Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2011 Pazartesi

Volkan Demirel haklı mı? Bursaspor karşısında kaybedilen puan çok önemli olmayabilir mi?

Maçtan önce Fenerbahçe'nin aklında bir önceki sezonun kaybedilen maçı vardı. Geçtiğimiz yıl, 2009-2010 sezonunda Şükrü Saraçoğlu'nda Fenerbahçe'yi mağlup eden Bursaspor şampiyonluk yolunda büyük bir avantaj almış ve sezon sonu da gülen taraf olmuştu.

Fenerbahçe'nin de maça başlarken en büyük hedefi geçen yılın tekerrür etmesine izin vermemek olacaktı ancak sahaya çıkan takım ilk devre bunu başaramadı. Maç başlamadan önce ise Fenerbahçe onbirindeki zorunlu degisiklik hemen göze çarptı. Dia ve Stoch'un yanı sıra Uğur Boral da yedek oyuncular arasındaydı ve bu durum Fenerbahçe'nin ilk yarı boyunca kanat organizasyonlarından yoksun olmasına sebep oldu.

Aykut Kocaman ilk devre boyunca Mamadou Niang'a sola geçmesi yönünde ıyarılarda bulunsa da işler planlandığı gibi gitmedi. Orta alanda 'Baklava' denen sistemin kullanılması da bu durumda etkili oldu. Mehmet Topuz sağ içte, Özer Hurmacı ise ise daha serbest sol içte başladı. Maçta ilk yarı bittiğinde koşu istatistikleri olarak üst düzey olan Özer, yerini kaybetmesi ile zaman zaman sıkıntı yaşadı. İlk yarı boyunca Gökhan Gönül ve Andre Santos'un orta saha yapısı bakımından defansif anlamda üzerlerine daha fazla yük binmesinin yanında, atak organizasyonlarında bu iki ismin bindirmeleri kanatlardan yapılacak akınlar adına önemli bir hal aldı.

İlk yarı boyunca Bursaspor'un savunmasindaki kademe anlayışı Fenerbahçe'yi kilitledi, hemen hemen her oyuncunun bir alternatifinin bulunması ve iki olarak iyi savunmaları da bu durumda etkili oldu.

Fenerbahçe'nin son iç saha maçlarına baktığımızda erken bulduğu golün bu maçta gelmemesi sıkıntılı anlara gebe bir maçın ortaya çıkmasına sebep oldu. Tam burada da duran toplara muhtaç bir Fenerbahçe bize merhaba dedi. Nitekim Alex'in topun başına geçtiği her serbest vuruş bir anda potansiyel gol pozisyonu oldu.

Bursaspor'un disiplini elden bırakmayan oyununu ikinci devre de devam ettirmesi, Fenerbahçe açısından gol yollarında yine sıkıntılı bir hal aldı. Aykut Kocaman ilk yarı boyunca kanatlardan yapılamayan atakların verdiği sıkıntıyı gördü, Özer Hurmacı'yı Gökhan Gönül'ün önüne aldı ancak bu da 65. dakikaya kadar etkili olamadı. Dia ya da Stoch'un oyuna girip atakları kanatlardan açması beklenirken, bu doğrultu da Dia yanında Caner Erkin ile beraber son 20 dakikalık bölümde oyuna dahil oldu.

Fenerbahçe kalan dakikalarda oyunu Bursaspor sahasına yıksa da geçen sezon şampiyonluğun kaçtığı maçta olduğu gibi (Sonu aynı olmasın...) golü bir türlü bulamadı. Yine Aykut Kocaman, aslında maça başlaması gerektiği ilk onbiri 80. dakikada oluşturabildi.

Sonuç olarak Fenerbahçe, iki puan kaybetti. Şahsım adına ben Fenerbahçe ile ilgili hesaplar yaparken bu maça galibiyet, Türk Telekom Arena'da oynanan Galatasaray maçına beraberlik vermiştim ancak tam tersi oldu. Çok net oynayan, pres yapan, savunmada açık vermeyen ve maçın sonlarına doğru hem Sercan'ı hem Altidore'u alan Bursaspor ise aslında puan için herşeyi doğru yaptı. Öyle ki istedikleri gibi bir kontra atağa çıkabilselerdi galibiyet sayısını bulabilirlerdi.

Maç sonunda Volkan Demireli'nde dediği gibi, 9 puan geriden gelen Fenerbahçe için çok büyük bir kayıp olduğu söylenemez. (Bunu sezon sonuna doğru daha iyi anlayacağız) Kalan haftalarda kendini bilen bir Fenerbahçe, şampiyonluğu da alacak güçte...

23 Aralık 2010 Perşembe

Bursaspor için 'artı' Türk Futbolu için 'eksi'

Bursaspor için 2009-2010 şampiyonluğu ayrı bir tecrübe olsa da, bu şampiyonluğun devamında gelen Şampiyonlar Ligi tecrübesi daha başkaydı. Tribünler 'Real Madrid' i istemişti tezahüratlarında, heyecan çok büyüktü. Real Madrid gelmedi belki ama Bursa'ya Manchester United geldi. Belki de son oynadıkları Rangers maçı haricinde çok üzücü bir tablo verdiler biz futbol dilencilerine. Fakat orada Bursa'nın adının yazması dahi bir başarıydı aslında Bursasporlular için.

Peki, Bursaspor oynadığı 6 Şampiyonlar Ligi maçında ne kazandı, ne kaybetti?
Bursaspor taraftarı için, özellikle Bursalı olan bir futbolsever için hiç şüphe yok ki en büyük kazanç, Bursa şehrinde, takımının stadyumunda Avrupa'nın üst düzey takımlarını görmek ve onları ağırlamaktı. Her ne kadar Pablo Batalla ve Sercan Yıldırım dışında gol sevinci yaşayabilen olmasa da, bu tablo ilk yıl için yeterli görülebilir Bursaspor taraftarları için. Deplasmanda 6-1 biten Valencia maçında Batalla'nın attığı tek gole sevinebilmek, Bursaspor taraftarının kazancıdır aslında. Ancak şöyle bir gerçeği de asla unutmamak gerekir. Eğer alınan 1 puan ve atılan 2 gol bir sevinç ve gurur uyandırıyorsa, Türk futbolunda bir geriye gidiş var demektir. Bu bir gerçek.

Galatasaray'ın 2000 yılında UEFA Kupası'nı alması, Fenerbahçe'nin de 2007-2008'de Şampiyonlar Ligi'nde yaptıkları kulüpler bazında Türk Futbolu için zirve olarak gösterilebilir. Bu iki takımın yaptıklarına bakıldığında memleket futbol Bursaspor'un tek golü için büyük bir sevinç duyuyorsa eğer, üzülerek futbolumuzun Avrupa arenasına girdiğimiz dönemlere benzediğini söyleyebiliriz.

Bu noktada başarı, tecrübe ya da başarısızlık kavramlarını iki başlık altında incemelek daha doğru olacak. Bursaspor'un grubu puansız ve korkulduğu gibi gol atamadan kapamaması yeşil-beyazlılar için ilk yıl başarısı olabilir. Diğer başlıkta ise Türkiye Ligi'nin şampiyonu adına bu tablo, Bursaspor'un kendisinden bağımsız ülke futbolu için başarısızlıktır. Hiç şüphe yok ki, Türkiye Ligi'nin beşinci şampiyonu olma ünvanını hakkı ile elde eden Bursaspor, gruplarda ligde 2009-2010 yılında yaptığı gibi sürpriz sonuçlar alabilir ancak olmadı. Şimdi, Bursaspor'un yapması gereken gelecek yılda bu kulvarda yer alması halinde üzerine daha fazlasını koymaya çalışması olmalı.

Bursaspor'un Süper Lig'de gösterdiklerini Şampiyonlar Ligi'nde gösterememesini ‘tecrübe’ ile açıklamak mantıklık olabilir ancak Manchester United maçlarında kaleye gidememek, şut atamamak gibi sorunlar maalesef tecrübe ile değil; yetersizlik ile açıklanabilir. Bursa'daki Macnhester United maçında Turgay Bahadır'ın yakalanan ilk gol pozisyonunda topu filelerle buluşturamaması, tam da bahsettiğim şey aslında. Bunun tecrübe ile alakalı olduğunu söylemek güç. Bu, kendine güvenmemekten ileri geliyor. Turgay Bahadır o golü atsa ve Bursaspor çok farklı bir sonuç alsa hangimiz çıkıp tecrübeden bahsedebilecektik? Yine farklı kaybedilen birkaç maç içinde bulunan gol pozisyonlarından, kaçan fırsatlardan söz etmemiz mümkün.

Bursaspor bir adım daha ileri gidemez mi?

Evet, gidebilir. Öncelikle şuna iyi bakmak gerekiyor. Bursaspor stadına bundan 5-6 yıl evvel gelen takımları hatırlayın, bir de bu sezon gelen takımlara bakın. İşte Bursaspor seneye tekrar bu arenada yer alması durumunda bunun üstüne koymak zorunda. Sportif ve oynanan futbol açısından Bursaspor yaptığı hataları mutlaka görmek zorunda. Sivasspor örneği, Bursaspor'un ders alması için yeterli bir örnektir...

Oğuz Öztürk - BirGün

30 Eylül 2010 Perşembe

Rangers 1-0 Bursaspor | Bursaspor'un kapasitesi gerçekten bu kadar mı?



İkide sıfır. Tecrübe fakiri olarak Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın ciddi dezavantajları bir yana, Ertuğrul Sağlam'ın iki maçtır sınıfta kalan tercihleri beni asıl düşündüren. Bursaspor'un geride bıraktığı 2 maçta pozisyona dahi girememesi berbat bir görüntü. Herkesin takımın kapasitesinden fazlasını beklediği bir ortamda, kapasitesinin yarısı kadar bile oynayamıyor mu Bursa, yoksa kapasitesi bu kadar mı? İyi irdelemek, iyi analiz etmek gerek bu durumu.

Girişi son kısımdan yapalım; ligde şampiyon olan Bursa'nın son anlara kadar rakibi olan 2 takım Fenerbahçe ve Galatasaray Eylül ayını göremeden İstanbul'a döndü. Ligin artık kepazeleşen futbolunun ivmelenen tek kısmı istikrar. İçi boşalmış bir istikrar durumu dışında görünen hiçbir şey yok. Oyun ortalamanın üzerine bile çıkmıyor maalesef. Hal böyle olunca, savunması sağlam takımlar araya bir tane sıkıştırıp şampiyonluk kovalıyor. Evet, Bursalı arkadaşlar muhakkak kızacaklar ama durumun onlarla ilgisi yok; Daum bile ligdeki denklemi çözdüğü anda Fenerbahçe seri yaptı, dibe vurdular denirken şampiyonluğu son hafta verdiler. Sivas 2 sene savunma oyunu ile zirvede yer buldu kendine. Ülke futbolunun yaşadığı kimliksiz futbol bunalımının üzerine, altyapısı olmayan, fundamental olarak berbat olmuş oyuncularla kurduğunuz savunmalar da, futbol oynamasını iyi kötü öğrenmişler tarafından darmadağın ediliyor. Ve gariptir, insanlar savunma yapmanın daha kolay olduğunu düşünürler; tersine hücum etmek çok daha kolaydır. Savunma, ciddi çalışma, zeka ve tecrübe isteyen bir iştir.

Bursaspor'un oyun tertibinden ziyade, Rangers'ın garip 5-3-2'sini konuşmalı. Ev sahibi takım, Bursa'yı beklemeyi tercih edince takımın yaşadığı bocalama, bunu beklemediklerini gösteriyor. Sağlam'a buradan bir eksi verelim; belli ki dersine iyi çalışmamış. Gömülü savunmanın içine Batalla ve Sercan ile sızma çalışmaları haliyle daha ilk dakikadan sonuç vermedi. İlk maçta açık oynayan Valencia'ya karşı Sercan'ı kenarda başlatan Sağlam'ın, gömülü takıma Sercan ile başlaması... Sağlam'a ikinci eksiyi de buradan verelim. Oyunun bu görüntüsü rakip golü bulamadıkça değişecekti pek tabii ama, ilk planda Bursaspor'un kolay top çevirmesi deplasman için ciddi bir avantajdı. Bu noktada tecrübesizlik kelimesinin altını iyice karalamalı; Volkan'ın ve Sercan'ın gereksiz toplu dalışları deplasman için doğru değil. Topu en son ana kadar gevelemeli. Rakibi bozacak olan budur. İç-dış, ileri-geri, yana-öne sürekli topu dolandırabilecek bir rakip ile oynarken, topu anlamsız bir biçimde kaybetmenin, saçma kontralar yemenin anlamını arıyorum yıllardır. Bu eksikliğin Bursa açısından zararı, patlamaya hazır Ivankov'un hürmetini esirgemeden hediye ettiği gol oldu.

Lucescu'nun Avrupa'da oynanan maçlar için altın kuralı oldukça basit: Gol yemeyeceksin! Bu seviyedeki takımlar geri dönüşlere izin vermiyor kolay kolay. Daha o dakikadan başlayan debelenmenin maç boyu hiçbir şey getirmemesi asıl düşündürücü kısım. Insua'nın 20 metre dribling yapmadan ayağından çıkaramadığı toplar, Batalla'nın fiziki yetersizliği, Ozan'ın tek pas özrü, oyunun içinde olmayışı takımı tamamen Volkan Şen'in eline bıraktı. Üzerine Ertuğrul Sağlam'ın inatla ceza sahasına müdahale etmeyişi, takımı cepheden oynamaya zorlaması zaten üretemeyen takımı, top geveleyen bir takım haline getirdi. Yapılan son 2 hamlede Batalla ve Sercan'ın kenara gelip Nunez ve Turgay'ın girmesi ile top da rakibe teslim edildi. Batalla'nın oyunda o kadar kalması(bana göre başlaması ciddi hata idi) bir yana, Ozan İpek sahada ruh gibi gezinirken Sercan'ın kenara gelişi bana göre Sağlam'ın eksi hanesine yazılacaklar arasında.

O kadar ziyan bir maçtı ki, ben üzülüyorum böyle olunca. 5 ye ama böyle oynama şu maçlarda. Kimliksiz, anlamsız bir futbol, zarar ziyan bir 90 dakika. Ertuğrul Sağlam 3.kez Avrupa macerasında dökülüyor. Gayet normal; Avrupa'da son 10 dakikada stoperini ileri yollarsan ikinciyi atıyorlar sana. Kaosun bir futbol kimliği olmadığını sabah akşam tartışan adamların, bunu müthiş taktiksel bir hamle olarak görmesi de içine düştükleri bir yaman çelişki. Kısacası Bursa yolun başında ama izlediği yol bana pek doğru gibi gelmiyor. Gol yemek, yenilmek bir tarafa, tecrübesizlik, heyecan bir tarafa bir takım 2 90 dakikada bir net gol pozisyonuna dahi giremiyorsa iyi düşünmeli. Bu anlamı olmayan futbol ancak Süper Lig'de işe yarar; oranın da nasıl olduğunu söylemeye gerek yok; zira Mecidiyeköy, Kadıköy ve Trabzon'da Perşembeler sakin artık...


18 Ağustos 2010 Çarşamba

TEMA için Futbol


Biliyorsunuz Bursaspor'un forma sponsorluğunu Puma firması yapıyor. Bursaspor ve Puma el ele vermişler ve TEMA vakfı adına harikulade bir çalışmaya imza atmışlar. 

" Türkiye Süper Lig 2009 - 2010 Şampiyonu Bursaspor'un imzalı yeni sezon formaları ve futbol topları, PUMA ve GittiGidiyor iş birliğiyle TEMA Vakfı yararına açık artırmada. 19-24 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek açık artırmayla taraftarıyla buluşacak olan Bursaspor futbolcularının imzaladığı PUMA marka formalar 150 TL’den, FIFA onaylı imzalı Power Top’lar 100 TL’den açık arttırmaya sunuluyor. "

Satışlardan elde edilen tüm gelir TEMA Vakfı’na gidecek.

Siz de katılmak isterseniz;

http://www.gittigidiyor.com/bursaspor-puma

1 Nisan 2010 Perşembe

Bursaspor'un Yedek Forvet Problemi ve Kevin Phillips


Bursaspor 27. hafta itibariyle ligde toplam 54 gol atmış. Söz konusu 54 golün 6'sının hükmen yendiği varsayılan Ankaraspor ve Diyarbakırspor maçlarından eklendiğini düşündüğümüzde dahi Yeşil-Beyazlıların ligin en çok gol atan takımı olduğunu görüyoruz. Salt bu rakamlar düşünüldüğünde, Bursaspor'un belki de Türkiye'deki en iyi hücum oyuncularına sahip olduğu veya takımın genelinin hücum futboluna yatkın isimlerden oluştuğu gibi yargılara rahatlıkla varılabilir. Hatta bu yargılar kısmen doğrudur da. Ancak kesin olan tek şey Bursaspor'un forvetlerinin(Sercan,Turgay ve Iglesias) "saha içinde" atılan 48 golden yalnızca 10'unda imzasının bulunduğu gerçeğidir. Tabii bu gol sayılarına "uzak forvetler" Ozan İpek(8) ve Volkan Şen(5)'inkileri de eklersek önümüze çıkan tablo o kadar da iç karartıcı sayılmayacaktır. Ancak, benim dikkat çekmek istediğim nokta, Bursaspor'un merkez forvetlerinin, takımlarına skor anlamında herhangi bir ligin birincisi konumundaki bir takımın merkez forvetlerinin takımlarına sağladığı katkıyı sağlayamamamış olmasıdır. Kanatimce, bu etken Bursaspor'un şampiyonluğunun belirleyicisi olacaktır. Yani, Bursa savunmasının geçtiğimiz hafta sonuna kadar skora sağladığı katkıyı(Ali 2 gol,Ivankov 2 gol,Ömer 4 gol,Zapo 3 gol) ligin son haftasına kadar sürdürebileceğinin garantisini verebilir miyiz?

Sözü getirmek istediğim yer, kendi blogumda da sıkça incelediğim, devre arasında yapılan transfer veya kiralamaların takıma sağladığı katkı meselesi. Galatasaray bu anlamda sınıfta kaldı, zira Atletico Madrid maçına forvetsiz çıkabilecek kadar aciz bir duruma düşmüştü. Aynı sorunu Ertuğrul Sağlam açısından da ele alabiliriz. Takıma devre arası Ankaragücü'nden Iglesias'ı getirdi, ancak Iglesias'ın kariyerinin hiç bir döneminde golle arasının iyi olmadığını biliyoruz. Sorun da burada ortaya çıkıyor zaten: Mevcut forvetleri yeterli sayıda gol atamamış bir takıma, Iglesias karakterinde bir futbolcunun nasıl bir katkı sağlayacağı ciddi bir soru işareti olarak durmaktadır. Iglesias'ın takıma "yedek forvet" kontenjanından dahil olduğu aşikar. Bu da Arjantinlinin asist yapabilme özelliklerinin ve hava hakimiyeti veya fiziki avantajı sayesinde topu rakip yarı sahada tutabilme yetisinin en azından şu an için Bursaspor'un ihtiyaç duyduğu şeyler olmadığını göstermektedir.Peki öyleyse bir "yedek forvet"in görevi nedir?

Yedek forvet ünvanını son iki senedir layıkıyla taşıyan isimlerin başında,geçtiğimiz hafta sonu da gördüğümüz üzere, Kevin Phillips geliyor. Britanyalı forvet 1973 doğumlu. Yani 37 yaşında. İlerleyen yaşına rağmen hala dünyanın en üst düzey liginde oynayabilmesinin altında yatan şey ise gücünü ekonomik kullanabilmesi ve sahaya çıktığı andan itibaren bir tek amacının olması: Gol atmak! Zira Phillips bu sezon attığı 4 golün tamamını oyuna sonradan girdiği 3 maçta kaydetti ve Birmingham sadece Phillips'in attığı gollerden tam 4 puan kazandı. Bir anlığına yalnız Iglesias'ın Bursaspor'a 4 puanlık bir katkıda bulunduğunu düşünün, Timsahlar belki de şimdiden şampiyonluklarını ilan etmiş olabilirlerdi. Ancak başından beri söylediğim gibi Arjantinli "yedek forvet" pozisyonunda ideal bir isim değildir dolayısıyla ondan böyle bir katkı beklemek en hafif haliyle acımasızlık olacaktır. Umarım, Bursa Ertuğrul Sağlam'ın Ocak ayı boyunca ceza sahasında tüm derdi topu kalenin içine yuvarlamak olan, tecrübeli bir santrafor transfer etmemesinin bedelini ağır ödemez ve tarihinde ilk kez görebildiği şampiyonluk rüyalarından erken uyanmak zorunda kalmaz.

4 Mart 2010 Perşembe

Lyon-Bursa Benzerliği ve Bursa'nın Şampiyonluk İhtimali


1600'lü yıllarda Lyon'un nüfusu ne kadardı bilmiyorum ama,o zaman Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içerisinde en büyük ikinci şehir olan Bursa'nın nüfusu yaklaşık 150.000 kadardı.Bu nüfusun neredeyse 1/3'ünün Ermenilerden oluştuğunu da belirtelim.Ayrıca,Avrupa'da Sanayii Devrimi öncesine kadar İstanbul'un 1 milyonluk nüfusuyla Londra(200.000) ve Paris(400.000) gibi önemli metropolleri geride bıraktığını,bir anlamda da şehir hayatı,ticaret,finans gibi alanlarda bu şehirlerden daha önemli bir merkez olduğunu anlayabiliriz.Bizler her ne kadar genelde İstanbul'un tahtını Londra veya Paris'e kaptırışıyla ilgilensek de,bu yazının konusu Bursa'nın bir anlamda tahtını Lyon'a kaptırmasına ilgili olacaktır.

Öncelikle,Bursa'yı Lyon ile kıyaslarken hiç bir demografik ya da sosyo-kültürel benzerlikten yola çıkmadığımı belirtmeliyim.Ancak,her iki şehrin de çok dikkat çekici benzerliklerinin olduğunu söylemek gerekir.Mesela,sadece Türkiye'de değil tüm dünyada tekstilde adını duyurmuş bir şehir Bursa.Aynen ipek dokumalarıyla ünlü Lyon gibi...Her iki şehrin yer altı kaynaklarının taşıdığı önemi de belirtmeye gerek yok bile.Bunların dışında,İskender'iyle ünlü Bursa'nın yanı sıra Lyon'un Avrupa'nın Gastronomi başkenti olduğu gerçeği de önemli bir benzelik olarak duruyor...


Çeşitli benzerliklerden sonra futbola geçelim;genel olarak Avrupa ile Türk futbol yapısını karşılaştırırken ilk akla gelen örnek,coğrafyaların profesyonel futbola geçiş süreleri arasındaki neredeyse 100 yıllık farktır.Ancak Lyon bu açıdan türdeşlerinden farklı.Aslında onlar da,Avrupa'nın önemli şehirlerinin çoğu futbol takımı gibi 1900'lü yılların başında kurulmuş(1909).Fakat,kulüp ilk yıllarında daha çok,çeşitli dallarda faaliyet gösteren bir amatör kulüp görünümündeymiş.Nihayet,1950'ye gelindiğinde,kulübün rugby kısmıyla futbol kısmı arasında yaşanan ayrılıktan sonra,bildiğimiz Olimpique Lyonnais kurulmuş.Bu tarih,Lyon'un Alman işgalinden kurtuluşunun(1945) hemen arkasından gelmesi açısından ayrıca ilginçtir.Neyse,1950'de profesyonel anlamda Fransız liglerinde yer almaya başlayan Lyon ilk önemli başarısını 14 yıl sonra 1964'te Fransa Kupası'nı alarak gerçekleştirdi.Yine de,bugün bildiğimiz,Avrupa'nın önemli kulüplerinden biri olan Lyon'un yükseliş serüveninin,1989'da bugün Fransız Milli Takımı'nın başında olan Raynold Domenech ile birlikte başladığını söyleyebiliriz.Ardından,1997'de İntertoto Kupası sayesinde Avrupa Kupaları'nda boy gösterebildi,2001/2002 sezonunda ise beklenen ilk gerçekleşti ve Lyon Ligue 1'i birincilikle bitirdi.Ve bu öyle bir başarıydı ki o sezonla birlikte 7 sene üst üste şampiyon oldu Lyon.Profesyonel anlamda 1950'de kurulmuş bir kulüp,kırk yıllık bir süreçte olgunlaşma evresini geçirmiş ve atağa geçmiş ardından da 2002'de
ilk lig şampiyonluğunu yaşamış...Bu satırlar Lyon için yazılmış olsa da ister istemez akıla Bursaspor'u getiriyor...

Bursaspor da Anadolu'daki çoğu kulüp gibi 1960'lı yıllarda kurulmuş(1963)(gerçi profesyonel anlamda ligimizin 1958'de kurulduğunu düşündüğümüzde bu tarih pek de geç sayılmayacaktır).Bugün ise Bursaspor ligde bir maçı eksik durumda,liderin 4 puan gerisinde ikinci konumunda.Yani,Galatasaray şampiyonluğa ne kadar yakınsa Bursaspor da o kadar yakın.Şehrin futbola olan olağanüstü ilgisi,Türkiye'nin 4. büyük şehri olması sebebiyle sahip olduğu yüksek potansiyel gibi sebepler de aynı Lyon örneğinde olduğu gibi,40-50 yıllık bir olgunlaşma sürecinin Bursaspor için nihayet sona erebileceğini,yani şampiyon olabileceklerini gösteriyor.Tabii,tüm bu pembe tabloyu çizerken,İstanbul kulüpleri ile Anadolu kulüpleri arasındaki farkın(her anlamda) Fransa'daki herhangi iki takım arasındaki farkla kıyaslanamayacak kadar büyük olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.Yine de,Fransa'da Lyon şampiyon olabildiyse,Türkiye'de de Bursa şampiyon olabilir.Ve eğer olacaksa,o sene bu senedir.

4 Şubat 2010 Perşembe

Fenerbahçe 3-0 Bursaspor


Avrupa liglerinden bir maç ile başlama planım vardı ama, sahada o kadar iyi bir oyun vardı ki maçı yazma isteği uyandırdı. Böylece uzun süre ertelediğimiz başlangıcı yapmış olalım.

Kuralar çekildikten sonra en zorlu eşleşme olarak nitelendirilmişti; sahadaki oyun bunu kanıtlar nitelikteydi. Özellikle Fenerbahçe muhteşem bir ilk yarı oynadı. Organizasyonu mükemmele yakındı ve ilk 5-10 dakika dışında sahanın mutlak hakimiydi. Bunun yanında Bursaspor iyi başladığı maçta ciddi defansif hatalar yaptı. Bana göre bundaki temel sebep Ertuğrul Sağlam'ın tercihleriydi.

Fenerbahçe klasik 4-4-1-1 dizilişi ile çıktı sahaya. Aragones dönemini saymazsak Daum'un geldiği 2002 senesinden bu yana aynı sistemi oynuyor takım ve sistemi benimsemiş durumdalar. Alex'den maksimum verimi almanın yanı sıra, kenar oyuncuları formda olduğunda yüksek hücum gücü ile de dikkat çekiyorlar. Zico'dan sonra alan savunması anlamında da ciddi mesafe kat ettiler. Takımın fizik gücü oldukça iyi. Tüm bu etkenler Daum'un kafasındaki seri futbol ile birleştiğinde bu akşamki gibi güzel görüntüler ortaya çıkıyor. Bu oyunun iyi gözükmesinde rakibin oynamaya çalışmasının da etkisi var pek tabi.

Bursa ise oyunu tutmaya yönelik bir kadro ile sahadaydı. Defansın önüne Ozan-Kirita-Ergiç'i koyan Sağlam, Ozan İpek'i sola, Turgay'ı forvetin hemen arkasında sağ tarafa yakın başlattı. İlk 10 dakikada Sercan ile tehlikeli bir pozisyon bulan ve ayağa iyi pas yapan Bursa, Fenerbahçe'nin oyunu dengelemesinden sonra ciddi hatalar yaptı ve ilk gol sonrasında dağıldı. Bu gol sonrası devreye kadar toparlanamadılar. Volkan Şen'in girişi sonrası tüm organizasyonların onun üzerinden gelişmesi, Sağlam'ın yaptığı hatayı kanıtlar nitelikte.

Maçın ilk 10 dakikasından sonra Fenerbahçe çok iyi oynadı. Daum'un birinci prensibi, kendi yarı alanında kaptığı toplarla en çabuk biçimde rakip kaleye gidebilmek. Bunun için oyunu iyi bilen, koşu tercihlerini doğru yapan oyuncular gerekli. Alex oyun içerisinde birkaç hamle sonrasını düşünebilen yapısı ile biçilmiş kaftan. Semih'in ve Emre'nin de bu oyuna uygunluğu su götürmez. Ancak Fenerbahçe'de bugün farklı olan, tempoyu sürekli kılması idi. Top kendilerinde olduğunda da tempo yapmaya devam ettiler. Emre ve Cristian orta sahanın ortası için oldukça iyi bir ikili. Oyunu iki yönlü oynayan yapıları sistemin işlerliğini arttırıyor. Pas arası yapma kabiliyetleri, sezgileri iyi oyuncular. Beraber oynadıkları süre içerisinde oldukça iyi yönettiler oyunu. Sıklıkla ters yönü düşünerek oyuna genişlik kazandırmaları her iki kanadında işlerliğini arttırdı. Santos ve Gökhan Gönül'ün hücum yönleri önlerindeki Uğur ve Özer'in iyi oyunuyla birleşince son derece yüksek bir hücum gücü ortaya çıktı. Uğur sakatlanıp Wederson girdikten sonra dahi devam eden futbol sistemin ne kadar doğru çalıştığının göstergesi. İkinci yarı oynanan oyun da son derece yerinde. Skor avantajını yakalayan Fenerbahçe, rakibin hücumu daha fazla düşünmesi ve sahanın boyunun da genişlemesi ile çokça boş alan buldu ve bol pozisyon üretti. Maçın tamamında kenar organizasyonları, duvar pasları ile göbekten delme, duran top; kısacası skor üretmek adına ne gerekli ise denediler.

Bursa ise korkak başlamanın cezasını çekti bana göre. Batalla'nın neden oynamadığını sorgulamaktan sıkıldım ama Volkan Şen'in neden kenarda olduğunu anlamak mümkün değil. Antalya önde basarak Fenerbahçe'ye ciddi sıkıntılar yaratmışken, oyunu kendi yarı sahanda kabul etmek ne kadar akılcı bilemiyorum. İkinci yarı buldukları tüm pozisyonların sağ kenardan Volkan Şen ile olması da düşündürücü. Iglesias'ın verilmeyen golü ofsayt değil ama ne değiştirir bilemiyorum. Sercan'ın çıkması da ciddi bir dezavantaj oluşturdu onlar için. Takım savunmasında ciddi hatalar yapmaları bir yana, duran top organizasyonlarında Türkiye'nin en iyi takımlarından birinin, duran top savunmasında bu kadar çok hata yapması da düşündürücü. Kirita, Ergiç ve Ozan İpek'in kötü futbolu da skorun temelinde yatan başka bir etken.

Fenerbahçe'nin genel şablonu belli. Bu kadar agresif oynamalarını beklemiyordum ama oynanan futbol kesinlikle keyif verici. Emre ve Cristian'ın yakın olduğu kanatlarda iki kenar oyuncusunun arasına girerek rakip kanat akınlarını etkisiz kılması dikkat çekici; hatırlanırsa Galatasaray maçında da benzer yapıyı benimsemişlerdi. Dikkat edilirse kanat akınlarını hep üçgen ile karşılıyorlar. Yakın oynamayı gerektiren bu yapının ne kadar doğru işletildiğini gösteriyor bu görüntüler. Skoru elde ettikten sonra savunmada da fazla sıkıntı çekmiyorlar; zira hem Lugano hem de Bilica bu tarz bekleme oyununa uygun stoperler. Selçuk'u alarak orta sahayı sertleştirmekte yerinde bir hamleydi. Fenerbahçe'nin bu denli etkin oynamasındaki temel etken, iyi beklere, formda ve orijinal kenar oyuncularına sahip olması. Fizik olarak iyi durumda olmaları, saha içinde sürekli hareketli olmaları ve hırslı yapıları sistemin iyi işlemesine yardımcı oluyor.

Fenerbahçe turu geçti diyebiliriz. Bursa ise doğru analiz etmeli bu maçı. Her şeye rağmen bu maçın bu kadar keyifli geçmesini beklemiyordum; sahadaki güzel futbol için her iki takıma da teşekkür edilmeli. İlk 45 dakikada gördüğümüz tempo, bu ligin standartlarının üzerinde kesinlikle.
0000000000000000000000000000000
                             

18 Aralık 2009 Cuma

Küfür...


...Etmeyin arkadaşım.! Küfür ettiğin takım, senin bir zamanlar taptığın eski oyuncunun, eski teknik direktörünün yönettiği takım. Küfür ettiğin Sercan Yıldırım gibi forvetin yok, zaten bu yüzden sövüyorsun değil mi? Zapo'ya küfür ediyorsun, çünkü bedavaya Bursa'ya verdiğin adam seni sahadan silip atıyor, bu gücüne gidiyor değil mi? Ali Tandoğan'ın annesine küfür ediyorsun çünkü adam sahada takımı için elinden geleni yaptı... Ha sövmekte haklısın eski takımına yapmaması lazım pardon(!)... 

***

Halbuki ne olur senin sahada yapamadığını yapan, galibiyeti hak eden Bursaspor'u tebrik etsen? Bursaspor'un bu gece yaptığı geri dönüşü ancak büyük takımlar yapabilir çünkü... Onu da geçtim, en azından küfür etmesen. Ama olmaz, hayal bu... Küfürsüz bir maç düşünemiyorum zaten...

not: Bugün bu küfürü eden herhangi başka bir takım da olsa aynı serzenişte bulunurdum...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan