Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2011 Cuma

Euro 2012 Elemeleri'nde yaşanan hayal kırıklıkları

2010 Dünya Kupası'nın bitmesinden kısa bir süre sonra başlayan ve geçtiğimiz haftaya kadar devam eden bir eleme grupları heyecanı yaşandı Avrupa'da. Son kez 16 takımlı oynanacak olan Avrupa Şampiyonası için sadece 16 bilet vardı ve bunlardan iki tanesi de ev sahibi ülkeler Ukrayna ve Polonya'ya aitti. Yani eleme gruplarından sadece 14 takım o turnuvaya gidebilecekti...

EURO 2012 elemeleri en nihayetinde son buldu ve kalan 14 biletten 9 tanesi grup birincilerine, son kalan 5 biletten bir tanesi de en iyi grup ikincisine gitti. Böylece grup biricincisi olan Almanya, Rusya, İtalya, Fransa, Hollanda, Yunanistan, İngiltere, Danimarka, İspanya; en iyi grup ikincisi olan İsveç de turnuva için ayrılmış olan 14 biletten 10 tanesi kazanan takımlar oldular. Geriye sadece 4 bilet kaldı ve bu 4 bilet için 8 takım, geçtiğimiz günlerde çekilen kura sonucunda eşleştikleri takımlar ile kıyasıya bir mücadeleye girecek, bunun sonunda da EURO 2012'ye giden son ülkeler bu takımlar olacak.

Eleme grupları oynandı, birinciler belirlendi, en iyi ikinci uçaktaki yerini aldı, play-off kuraları çekildi, takımlar birbirleriyle yapacakları maçlar için hazırlıklara başladı... Başladı ama tüm bunlardan önce de eleme gruplarında bazı yaşananlar, görülenler, izlenenler, olanlar akıllara kazındı. En şaşırtıcı şey ise, tabii ki turnuvaya gitmesi beklenen takımların elenmesi veya play-off oynayacak olmasıydı. Biz de sizler için EURO 2012 elemelerinde hayal kırıklığı yaratan ve futbolseverlerin beklemeyeceği sonuçlar alan takımları araştırık. İşte o takımlar:

SIRBİSTAN


EURO 2004 ve 2008'e katılamayan, 2006 ve 2010 Dünya Kupası'nda da gruplardan ileriyi göremeyen Sırbistan; bir kez daha ülkesini ve futbolseverleri şaşırttı. Genel olarak iyi bir kadroya sahip olan, çoğu ülke futbolunda olmayacak kadar büyük ve ateşli bir taraftar kitlesine sahip olan ve son yıllarda futbolunun çıkışa geçtiği bir ülke olan Sırbistan, EURO 2012 eleme gruplarında da ilk 2'ye giremedi ve Avrupa Şampiyonası için ayrılan biletlerden birine el uzatamadı. İtalya'nın dışında Estonya, Slovenya, Faroe Adaları ve Kuzey İrlanda gibi kendisine göre kolay takımların olduğu bir gruba düşen Sırbistan, oynadığı 10 maçta 3 beraberlik ve 3 mağlubiyet alınca 3. olmaktan kurtulamadı. Sırplar, kendileri için daha önemli olan bu turnuvaya gidemeyince hem vatandaşlarına, hem de dünyadaki futbolseverlere bir kez daha şaşkınlık yaşatmış oldu. Kadrosunda Vidic, Ivanovic, Kolarov, Subotic, Tosic, Stankovic, Jovanovic, Krasic, Ljajic, Pantelic, Zigic gibi dünyanın kalburüstü takımlarında forma giyen oyuncuları bulunduran, ama Vladimir Petkovic gibi çok da başarılı ve iyi denemeyecek bir hoca ile gruplarda boy gösteren Sırbistan, tüm bu olumlu ve olumsuz etmenler bir araya gelince turnuva başlamadan elenmiş oldu. Bunun üzerine teknik direktör Petrovic görevinden istifa ederken, takımın belki de en iyi iki ismi Nemanja Vidic ve Dejan Stankovic de milli takımı bıraktığını açıkladı. Sadece turnuvadan elenmekle kalmayan Sırbistan, kadro ve prestij olarak da büyük güç kaybetmiş oldu.

İSVİÇRE


2010 Dünya Kupası'nda ve ev sahibi olduğu EURO 2008'de gruplardan çıkamayarak son yıllarını kötü geçiren İsviçre'de de işler farksız gitti eleme gruplarında, aynı Sırbistan gibi! 5 takımdan oluşan ve sadece İngiltere'nin demir baş olduğu bir gruba düşen ve kadro kalitesi, futbol mentalitesi ile bu gruptan rahatça çıkabilecek olan İsviçre, oynadığı 8 maçta sadece 11 puan toplayarak grupta 3. oldu ve EURO 2012 biletini kapamadı. Özellikle son yıllarda dünya futboluna servis ettiği genç futbolcular ile adından söz ettirmeye başlayan ve kadrosunda, kulüp bazında kaliteli takımlarda forma giyen oyuncuları barındıran İsviçre, aynı Sırbistan gibi tüm futbolseverlere bir şok yaşattı. Benaglio, Ziegler, Barnetta, Djorou, Behrami, Gökhan İnler, Frei gibi kaliteli isimlerin başını çektiği takımdaki en büyük esik belki de zayıf bir taraftar kitlesi ve isiktrarsız bir antrenörün takımın başında bulunmasıydı. EURO 2008'den sonra takımın başına getirilen Ottmar Hitzfeld, takımı 2010 Dünya Kupası'na götürmüş ama gruplardan çıkartamamıştı. O senelere göre daha gelişmiş ve kaliteli bir kadroyu elinde tutan Hitzfeld, EURO 2012 elemelerinde de takımına başarıyı yakalatamadı ve takımı ile beraber evde kaldı. Elemelerde başka hayal kırıklığı yaratan takım olan İsviçre de bu nedenlerden dolayı evde kaldı...

PORTEKİZ


İkinci olan ve play-off oynamaya hak kazanan bir takımın nesi başarısız diye kızıyor olabilirsiniz! Ancak Portekiz gibi dünya çapında sayılı takımlarda oynayan isimlere ve dünyanın sayılı yetenekli oyuncularına sahip bir takımasınız, normal bir grupta almış olduğunuz ikincilik bile başarısızlık sayılacaktır. Nitekim Portekiz, kendisine göre daha zayıf takımlardan kurulu olan bir grupta ilk sırayı alamadı ve EURO 2012 bileti şansını play-off maçlarına bıraktı. 2006 Dünya Kupası'nda 4. olan Portekiz, 2010 Dünya Kupası'na da 2. turda veda etmişti. Ev sahibi olduğu EURO 2004'te finalde Yunanistan'a kaybeden Akdeniz temsilcisi, EURO 2008'de de çeyrek finalde turnuvaya veda etmişti. zaten son 4 büyük organizasyona giderek daha düşük dereceler alan bir takımın, niye bu kadar istikrarsız ve başarı yakalayamayan bir takım olduğu da ortaya çıkıyor. Büyük bir çoğunluk tarafından dünyanın en iyi oyuncusu olarak lanse edilen Cristiano Ronaldo ve Nani, Bruno Alves, Bosingwa, Raul Meireles, Quaresma gibi yıldızlara sahip olan Portekiz; kadro içindeki uyumu ve istikrarı yıllardır yakalayamadı. Teknik direktör konusunda da senelerdir sıkıntı çeken takım Paulo Bento ile kendini bulsa da, EURO 2012 elemelerinde 5 takımın yer aldığı H grubunda yaptığı 8 açta 16 puan alabildi ve son maçta da Danimarka'ya yenilerek grubu 2. tamamladı. Portekiz için bu çok büyük bir hayal kırıklığı olurken, play-off'lara katılımak yine de büyük bir teselli oldu.

İSKOÇYA


Ada temsilcisi, İngiltere'den sonra Britanya'da futbol anlamında en söz sahibi takım olan İskoçya da gruplarda takılan takımlardan. Aslında İskoçya'nın en büyük dezavantajını ve başarısızlıktaki en büyük anahtarı yazının başında söyleyesek daha iyi olur! Yıllardır sadece Glasgow Rangers ve Celtic'in şampiyonluk yarışı yaptığı, sıralamanın hep önceden tahmin edildği bir lige sahip İskoçya. İşte bu yüzden ne adam gibi yerli oyuncular çıkarabiliyorlar, ne de liglerinden milli takıma sağlam bir yardım geliyor. Böyle olunca da tek çareleri sürekli destek veren bir taraftar kitlesine sahip olmaları ve yurtışında oynayan sayılı kaliteli oyuncuları oluyor. Craig Levein gibi hayatında en fazla orta sınıf takımları çalıştırmış bir hocanın başınad bulunduğu bir takım olan İskoçya'nın eline baktığı 3-5 tane oyuncu var sadece. Cardiff'te oynayan Kenny Miller, Liverpool'dan Charlie Adam, Manchester United'da forma giyen kaptan Darren Fletcher ve Aston Villa'da forma giyen defans oyuncusu Alan Hutton. Böylece 3-4 tane "iyi" olan, "çok iyi" denebilecek oyunculara sahip olan, o denli de istikrarsız ve başarısız bir antrenöre sahip olan İskoçya'dan çok bir şey beklenemezdi; ancak 5 takımın bulunduğu, liderin belli olduğu ve Çek Cumhuriyeti gibi kendisiyle aynı düzeyde takımın yer aldığı bir grupta 5. olmaları da çok büyük hayal kırıklığı oldu EURO 2012 öncesinde...

BELÇİKA

Efsane Belçikalı oyuncu Georges Leekens'in çalıştırdığı takımda, belki de çoğu üst düzey milli takımlarda olmayan futbolcu topluluğu yer alıyor. Ulusal lig düzeyi olarak çok ileri olamasalar da, yurtdışında forma giyen oyuncuları bir hayli kaliteli! Kompany, Verthongen, Van Buyten, Witsel, Hazard, Vermaelen, Dembele, Chadli, Fellaini, Lukaku gibi sayısız yetenkli, genç ve başarılı isimlere sahip olan Belçika'nın en büyük dezavantajı düştüğü gruptu belki de. Almanya gibi ldierlin belli olduğu, Avusturya ve Türkiye gibi kendisiyle aynı düzeyde olan, dişli rakiplerle aynı gruba dşmüştü Belçika. Nitekim grup sonunda ortaya çıkan tablo da beklenildiği gibi şekillenmişti. Oynadığı 10 maçta 3 beraberlik, 3 tane de mağlubiyet yüzü görmüştü Belçikta eleme gruplarında. Lig düzeyinin düşük olmasının yanında, takımında bulunan üst düzey oyuncuların yaşadığı sakatlık problemleri de bir hayli etkiledi Belçika'yı. Vermealen, Hazard, Fellaini, Lukaku gibi takımın başını çeken ve yıldız diyebileceğimi oyuncuların uzun süreli sakatlıklar yaşaması Belçika'yı en derinden vuran şey oldu belki de ve bunun sonucunda Orta Avrupa takımı EURO 2012'ye gidemedi.


Arda Okvay / Goal.com

Fotoğraflar: Paul Gilham - Jasper Juinen - Valerio Pennicino - Thorsten Wagner - Michael Regan by Getty Images Sport.

5 Eylül 2010 Pazar

Her zaman mükemmel ve kıvrak değil, hatta bazen biraz ağır; ama sempatik


Salı günü Türkiye'nin karşılaşacağı 'tanıdık' rakibi Belçika, benim geleceğinde dişe dokunur işler yapmasını beklediğim ülke takımlarından bir tanesi. Özellikle son yıllarda yakaladığı yeni nesil buna ön ayak olacak gibi görünüyor, geçmişlerini çok özlemeleri de bunun diğer bir etkeni...

Belçika futbolunu en iyi şu söz anlatıyor aslında: ''Her zaman mükemmel ve kıvrak değil, hatta bazen biraz ağır; ama sempatik...''

Belçika Asterix mentalitesin sahip bir ülke. En önemli özelliklerini ruhları olarak gösteriyorlar ve gerçektende son dakikaya kadar mücadele ediyorlar. Belçikalı taraftarlar için bir oyuncunun daha basit oynamasının bir önemi yok. Eğer bir oyuncu ciğerlerini patlatana dek koşarsa bunun karşılığını en iyi şekilde veriyorlar. On milyon Belçikalının arasında futbol taraftarlarının agresif olmamalarının nedeni de belki budur. Büyük ölçüde sakin bir toplum. Asla büyük bir arbede olmadı. Flamanlar ve Wallonlar arasında siyasi çekişmleler futbol üzerinde bir rol oynamıyor. Aksine milli takım bi aiki milli azınlığı birbirine bağlayan sembol durumunda. 'Kırmızı şeytanlar' oynayınca herkes şeytan.

Belçika Dünya Kupası'na kaç kez katıldı? Fazlasıyla kişi doğru cevabı bilmiyor ve büyük ihtimal ile cevapları gerçek sayının altında olur. ''Kırmızı şeytanlar'' bu arenaya tam 12 defa katılmayı başardılar. Bununla beraber genellikle sadece ikinci kemanı çaldılar. 1986'daki yarı final en iyi dereceleri. Bu başarı Belçikalıların zihninde silinmeyecek şekilde yer etmiş durumda. Fakat onlar için Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonalarına sadece katılmak bile çok şey ifade ediyor. 2002 Dünya Kupası'nda komşuları Hollanda yokken onlar varlardı ve bu onlar için büyük bir onur kaynağıydı.

Durum Avrupa Şampiyonaları'nda nasıl peki Belçika için? En son 2000 yılında kendi ev sahibi oldukları turnuvada oynadılar. 2000 Avrupa Şampiyonası ve 2002 Dünya Kupası son boy gösterdikleri büyük turnuvalar. O yıllardaki kadrolarına baktığımızda bundan bir önceki neslin başarısını görmek mümkün. Peki o kadrolardan kimler kaldı Belçika'da? Kaleci De Wilde, Deflandre, Valgaeren, Clement, Wilmots, Goor, Strupar, Verheyen ve Van Kerckhoven artık yoklar. Son katıldıkları 2002 Dünya Kupası kadrolarından ise Timmy Simons, Wesley Sonck ve Van Buyten şimdiki kadrolarında 'abilik' yapan isimler. İşte Belçika'nın Euro 2012 ve gelecekteki başarısı tam da buradan başlıyor. Bu üç ismin üzerine kurulmuş olan yeni nesil genç ve dinamik Belçika milli takımı büyük umutlar besliyor ve bunda haklılar.

Eric Deflandre... Bir önceki nesil Belçika milli takımının temsilcisi...


Bu nesil ilk hedef olarak kendisine 2010 Dünya Kupası'nı koymuş olsa da içinde Türkiye'nin de bulunduğu eleme grubundan çıkmaları mümkün olmadı. Bosna Hersek ve İspanya karşısında istediklerini sahaya yansıtamasalarda, potansiyellerini göstermek oynadıkları iki Türkiye maçı ile oldu.

Şimdi yine Euro 2012 Eleme Gruplarında Türkiye, Almanya, Avusturya, Azerbaycan ve Kazakistan ile mücadele verecekler. Defanslarında oynayan Arsenal'li Thomas Vermaelen, City'li Vincent Kompany'nin gençlikleri ve artık yavaş yavaş büyük bir yıldız olmaya başlamaları defansın tecrübeli ve toparlayıcı diğer ismi Daniel Van Buyten ile buluşuyor. Arsene Wenger'in daha önce sürekli istediği ve geçtiğimiz sezon başında Arsenal'e katılan Vermaelen çoktan Arsenal defansının vazgeçilmezi de olmuş durumda. Geçen sezon 36 maça çıkan Thomas, hucüm yönünüde çok sağlam olması ile hemen dikkatleri çekmiş durumda. Geçen sezonun ardından EPL'de yılın onibirinde de kendine yer buldu Vermaelen. Vincent Kompany ise ismini ilk olarak ülkesinin takımı Anderlecht'te duyursa da dikkatleri ilk olarak Van Buyten'in Bayern Münih'e transferi sonrasında Hamburg takımının onun boşluğunu doldurmak için Kompany'i seçmesi ile çekmişti. Savunma oyuncusu aslında evet, fakat Hamburg'ta zaman zaman orta alanda oynaması ve bunun ağırlığını çok iyi kaldırıp şık paslar atmışlığı ve hatta şık bilek hareketleri ile çalımlar atmışlığı da var. Bu yetenekli arkadaş forvete koysan dahi oynayabilir aslında. FM ciler bilirler, kendisinin profilinde ileri çıkmaya ve gol aramaya meyilli olduğu uyarısı verilir. 2008-2009 sezonu başında Man City'ye geçmişti kendisi, sanıyorum bir oynamadığı mevki forvet kaldı...

Van Buyten... Takımın abisi


Orta alanlarında tıpkı defansta abilik yapan Van Buyten gibi Timmy Simons'un önderliğinde toplanmış gençler gelecek için en büyük mevkinin bu bölge olmasını sağlıyor. Steven Defour, yaşı genç (22) olsa da artık 'olmuş' olan Everton'lı Marouane Fellaini ve Axel Witsel bu isimler. Forvet ve orta alanın solunda ve sağında oynayan yetenekli isim Eden Hazard'ı da bu gençlere ekleyebiliriz. Steven Defour, Standart Liege'de oynamaya devam ediyor fakat bu kulübünde daha fazla kalacağı kesin değil. Zira kendisi mükemmel bir vizyona sahip olmakla beraber, aynı zamanda çok da iyi bir pasör ve takımı için son derece çalışkan bir oyuncu. Tanıdık gelmesi için oyun tarzının Cesc Fabregas'a benzediğini söylemek mümkün... Alex Ferguson, Standard Liege'in Şampiyonlar Ligi'nde Arsenal'le oynayacağı açılış maçından 4 gün önce ayak tarak kemiğinden sakatlanan 21 yaşındaki Defour'a mektup göndermişti. Destek ve moral mektubuydu pek tabii. Bu mektup karşısında 'afalladığını' söyleyen Defour'un olası bir transfer savaşında hangi cephede saf tutacağını tahmin etmek pek de güç olmaz sanırım. Kendisi 2007 yılında Belçika’da yılın oyuncusu seçildi.  Marouane Fellaini, tıpkı Defour gibi Liege'de parlamış ancak ondan önce daha büyük bir kulübe transfer olan arkadaşı... Yine Axel Witsel'de Liege'de parıl parıl parlayan genç bir adam... Onun için komple bir orta saha oyuncusu demek hiç te yanlış olmayacaktır. 2007'de Defour'un aldığı aynı ödülü alan bu kez de Witsel olmuştu. Fellaini'nin transferinden sonra sıra ona geldiği apaçık ortada. 

Axel Witsel


Forvet ve kanat mevkiilerine doğru geçerken önce Eden Hazard için ayrı bir paragraf açmanın boş olmadığı kanaatindeyim. Onun ayak hakimiyeti, hızı ve tekniği en çok konuşulan özellikleri. Zaten kendisine basında çıkan Fenerbahçe haberleri ve yine Fenerbahçe - Lille maçlarından aşinalığımız var. Bu sezonda Lille'de kalmayı başardı kendisi. Fakat bu sezon sonunda iyi bir perfromans sergilemesi halinde Arsenal'e ya da Bavyera'ya doğru göz kırpıp öpücük göndermesi çok muhtemel görünüyor. Fransa liginin kesinlikle en yüksek profilli oyuncusu olan genç adam, 1991 doğumlu olmasına rağmen yıldız olmuş durumda... Royal Stade Brainois onun yetiştiği yer ve şimdi sayılı günlerinin kaldığı Lille kulübü ve özellikle Belçika fubolu oraya minnettar. Kendi mevkiisinde ve çevresinde Hazard'ın arkadaşları ise M. Dembele ve çok genç bir isim olan Romelu Lukaku. Özellikle Lukaku yaşından o kadar fazla potansiyele sahip bir oyuncu ki, henüz 16 yaşında olmasına rağmen Belçika u-21 takımında oynadığı 5 maçın hemen ardından A milli takıma davet edildi gelişimi yeterli görülüp. Gençlerbirliği'nde de bir dönem oynayan (hatırlayan var mı bilmiyorum) Roger Lukaku'nun oğludur aynı zamanda. Geçen sezon attığı 16 gol ile 16 yaşında gol kralı oldu kendisi. Daha da üstüne söylenecek pek bir şey kalmıyor zaten. Onun yaşını küçülttürmüş olabileceği iddiaları da bu yaşına rağmen sergilediği muhteşem performansa bağlanıyor. Son olarak Dembele'den bahsedip bitirelim. Benim kendisi ile tanışmam 2006-2007 sezonunda oynanan AZ Alkmaar - Fenerbahçe UEFA Kupası maçlarıyla olmuştu. AZ takımında dört yılda gösterdiği performansın karşılığını da Fulham'a transfer olacak aldı bu sezon başında. Onun için ödenen miktar ise Beş milyon Avro... 

Eden Hazard


Dembele


2010 Dünya Kupası eleme maçlarında Türk milli takımı karşısına çıkan Belçika milli takımının onbirinin yaş ortalaması 23.7'ydi, yine Salı gecesi oynayacakları Türkiye maçında da benzer bir ortalamayı yakalayacaklardır.

Özet geçip Belçika'nın gençlerini ve geleceğin başarılı bir Belçika'nın temellerini atan bu gençleri bir paragrafa sığdıralım; Vincent Kompany, Thomas Vermaelen, Steven Defour, Marouane Fellaini, Axel Witsel, Eden Hazard, Rumelu Lukaku, Moussa Dembélé. 

16'lık (!) Lukaku


Belçika yıllar sonra komşusu Hollanda'yı geçebilir...


Goal.com / Oğuz Öztürk

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan