Futbol Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2011 Pazartesi

Noel futboluna az kaldı!

Futbol her zaman güzeldir, hep güzeldir. Ama sezon başlangıçları farklı bir güzeldir, şampiyonluk maçları farklı bir güzeldir, kupa maçları farklı bir güzeldir. Fakat "güzel" kelimesinin herkes için aynı olduğu tek bir zaman var herhalde futbolda: Noel!

2011-2012 futbol sezonu tüm dünyada çalkantılarla başladı halbuki. River Plate'in küme düşmesi, Türkiye'deki şike skandalı, Yunanistan'da teşvik skandalı, İtalya'da Calciopoli'nin devam etmesi... Bu nedenlerden dolayı Avrupa ve Dünya futbolu biraz da olsa türbülansa girdi sene başında, ancak son zamanlarda yine, yeni, yeniden futbol konuşulmaya başlandı neyse ki! Artık hepimiz futbol izliyoruz, sakatlıkarlı konuşuyoruz, fikstürü değerlendiriyoruz. Eminim ki bütün dünyada da şu an bu güzellikte futbol.

Ancak futbolun bir de Noel bölümü var, işte o en güzeli bence! Biz Müslümanlar için "Yılbaşı" tabiri var sadece, ancak dünyada bir Noel gerçeği var ve başta NBA olmak üzere, dünya futbolunda Noel dönemindeki futbol bir başka güzel oluyor.

Nitekim bu zaman dilimine az kaldı ve çoğu ligde de o zamanda oynanacak maçlar bile belli. İşte Noel haftasında sadece Premier League'de oynanacak maçlar:

Barclays Premier League | 23 Aralık 2011-1 Ocak 2012

7 Kasım 2011 Pazartesi

Türk-Avrupa futbolu arasındaki fark açılıyor!


Türk futbolu ile Avrupa futbolu her zaman farklı olmuştur. Organizasyon kaliteleri, taraftar yapıları, takım değerleri, oyuncu kaliteleri, futbol gelenekleri, tarihi değerleri, bakış açıları... Her şey farklı olmuştur ve dünya var olduğu sürece de birbiriyle tamamen benzemeyeceklerdir, tıpkı dünyada hiçbir insanın hiçbir şekilde birbiriyle aynı olamayacağı gibi...

Ancak gel gelelim, son 4-5 yılda Türk futbolu ile Avrupa futbolu arasında kıyaslamalar başladı ve çoğu zaman tavan yaptı bu kıyaslamalar! Önce EURO 2008 başarımızın ardından milli takımımızın her milli takıma kafa tutacak düzeye geldiğini ve kesinlikle turnuva takımı olduğunu iddia ettik; ancak burada uzattığımız el maalesef boş kaldı ve bu taraftan çöktük!

Daha sonrasında ülkemize kaliteli(!) yabancı oyuncular gelmeye başlayınca birden heyecanlandık. "Artık en iyi oyuncular bile bizim ülkemizi seçiyor." dedik. Dedik ama ne için, neye göre dedik? Roberto Carlos geldi ilk önce, 2 sene boyunca aldığı parayı karşılayak en fazla 5 ya da 6 maç oynayıp gitti. Sonra bir Elano gördük ülkemizde. Koskoca Brezilya milli takımının değişmez oyuncusu olan adam, ülkemizdeki her maçta umursamaz ve top oynamayı bilmiyormuş edalarında geçirdi Türkiye kariyerini. Ardından bir Guti geldi ülkemize! Real Madrid tarihinin en büyük oyuncularından biri, ki öyle bir ismi o yaşta olsa bile ülkemize getirmek hiç de kolay değil, ülkemiz futboluna kazandırdık. Ancak arkadaşları sahada terk dökerken gece kulüplerine gitti efsane Guti Hernandez. Maalesef transfer tarafına uzattığımız elimiz de boş kaldı, oradan da bir şey çıkaramadık.

En sonunda o da yetmedi! 24 yaşında kırılmadık rekor bırakmamış ve 5 yıllık profesyonel kariyerinde 250'ye yakın gol atmış Messil ile Arda Turan'ı karşılaştırdık. Türkiye'nin son 10 yıldaki en yetenekli ismi kimdir diye sorduğumuzda herkes söyler Arda Turan'ı. Ama Messi ile Arda Turan bir tutulabilir mi? Bana göre kesinlikle hayır! Senede 30-35 maç oynayan ve bunların kısmen 5'te 1'inde kişisel yetenekleriyle maç kazandıran bir Arda ile, ki bu değer de ülkemiz futbolu açısından büyük bir değerdir, yılda yaklaşık 50-60 maç oynayan ve maç başına 1.5 gol ortamalası ile oynayan bir adamı karşılaştırdık. Bu hem futbol kültürüne, hem de Arda Turan'a yapılan büyük bir saygısızlıktı bana göre. Nitekim bu taraftan da bir şey çık(a)mayacağını anladık ve en sonda kulüp bazına döndük...

Kulüplerimiz son yıllarda muhteşem bir şekilde yükseliyor dedik... Dedik ama yine dediğimizle kaldık! Galatasaray'ın muazzam 2000 zaferleri ve Fenerbahçe'nin destansı 2008 çeyrek final olayları dışında ne yaptık Avrupa kulüplerinin hizasına erişebilmek için? Hiçbir şey. Ligimizin kalitesi artıyor dedik, dünyanın hiçbir tarafında görülmeyen 2 haftada 4 maç sistemini getirdik; dünya büyüklerine gitmeyen oyuncuları transfer ediyoruz dedik, yaşı geçmiş ve kariyerini gözünde bitirmiş adamlara paraları saçtık; milli takımımız tamamen turnuva takımı oldu dedik, 6 senede bir zorla turnuvalara gitmeye alıştık... Çok şey sayılır böyle, ancak biz hala Avrupa futboluna yaklaştığımızı düşünüyoruz. Çok yanılıyoruz...

Fenerbahçe-Galatasaray derbileri için "dünya derbisi" diyoruz, hoş bana göre bunu söyleyen sadece biziz, ancak bana göre ülkemiz dışında bu derbiyi izleyen kişi sayısı ülkemiz nüfusu bile etmez. Tahmini olarak Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının bütün dünyada 150 milyon kişi tarafından izlendiğini düşünelim(maksimum tahmin); bugün oynanan Real Madrid-Osasuna maçının Çin'de izlenme sayısının bile iki katını yakalmış oluyoruz. İşte siz düşünün futbolumuzun hâlini! Dünya derbisi dediğimiz derbiyi 150 milyon kişi belki izliyor tüm dünyada, Real Madrid-Osasuna gibi normal günde açıp bakmayacağımız bir maçı sadece Çin'de 65 milyon kişi izliyor.

İşte futbolumuzun gerçek hâli! Yorumu size kalmış...


Fotoğraf: Real Madrid CF v AFC Ajax - Champions League By: Denis Doyle @Getty Images Sport

26 Ekim 2011 Çarşamba

Türk futbolunun iki ayağı da toprakta!

88 yıldır iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla, büyüğüyle küçüğüyle geçinip giden Türk futbolu hayatını kaybetmek üzere! Yıllardır biz bu oyunu güzel oynamaya çalıştık. Dünyada futbol oynanan her ülkede olduğu gibi kavgalar oldu, gerek takım gerekse de kişiler arasında; ama biz futbolu sadece "futbol" olarak oynamak istedik, ancak buna izin vermedirler...

Yıllar önce derbilerde deplasman taraftarının yasaklanmasıyla bir kalp krizi geçirmişti Türk futbolu. Ancak kısa sürede yapılan müdahalelerle hayata geri dönmüştü. Uzun yıllar tedavi gördükten sonra ayağa kalkmaya hazırlanıyordu Türk futbolu! Kulüp takımlar Avrupa'da gittikçe ileri turlara kalıyor, ligde her sezon akıl almaz şampiyonluk yarışları oluyor, transferlerde yıldızlar birer ikişer geliyor, kulüpler dünyaya açılıyordu. Ancak geçtiğimiz sezon sezon sonunda, bu sefer şike(!) ile ikinci kalp krizini geçirdi Türk futbolu ve bu sefer kolay ayağa kalkamadı. Çünkü bu olay sanılan kadar küçük çapta değildi ve futbolumuzu derinden etkileyecekti. Ancak Türk futbolu yine hayata yenilmedi ve yatalak da olsa yaşamaya devam etti. 2-3 aydır mutluydu da Türk futbolu, hayata futbol ile tutunmaya çalışıyordu. Ancak bugün bir kez daha yıkıldı...

Diğer olaylar yetmezmiş gibi futbolumuz üzerinde, tam dayanışmanın yaşanması gereken günlerde derbi deplasmanlarındaki seyircilere yine yasak koyuldu. Türk futbolu ne acıdır ki, bir kez daha kalp krizi geçirdi bugün ve artık hayattan umudunu kesmeye başladı! Peki biz hayattan, futboldan umudumuzu kesmeli miyiz? Futbola her zaman inandığımız, futbolu hep sevdiğimiz şekilde sımsıkı sarılmalı mıyız ona? Bence sarılmalıyız! Çünkü futbol, dünyada bir çok şeyden daha öte bizim için, futbolseverler için...

Dünyanın her tarafında var kavga, ölüm, şike, teşvik, hakem hatası, yanlış karar, kendi kalesine atılan gol, hat-trick, yanlış anons, gol sevinci... Dünyanın her tarafında oynanıyor futbol. Çoğu ülke de bizim gibi zor süreçler geçirdi. Ancak hiçbir futbol ülkesi, bizimki kadar futbola çomak sokmadı. Hep bir yanlış aradık, hep bir hata gözledik futbolda! Hangi hakem hata yapsa onu idam ettik, hangi oyuncu topu ıskalasa ona şikeci dedik, kim telefon ile görüşme yapsa teşvikçi dedik, hangi kaleci hatalı gol yerse hatır var dedik... Dedik de dedik! Ama her zaman futbolun içinde olan şeylerdi bunlar ve biz de futbolu böyle yaşadık. Ancak futbolun içine yetkili kişilerin çomak sokması bitirdi futbolumuzu!

Ben, sen, öbürü, bütün hepsi... Herkes futbolu her zaman sevdiği gibi izlemeye devam edecek, ancak Türk futbolu eskisi kadar zevk verecek mi artık? Bunlardan sonra Avrupa futbolundan daha fazla şevkle izleyecek miyiz futbolumuzu? Bunu zaman gösterecektir, ancak Türk futbolu bir kalp krizi daha geçirirse yaşayamaz artık, hayatını kaybeder...

10 Haziran 2009 Çarşamba

En Güzel Gol Sonrası Sevinçleri

1- Bebeto : Bebeto'nun 94 Dünya Kupası'nda Hollanda maçında attığı golden sonra yaptığı 'bebek sallama' hareketi unutulmazlar arasında çoktan yerini aldı. Maçtan birgün önce doğan çocuğuna ithafen yaptığı bu hareket, Bebeto'dan sonra çok sık tekrarlandı. Futbol oyunlarında gollerden sonra ilk kez bu sevinç yaptırıldı sanal alemde. Efsane...


2 - Fred : Bebeto'dan sonra benzer ama daha farklı bir seviç olarak tarihe geçti. Fred, Şampiyonlar Ligi'nde PSV ile yapılan maçta golünü atmış ve ağzındaki emzikle ilginç bir görüntü sergilemişti. Bu golde Fred, tıpkı Bebeto gibi doğan çocuğuna ithafen bu hareketi yapmıştı. Daha sonraları Robinho'da buna benzer bir gol sevinci ile akıllarda kalmıştı.





3- Andy van der Meyde :
Andy artık eski günlerinden çok uzak fakat onun yaptığı gol sevinci hala hafızalarda. Tıpkı Bebeto gibi onun gol sevincide futbol oyunlarında sık sık kullanıldı. Golünü atan Hollandalı oyuncu, tek dizinin üzerine çöküyor ve hedefi 12'den vuruyordu.



4- Martins : Sahada takla atarak sevinmenin bana göre iki önemli temsilcisi vardır. Bunlardan biri bir zamanlar geleceğin en iyi Afrikalılarından biri olarak gösterilen ama şu sıralar Kayseri'de oynayan Aghahowa, diğeride bu işin öncüsü Martins. Bu adamların başı nasıl dönmüyor hayret doğrusu. Bir değil iki değil. Martins ardı ardına 5-6 ters takla bile atabiliyor. Sonuç olarak unutulmayan gol sevinçlerinde o da yer alıyor benim listemde.




5 - Daniel Amokachi :
1994 Dünya Kupası'nda Amokachi'nin Yunanistan'a attığı golden sonra yaptığı sevinç unutulmazlar arasında yerini almıştır bana göre. Daniel Nijerya'nın ikinci golünü attıktan sonra bir köpek gibi yürümüş ve köşe bayrağının köşesine 'çişini yapar' gibi yapmıştı. Çok orjinaldi...




6 - Daniel Güiza :
Malum gol sevincini herkes biliyor. Güiza'nın 'ok' atar gibi yaptığı sevinç bu yıl pes 2009'da da dikkatleri üzerinde çekmişti. Herkes Güiza'yı böyle görünce 'vay be' demeden duramamıştı. Neyse efendim. Bu gol sevincini Sergio Ramos'ta daha önce çok sık kullandı. Bülent Korkmaz'ın bile bu tür fotoğrafları döndü heryerde. Fakat bu sevinç ile Güiza kadar hiçbir futbolcu özdeşleşmedi.



7 - Paul Gascoigne
: Bu listede Gazza olmasa bir eksiklik olurdu. İki tane unutulmayan gol sevinci var kendisinin. Birisi Euro 1996'da hala kült olan "Dişçi koltuğudur", diğeri ise İrlanda'nın protestan tarikatı "Orange Order" flütü çalışıdır. 1998'de Celtic'le oynanan maçta gol sevincini muhafazakar politikacılarla dalga geçmek için Orange Order flütü çalış taklidiyle kutlayan Gascoigne, daha sonra İrlanda Kurtuluş Örgütü (IRA)'nın ölüm tehditlerine maruz kalmıştı.




8- Hugo Sanchez :
Hugo'nun Real Madrid dönemindeki taklalarını unutmak mümkün değil..




9- Vincenzo Montella :
İki eli yana açıp kuş gibi uçuş taklidi yapan ilk futbolculardandır Montella. Bu sevinci daha sonra 'İtalyan Tarzı' olarak adlandırıldı ve halen çok sık tekrarlanıyor ve çok seviliyor.





10 - Raul :
Raul'un 1999'dan beri yüzüğünü öpüp elini havaya kaldırması artık onunla özdeşleşti. 1999 yılında manken Mamen Sanz'la evlendikten sonra, attığı her gol sonrası Raul önce yüzük parmağını öpüp daha sonra gökyüzüne dogru kaldırır...



Futbolu futbol yapan goller kadar önemlidir bana göre gol sevinçleri. Ben en sevdiğim 10 tanesini paylaşmak istedim. Mutlaka atladıklarım vardır. Benim yukarıda yazdıklarım aynı futbolcunun birden fazla tekrarladığı sevinçlerden oluşuyor genelde. Yukarıya yazmadım ama Henry'nin sevinç tarzı ve Appiah'ın telefon yapma olayıda benim favorilerim arasındadır. Bizden Bülent'in asker selamı, yenilerden yengeç dansı ve kolbastı da unutulmayacaktır mutlaka...


Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan