor ve Theo Walcott ve benzeri gençlerin Arsenal’i tercih etme sebeplerinden biri de bu… 

***

Beslenme futolcu performansı üzerinde en büyük etkenlerden bir tanesi. Euro 96‘da İngiltere milli takımına hazırlanan yemek listesini (domates çorbası, makarna ve tost) görünce İngilizlerin bu işten anlamadığı ortaya çıkıyor. Wenger geldikten sonra ise işler sadece Arsenal’de değil, onun getirdiği model ile tüm İngiltere’de değişti. Wenger göreve başladıktan sonra Arsenal’li futbolcular karşılarında idrar tahlillerinin bile gösterildiği çizelgeler buldular. Gelen başarılarda Wenger’in beslenme konusundaki çalışmaları çok etkili oldu.

***

Herşeyin ve her konun uzmanı ile çalışmak… Bu Arsene Wenger’in büyük önem verdiği bir konu. Kondisyoner, Refleksolojist, masör, osteopat ve hatta berber… Bunların hepsi Arsenal’de Wenger sayesinde mevcut. 

***

Umarım her yönüyle fark yaratan Wenger gibi futbol adamları futbolun çoğu zaman monoton giden durumundan hiç eksik olmazlar…
***


8 Şubat 2010 Pazartesi

Deja vu


Artık Drogba Arsenal maçlarında gol atmaya, Arsene Wenger'de Chelsea maçlarında Drogba'dan gol yemeye alıştı... Drogba dün gece yine bir Arsenal maçını boş geçmedi ve hem Arsenal'e hem de Wenger'e Deja vu'yu yaşattı, Arsenal'in en büyük baş belalarından biri olduğunu gösterdi. 10 maçta bir düzine gol... Drogba modern futbolun örnek alınması gereken en iyi forvetlerinden biri.

Maça geçelim;

***

Chelsea 2-0 kazanmayı başardı. Fakat maçın tümüne baktığınızda genel olarak hakim oynayan tarafın Arsenal olduğu rahatlıkla görülüyor. Maçtan önce santrafor sıkıntısı çeken bir Arsenal vardı. Buna rağmen yine bilindik Arsenal oyununu seyrettik. Bol pas, hatta bolca pas, üretken, hızlı... Tüm bunların yanında pas yaparken 'şut çekmeyi unutan' bir takım, onca mücadele ve pastan sonra duran top ve kontradan yenen goller doğal olarak Arsenal'e 'emeğinin karşılığını alamayan' bir takım görüntüsü veriyor...

***

Oyunun istatistiklerini maçın skorunu bilmeyen bir kişiye gösterseniz sanıyorum ki ağzından çıkacak ilk şey 'Arsenal kazanmış mı?' olurdu. İyi istatistik, kötü sonuç... Chelsea 322 pas, 262'si isabetli, 59'u yanlış yere, geriye kalan biri de asist... Arsenal 503 pas, 405 isabetli, 98'i yanlış yere. "Maç boyunca oyunun hakimi Arsenal'di" cümlesinin istatistiksel dili bu... Peki buradan ne sonuç çıkarabiliriz? Pas sayılarına bakmadan sadece isabetli atılan paslara bakıp Arsenal'in Chelsea'ye göre daha kötü olduğunu mu, yoksa sadece pas sayılarına bakıp Arsenal'in Chelsea'den 181 pas daha fazla atmasına rağmen yine de kaybeden tarafın Arsenal olduğunu mu? 

Ve işte esas problem... Chelsea maç boyunca 322 pasına 13 şu çekmiş, Arsenal ise 503 pasına karşılık 13 şut atabilmiş. İşte başında da söylediğimiz gibi Arsenal'in esas problemi 'şut atmayı sevmeyen' ya da 'bir türlü atmayan' bir takım görüntüsü içinde olması. Bir pozisyonda Samir Nasri'nin önündeki büyük boşluk ve koşu alanına rağmen yavaşlayıp pas atacak herhangi bir takım arkadaşını araması ise Arsenal antrenmanlarında Arsene Wenger'in oyuncularına yüksek bir sesle 'sakın ayağınızda çok top tutmayın, çünkü top sizden daha hızlıdır' şeklinde uyarılarının bir sonucu olabilir belki de... Fakat Arsenal'li oyuncular bunu fazla abartıyorlar zaman zaman. Ayrıca bu şut oranlarında bakıldığında bir şeyi daha belirtmek gerekir...

Defans üstünlüğü;

***

Arsenal'in attığı 14 şuttan 4 tanesi Chelsea defansı tarafından bir şekilde bloke edilmiş. Fakat Chelsea'nin 13 şutunun Arsenal defansı tarafından kesilme sayısı sadece 1... Yine ek olarak Arsenal ataklarında Chelsea'nin 24 kez bu atakları başarılı bir şekilde savuşturduğunu görüyorsunuz... Chelsea'nin ataklarında ise Arsenal bunu 14 kez yapabilmiş. Buradan iki sonuç çıkarılabilinir. Arsenal Chelsea'den daha fazla atak yapmasına rağmen maçı kaybeden taraf oldu, Ya da Chelsea daha az atak yapmasına rağmen Arsenal defansının atakları savuşturamaması nedeniyle maçı kazanan taraf oldu. Yine üstte olduğu gibi çıkarılan iki sonçtanda zararlı çıkan taraf Arsenal...

Her sezon öncesinde 'geçen yılın gençleri bu yıl tecrübe kazandılar' etiketi yapıştırılan bir takım Arsenal... Fakat 'tecrübe kazanıldı' denilen sezonda da başarı gelmeyince bu kez ertesi sezon yine baştaki etiket yapıştırılıyor. Bunun nedeni bir türlü kadrolaşmanın olmaması. Artık Arsenal'in her sezon yeni yeni gençler keşfetmeyi ve önce gençken sonra yıldızlaşan oyuncuları satmamayı öğrenmesi gerek. Fabregas'ın Barca'ya gitme olasılığı buna bir örnek.

***

Her sezonun ilk yarısına mükemmel başlayan Arsenal yine hedeflerinden çok uzak. Chelsea ManU'nunda kaybından sonra ligi sırtlayıp götürdü. Konuşmak için elbette ki çok erken fakat şampiyonluğa çok yaklaştı Chelsea... Nisandaki Chelsea-ManU karşılaşması şampiyonlukta belirleyici en büyük unsur olacaktır.

+ Bonus : 'Arsene Wenger yeniden benzersiz olabilecek mi?'

000000000

30 Ocak 2010 Cumartesi

Arsene Wenger 'yeniden' benzersiz olabilir mi?


Arsene Wenger görevden alınmalı mı? Soru çok saçma çünkü bu pek mümkün görünmüyor. Bunu Arsenal'in şuanki durumunu görüp dile getirenler var ancak 2004'te Arsenal'i Premier Lig'de 'namağlup' şampiyon yapan da Wenger'di. 

***

Benim gözümde iyi bir teknik direktörün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

-Genç yetenekleri keşfetmek ve onları hazırlayıp birer yıldıza dönüştürmek,

-Elindeki oyunculara en iyi şekilde uyan taktiği bulup onu geliştirmek,

-Sağlam bir görünüm ve karakter,

-Ve bunların ışığında çok iyi bir stratejinin yanında zamanla bu uygulamaların meyvesi olan şampiyonluğu takıma kazandırabilmek. 

***

Benim aklıma Premier Lig'de tüm bunları barındıran iki teknik direktör geliyor; Wenger ve Ferguson...

***

Arsene Wenger (Ferguson dışında) diğer meslektaşlarından daha farklı bir ortamda yaşıyor. Manu'nun Ferguson'a yıllardır duyduğu güvenin bir benzerini de Arsenal Wenger'e duyuyor. Yine benzer bir şekilde Manu'nun yirmiyi aşkın sezondur Ferguson ile kazandığı kupaların yanında, geçirdiği kötü bir kaç sezonun benzerini Wenger ile Arsenal yaşıyor olabilir. Sabır her zaman için işin ilacı. Belki de o kötü geçen birkaç sezonda Ferguson'un artık gitme vaktinin geldiğini söyleyenler mutlaka olmuştur. Tıpkı şimdi Wenger'in artık gitmesi gerektiğini söyleyenler olduğu gibi.

***

Arsenal'in birkaç yıl önce yaşadığı günlerdeki başarının kaynağı yine pırıl pırıl gençlerdi. 1998 yılında kazanılan şampiyonluktan sonra 'cömert' ve 'istikrarlı' çalışmalar sonucunda Arsenal double yapmayı başardı. Arsenal için şimdi çıkış yolu yine o yıllarda olduğu gibi 'sabır' ve Fabregas önderliğinde sahip olunan gençler. 

***

Alex Song'dan yeni bir Patrick Vieira yaratılırsa, yine birkaç sezon içinde Vermealen'den, Walcott'tan, Djourou'dan, Merida'dan ve diğer parıldayan gençlerden hepsine son şampiyon olunan yıldan birkaç sezon önce gösterilen ve meyvesi şampiyonluk olan 'sabır'dan gösterilirse çok istenen şampiyonluk belki hemen değil ama önümüzdeki yıllarda mutlaka gelecektir. 

***

Arsenal'in ve Wenger'in tarzı bu... Chelsea çok paralar harcayıp şampiyonluğu elde edebilir (ki Arsenal'in böyle bir şansı yok) ama Arsenal bu saydıklarımı yapıp tekrardan zirveye oturduğunda bu daha anlamlı bir hal alacak. Kaldı ki bu kılıfı Arsenal'in kültürü Arsene Wenger'e giydirmiştir.  Sırf bu yüzden futbolu birazcıkta olsa bilen Arsenal taraftarı ve kulüp üst yöneticileri Wenger'den asla vazgeçmeyecektir. Ve O, yeniden (halen öyle fakat takım gelişme sürecinde) 'benzersiz' olacaktır.

10 Ocak 2010 Pazar

Güm!


Emirates'de 21. hafta. Arsenal-Everton maçı. Değişik bir an. Everton'lı James Vaughan mücadele içinde. O sırada iki Arsenal'li Armand Traore ve Manuel Almunia trafik kazası yapıyor... Vaughan'ı şahit yazıyorlar ama o da birşey hatırlamadığını söylüyor.

30 Kasım 2009 Pazartesi

''Eşsiz'' Cole

Başlık kötü bir espri gibi görünse de aslında Chelsea için Ashley Cole hakikaten 'Eşsiz Cole'... Dün (EPL 14. Hafta, 29.11.2009, 0-3) Emirates'te oynanan Arsenal - Chelsea maçında yine bunu görmüş olduk. Cole, maç boyunca eski takımının taraftarları tarafından bazı protestolara maruz kalsa da 'ben işimi yaparım' diyerek en iyi oyunlarından birini oynadı. Hatta Arsenal taraftarı ıslıklarını arttırdığında, Ashley'de oyununu aynı derecede arttırdı. Maç boyunca hem defansta çok sağlam bir görüntü çizmeyi başardı, hem de hücüm için sol kanadı çok iyi kullandı. Aslında galibiyetin 'sırrı' Chelsea'nin kanatlarında, özellikle Cole'un olduğu kanatta demek sanırım yanlış olmaz. Maçın yıldızı bana göre Ashley Cole'dur... Bir 'Altın Karma' yapsam Cole'u banko yazarım...

90 dakika boyunca yaptığı olumlu pasları bu grafikten görmek mümkün. 16 olumlu pas, 1 asist, sadece 2 olumsuz pas...

12 Kasım 2009 Perşembe

Arsenal 1970-1971

1970-1971 sezonu Arsenal'in çifte kupa alarak kapattığı, o yıllara tanıklık etmiş, şuan hayatta olan Gunners taraftarlarının da hasretle andığı bir sezon... Alttaki fotoğraflarda sırası ile; C. George 8 mayıs 1971'de Wambley'de Fa Cup finalinde... Liverpool'u 2-1 yenen Arsenal'in başarısının en büyük mimarlarından biri olarak ellerini havaya ilk o kaldırıyor... Yine bir alttaki fotoğrafta C. George, P. Rice ve arkadaşları ellerinde FA Cup ile Wambley turunda. Ve son olarak şu anda Arsenal'in yardımcı antrenörü olan Ray Kennedy ve arkadaşları W. H. Lane'de Tottenham'ı 1-0 yendikten sonra gelen İngiltere Ligi şampiyonluğunu soyunma odasında kutluyorlar...

                                                           

1970-1971 İngiltere Futbol Ligi puan durumu


5 Kasım 2009 Perşembe

Emirates'te Tiyatro Gecesi

Arsenal'in Avrupa arenasında yıllardır kurak geçen sezonlarının artık son bulmasını isteyenlerden biri benim. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Arsenal gruplara çok iyi başladı ve 4 maçta topladığı 10 puan ile şuan lider konumda. Dün gece Arsenal'in amacı H Grubunda AZ Alkmaar maçında son noktayı koymaktı ve bunu en güzel şekli başardı. Esasında AZ Alkmaar'ı nakavt eden ise kaptan Fabregas'ın müthiş oyunu ve attığı iki güzel gol oldu. Arsenal üst üste 10. Şampiyonlar Ligi sezonunda son 16'yı görmüş oldu. Fakat bu artık yeterli değil...

***

Dün gece Arsenal'in oyun kalitesi Emirates Stadyumu'nu Gunner's taraftarları için adeta bir tiyatro salonuna çevirdi. Stressiz, bol gollü ve çok rahat... Saf tekniğin yanında oyundan alınan zevk Arsenal'in oyun felsefesi. Bunu anlamak için dünkü maçın özetini izlemek yeterli. Orta alanda Fabregas gibi bir lider, Nasri gibi kıvrak bir oyuncu, Arshavin gibi atak yönü ve oyunu okuma yeteneği olan biri ile bu 'oyundan zevk alma' felsefesi sonuna kadar gerçekleşiyor ve Wenger'i ziyadesi ile mutlu ediyor. Aslında Gallas'ıda unutmamak gerek. Defansa yaptıklarının yanında zaman zaman orta alana yakın oynayarak Fabregas'ı da beslediği ve atakların başlangıcı olduğu rahatlıkla söylenebilir.

*** 

Fabregas'ın dediklerine göre Şampiyonlar Ligi için bu daha başlangıç. 'Daha iyisini yapıp kupayı almak istiyoruz' diyor Cesc. Bende 'neden olmasın' diyorum. Gerekli enerji ve yetenek zaten mevcut. Tek sıkıntı AZ maçındaki olumlu havanın tüm Şampiyonlar Ligi maçlarında yaşanıp yaşanmayacağı. Biliyorsunuz, Arsenal güzel oynadığı bir maçı bazen çok komik hatalar ile aleyhine çevirebiliyor. Rakipler elbette dün gece ki AZ gibi olmayacak ama bu rakiplerin karşısında dün geceki gibi bir Arsenal izlersek eğer bu kez daha üst turların gelmesi daha kolay olur.

***

Arsenal'in son iki maçı Standard Liege ve Olympiakos ile. Liege karşısında Arsenal, taraftarlarına gruplardaki tiyatronun son perdesini izlettikten sonra Atina'ya turistik bir gezi düzenleyecektir... Antik kenti gezmek son 16'dan önce stres giderici olacaktır...

-ARSENAL: 4 – AZ ALKMAAR: 1 

(4 Kasım 09, ŞL Grup Maçları (H) )

Stat: Emirates 

Hakemler: Alain Harner, François Mangen, Christian, Holtgen 

Arsenal: Almunia, Diaby, Vermaelen, Gallas, Gibbs, Eboue, Song, Fabregas (Dk. 67 Ramsey), Arshavin (Dk. 75 Rosicky), Nasri, Van Persie (Dk. 67 Eduardo) 

Az Alkmaar: Romero, Jaliens, Moreno, Mendes da Silva (Dk. 70 Wernblom), Schaars, Martens, Paulsen (Dk. 64 Pocognoli), Dembele (Dk. 58 Lens), Moisander, Holman, Pelle 

Goller: Dk. 25 ve 52 Fabregas, Dk. 43 Nasri, Dk 72 Diaby (Arsenal), Dk. 82 Lens (Az Alkmaar)

3 Ekim 2009 Cumartesi

Xavi + Fabregas, Mükemmel olur...

Herkes benimle aynı fikirdedir muhtemelen. Günümüz futbolunun orta sahasında olmazsa olmazlardan biri Xavi tarzı bir oyuncudur. Yok yok hatta Xavi'dir... Müthiş bir pas yüzdesi var çünkü kendisinin. Barcelona'nın maçlarında sahada herşey yapan bir Xavi görüyoruz. Takım arkadaşının bir hata yapacağı sırada Xavi arkadaşının yanında bitiveriyor ve olası bir hatayı bile önlüyor zaman zaman...Xavi anlatmış. 'Fabregas'ı Barca'da görmekten mutluluk duyarım' diye. Şimdilerde A. Wenger'in Barcelona ve Fabregas konusu ile ilgili 'eğer Messi'yi verirlerse takas yaparız' dediği bir isim haline geldi Cesc. Komple bir orta sahadır benim gözümde Fabregas. O da tıpkı Xavi gibi top neredeyse orada oluyor. İleride, orta alanda, ya da defansta...Xavi'de Fabregas'ta oyun kurma konusunda önde gelenlerden...İspanyolların sürekli olarak yetiştirmeye devam ettiği üst düzey zekaya sahip orta saha oyuncularının en iyileri olan Fabregas ve Xavi Barcelona orta sahasında nasıl bir ikili olurlar sizce? Xavi Barcelona'yı pasları ile besliyor, Cesc'de bir gün Xavi'nin dilediği gibi Barca forması giyerse takım tıka basa doyacaktır büyük ihtimal. Bana göre Barcelona kültürünü çocukluktan almış olan Fabregas birgün (belki gelecek sezon, belki 2 sezon sonra bilmiyorum), Barcelona formasını giyecektir. Xavi ile yanyana hemde... Ne demişti Cesc : ''Bazen İspanya’daki futbolu özlüyorum ve dönmek istiyorum. İleride mutlaka böyle bir tecrübe yaşamak istiyorum.''....
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan