Chelsea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chelsea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2011 Perşembe

Melek Liverpool, Şeytan Manchester City, Tu Kaka Chelsea...

Liverpool, tüm dünyada farklı taraftar yapısı ve kültürü ile nam salmış bir takım. Türkiye başta olmak üzere yurtdışından da büyük kitlelerin takip ettiği bir takım halini almış durumda. Benzersiz tarihi, çıkardığı efsane isimler ve takımın içinde bulunduğu büyük finaller, destansı şampiyonluklar da Liverpool'u İngiltere'nin en büyük kulübü haline getiriyor. Bunu ben değil, futbol tarihi söylüyor.

Son zamanlarda Liverpool taraftarları kulübün içinde bulunduğu bazı durumların etkisi ile de Chelsea, Manchester City gibi Arap ve Rus sermayedarların ayağa kaldırdığı kulüpler ile kendi takımlarının rekabet içinde oluşlarından pek memnun değillerdi. İngiltere ve Liverpool'da hiç bulunmadım. Okuduklarım bana bunu gösteriyordu ancak kulübün özellikle Türkiye'de yaşayan sempatizanları arasında konuşulanlara bakıldığında, Chelsea ve Manchester City gibi kulüplerin para odaklı olmaları ile dalga geçiliyor ve asla Liverpool gibi olamayacaklarından söz ediliyordu. Haklılar. Chelsea ve Manchester City, önümüzdeki 100 yıl içinde ancak Liverpool kadar efsane bir takım olabilir. Ancak gelin, hemen hemen aynı döneme rast gelen Manchester City ve Liverpool'un ayağa kalkma hikayelerine birlikte bir göz atalım.

Liverpool, 2005 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile son hikayesini yazmış bir takım. Milan karşısında gerçekten destansı bir şampiyonluk almışlardı. Ancak bir zamanlar tutumluluğu ile meşhur bu takım, tarihler Eylül 2010'u gösterdiğinde 300 milyon avroya yaklaşan bir borç kitlesine saplanmış durumdaydı. 2007 yılının Şubat ayında kulübü büyük umutlarla satın alan Tom Hicks ve George Gillett, Liverpool'un her ay biraz daha borçlanmasına sebep oluyorlardı ve bu durumdan kimse memnun değildi. İki iş adamı, Liverpool'a Shankly'nin başarılarını tekrar yaşatma sözü ile gelse de, tek yaptıkları bir borç yığını oldu. Yeni bir stadyum sözleri ise tamamen havada kalmıştı...

Liverpool, bu iki çılgın ile beraber tıpkı Leeds United'ın 2000'li yılların başında düştüğü duruma gelme tehlikesi yaşadı ve neredeyse iflas edecekti. Otoriteler ise Liverpool'un bankalardan aldığı yüklü miktarda borçların, kulübün geleceğini dahi tehdit edebileceğini savunuyorlardı. Leeds United, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final görüp büyük bir başarıya imza attı ancak sonrası onlar için kabusa dönüştü. Kulüp bu başarıları değerlendiremedi. Liverpool ise 2005 şampiyonluğunun ardından 2007'de tekrar bir final gördü ve Hicks ve Gillett, ilk aylarında gelen bu başarıdan sonra kulübü daha yüksek yerlere çıkartmayı hedeflediler.

İşte tam burada, Manchester City ile Liverpool'un 'sermayedar' hikayeleri ayrılıyor. İki çılgın, sadece Fernando Torres'i alabilmek adına (sonradan Chelsea'ye transfer olan Torres, Liverpoollular tarafından şeytan ilan edildi) yıllık 144 milyon pound borca girdi. 2009'da Premier Lig'i ikinci sırada tamamlayan Liverpool'da Rafael Benitez, elindeki bütçeyi de kullandı ve Glen Johnson ve Albert Aquilani gibi transferler yaptı. Bunun yanında başarılı orta saha oyuncusu Xabi Alonso da Real Madrid'in yolunu tuttu.

Ancak işler Hicks ve Gillett için hiç planladıkları gibi gitmedi. 2010 Nisan'da kulübün gidişatını gören iş adamları, dünyanın her yerinde Liverpool için yatırımcı aramaya başladılar. Kulübü satma görevi ise Martin Broughton'un du... Ne yazık ki Hick ve Gillet, Liverpool'un 120 yıllık tarihinin en kötü zamanlarından birini yaşamasına sebep olmuştu. Bu iki göreve geldiğinde Liverpool'un çok az borcu vardı ve taraftarlar da yeni bir stadyum inşaatı ile beraber taze bir başlangıç yapmanın hayallerini kuruyorlardı. Ancak kulüp, borç bataklığına saplanınca tek bir çivi dahi çakılmadı. Liverpool taraftarları, hem düşünce yapıları hem de içinde bulundukları durum sebebiyle bugüne kadar hiç bir zaman kendilerini bir milyarderin batırıp, başka bir milyarderin kurtarmasını bekleyecek bir durum içinde olmamıştı. Ancak durum böyleydi. anchester United stadyumunu genişletti, Roman Abramovich Chelsea'e milyonlar verdi, Arsenal ise Emirates sponsorluğunda taze bir stadyuma geçiş yaptı. Diğer bir Londra takımı olan Tottenham ise yavaş yavaş kendi ritmini yaratmayı başardı. Hemen herkes, Gillett ve Hicks'in çok parası olduğuna inanmıştı. Ancak bu ikili, verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadılar. Başarısız iki sermayedar olarak tarihe geçtiler. Liverpool taraftarları ise bir marka değil, sadece bir futbol kulübü olmak istediklerini her daim söylediler. Ancak günümüz futbolunda artık bu mümkün değil. Başarısız bir sermayedar öyküsünden, başarılı yatırımcıların öyküsüne, yani Manchester City'ye geçip iki takımın içinde bulundukları durumu tekrar özetleyelim.

Manchester City, son 50 yılda hiç bir zaman bu kadar beklenti içine giren bir takım olmamıştı. Liverpool her daim büyüktü, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun. Ancak City, her zaman sıradan bir takım olmuş ve Manchester United'ın gölgesi altında ezilmişti. Fakat son iki yıla bakıldığında artık Manchester City ve şampiyonluk kelimeleri bir arada kullanılmaya başlandı. Şampiyonluk kelimesi en son, Peter Swales tarafından kullanılmıştı. Son şampiyon olan Manchester takımı City idi ve öyle kalması beklendi. Ancak 1990'dan sonra 10 teknik adam, 3 kez küme düşüş hikayesi ve tam 11 Manchester United şampiyonluğu geçti.

Manchester City, bu sezon şampyion olmak istiyor ve tüm taraftarların bu konu hakkında ne kadar da heyecanlı olduklarını görmek için kahin olmaya da gerek yok. Bir zamanlar, "İçeride ve dışarıda kazanamıyoruz. Dün kaybettik, bugün de kaybedeceğiz. Ama umursamıyoruz çünkü çok sinirliyiz!" tezahüratları yapan City taraftarları, adete gökten bir melek gibi inen yeni Arap sermayedarlarına da çok fazla şey borçlular.

Four Four Two'da bir demeci yer alan Manchester City taraftarı Kevin Cummings, Arap yatırımcıların ardından duygularını şöyle anlatmıştı: "Yayıncı kuruluş Sky'ın yeni yaptırdığı reklam panolarına bakıyordum. Terry, Gerrard ve Rooney'yin yanında bizden de Adebayor vardı. 'Bizim orada ne işimiz var?' diye kendi kendime söylendim..." Aslında bu durum, City taraftarının onca yıldan sonra içinde bulunduğu durumu da açıklıyor gibi. Bazı kesimler City'nin transfer harcamalarına gülseler de, kulüp kupasız geçen onca yılın intikamını almak adına yanıp tutuşuyor...

2007'de ilk olarak Maanchester City'yi satın alan ve takımın başına Sven-Goran Eriksson'u getiren milyarder Thaksin Shinawatra, sadece 12 ay sonra kulübü elinden çıkarma çalışmalarına başlamıştı. Tıpkı Liverpool'u elinden çıkarmak isteyen Hicks ve Gillet gibi.. Ancak Manchester City'nin Liverpool'a göre şanslı olan tarafı, daha akıllı ve başarılı sermayedarları denk gelmeleri oldu. Kulübü satın alan Şeyh Mansour, Roman Abramovich'in Chelsea'yi satın aldıktan sonra harcadığı paranın 150 milyon pound fazlasını akıtsa da, buna mecburdu. Çok kısa sürede önden koşan diğer kulüpleri yakalamak hedefi ışığı altında çok paralar harcamak zorundaydılar ve yaptılar da... City, yıllarca Manchester şehrinin 'kaybedeni' oldu ancak artık kazanma sırası onlarda. Bu sezon Old Trafford'da en ezeli rakipleri Manchester United'a fark atmaları da bunu gösteriyor.

Liverpool taraftarları içinde bulundukları durumlar sebebiyle artık kabus olmayan Hick ve Gillet'e lanet yağdırsalar da, City'liler, sermayedarları başarılı olunca hiç seslerini çıkarmamayı tercih ettiler. Sonuçta hiçbir takım taraftarı kulüplerinin satılmasın istemez. Ne Liverpool'un taraftarı, ne de bir başka takımın taraftarı... Ancak kulüp satıldıktan sonra başarılı bir döneme girilmişse, taraftar da bir şekilde bu durumu sineye çekebiliyor. Liverpool, asla City ve Chelsea gibi olmayacak. Bununla ve tarihi ile övünebilir. Ancak bunu yapan sadece taraftarları olacak. Günümüz futbolunda artık gelenekler sadece geçmişte kaldı ve yönetim bazında, ve hemen hemen para harcama bazında üst düzey kulüplerin neredeyse birbirlerinden hiç farkları kalmadı. Manchester City'nin milyon poundlarını sakız haline getiren Liverpool taraftarı, şimdilerde Newcastle United'dan 50 milyon pound karşılığında alınan Andy Carroll'un gerçekten bir futbolcu olup olmadığını tartışacak kadar ileri gitmiş durumda. Bu bağlamda Liverpool taraftarı, kendi sermayedarları başarılı olsaydı tıpkı Manchester City gibi olacaklarını bir şekilde kabul etmeli. City'nin çok para harcaması, onları aslında çok komik duruma düşürmüyor. Eğer Manchester City'yi satın alanlar Hicks ve Gillett, Liverpool'un para babası ise Şeyh Mansour olsaydı, şimdi bu yazının tam tersini yazıyor olacaktık...

"Liverpool'un sermayedarları beceriksizdi, Manchester City ve Chelsea'ninkiler ise becerikli. Hepsi bu..."

Goal.com Türkiye
Fotoğraf 1: Chelsea FC v Valencia CF - UEFA Champions League By: Clive Rose @Getty Images Sport People: Fernando Torres
Fotoğraf 2: West Bromwich Albion v Liverpool - Premier League By: Dean Mouhtaropoulos @Getty Images Sport People: Andy Carroll

25 Kasım 2011 Cuma

AVB, baskı olduğuna inanmıyor ancak işaretler tam tersini söylüyor.

Bayer Leverkusen karşısında son dakika golüyle gelen mağlubiyet, Chelsea Teknik Direktörü Andre Villas-Boas'ın son dönemde üzerindeki baskının daha artmasına neden olacak.

Takımın zamana ihtiyacı olduğu yönündeki görüşlere katılmadığını belirtmiş ve ilk sezonunda başarılı olacağına olan inancının tam olduğunu ifade etmişti.

Ancak son dönemdeki düşüş sonrasında eleştiri oklarının Portekizli teknik adamdan çok Chelsea kadrosuna yöneldiğini söylemek yanlış olmaz. Bazı açıklama hataları, taktik yanlışlar ve savunma kurgusundaki kırılganlıklar, genç teknik adamın eksikleri olarak nitelendirilebilir.

Chelsea oyuncularının da sahada sergiledikleri performansla hocaları Villas-Boas'a yardımcı olduklarını söylemek zor. Hafta arasında yaptığımız bir analizde, bazı Chelseali oyuncuların Villas-Boas'ın düşüşüne engellemek için yeni yıl öncesinde bir toparlanma için girip girmeyeceklerini tartışmıştık. Bayer Leverkusen maçında gördük ki, Chelseali oyuncuların kısa vadede toparlanma gibi bir niyetleri yok.

Sezon başında Valencia'dan yüksek bir bonservis bedeliyle Chelsea'ye transfer edilen ve kısa sürede olumlu işler yapan Juan Mata, takımın genelinde olduğu gibi ciddi bir düşüş içinde. Hem Liverpool hem de Leverkusen maçlarında istenen görüntüden uzaktı İspanyol yıldız. Mata'daki düşüşte Frank Lampard ve Raul Meireles'in etkisizliğinin de etkisi büyük.

Portekizli teknik adama Leverkusen maçında en büyük ihaneti ise güvenmediği savunma oyuncuları yaptı diyebiliriz. 1-0'lık üstünlüğü koruma adına oyuna alınan 29 yaşındaki savunma oyuncusu Alex'in etkisiz performansı, yenilgide kritik rol oynadı.

Bu sıkıntılı dönemde genç teknik adamın yüzünü güldüren genç bir oyuncu var. Dider Drogba'nın golünün de hazırlayıcısı olan Daniel Sturridge, düşüşe geçen

Chelsea'nin yükselen yıldızı olarak dikkat çekiyor. Transfer olduğu dönemde şüpheli gözlerle onu izleyenler, bugün ayakta alkışlıyor 22 yaşındaki oyuncuyu.

Beklentinin altında kalan isimlerin, yaşları ve kulüpteki tecrübeleri ne olursa olsun dikkatli olmaya başlamaları gerekiyor.

Genç oyuncularla çalışmaktan çekinmeyen Villas-Boas, Josh McEachran, Romelu Lukaku ve Oriol Romeu genç yetenekleri, tecrübeli isimlerin yerine koyabilir.

Villas-Boas için tehlike çanları uzun süredir çalıyor. Portekizli teknik adam da görevde kaldığı süre içinde radikal değişiklikler yapma yolunu seçebilir. Kaybedecek bir şeyi olmayan bir insandan her türlü çılgınlığı bekleyebilirsiniz.

Goal.com
Fotoğraf: Chelsea FC - Training & Press Conference By: Christof Koepsel - Bongarts @Getty Images Sport

4 Kasım 2011 Cuma

Fernando Torres gol yollarında eskiye dönmezse, Petr Cech'in endişe duyması gerek!

Chelsea kalecisi Petr Cech, takım arkadaşı Fernando Torres'in form yakalayamaması durumunda eldivenlerini kaptırabilir!

Tabii ki bu işin şaka tarafı ancak Fernando Torres'in bir zamanlar kalecilik yaptığı da bir gerçek. "Ağabeyim kaleciydi" diyor Torres. Bu yüzden ben de kaleye geçtim..."

Ancak hikayenin geri kalanı çok iyi sayılmaz; "Bir keresinde beni de kaleye geçirdiler. Gelen bir şutta dişim kırıldı. Annem de bir daha kaleye geçmeme izin vermedi. Antrenmanlarda fırsat buldukça kaleye geçiyorum. Bazen benden bir mevkii seçmem isteniyor ve ben hemen eldivenleri giyiyorum."

Cech bunları duymuşsa eğer artık eskisi kadar sakatlanmayacaktır!

Four Four Two TR, Kasım 2011 (Andy Murray)
Fotoğraf: Valencia CF v Chelsea FC - UEFA Champions League By: Manuel Queimadelos Alonso @Getty Images Sport

23 Mart 2010 Salı

G. Zola | Onun '3' Önemli Maçı...


#3 Chelsea 4-2 Liverpool (26 Ocak 1997, FA Cup, 4. Tur)  

Mavi Chelsea ile Kırmızı Liverpool'un karşılaşmasından önce 3. turda Chelsea WBA'yı 3-0 ile, Liverpool ise Burnley'i 1-0 ile geçmeyi başarmıştı. Bu iki takımın FA Cup 4. turunda eşleşmeleri kimilerine göre 'erken bir' kapışma olacaktı. Maç beklendiği gibi çok hareketli başlamıştı. İlk yarıda baskın olan taraf Liverpool'du. Zira maçtaki ilk kurşunda Liverpool'lu R. Fowler'dan gelmişti. Sağ kanattan gelen ortada topu ağlara gönderen Fowler kırmızıları daha da ateşlendirmişti. Chelsea daha ilk golün şaşkınlığını üzerinden atamamıştı ki hazırlık pasları yaptığı bir anda Liverpool'lu Stan Collymore E. Newton'un ayağından bir anda topu kapmış ve De Goey ile karşı karşıya kalıp skoru 0-2'ye getirmişti. Chelsea farkın ikiye çıkmasından sonra ataklarını sıklaştırmıştı ve bir an önce gol bulmak istiyordu. Vialli'nin başrolünde bulduğu pozisyonları cömertçe harcarken kalesinde verdiği boşluklar nedeni ile zaman zaman 3. golü yeme tehlikesi de yaşıyordu. İlk yarı Liverpool'un üstünlüğü ile bitmişti. İkinci yarıya bu kez iyi başlayan taraf Chelsea olmuştu ve nihayet taraftarlarını rahatlatan bir gol gelmişti ve fark bire inmişti. Şimdi bastırma sırası mavilerdeydi. Defanstan gelen ve Liverpool savunmasının uzaklaştırmaya çalıştırdığı bir uzun topun devamında meşin yuvarlağı bir anda ceza sahasının biraz dışında tam önünde bulan Zola çok sert ve isabetli vurmuştu... 2-2. Bu gol Chelsea'yi uyandıran ve galibiyete inandıran bir goldü. Chelsea, attığı beraberlik golünün üstünden çok geçmeden Di Matteo'nun pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Vialli'nin golü ile 3-2 öne geçmeyi başarmıştı. Fakat Chelsea'nin durmaya niyeti yoktu. Sağ kanattan kazanılan bir serbest vurrşta Zola'nın ortasına kafayı vuran Vialli'ydi... 4-2... Chelsea taraftarlarının bir türlü unutamadığı bu enfes maç aynı zamanda Zola'nında kariyerinde en iyi oynadığı maçlardan biri olarak kaldı hafızalarda...

#2 Nijerya 1-2 İtalya (5 Temmuz 1994, ABD 94, Son 16) 

Zola ABD'de gerçekleşecek olan Dünya Kupası'ndan önce Serie A'da Parma forması ile 19 gol atarak güzel bir sezon geçirmişti ve teknik direktör Arrigo Sacchi tarafından Dünya Kupası kafilesine dahil edilmişti. İtalya , Meksika-İtalya ve Norveç bulunduğu gruptaydı ve bu gurup belki de kupanın en ilginç grubuydu. Tüm takımlar 4'er puan toplamışlardı ve averaj hesabı ile gruptan çıkanlar Meksika ve İtalya olmuştu. Zola ise gruptaki tüm maçlara yedek soyunmuştu ve artık görev alacağı anı bekliyordu. Gruplardan sonra son 16'ya kalan İtalya'nın rakibi Nijerya olmuştu. Herkesin mutlak favorisi İtalya'ydı tabi ama Nijerya'da Uche, Finidi, Okocha ve Amokachi gibi isimlerle altın çağlarından birini yaşıyordu. Maç başladıktan sonra şaşırtıcı bir şekilde maça baskılı olarak Nijerya başladı ve dakika 25'te Amunike'nin golü geldi. İlk yarı bu skorla ve cılız oyunla devam etti. Oyunun sakinliği ikinci yarıda da devam ediyordu. Dakika 65'te teknik direktör Sacchi'nin yanında Zola belirdi. Maç boyunca etkisiz bir görüntü çizen Signori yerini Zola'ya bırakıyordu. Şimdi İtalya'nın galibiyet ve gol umudu Zola'ydı. Maça çok hırslı başlayan Zola'nın bu hırsı onun sadece 10 dakika sonra, 75'te kırmızı kart görmesine neden olmuştu. Herkes şok geçirmiş gibiydi. Zola ağır adımlarla sahayı terketmişti ama soyunma odasına gitmemişti. Tek yaptığı iki elini birleştirip reklam panolarının arkasından maçı izlemekti... Olası bir yenilgide Zola'da günah keçilerinden biri olabilirdi. Fakat öyle olmadı. Saha kenarında dua eden Zola'nın yüzüne Tanrı bakmıştı ve dakika 88'de kuyruklu yıldız Roberto Baggio durumu 1-1 yapıp maçın uzatmalara gitmesini sağlamıştı. Uzatma dakikalarında da Zola aynı yerinde maçı izlemeye devam ediyordu ve dakika 100'de Roberto Baggio ceza sahası içinde düşürülüp yerde kaldı. Herkes nefesini tutmuştu. Ve Roberto topu ağlara gönderdi. Zola için dramatik olan bu maç aynı zamanda İtalya'nın zaferi ile sonuçlanmıştı. Zola kırmızı kartından sonra bile İtalya'nın almış olduğu galibiyeti için Tanrı'ya şükrederken aynı zamanda bu onun için unutulmaz maçlarda da yerini alıyordu... 

#1 Chelsea 1-0 Stuttgart (13 Mayıs 1998, UEFA Kupa Galipleri Kupası, Final)

Yaklaşık 30.000 kişi Stockholm'un Rasuna stadyumu'nda gelecek sezon tarihe karışacak olan UEFA Kupa Galipleri Kupası Finali'ni izlemek için oradaydı... Finalin adı Chelsea-Stuttgart olmuştu. Almanların başında tanıdık bir isim olan Löw vardı. Chelsea'de ise aynı zamanda takımın 9 numarası olan Vialli...Stuttgart'da Bobic, Balakov ve Soldo gibi isimler sahadaki yerini almıştı. Chelsea'de ise De Goey, Dan Petrescu, Leboeuf, Wise, Flo, Poyet ve Di Matteo sahadaydı. Zola ise hafif sakatlığından dolayı yedekti...İlk yarı boyunca maç bir kilit halinde oynanmıştı. İki tarafta istemesine rağmen gol bir türlü gelmiyordu. Dakika 70'e kadar durum böyle devam etti. Maç karşılıklı ataklarla devam ederken Zola 70'te oyuna giriyordu. Tıpkı 1994'teki gibi gol ve galibiyet umudu olarak... 94'teki hırsına 4 yılın getirdiği tecrübe de eklenmişti ve ondan beklenilenlerin de farkındaydı... Dakika 71'ti... Zola oyuna gireli hemen hemen 1 dakika olmuştu. Harika bir vuruş yapan Zola takımını öne geçirmişti ve bu gol aynı zamanda kupayı İngiltere'ye getirmişti.

Kariyerinde bu üçü kadar önemli ve unutulmaz maçı mutlaka vardır G. Zola'nın. Kimilerinin aklında gollerden sonra yaptığı sıcacık gülümseme ile kalan Zola, kimilerinin aklında da bu maçlarla kaldı zamanında...


Foto : Zola - Ali Sami Yen, 1999 @ Guardian


13 Mart 2010 Cumartesi

The Footy Babe Kick # 5

"Stop the ball !"

Football Vampire


Şimdi şöyle, Barbarossa’nın temasındaki şu üstteki üzüme henüz alışabilmiş değilim. Görmezden gelmek için sayfayı hep aşağı çekiyorum.

- J.Terry hakkında söyliceklerim var.
Tamam bu adam yedi bi halt, doğru değil yaptığı, savunamam. Ama adam bunu maçlardaki her oyunuyla kapatmaya çalışıyor. Şimdi biz bu adamı futbolla tanımadık mı? Bu kadar magazinselliğin oynaştığı dünyada Terry’i de bu konuda bu kadar ezmek niye?

Hangi futbolcunun ne manyak, ne sado fantezileri var bilemeyiz. Ya da tüm futbolcuların ak-pak olduğunu sanmıyorum. Hangisi ne halt yiyo, kimle kırıştırıyor, yiyor da ortaya çıkmıyor, bilemeyiz.

Belki çok çok ünlü birini kapatması yapıp her maç, antrenman öncesi ve sonrası
hangi cici oyuncaklarla zevkin doruğundalar bilemeyiz.
Bunlar özel, çok özel konular.

Futbolu çirkinleştiren, bazen bu tip magazinlerin hepimize eğlenceli gibi gelen ama bir futbolcuyu bitirebilirliği açısından kuvvetli FUTBOL VAMPİR’ liğidir bu Terry'e yapılan.

Bu Terry’nin günah keçisi olması, saftoronluğundan tamamen. Parmakla gösterip “ahanda o! Sapık! Pis herif!” diyenlere şaşıyorum.

Hepinizin arşivine insek belki neler çıkar.

Sizin özeliniz ortaya çıksa ne hissederdiniz?

“Haksızlık” demez miydiniz?

Tamam Terry, takım kardeşliğinin içine eden bir “kötü örnek” sıfatıyla diğerlerine
ibret olsun diye yaftalandı.
Bakın kız kısmı çok fena. Ayartmış adamı.

Zaaf durumu var ortada.
Ama o kız seni de ayartabilirdi.
Unutma bunu.

-Bu arada Chelsea-West Ham maçı gollerine yetişemedi hızım Alex, Drogba, Malouda, tekrar Drogba derken..asisti derken.. Bu adamı doğuran ana, futbolun ana’sı gerçekten. Chelsea’li olun olmayın adamın oyunu ortada, kim ne diyebilir. Yeryüzündeki en taşş hatunu hak ediyor bence.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Deja vu


Artık Drogba Arsenal maçlarında gol atmaya, Arsene Wenger'de Chelsea maçlarında Drogba'dan gol yemeye alıştı... Drogba dün gece yine bir Arsenal maçını boş geçmedi ve hem Arsenal'e hem de Wenger'e Deja vu'yu yaşattı, Arsenal'in en büyük baş belalarından biri olduğunu gösterdi. 10 maçta bir düzine gol... Drogba modern futbolun örnek alınması gereken en iyi forvetlerinden biri.

Maça geçelim;

***

Chelsea 2-0 kazanmayı başardı. Fakat maçın tümüne baktığınızda genel olarak hakim oynayan tarafın Arsenal olduğu rahatlıkla görülüyor. Maçtan önce santrafor sıkıntısı çeken bir Arsenal vardı. Buna rağmen yine bilindik Arsenal oyununu seyrettik. Bol pas, hatta bolca pas, üretken, hızlı... Tüm bunların yanında pas yaparken 'şut çekmeyi unutan' bir takım, onca mücadele ve pastan sonra duran top ve kontradan yenen goller doğal olarak Arsenal'e 'emeğinin karşılığını alamayan' bir takım görüntüsü veriyor...

***

Oyunun istatistiklerini maçın skorunu bilmeyen bir kişiye gösterseniz sanıyorum ki ağzından çıkacak ilk şey 'Arsenal kazanmış mı?' olurdu. İyi istatistik, kötü sonuç... Chelsea 322 pas, 262'si isabetli, 59'u yanlış yere, geriye kalan biri de asist... Arsenal 503 pas, 405 isabetli, 98'i yanlış yere. "Maç boyunca oyunun hakimi Arsenal'di" cümlesinin istatistiksel dili bu... Peki buradan ne sonuç çıkarabiliriz? Pas sayılarına bakmadan sadece isabetli atılan paslara bakıp Arsenal'in Chelsea'ye göre daha kötü olduğunu mu, yoksa sadece pas sayılarına bakıp Arsenal'in Chelsea'den 181 pas daha fazla atmasına rağmen yine de kaybeden tarafın Arsenal olduğunu mu? 

Ve işte esas problem... Chelsea maç boyunca 322 pasına 13 şu çekmiş, Arsenal ise 503 pasına karşılık 13 şut atabilmiş. İşte başında da söylediğimiz gibi Arsenal'in esas problemi 'şut atmayı sevmeyen' ya da 'bir türlü atmayan' bir takım görüntüsü içinde olması. Bir pozisyonda Samir Nasri'nin önündeki büyük boşluk ve koşu alanına rağmen yavaşlayıp pas atacak herhangi bir takım arkadaşını araması ise Arsenal antrenmanlarında Arsene Wenger'in oyuncularına yüksek bir sesle 'sakın ayağınızda çok top tutmayın, çünkü top sizden daha hızlıdır' şeklinde uyarılarının bir sonucu olabilir belki de... Fakat Arsenal'li oyuncular bunu fazla abartıyorlar zaman zaman. Ayrıca bu şut oranlarında bakıldığında bir şeyi daha belirtmek gerekir...

Defans üstünlüğü;

***

Arsenal'in attığı 14 şuttan 4 tanesi Chelsea defansı tarafından bir şekilde bloke edilmiş. Fakat Chelsea'nin 13 şutunun Arsenal defansı tarafından kesilme sayısı sadece 1... Yine ek olarak Arsenal ataklarında Chelsea'nin 24 kez bu atakları başarılı bir şekilde savuşturduğunu görüyorsunuz... Chelsea'nin ataklarında ise Arsenal bunu 14 kez yapabilmiş. Buradan iki sonuç çıkarılabilinir. Arsenal Chelsea'den daha fazla atak yapmasına rağmen maçı kaybeden taraf oldu, Ya da Chelsea daha az atak yapmasına rağmen Arsenal defansının atakları savuşturamaması nedeniyle maçı kazanan taraf oldu. Yine üstte olduğu gibi çıkarılan iki sonçtanda zararlı çıkan taraf Arsenal...

Her sezon öncesinde 'geçen yılın gençleri bu yıl tecrübe kazandılar' etiketi yapıştırılan bir takım Arsenal... Fakat 'tecrübe kazanıldı' denilen sezonda da başarı gelmeyince bu kez ertesi sezon yine baştaki etiket yapıştırılıyor. Bunun nedeni bir türlü kadrolaşmanın olmaması. Artık Arsenal'in her sezon yeni yeni gençler keşfetmeyi ve önce gençken sonra yıldızlaşan oyuncuları satmamayı öğrenmesi gerek. Fabregas'ın Barca'ya gitme olasılığı buna bir örnek.

***

Her sezonun ilk yarısına mükemmel başlayan Arsenal yine hedeflerinden çok uzak. Chelsea ManU'nunda kaybından sonra ligi sırtlayıp götürdü. Konuşmak için elbette ki çok erken fakat şampiyonluğa çok yaklaştı Chelsea... Nisandaki Chelsea-ManU karşılaşması şampiyonlukta belirleyici en büyük unsur olacaktır.

+ Bonus : 'Arsene Wenger yeniden benzersiz olabilecek mi?'

000000000

30 Kasım 2009 Pazartesi

''Eşsiz'' Cole

Başlık kötü bir espri gibi görünse de aslında Chelsea için Ashley Cole hakikaten 'Eşsiz Cole'... Dün (EPL 14. Hafta, 29.11.2009, 0-3) Emirates'te oynanan Arsenal - Chelsea maçında yine bunu görmüş olduk. Cole, maç boyunca eski takımının taraftarları tarafından bazı protestolara maruz kalsa da 'ben işimi yaparım' diyerek en iyi oyunlarından birini oynadı. Hatta Arsenal taraftarı ıslıklarını arttırdığında, Ashley'de oyununu aynı derecede arttırdı. Maç boyunca hem defansta çok sağlam bir görüntü çizmeyi başardı, hem de hücüm için sol kanadı çok iyi kullandı. Aslında galibiyetin 'sırrı' Chelsea'nin kanatlarında, özellikle Cole'un olduğu kanatta demek sanırım yanlış olmaz. Maçın yıldızı bana göre Ashley Cole'dur... Bir 'Altın Karma' yapsam Cole'u banko yazarım...

90 dakika boyunca yaptığı olumlu pasları bu grafikten görmek mümkün. 16 olumlu pas, 1 asist, sadece 2 olumsuz pas...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan