Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2011 Perşembe

Melek Liverpool, Şeytan Manchester City, Tu Kaka Chelsea...

Liverpool, tüm dünyada farklı taraftar yapısı ve kültürü ile nam salmış bir takım. Türkiye başta olmak üzere yurtdışından da büyük kitlelerin takip ettiği bir takım halini almış durumda. Benzersiz tarihi, çıkardığı efsane isimler ve takımın içinde bulunduğu büyük finaller, destansı şampiyonluklar da Liverpool'u İngiltere'nin en büyük kulübü haline getiriyor. Bunu ben değil, futbol tarihi söylüyor.

Son zamanlarda Liverpool taraftarları kulübün içinde bulunduğu bazı durumların etkisi ile de Chelsea, Manchester City gibi Arap ve Rus sermayedarların ayağa kaldırdığı kulüpler ile kendi takımlarının rekabet içinde oluşlarından pek memnun değillerdi. İngiltere ve Liverpool'da hiç bulunmadım. Okuduklarım bana bunu gösteriyordu ancak kulübün özellikle Türkiye'de yaşayan sempatizanları arasında konuşulanlara bakıldığında, Chelsea ve Manchester City gibi kulüplerin para odaklı olmaları ile dalga geçiliyor ve asla Liverpool gibi olamayacaklarından söz ediliyordu. Haklılar. Chelsea ve Manchester City, önümüzdeki 100 yıl içinde ancak Liverpool kadar efsane bir takım olabilir. Ancak gelin, hemen hemen aynı döneme rast gelen Manchester City ve Liverpool'un ayağa kalkma hikayelerine birlikte bir göz atalım.

Liverpool, 2005 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile son hikayesini yazmış bir takım. Milan karşısında gerçekten destansı bir şampiyonluk almışlardı. Ancak bir zamanlar tutumluluğu ile meşhur bu takım, tarihler Eylül 2010'u gösterdiğinde 300 milyon avroya yaklaşan bir borç kitlesine saplanmış durumdaydı. 2007 yılının Şubat ayında kulübü büyük umutlarla satın alan Tom Hicks ve George Gillett, Liverpool'un her ay biraz daha borçlanmasına sebep oluyorlardı ve bu durumdan kimse memnun değildi. İki iş adamı, Liverpool'a Shankly'nin başarılarını tekrar yaşatma sözü ile gelse de, tek yaptıkları bir borç yığını oldu. Yeni bir stadyum sözleri ise tamamen havada kalmıştı...

Liverpool, bu iki çılgın ile beraber tıpkı Leeds United'ın 2000'li yılların başında düştüğü duruma gelme tehlikesi yaşadı ve neredeyse iflas edecekti. Otoriteler ise Liverpool'un bankalardan aldığı yüklü miktarda borçların, kulübün geleceğini dahi tehdit edebileceğini savunuyorlardı. Leeds United, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final görüp büyük bir başarıya imza attı ancak sonrası onlar için kabusa dönüştü. Kulüp bu başarıları değerlendiremedi. Liverpool ise 2005 şampiyonluğunun ardından 2007'de tekrar bir final gördü ve Hicks ve Gillett, ilk aylarında gelen bu başarıdan sonra kulübü daha yüksek yerlere çıkartmayı hedeflediler.

İşte tam burada, Manchester City ile Liverpool'un 'sermayedar' hikayeleri ayrılıyor. İki çılgın, sadece Fernando Torres'i alabilmek adına (sonradan Chelsea'ye transfer olan Torres, Liverpoollular tarafından şeytan ilan edildi) yıllık 144 milyon pound borca girdi. 2009'da Premier Lig'i ikinci sırada tamamlayan Liverpool'da Rafael Benitez, elindeki bütçeyi de kullandı ve Glen Johnson ve Albert Aquilani gibi transferler yaptı. Bunun yanında başarılı orta saha oyuncusu Xabi Alonso da Real Madrid'in yolunu tuttu.

Ancak işler Hicks ve Gillett için hiç planladıkları gibi gitmedi. 2010 Nisan'da kulübün gidişatını gören iş adamları, dünyanın her yerinde Liverpool için yatırımcı aramaya başladılar. Kulübü satma görevi ise Martin Broughton'un du... Ne yazık ki Hick ve Gillet, Liverpool'un 120 yıllık tarihinin en kötü zamanlarından birini yaşamasına sebep olmuştu. Bu iki göreve geldiğinde Liverpool'un çok az borcu vardı ve taraftarlar da yeni bir stadyum inşaatı ile beraber taze bir başlangıç yapmanın hayallerini kuruyorlardı. Ancak kulüp, borç bataklığına saplanınca tek bir çivi dahi çakılmadı. Liverpool taraftarları, hem düşünce yapıları hem de içinde bulundukları durum sebebiyle bugüne kadar hiç bir zaman kendilerini bir milyarderin batırıp, başka bir milyarderin kurtarmasını bekleyecek bir durum içinde olmamıştı. Ancak durum böyleydi. anchester United stadyumunu genişletti, Roman Abramovich Chelsea'e milyonlar verdi, Arsenal ise Emirates sponsorluğunda taze bir stadyuma geçiş yaptı. Diğer bir Londra takımı olan Tottenham ise yavaş yavaş kendi ritmini yaratmayı başardı. Hemen herkes, Gillett ve Hicks'in çok parası olduğuna inanmıştı. Ancak bu ikili, verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadılar. Başarısız iki sermayedar olarak tarihe geçtiler. Liverpool taraftarları ise bir marka değil, sadece bir futbol kulübü olmak istediklerini her daim söylediler. Ancak günümüz futbolunda artık bu mümkün değil. Başarısız bir sermayedar öyküsünden, başarılı yatırımcıların öyküsüne, yani Manchester City'ye geçip iki takımın içinde bulundukları durumu tekrar özetleyelim.

Manchester City, son 50 yılda hiç bir zaman bu kadar beklenti içine giren bir takım olmamıştı. Liverpool her daim büyüktü, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun. Ancak City, her zaman sıradan bir takım olmuş ve Manchester United'ın gölgesi altında ezilmişti. Fakat son iki yıla bakıldığında artık Manchester City ve şampiyonluk kelimeleri bir arada kullanılmaya başlandı. Şampiyonluk kelimesi en son, Peter Swales tarafından kullanılmıştı. Son şampiyon olan Manchester takımı City idi ve öyle kalması beklendi. Ancak 1990'dan sonra 10 teknik adam, 3 kez küme düşüş hikayesi ve tam 11 Manchester United şampiyonluğu geçti.

Manchester City, bu sezon şampyion olmak istiyor ve tüm taraftarların bu konu hakkında ne kadar da heyecanlı olduklarını görmek için kahin olmaya da gerek yok. Bir zamanlar, "İçeride ve dışarıda kazanamıyoruz. Dün kaybettik, bugün de kaybedeceğiz. Ama umursamıyoruz çünkü çok sinirliyiz!" tezahüratları yapan City taraftarları, adete gökten bir melek gibi inen yeni Arap sermayedarlarına da çok fazla şey borçlular.

Four Four Two'da bir demeci yer alan Manchester City taraftarı Kevin Cummings, Arap yatırımcıların ardından duygularını şöyle anlatmıştı: "Yayıncı kuruluş Sky'ın yeni yaptırdığı reklam panolarına bakıyordum. Terry, Gerrard ve Rooney'yin yanında bizden de Adebayor vardı. 'Bizim orada ne işimiz var?' diye kendi kendime söylendim..." Aslında bu durum, City taraftarının onca yıldan sonra içinde bulunduğu durumu da açıklıyor gibi. Bazı kesimler City'nin transfer harcamalarına gülseler de, kulüp kupasız geçen onca yılın intikamını almak adına yanıp tutuşuyor...

2007'de ilk olarak Maanchester City'yi satın alan ve takımın başına Sven-Goran Eriksson'u getiren milyarder Thaksin Shinawatra, sadece 12 ay sonra kulübü elinden çıkarma çalışmalarına başlamıştı. Tıpkı Liverpool'u elinden çıkarmak isteyen Hicks ve Gillet gibi.. Ancak Manchester City'nin Liverpool'a göre şanslı olan tarafı, daha akıllı ve başarılı sermayedarları denk gelmeleri oldu. Kulübü satın alan Şeyh Mansour, Roman Abramovich'in Chelsea'yi satın aldıktan sonra harcadığı paranın 150 milyon pound fazlasını akıtsa da, buna mecburdu. Çok kısa sürede önden koşan diğer kulüpleri yakalamak hedefi ışığı altında çok paralar harcamak zorundaydılar ve yaptılar da... City, yıllarca Manchester şehrinin 'kaybedeni' oldu ancak artık kazanma sırası onlarda. Bu sezon Old Trafford'da en ezeli rakipleri Manchester United'a fark atmaları da bunu gösteriyor.

Liverpool taraftarları içinde bulundukları durumlar sebebiyle artık kabus olmayan Hick ve Gillet'e lanet yağdırsalar da, City'liler, sermayedarları başarılı olunca hiç seslerini çıkarmamayı tercih ettiler. Sonuçta hiçbir takım taraftarı kulüplerinin satılmasın istemez. Ne Liverpool'un taraftarı, ne de bir başka takımın taraftarı... Ancak kulüp satıldıktan sonra başarılı bir döneme girilmişse, taraftar da bir şekilde bu durumu sineye çekebiliyor. Liverpool, asla City ve Chelsea gibi olmayacak. Bununla ve tarihi ile övünebilir. Ancak bunu yapan sadece taraftarları olacak. Günümüz futbolunda artık gelenekler sadece geçmişte kaldı ve yönetim bazında, ve hemen hemen para harcama bazında üst düzey kulüplerin neredeyse birbirlerinden hiç farkları kalmadı. Manchester City'nin milyon poundlarını sakız haline getiren Liverpool taraftarı, şimdilerde Newcastle United'dan 50 milyon pound karşılığında alınan Andy Carroll'un gerçekten bir futbolcu olup olmadığını tartışacak kadar ileri gitmiş durumda. Bu bağlamda Liverpool taraftarı, kendi sermayedarları başarılı olsaydı tıpkı Manchester City gibi olacaklarını bir şekilde kabul etmeli. City'nin çok para harcaması, onları aslında çok komik duruma düşürmüyor. Eğer Manchester City'yi satın alanlar Hicks ve Gillett, Liverpool'un para babası ise Şeyh Mansour olsaydı, şimdi bu yazının tam tersini yazıyor olacaktık...

"Liverpool'un sermayedarları beceriksizdi, Manchester City ve Chelsea'ninkiler ise becerikli. Hepsi bu..."

Goal.com Türkiye
Fotoğraf 1: Chelsea FC v Valencia CF - UEFA Champions League By: Clive Rose @Getty Images Sport People: Fernando Torres
Fotoğraf 2: West Bromwich Albion v Liverpool - Premier League By: Dean Mouhtaropoulos @Getty Images Sport People: Andy Carroll

27 Ekim 2011 Perşembe

Şehrin diğer çocuğu artık büyüdü!

Manchester Derbisi, Türk izleyicisi için özellikle Manchester City'nin yeni sermayedarları sonrası yaptığı yatırımlar ve kurduğu takım ile beraber daha ilgi çekici bir hal almaya başlamıştı. Bunun sonucu olarak da geçtiğimiz Pazar günü oynanan maçın bu kadar çok konuşulması ise oldukça doğal.

Manchester şehrinde iki renk vardır; Mavi ve kırmızı. Şehrin iki takımı olan City ve United'ı temsil eden bu renkler, gerçekten de iki takım taraftarlarını birbirlerinden ayıran tek neden. Tüm Manchester aynı partiye oy verir, tüm şehir Liverpool'a karşıdır ancak iş City, United rekabetine geldiğinde işler bir anda değişiverir.

Çoğu Manchester United taraftarının Malcolm Glazer'in kulübün sahibi olmasına verdiği tepkinin tam tersine, City taraftarları Şeyh Mansour'dan oldukça memnun görünüyorlar. Bu gelişimden geçmişteki kötü sonuçlar nedeniyle memnuniyetle bahsediyorlar. Onlara göre eğer kaliteli oyuncularla birlikte güzel bir futbol sergilenecekse hiçbir problem yok. Böyle bir durumda City'liler kulübü kimin finanse ettiği ile ilgili haberlerle ilgilenmiyorlar bile.

Bu sezon Premier Lig'de daha önce oynanan ve Manchester United'ın Arsenal'i 8-2 yenmesi ile sonuçlanan maçın yanında bu karşılaşma, hem daha büyük bir rekabete konu olması, hem de 6-1'lik bir sonuç çıkması sebebiyle daha ilgi çekici bir hal alıyor. Manchester City'nin son yıllarda büründüğü 'büyük' takım durumu, Manchester derbisini bu sezon daha dengeli bir yapıya dönüştürecek etkenlerden biriydi. Nitekim, karşılaşmanın ilk yarısı 0-1 City'nin üstünlüğü ile tamamlandı ve bizler, ManU'nun en kötü bir gol bulup puanların paylaşılacağını düşündük ancak tamamen yanıldık.

Maçtan önce evinde arkadaşları ile havai fişeklerle oynayan ve küçük çaplı bir yangına sebep olan yaramaz Mario Balotelli, Manchester United karşısında perdeyi açan isim oluyor ve 'Cantonavari' bir sevinç ile Old Trafford'da ezeli rakibe atılan golün keyfini sürüyordu.

Yaşı çok büyük olmayan hiç kimse, Manchester United'ın son yıllarda 6 gol yediğine şahit olmamıştı. Hele ki kendi sahasında, hiç... İkinci yarıda bulduğu goller ile ezeli rakibini 6-1 yenen Manchester City, bunun yanında belki de daha önce Manchester United'ın farklı yendiği Ipswich Town, N.Forest, Roma ve Arsenal gibi takımların da ufak bir gülüş çekmelerini sağlamıştı.

Elbette Manchester City'nin aldığı bu 6-1'lik galibiyetin farklı nedenleri de var. İlk yarı boyunca çok iyi konsantre olan iki takımdan Manchester United, kimsenin nedenini bilmediği bir şekilde, çok disiplinli olması ile nam salmasına rağmen oyundan bir anda düşünce Manchester City'nin de golleri ard arda geldi ve karşılaşma bir anda farka gitti. Roberto Mancini'nin nasıl bir teknik ile futbolcularını bu maça hazırladığı ve ne gibi isteklerde bulunduğu bir yana maç esnasında ruh olarak sahada olamayan United tarafı, kesinlikle böyle bir yenilgiyi haketti. Ve anladık ki, Manchester şehrinin 'üvey' evlat muamelesi gören minik çocuğu City, artık büyüdü ve kendi ayaklarının üzerinde durabilir hale geldi...

2011-2012 sezonu ile beraber ilk dokuz haftada yakaladıkları gol ortalaması, gol krallıklarında ilk sıralarda bulunan oyunculara sahip olmaları (Sergio Agüero, Edin Dzeko), ligin en çok şut çeken takımı olmaları, en çok asist yapan oyunculara sahip olmaları (David Silva, Samir Nasri), ve geçtiğimiz yıllara nazaran artmaya başlayan seyirci desteği ile bu sezon Manchester City şampiyon olabilir. Şimdi büyüyen bu çocuk, Chelsea'nin Roman Abranovich'ten sonra elde ettiği saygınlığı daha da fazla kazanmalı. Sonuç olarak her ne kadar fark atsa da ezeli rakipleri, İngiltere'nin değil dünyanın da en zengin ve prestijli takımlarından bir tanesi. Bakalım sezon sonu olası bir şamopiyonluk, City'ye neler getirecek?

Goal.com

Fotoğraf: Manchester United v Manchester City - Premier League By: Laurence Griffiths Getty Images Sport

12 Şubat 2011 Cumartesi

Man City 5-1 Man Utd, Eylül 1989

Şüphe yok ki iki takım arasında oynanan en unutulmaz maçlardan bir tanesi 1989-1990 sezonunda oynanan ve 5-1 City galibiyeti ile sonuçlanan karşılaşma. Taraftarlar arasındaki yaşanan olaylar ve saha içi mücadele bu derbinin en akılda kalan olmasının da bir sebebi. MirrorFootball'da bu derbinin hikayesini ve fotoğraflarını paylaşmıştı daha önce. Ona da buradan bakabilirsiniz.



9 Kasım 2010 Salı

Tek Şehir, İki Takım, MU vs MC; Manchester Derbisi.


 

Manchester şehrinde iki renk vardır; Mavi ve kırmızı. Şehrin iki takımı olan City ve United'ı temsil eden bu renkler, gerçekten de iki takım taraftarlarını birbirlerinden ayıran tek neden. Tüm Manchester aynı partiye oy verir, tüm şehir Liverpool'a karşıdır ancak iş City, United rekabetine geldiğinde işler bir anda değişiverir... 

Çoğu Manchester United taraftarının Malcolm Glazer'in kulübün sahibi olmasına verdiği tepkinin tam tersine, City taraftarları Şeyh Mansour'dan oldukça memnun görünüyorlar. Bu gelişimden geçmişteki kötü sonuçlar nedeniyle memnuniyetle bahsediyorlar. Onlara göre eğer kaliteli oyuncularla birlikte güzel bir futbol sergilenecekse hiçbir problem yok. Böyle bir durumda City'liler kulübü kimin finanse ettiği ile ilgili haberlerle ilgilenmiyorlar bile.

Manchester büyük bir futbol şehri. Britanya adasının en büyük ikinci yerleşim yerinde milyonlarca kişi futbol topunun peşinden koşuyor. Man Utd ve Man City'nin maça gelen taraftarların saysının ortalamaları alındığında Avrupa'nın başka herhangi bir kentindeki en büyük iki takımı izleyenlerin sayısından daha fazla olduğu hemen ortaya çıkıyor. Ancak bu iki takım arasında taraftar sayıları dışında bir dengenin olduğunu söylemek çok zor. ManU son yıllarda birçok başarıya imza attı ve atıyor ancak City için son kupa 1976 yılındaki Lig Kupası...

Man City taraftarı övünecek bir kupa ya da şampiyonluk bulamadığı için, kendilerinin farklı olduklarını söylüyorlar. Örneğin City tarfatarları, Man Utd taraftarlarının çoğunun Old Trafford'u 1999'daki Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve geçen müthiş bir sezondan sonra desteklemeye başladıklarını söylerler. Man Utd taraftarlarının buna cevabı ise City taraftarlarının Stockport'tan, yani uydu şehirlerden geldikleri yönünde. 

Manchester City'nin 1976'da son kupasını kazandığı kadroda yer alan ve aynı zamanda Manchester United formasını da giyen Peter Barnes, "İki takım oyuncuları benim zamanında dışarıda da görüşürlerdi. Taraftarlar arasındaki nefret o zamanlar yoktu" sözleri ile rekabetin bugün hangi boyuta geldiğini gösteriyor. 

City'nin flamalarında ve pankartlarında yazan 'bu şehir bizim' ve Manchester usülü' yazıları Ciy kulübünün şehre fazlasıyla bağlılığını temsil ediyor. Aynı yazıların ve sözlerin Manchester şehrindeki bilboardlarda kullanılmasından sonra ise yazıların üstünde '35 yıl' ibarelerini görmek mümkün oluyor. Bunu yapanlar tabii ki United'lılar ve amaç 76'dan bu yana kupa kazanamayan rakiplerine gönderme yapmaktan başka birşey değil. 

İki kulübün şehir içindeki coğrafki konumları ve sahiplendikleri kavramlar oldukça karışık aslında. ManU, şehrin kuzey kısmında daha çok destek bulurken, City doğu ve güney bölgelerinde daha çok taraftar kitlesine sahip. City taraftarlarını kızdıran durum ise II. Dünya Savaşı'ndan önce City'nin şehrin büyük takımı olması ancak bunun daha sonradan değişmesi.

II. Dünya Savaşı'na kadar United'ın bir Federasyon kupası'na karşılık aynı kupadan City'de iki adet vardı. City Federasyon Kupası'nı 1904 ve 1934'te, lig şampiyonluğunu da 1937'de kazanırken United 1936'da küme düşmekten son anda kurtulmuştu. Rüzgarın tersine dönmesi ise ancak II. Dünya Savaşı'ndan sonra olabildi. United Matt Busby'yi menajerliğe getirdikten sonra kırmızı şeytanlar tam dört kez lig şampiyonu olmayı başardılar. 1960'lara gelindiğinde ise artık Man Utd'ın üstünlüğü fazlasıyla hissediliyordu...

City, 1968 yılında şampiyonluğu kapmıştı belki ama birkaç hafta sonra United Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanarak City'nin şampiyonluğunu gölgede bıraktı. Bu arada derbilerde halen ateşli geçmeye devam ediyordu. 1971 yılında City, United'ı Old Trafford'da 4-1 yenmişti ancak bu maç daha çok G. Best'in rakip oyuncu Pardoe'nun ayağını kırması ile akıllarda kalmıştı. 1974'te oynanan derbi ise şiddet açısından kesinlikle en kötüsüydü. O maçta hakem Clive Thomas, City'li Doyle ve United'lı Macari'ye kırmızı kart göstermişti ancak sahada yaşanan kavgalar sebebiyle tüm oyuncular aynı anda oyundan ihraç edilmişlerdi. Yine 1976'da City, Lig Kupası'na giden yolda Manu'yu 4-0 ile geçmişti. İşte bundan sonrasında City'nin başarıları minimuma inerken, Manu kupaları kazanmaya devam etti...

Kırmızıların, Mavilerin elde ettiği tüm başarıları gölgede bıraktıkları yıl kesinlikle 1999'du. Manchester United'ın sezon Şampiyonlar Ligi, Lig Şampiyonluğu ve Lig Kupası ile beraber üç kupa ile kapatması ile beraber manşetlerin rengi kırmızıydı. Bu andan sonra City taraftarları belli başlı derbi maçlarına dikkatleri çekerek işten sıyrılmaya çalıştılar. En çokta 1989'da 5-1 yendikleri maçı anlattılar ancak Manu'nun buna cevabı Kasım 1994'te City'yi 5-0 yenmesi oldu... 


Çarşamba günü oynanacak olan Manchester derbisine az bir zaman kala atmosfer giderek ısınıyor ve taraftarlar arasında çatışmalar şimdiden başlamış durumda.

City, "Susun ve bizi dinleyin. Tezahürata başlıyoruz" derken, United'lılar, "Bütün biletlerini satsanıza, ama satamazlar ki" diyor...

Bakalım Manchester City Manchester United'ı yenip ligde daha iddialı bir konuma gelecek mi, yoksa Roberto Mancini'nin koltuğu sallanmaya devam mı edecek göreceğiz.




----> Manchester City şehrin kazanan takımı olabilecek mi?

----> Futbolun İlk 'Playboy' Antrenörü; "Big Mal"

----> Denis Law; City ile United Arasında Bir İskoç...

----> Manchester, alay şehri...

----> Yeşil - Sarı Man Utd


+

---> Old Firm; Celtic - Rangers
---> Ruhr; Schalke - Dortmund
---> Kızılyıldız - Partizan
---> Merseyside; Liverpool - Everton

Yakında;

.Barcelona - Espanyol,
.Lyon - St. Etienne,
.Ajax - Feyenoord,
.Hajduk Split - Dinamo Zagreb,
.Genoa - Sampdoria,
.Torino - Juventus.

---> @wikipedia, Manchester derby

Edit: ManU taraftarları derbiye hazır...


-Oğuz Öztürk, goal.com-

21 Ekim 2010 Perşembe

Manchester City şehrin kazanan takımı olabilecek mi?



Manchetser şehrinin mavi yakasını temsil eden Manchester City, daha önce hiçbir sezona 2010-2011'den önceki gibi büyük beklentilerle girmemişti. Yapılan transferler, verilen sözler, beslenen büyük umutlar... Bunların hepsi kocaman bir hayal kırıklığı mı getirecek, yoksa Manchester City büyük bir başarı öyküsünün altına imzasını mı atacak?

Öncelikle Manchester City için söylenmesi gereken 'şampiyonluk' kelimesi ile aynı cümle içinde geçmelerinin bile başlı başına bir ilerleme olduğu. Eski başkan Peter Swales, takımın adını şampiyonluk kelimesi içinde kullandığında tarihler 1990'ı gösteriyordu. O andan itibaren 10 adet teknik direktör ve 11 Manchester United şampiyonluğu geçti ancak City istediğini hala istediklerini alamadı. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden 'playboy antrenör' Malcolm Allison'ın 70'lerde yarattığı efsane takım ile yaşamaya devam ettiler. 

City taraftarları şampiyonluğun ne kadar heyecan verici olduğunun da farkında. Heyecan ile birlikte yaşadıkları sabırsızlıkta işin tuzu biberi. Verilen umutlar bazen öyle bir seviyeye geliyor ki, sezon sonu dördüncü olan bir Manchester City taraftarını tam olarak memnun etmiş sayılmayabilir. Taraftarlar özellikle bu sezon için en kötü ihtimalle ilk dört içinde olması gerektiğine inanıyorlar. 1993 ve 2007'deki Federasyon Kupası, 2009'daki UEFA Kupası ve geçen sezonki Carling Cup'ın hep yarı yolda kalması taraftarı endişelendiren bir konu.



Adebayor... Gol yollarında City'nin en etkili silahı durumunda

Yapılan herşey City'nin başarısı için ancak bu karşı taraftan, yanı ManU taraftarı tarafından gülünç bir durum olarak adlandırılıyor. Ancak Manchester United taraftarının unutmaması gereke şey kendi kulüplerinin de içinde bulunduğu sorunlar bütünü. Glazer'ler kulübün borç batağı ile çabalayadursun, City Şeyh Mansour'un kaynaklarını en iyi şekliyle kullanmaya devam ediyor. Manchester City için kupasız geçen onca sezonun intikamını almak için her yol mübah...

City, şimdilerde Mercer ve Malcolm Allison'ın oluşturduğu yıllar önceki takımdan 38 yıl sonra tünelin ucunda ışığı görmek üzere.

Peki City için yolunu değiştirme çabaları nasıl başladı? İlk deneme başarısız olan Thaksin Shinawatra'ydı. Taylandlı iş adamı kulübü 2007'de satın alıp başına da eski İngiltere menajeri Sven-Goran Eriksson'u getirip herkesi umutlandırmıtı ancak kulübü elden çıkarmak istemesi sadece 1 yılını aldı. Shinawatra kulübü satmak için en uygun kişiyi Orta Doğu'da bulmuştu. Futbol romantikleri tarafından pek sevilmese de City'nin Şeyh Mansour'un eline geçmesi takımın rahat bir nefes almasını sağlamıştı.

Mansour ilk iş olarak şimdilerde Milan'da oynayan Robinho'yu rekor bir ücretle transfer etti ve takımın kontrolünü eline geçirdi. Toure, Silva, Boateng, Kolarov, Balotelli ve Milner'e harcanan transfer ücretleri Abramovich'in Chelsea'yi aldığı ilk sezonda harcadığı parayı oldukça geçti. Manchester medyası bu konu ile ilgili Şeyh'in takımı kullandığını söylese de Teknik Direktör Roberto Mancini, bunu gayet normal bulduğunu ve kısa süre zarfında Chelsea, Real Madrid gibi takımların seviyesine ulaşmanın yolunun bu olduğunu söylüyor. Haklı olabilir... City'nin acele etmesinin ardındaki bir nedende UEFA'nın önümüzdeki yıllarda getirmeyi planladığı transfer kotası.

Yapılan transferler ve yatırımların ardından takımın bu sezon direk olarak Şampiyonlar Ligi'ne gitmesi zaman zaman zarar eden kasanın dolması için çok büyük bir fırsat. Geçen sezon buna çok yaklaşmışlardı ancak Tottenham 4. olarak bu bileti kapan takım olmuştu.

Fazlasyıla umutlu olan 'İtalyan Beyfendisi' Roberto Mancini, taraftarların bu sezon çok mutlu olacağını söylüyor. Bu durumda sadece bekleyip görmek gerekiyor. Yıllardır Manchester United'ın arkasında kalarak 'kaybeden' takım olan City, yıllar sonra kazanma sırasının kendisine geçmesini bekliyor...



22 Mart 2010 Pazartesi

Denis Law | City ile United Arasında Bir İskoç...


Denis Law...

1956'dan 1974'e kadar büyük saygıyı hak eden bir kariyer...

İlk takımı denemeye gittiği Huddersfield Town'du... İlk teknik direktörü Archie Beattie, O takımda yer almasına rağmen sonradan söylediği bu sözler için pişman olacaktı;

" Onun yıldız olma olasılığını az görüyorum. Denis cılız, zayıf ve gözlüklü..."

İlk takımı olan Huddersfield Town'da 80 maçta gösterdiği performans 1960 yılında onun 55.000 Sterlin'e Man City'ye transfer olmasını sağlamıştı... Bu Ada tarihinin o ana kadar yapılmış en pahalı transferdi ve bir rekordu. City'de 1 sezonun ve attığı 21 golün ardından yine rekor bir transfer gerçekleştirmişti. Bu kez durağı İtalya'ydı ve onu 110.000 Sterlin karşılığında kadrosuna katan takım Torino'ydu...

İtalya'da geçirdiği 1 sezonda mutlu olamadı... Onun esas yeri Ada, hatta Manchester'dı. Onun için City ya da United farketmezdi, aşık olduğu şehir Manchester olmuştu...

Torino'dan sonra ona bu kez Manchester şehrinden kucak açan United tarafı olmuştu... 

Rekor adam yeni bir rekorla sevdiği şehirdeydi...

Bu kez de United'ın Torino'ya ödediği 115.000 Sterlin Ada rekoruydu...

Bu transfer 11 yıllık bir Manchester United efsanesinin doğuşuydu. Daha geldiği ilk sezon United'lı taraftarlar ona yeni ismini çoktan vermişti... 'The King...' 1964 yılında kazandığı 'Avrupa'da yılın futbolcusu' doruk noktası olmuştu Law için... İskoç efsanesi Man Utd tarihinin B. Charlton'dan sonra en golcü futbolcusu olmuştu...

309 maç, 171 gol...

İskoçya milli takımının 55 maçta attığı 30 gol ile en golcü futbolcusu da Law'dı...

1973'te o artık bir Man Utd efsanesiydi. Dışarıdan birçok teklif vardı... İnter, tekrar Torino ve içeriden Liverpool onu isteyen takımlardı. Fakat o belki de daha önce bahsettiğimiz Manchester aşkından tekrar mavilere gitmeyi göze almıştı. Tek istediği Manchester'da yaşayabilmekti...

1973-1974 son sezonu oldu Law'ın... City ile United arasındaki adam bir efsane olarak futbolu yine aşık olduğu şehirde bıraktı. Tabii o zamanlar United taraftarı kırmızı forma ile efsane olan Law'ı alkışlarla rakip takım City'ye uğurlamıştı. Bizim bu günlerde pek alışık olmadığımız bir biçimde... 

Denis Law City ile United arasında bir köprü kurmuştu... Belki de hem mavilerin hem de kırmızıların aynı anda sevebildiği tek oyuncuydu... Son zamanlarda yaşanan Tevez transferi gibi yer yerinden oynamamıştı... İki kulüpte pankartlar ile bu transferi kullanarak birbirlerine asla sataşmamışlardı... İşte o zaman futbolu güzel kılan bu ayrıntılardı... Şimdi ne Denis Law gibi futbolcular kaldı, ne de o zamanki City ve United taraftarı...

Arşivden konuyla alakalı bir yazı;

+

Manchester - Alay Şehri - 

29 Ocak 2010 Cuma

Manchester, alay şehri...


Manchester savaşı yıllardır ortada, son olarak Carling Cup'ta 'City ve United'ın yıllardır süren çekişmeyi tekrar yansıtabilmeleri için uğurlu birkaç el onları yarı finalde eşleştirdi...

***

İlk maçta kendi evinde Tevez'in iki golü ile 2-1 kazanmayı başaran Manchester City 33 yıldır süren 'kupa kazanamama' hasretine son vermek için bir hayli umutlu ve heyecanlıydı. Gollerin Tevez'den gelmesi de ayrı bir mutluluk kaynağıydı. Fakat işler 'yine' istendiği gibi gitmedi.

***

İkinci maçta United ilk maçta kaybetmenin verdiği gerginlikle çıktı sahaya. Maçtan önce 400 güvenlik görevlisinin yaptığı aramalarda birçok United'lı taraftarın üzerinden Bellamy'ye atıfta bulunmak için 'golf sopaları' çıkmıştı. İlk maçta Giggs'in ayağından gelen sayıya güvenenler ve turun geleceğinin garanti olduğunu söyleyenler vardı. Nitekim öyle de oldu. City'nin tek golü yine Tevez'den geldi ve 3-1 ile iki farkı yakalayan Kırmızılar Aston Villa ile yapılacak finalde oynamak için Wembley'e doğru yol aldılar.

***

Turun geleceğini garanti olarak gören United'lı taraftarlar çok önceden City'lileri kızdıracak pankartı hazırlamışlardı fakat bunu asmak için maçın sonunu beklemeyi de her ihtimale karşı ihmal etmemişlerdi. 33 yıldır kupa kazanamayan City alınan bu yenilgi ile 34'e yelken açıyordu ve pankarttaki 3'ün yerini yavaş yavaş 4 alıyordu. 'Zaman akıp gidiyor!...'

***

Tevez'in Kırmızılardan City'ye geçmesinin ardından Manchester caddeleri City formalı Tevez afişleri ile süslendikten sonra United'lıları kızdırdıklarını düşünen City'liler sanıyorum artık 'Arap' parası ile saadetin gelemeyecğini anlamaya başlamışlardır. 'Alay' şehri olan Manchester'da City'liler artık daha yaratıcı olmak zorundalar.

***

Carling Cup 09-10 Yarı Final:

İlk maç; Man City 2 - 1 Man Utd ( City of Manchester Stadium)

Tévez 42' (pen.), 65'

Giggs 17'

İkinci Maç; Man Utd 3 - 1 Man City ( Old Trafford)

Scholes 52'
Carrick 71'
Rooney 90+2'

Tévez 76'

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mancini kötü çocuğu mu alacak?

Man City'de Robinho memleketine dönme hazırlıklarında bildiğiniz gibi. Başından belli olan bir gelişme denebilir bunun için. Robinho Santos'tayken 'artık hayallerimi gerçekleştirmem gerek, beni bırakın yoksa antremanlara çıkmam' demiş ve Madrid'e ilk uçakla gelmişti. Bir iyi bir kötü geçen günlerin ardından bu kez de El Fahim'in paralarının kokusunu alıp, yine Santos'ta olduğu gibi Real Madrid'de de mutsuzum demiş ve kendi hayalinden çok El Fahim'in hayalinin gerçekleşmesi için Man City'nin yolunu tutmuştu. Şimdi yine buna benzer bir senaryo... Robinho'nun gitmek istemesinin nedenlerinden biri şehirde mutlu olamaması, diğeri de hem Mancini'nin gözüne, hem de takıma girmekte zorlanması. Yani en azından Robinho'nun açıklamaları bunu gösteriyor. Santos ve Sao Paolo pusmuş bekliyor Robinho için.




Mancini Robinho'nun gitmesine izni çoktan verdi. Hatta doğacak boşluğu kötü İtalyan çocuğu Cassano ile doldurmayı planladığı söyleniyor. İtalya milli takımından kovulan ve birçok kötü olaya karışan Cassano, Sampdoria teknik direktörü Del Neri ile de geçtiğimiz hafta sonunda ufak bir anlaşmazlık yaşayarak bu konu da ne kadar istikrarlı olduğunu da göstermiş oldu cümle aleme. Real Madrid ile kötü geçen günlerinin ardından Sampdoria ile yeniden doğmaya gayret eden Cassano için belki de Man City ve vatandaşı Mancini ile çalışmak ona kendini daha iyi kanıtlaması için bir fırsat olabilir. Eğer Cassano gerçekten İngiltere'de bir kariyer planlamayı düşünüyorsa yine Man City ve El Fahim'in transfer etmek için kafasında bulunan Juve'li Amauri, Fiorentina'lı Mutu ve Milan'ın kıdemli başçavuşu İnzaghi'yide unutmaması gerek...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan