Serie A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serie A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Juventus üstündeki takımların canını yakmış. Peki ya altındakiler?


Bu sezon şampiyonluğa Milan'ın koştuğu Serie A'da ark planda kalan Juventus, geçmişi ile İtalya'nın en büyük kulüplerinden bir tanesi. Daha önce yaşadığı skandallar nedeni ile iyi günler geçiremeyen Juventus, bu sezon Serie A'nın üst sıralardaki kralı olmayı başarmış durumda.

Bu sezon Roma, Milan, Udinese, Inter, Napoli ve Lazio'nun içinde bulunduğu Serie A'nın şuanki ilk 6 sırada bulunan takımlarına karşı büyük bir başarı gösteren Juventus, bu ekiplere karşı oynadığı mücadelelerde sadece 3 kez yenildi. Genel puan durumunda ilk beşte yer alamayan Torino ekibi, ligin sadece saydığımız bu ekiplernden oluştuğunu düşündüğümüzde liderliği bir anda ele geçiriyor. Bu durumda da Juventus'un örneğin Bari gibi küçük ve güçsüz ekiplere karşı kaybettiği puanların başarısızlığın temel faktörü olduğunu da görmüş oluyoruz.

Serie A'da ilk altı sırada yer alan ekiplere karşı daha büyük bir motivasyon ile sahada yer alan Juventus, bu maçlarda gerekli puanları toplamayı başarırken, son 13 sıradaki ekiplere oldukça kolay puanlar kaybederek üst sıralardaki hedeflerinden de kopmuş oldu.

Genel puanlamada 7. sırada bulunan Juventus, bahsedilen ilk altı sıradaki rakiplerine karşı göstermiş olduğu bu motivasyon ve başarıyı eğer alt sıralardaki ekiplere karşı da gösterebilmiş olsaydı, daha üst sıralarda, hatta şampiyonluğa dahi oynayabilmesi mümkün olabilirdi. (Juventus sadece ilk 7 takımın yer aldığı puan tablosunda ilk sırada yer alıyor.)

Üst sıralardaki 6 takımdan Eylül ayında ilk olarak Udinese ile karşılaşan Juventus, rakibini deplasmanda 4-0 yenmişti. Ardından Inter ile deplasmanda 0-0 berabere kalarak yenilmeyen Juve, diğer Milano ekibi Milan'ı yine deplasmanda 2-1 yenmeyi başarmıştı.

Kasım'da Roma ile evinde 1-1 berabere kalan Juventus, 2010'un son günlerinde Lazio'yu deplasmanda yenmiş ve iki Roma ekibine de yine kaybetmemişti. Ardından Roma, Napoli ve Udinese'ye üst üste maçlar kaybeden Juventus, Inter'i bu kez yine kendi evinde mağlup etmeyi başarmıştı.

Goal.com

22 Nisan 2010 Perşembe

Juventus || 96-97


Juventus 1996-1997 

 
Reklamsız efsane Juventus formasıyla beraber yine o formanın içinde Torricelli, Ferrara, Porrini, Boksic, Peruzzi, Montero, Zidane, Del Piero, Deschamps, Di Livio, Jugovic. Teknik Direktör ise M. Lippi... Bana göre Juventus tarihinin en 'sağlam' kadrosu...

O sezonun Serie A şampiyonu bu kadro yine o yıl Şampiyonlar Ligi'nde finalde aynı sezonun benim açımdan başka bir efsanesi B. Dortmund'a kaybetmişti...

Juventus'un o sezon Serie A şampiyonluğu için çekişmede olduğu takım Parma'ydı... Esasında bu şampiyonluk yarışını belirleyen iki takımın arasında oynadıkları maçlar değil, diğer maçlar belirlemişti. Kendi evinde efsane Juventus kadrosunu 1-0 yenen Parma, D. Alpi 'de de 1-1' i almasına rağmen sezon sonunda Perugia ve Udinese yenilgileri ile 2 puan arkada kalıyordu... 

Sanıyorum bu kadroyu en iyi anlatan maç San Siro'da oynanan ve Juve'nin 6-1 aldığı maçtır...


O sezonun Serie A'sı için Juventus dışında söylenmesi gereken en önemli iki detayda Gol Krallığında ilk iki sırayı paylaşan ismin daha sonra Juventus ve Roma efsaneleri olduğu... Bu iki isim Atalanta'lı F. İnzaghi ve Sampdoria'lı V. Montella'dan başkası değildi...

12 Nisan 2010 Pazartesi

Derby Della Lanterna


Genoa şehrindeki deniz fenerinin (Lantern) isim verdiği Sampdoria - Genoa maçı dün gece oynandı. 

Bu derbi İtalya'da Milan-İnter ya da Roma-Lazio gibi derbilerin çok gölgesinde kalsa da iki takımın taraftar porifili sayesinde oluşan görüntü ve sinerji bana göre bu derbiyi önemli kılan etkenlerden.

Maçtan önce zaten iki taımın taraftarlarının ortak stadyumları olan Stadio Luigi Ferraris'te oluşturdukları görüntüler yine çok güzeldi...

Bu mücadele de Genoa'ya sempati duyduğumu söylemek isterim. Fakat dün gece maçı kazanan taraf Sampdoria'ydı. İki takımın kullandıkları stadyum aynı olsa da ev sahibi olarak Sampdoria göründüğünden daha fazla taraftarı vardı ve bu durum Sampdoria için itekleyici bir etken oldu. Zaten kadrosunda Cassano diye bir adam var ve bu gibi maçlar için biçilmiş kaftan... Zaten La Gazetta D. Sport tarafından maçın adamı seçilmiş ve hırsından dolayı 8.5 puan verildiği yazılmış...

Sampdoria adına gecenin en iyi, belki de maçın en iyi ismi kesinlikle Palombo'ydu...'Gattuso ekolü' nden olan bu arkadaş maç boyunca ısırmadık rakip oyuncu, sahada da basmadık yer bırakmamış adeta. Taraftarında Cassano ile birlikte en sevdiği adam olan Palombo zaten 2002'den beri bu takım için herşeyini veren bir oyuncu... Yine Sampdoria için maç boyunca defansta harika bir uyum gösteren Gastadello ve Lucchini ikilisini de unutmamak gerek... Özellikle Gastadello'nun Sampdoria'nın atak başlangıçlarında her daim rol aldığını söylemek mümkün. Uyarsa artık onun için sergilediği performansa 'Popescu tipi' diyelim...

Genoa'da en çok beğendiğim oyunculardan bir tanesi G. Rossi. Fakat onun yaratıcılığını ve Serie A'da genel olarak gösterdiği dinamik performansı dün gece kesen adam yukarı da da yazdığım Palombo'ydu... Yine Genoa kanadının bir diğer ismi Mesto maç boyunca yaptığı hızlı koşularla Sampdoria kalesinde tehlike yaratmak için çabalasa da ileride Genoa'ya geldiği günden bu yana bir türlü isteneni veremeyen Rodrigo Palacio bitirici özelliklerini kullanamadı... Burada sanıyorum Parma'nın yolunu tutan Crespo çok fazla arandı... Yine forvet hattının Palacio ile beraber diğer oyuncusu Palladino çok kötü oynadı. Orta alandan ve kanattan gelen atak organizasyonları sonucunda biraz daha şanslı ve kabiliyetli bir Genoa forveti olsa maçın kazananı muhtemelen Genoa olacaktı.

Sampdoria'nın aldığı bu galibiyet artık sezon başında iki takımın içinde bulundukları rollerinde değişmesini sağladı. Artık Şampiyonlar Ligi umutları olan taraf Genoa değil, Sampdoria...





Son olarak Maçın Özeti;


31 Mart 2010 Çarşamba

Ramos ve Milan?


Sevgili Sergio Ramos Milano'ya gitmiş apar topar Pazartesi günü... Gitmiş, yemek yemiş gelmiş. 

Bizim AS'ta tutturmuş Sergio Ramos Milan'la görüşüyor diye... 

Osteria del Pallone'de Oddo ve Abbiati ile buluşmuş. Bunların dışında Milan kulübünün önde gelen yetkilileri de onlarla beraberlermiş.

Şimdi, böyle bir olasılık var mı, yoksa sıradan bir yemek mi bilemiyorum. Şimdi tek söyleyebileceğim sevgili Berlusconi eğer Sergio Ramos'u gerçekten istiyorsa birinin onu rüyasından uyandırması gerektiği...

Sergio Ramos'un Real Madrid ile Haziran 2013'e kadar devam eden bir kontratı var... Şimdilerde konuşulan ise bu kontratın Perez'i kesmediği ve 2017'ye kadar uzatmak istediği... Böyle bir durum karşısında Milan'ın Ramos hayali zaten suya düşüyor. 

Ama onlara da hak vermek gerek artık.

Maldini emekli oldu, Nesta, Kaladze ve Favalli gibi isimler bıraktı bırakacak... T. Silva tek başına takılıyor. İtalyanların iş gücünü daha iyi yapmak için Sergio Ramos'u istedikleri söylenebilir. 

Zaten 'bizim' AS gazetesi kendini boşu boşuna işkillendirmiş olaiblir. Yani zaten biliyoruz kısa zaman önce de Ramos-Milan haberleri çıkmıştı ama belki de Ramos sıradan bir gezinti için de Milano'ya gitmiş olabilir...

Hazır ufak dedikodulardan bahsetmişken Raul ve Liverpool adları da yazılmaya başlandı. Tam haberleri bilmiyorum ancak Raul'un Benitez'in yanında ona 'yardımcı' olması için ileride oturabileceği söyleniyor... Raul Real Madrid camiasının futbolu bıraktıktan sonra aktif olarak çok şey beklediği bir isim... Bu durumda bu söylentinin de gerçekleşmesi zor görünüyor.

2 Mart 2010 Salı

İtalya'nın şimdilerde gözdesi belli; Salvatore Sirigu


Gianluigi Buffon'a ciddi ve genç bir rakip var İtalya milli takımı için artık... Elbette (eğer sakatlığı düzelirse) Buffon'un birinci kalecilikteki yeri 2010 Dünya Kupası için garanti fakat Palermo'lu Salvatore Sirigu Buffon'un örnek aldığı Dino Zoff gibi 40 yaşına kadar İtalya milli takımının kalesini korumasına engel teşkil edecek gibi. 

***

Sirigu ve Buffon arasındaki fiziksel benzerliklerde ilgi çekici. Sirigu 192, Buffon 191 cm... Buffon'un yeteneklerini şimdi yazmak ve tartışmak yakışık almaz. Ancak Sirigu'nun keskin refleksleri, hırsı, kale hakimiyeti de es geçilecek cinsten değil... Bu yönüyle genç bir Buffon'u andıran Salvatore için 'yeni Buffon Sirigu' adlı bir Facebook grubu dahi kurulmuş ve üyeleri binleri geçmiş...

***

Salvatore Sirigu'nun 2009'un başlarından bu yana Palermo ve kendi adına hızla yükselen performansı takdire şayan. Palermo Rubinho'yu Genoa'dan aldıktan sonra kendi alt yapısından yetiştirdiği ve Ancona'ya kiralık olarak verdiği Sirigu'yu büyük ihtimal hesaba katmamıştı. Palermo'ya dönen Sirigu'nun sergilediği bu performans Brezilyalı kaleci Rubinho'yu önce yedekliğe itti, daha sonra ara transfer döneminde Livorno'ya kiralanmasına neden oldu. Böylece Salvatore çok hızlı bir hamleyle bir anda kaleyi kapmış oldu...

***

Hatırlatılması gereken bir detayda 3 Martta İtalya'nın Kamerun ile oynayacağı hazırlık maçına Buffon'un çağrılmadığı ve Sirigu'nun ilk kez Lippi'nin listesinde yer aldığı. Tabii Buffon'un dizindeki problemin bu durumun ana kaynağı. Son Palermo maçında kaleyi koruyan da bu nedenle Buffon değil, Manninger'di... Sirigu Kamerun maçında oynarsa A milli takım kariyerinin yanında bulunan kocaman N/A'yı silecek... Sirigu verdiği demeçte milli takım aday kadrosunun açıklandığı sırada tüm iletişim aletlerini kapattığını, kendini otel odasına kilitlediğini ve heyecanla beklediğini söylemiş... Bu, milli takıma ilk kez çağrılma ihtimali olan genç bir kalecinin normal karşılanması gereken bir heyecanı...

***

Sanıyorum 23 yaşındaki Sirigu'nun bu sezon performansının zirvesini yaşadığı maç bu hafta oynanan ve Palermo'nun 'Fiat işçileri' için kazandığı Juventus maçı... Sirigu'nun bu maçta sergilediği fiziksel performans şöyle dursun, ruhsal olarakta çok arzulu bir oyundu... Bunun yanında Miccoli'nin ve komple tüm pembe formalı futbolcuların büründüğü hırs Juventus karşısında 2-0'lık bir galibiyetin gelmesine, Juve'nin ligte bir anda altıncılığa düşmesine ve Palermo için belki de büyük bir hayal olan Şampiyonlar Ligi kapısının açılmasına neden oldu...

***

De Sanctis Kamerun karşısında büyük ihtimal yedek başlayacak. Cagliari'nin kalesini koruyan Federico Marchetti'ninde Lippi tarafından maçta birinci kaleci olarak kullanılmayacağını düşünürsek Sirigu için ilk onbir kapıları ardına kadar açılıyor. Bu arada son olarak 23 yaşındaki Bari'li kaleci Leonardo Bonucci'de performansı ile son zamanlarda Lippi'nin dikkatini zamanla çekebilir. Bu yüzden Sirigu çok rahat olmayacaktır...

***

Bakalım İtalya'nın yeni gözdesi Sirigu Kamerun maçında oynadığı taktirde Serie A'daki üstün performansını gösterebilecek mi?

Fotoğraf: İtaly U-21 goalkeeper Salvatore Sirigu @ Flickr.

***

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mancini kötü çocuğu mu alacak?

Man City'de Robinho memleketine dönme hazırlıklarında bildiğiniz gibi. Başından belli olan bir gelişme denebilir bunun için. Robinho Santos'tayken 'artık hayallerimi gerçekleştirmem gerek, beni bırakın yoksa antremanlara çıkmam' demiş ve Madrid'e ilk uçakla gelmişti. Bir iyi bir kötü geçen günlerin ardından bu kez de El Fahim'in paralarının kokusunu alıp, yine Santos'ta olduğu gibi Real Madrid'de de mutsuzum demiş ve kendi hayalinden çok El Fahim'in hayalinin gerçekleşmesi için Man City'nin yolunu tutmuştu. Şimdi yine buna benzer bir senaryo... Robinho'nun gitmek istemesinin nedenlerinden biri şehirde mutlu olamaması, diğeri de hem Mancini'nin gözüne, hem de takıma girmekte zorlanması. Yani en azından Robinho'nun açıklamaları bunu gösteriyor. Santos ve Sao Paolo pusmuş bekliyor Robinho için.




Mancini Robinho'nun gitmesine izni çoktan verdi. Hatta doğacak boşluğu kötü İtalyan çocuğu Cassano ile doldurmayı planladığı söyleniyor. İtalya milli takımından kovulan ve birçok kötü olaya karışan Cassano, Sampdoria teknik direktörü Del Neri ile de geçtiğimiz hafta sonunda ufak bir anlaşmazlık yaşayarak bu konu da ne kadar istikrarlı olduğunu da göstermiş oldu cümle aleme. Real Madrid ile kötü geçen günlerinin ardından Sampdoria ile yeniden doğmaya gayret eden Cassano için belki de Man City ve vatandaşı Mancini ile çalışmak ona kendini daha iyi kanıtlaması için bir fırsat olabilir. Eğer Cassano gerçekten İngiltere'de bir kariyer planlamayı düşünüyorsa yine Man City ve El Fahim'in transfer etmek için kafasında bulunan Juve'li Amauri, Fiorentina'lı Mutu ve Milan'ın kıdemli başçavuşu İnzaghi'yide unutmaması gerek...

24 Ocak 2010 Pazar

Derby della Madonnia (24.01.2010)


Büyük maça saatler kala bu rekabet ile ilgili bir şey yazmadan duramadım. Tek bir şehrin içinde yüz yılı aşkın bir süredir rekabetin tarafları olan İnter ve Milan, yine her zamanki gibi bu gece bu rekabeti bizlere izletecekler...

***

Her derbide olduğu gibi Milano derbisininde bir hikayesi var tabi. 1899'un aralık ayında Milano'da ünlü bir otelde iki İngiliz; A. Edwards ve H. Kilpin ada da çok meşhur olan futbol ve kriketi bir araya getirecek olan bir kulüp kurmak için karar alırlar, sonra kurucuların ingiliz olmalarına rağmen tüm oyuncuların italyan olmaları yönetim içindeki bazı kişileri rahatsız eder ve onlarda kulüpten koparak 'uluslararası Milan' yani 'İnternazionale Milano' yu kurarlar. Böylece ismini Milano'nun en büyük katedrali olan Duomo'nun içinde bulunan Meryem anadan alan 'Derby della Madonnia' rekabeti başlar ve devam eder...

***

Bu gece olacakları her derbide olduğu gibi yine kestirmek çok güç. Uzun uzun analiz zaten yapamıyorum. Bu maçtan herkes gibi bende keyif almak için çabalayacağım. 

***

İtalya futbolunun abileri dünya ve İtalyan futboluna bıraktıklarıyla, anılarıyla ve yaşattıkları ile sonsuz olacak... Umuyorum ki bu gece oynanacak maçta bu asırlık rekabetin unutulmazları arasına girmeyi başarır...

17 Kasım 2009 Salı

Genoa 1924


Serie A'da son şampiyonluğunu yaşayan Genoa kadrosu. En sağda 1913-1933 yılları arasında tam 350 maçta Genoa kalesini koruyan Giovanni De Prà, Elinde topu tutan ve 1919-1932 yılları arasında 301 maçta oynayıp 16 gol atan defans Ottavio Barbieri, sağ altta 1921-1931 arası orta sahada oynayan Luigi Burlando, soldan ikinci sırada sağ kanat Renzo De Vecchi... Genoalıların 9. şampiyonluğunu alan kutsal kadrosu. Şimdi Genoa 'tek' yıldızı alacak 10. şampiyon kadroyu bekliyor... 

12 Kasım 2009 Perşembe

Genoa ve Real Madrid

Başlıkta yanyana yazılan bu iki takımın alakaları sadece benim desteklediğim takımlar olmaları... Peki neden Genoa ve Real madrid?

Aslında İngiltere'yi yurtdışında temsil edecek bir kriket kulübü olarak 7 eylül 1893'te kurulan Genoa'yı destekliyorum çünkü; Köklü bir takım herşeyden önce. İtalya'nın en eski ikinci takımı. (1. Torino). Bunun yanında Juventus, Milan ve İnter'in yıllardır hegomonyasında olan Serie A'da bu üç takımdan sonra en çok şampiyonluk (9) alan takımdır Genoa... (1898, 1899, 1900, 1902, 1903, 1904, 1914–15, 1922–23, 1923–24). Evet son şampiyonluk 1924 senesi... Çok eski... Fakat benim Genoa'yı desteklememdeki en büyük neden bu 9 şampiyonluk. İtalya'da 10 şampiyonluğa 1 yıldız verildiğini biliyorsunuz. İşte Genoa bu tek yıldızı takana kadar Serie A'da benim takımım... Unutmadan, Genoa Anfield'da Liverpool'u yenen ilk İtalyan takımıdır ayrıca.

Genoa taraftarı ve maçların oynandığı Stadio Luigi Ferraris'in büyüsü Genoa'ya sempati duymamın nedenlerinden ikisi... Genoa taraftarı ve özellikle taraftar grubu Gradinata Nord takımlarını o kadar çok sevmişler ki, Genoa'da ödül olarak 12 numarayı taraftarına ithaf etmiş ve yıllardır kimseciklere bu numarayı vermemiş. Tribünlerde takımları için yaptıkları ise aşikar... Son olarak şuan Genoa'nın kadrosunda bulunan Palacio, Palladino ve Sculli onları sevmemdeki ayrı bir etken...

Peki neden Real Madrid? Barca'lıları duyar gibiyim 'evet neden Real' diye... Öncelikle en büyük neden 'kültür'... Efendim nedenlerden ikincisi 9 adet Avrupa şampiyonluğu. Yani Şampiyonlar Ligi. Üstelik 5 tanesi üst üste gelmiş bu şampiyonlukların. Bu şampiyonluklar alınırken takımda olan Di Stefano, Puskas ve diğerlerini de unutmamak gerek. La Liga? Evet. Real Madrid zaten orada 31 şampiyonluk ile bunu en fazla yapan takım. Santiago Barnebeu... Birgün burada maç izlemek benim isteklerimden biri. Tam bir mabed ve teknoloji harikası. Ve tabi ki Raul... Tekrar tekrar yazmayacağım kendisi. Defalarca yazdım çünkü. Şuradan Raul'un en güzel 7 golü, Ve Buradan Raul'a ithafen yazdığım bir yazı...

Forza Genoa!  Hala Madrid!

4 Eylül 2009 Cuma

Novantanove Numero (99 Numara)

Gündemin sıcak konusu hiç şüphesiz oynanacak olan Adana Demirspor-Livorno maçı. Bende bu maça kayıtsız kalmak istemedim. Fakat maçtan daha çok Livorno'nun bayrağı hakkında birşeyler karalamak istedim. Bashettiğim kişi tabii ki Lucarelli.
1975 yılında bir Liman İşçisinin oğlu olarak doğdu. Çocukluk yaşlarında yaşadığı kesimin zorluklarını görüp bunu tadınca daha sonradan 'ben doğuştan komünistim' demekten kendini alamamıştı. Siyasi düşüncelerinin merkezi olarak çocukluk yıllarında yaşadığı noksanlıkları gösterdi Lucarelli. Gençlik yıllarında siyasi görüşlerinin yanında içinde bambaşka bir aşk doğar Lucarelli'nin. Mahalle arkadaşları ile birlikte gittiği maçlarda tribünden Livorno'ya hayran olur. Fakat bu işe seyrici kalmak ona göre değildir. Daha çok gençken kendisini futbol sahalarında hayal etmeye başlamıştır bile. Hiç zaman kaybetmez, meşin yuvarlak ile birlikte hayallerinin peşinden koşmaya başlar. Bir yandan Livorno tribünlerinde tezahüratlarına devam ederken bir yandan da futbol oynamaya devam eder. Birkaç yıl altyapıların farklı yaş gruplarında oynadıktan sonra 17 yaşında profosyonel yaşamına başlar. Ardından ilk transferi olan Perugia, Serie B'ye yükselirken sadece 7 maça çıkar. İçindeki futbol oynama aşkı nedeni ile daha çok forma şansı bulmak için yine Serie B takımlarından Cosenza'ya geçer. Burada arzuladığı ortamı fazlasıyla bulur ve 32 maça çıkıp 15 gol atmayı başarır. Ertesi sezonu Padova'da geçirir ve orada da Cosenza'dakine benzer bir performans ile 34 maçta 18 gol atar. Bu iki sezonluk güzel Serie B performansı hemen Serie A takımlarının dikkatini çeker. Daha Serie B'de oynadığı yıllarda milli takımda oynamaya başlar. 1996 yılında oynadığı bir milli maçtan attığı golden sonra formasının altından 'Che' resmi çıkınca milli takım kariyeri de son bulur. Fakat daha sonra 'Benim milli takımım Livorno'dur' diyerek doğduğu şehre olan aşkını bir kez daha duyurur cümle aleme.
Serie A kariyeri ise Atalanta ile başlar. 26 maça çıkıp 5 gol atar. Avrupa'dan teklifler almaya başlar. Birçok teklifin içinden tercihini Valencia'dan yana kullanarak yarasa olur Lucarelli. Aradığı ortamı ve başarıyı burada bulamaz. Valencia'da sadece 1 gol atabilir. Artık tek istediği evine dönebilmek ve gollerine devam etmektir. 1999 yılında İtalya'dan Lecce, ona kapılarını açan kulüp olur. Burada 2 sezon kalır ve 59 maçta 27 gol atmayı başarır. 2001-2003 yılları arasında da Torino da oynar. Bu yıllarda aklında çocukluk aşkı olan Livorno vardır. Lecce ve Torino'da oynadığı yıllarda cezalı veya sakat olduğu dönemlerde Livorno tribünlerinde yerini alır. 2003-2004 sezonunda yeniden Torino ile kontrat yenilemek üzereyken büyük aşkı Livorno ona bir transfer teklifinde bulunur. Bu teklif Torino'nun ona önerdiğinden daha az bir tekliftir ancak Lucarelli hiç düşünmeden kabul eder. Bu davranışı Livorno taraftarları tarafından bir numaralı isim olarak görülmesini sağlar. Lucarelli Livorno'ya transferini şöyle anlatır: '' Bazı oyuncular kazandıkları paralar ile kendilerine Ferrari ya da yat alabilirler. Ben ise gidip kendime Livorno forması aldım hepsi bu''. Lucarelli artık takımı için tribünde değil, çocukluktan beri hayalini kurduğu gibi sahada mücadele edecektir. Forma numarası olarak tribün gruplarından 'Otonom' ların kuruluş yılı olan (99) numarayı tercih ederek tribünlere bağlılığını bir kez daha gösterir. Takımı arkadaşları ile beraber Serie A'ya taşırken 29 gol atar. Serie A'da ilk yılında gol kralı olur ve golcülüğünü yine kanıtlar. Livorno artık kaptanını bulmuştu ve tribünler onun adını ağızlarından düşürmüyorlardı. Kaptan Lucarelli o yıllar sadece oynadığı futbol ile alkış almaz. Okullardaki panellere katılıp Futboldaki ırkçılığı anlatır. Oynadığı gerilimli bir maçta sol yumruğu ile verdiği komünist selamı federasyondan ceza almasına neden olur. Hem de faşist selamı veren Di Canio'dan daha fazla. Acak bu durum onun siyasi görüşünü hiçbir zaman değiştirmez. Kariyerinde attığı gollerin yarısını Livorno'da atan Lucarelli, Kadife forma ile çıktığı her maçta taraftarın kızıl gücünü kalbinde hissedip oynadı. Kulübü ile özdeşleşti. Herkesin futbolu Livorno forması altında bırakacağını düşündüğü bir anda Lucescu'lu Shakhtar'da tarnsfer oldu. Taraftarlar öksüz kalsa da ona olan sevgilerini hiçbir zaman kaybetmediler ve kaptanlarının birgün döneceklerini biliyorlardı. Ukrayna'da sadece 12 maça çıkıp 4 gol attı ve İtalya'ya, Parma'ya döndü. Burada 43 maçta 16 gol attı ve 2009'da evine, yani Livorno'ya döndü. Belki şimdi ona sorsanız keşke hiç Ukrayna'ya gitmeseydim diyecektir. Fakat Livorno'nun bayrağı Lucarelli, sahada dalgalanmaya devam ediyor...

30 Ağustos 2009 Pazar

Serie A 9-10, Milan 0-4 İnter

29 Ağustos 2009, Seire A, Milan-İnter

Aslında Milan'ın İnter karşısında aldığı bu skor bir alarm niteliğinde. Daha önce sık sık artık Milan'ın baştan aşağıya yenilenmesinin vaktinin geldiği söylenen birşeydi. Fakat yapılan bir iki cılız transfer dışında hiçbir şey olmadı.  Taraftarda bu duruma Berlusconi'ye tepki göstererek karşılık vermişti. Gattuso'nun maçta gördüğü kırmızı kart, artık Milan'ın bu oyuncular ile geçmişte yaşadığı başarıları bir daha yaşanamayacağının anlaşılmasını sağlamış olabilir. Aslında bu felaketin geleceği Milan'ın hazırlık döneminde kendini hissettiriyordu ama Berlusconi bu durumu göremedi ve gerekli önemleri alamadı. Berlusconi, Leonardo ile yeni bir Guardiola yaratmak istedi ama Leonardo'nun, Guardiola gibi yıllarca İkinci takımda görev yapmadaığını unuttu. O yüzden Milan'ın aldığı bu farklı yenilgide en az suçlu olan Leonardo'dur. Milan'ın bana göre bir diğer sorunu da kale... Roma'yı aldılar fakat dün geceki maçta yoktu. Gerçi olsa da bir şey değişmeyecekti. Maçta kaleyi koruyan Storari ise evlere şenlik. Bugün bu Milan'ın kalesinde oynuyorsa bu işte bir yanlışlık vardır. Ronaldinho ise bitmiş durumda. Artık eskisi gibi olamayacağı kesin. Hep Milan'ı yazdık. Tabii sadece Milan kötü olduğu için çıkmadı bu sonuç. İnter yine geçen yılki gibi pozitif bir oyun oynuyor hatta daha düzenli, fakat sezon başı denilebileceğinden zamana ihtiyaçları var. Milan gelecek haftalarda kendine çeki düzen vermezse orta sıra takımlarından hiçbir farkı kalmayacaktır.

Milan: Storari, Thiaquinho, Nesta, Pirlo, Jankulovski, Zambrotta, Ronaldinho (63' Huntelaar), Flamini (46' Ambrosini), Gattuso, Borriello (46' Seedorf), Pato 

Inter: Cesar, Samuel, Lucio, Stankovic, Chivu, Maicon, Sneijder (73' Vieira), Motta (59' Muntari), Zanetti, Eto'o, Milito (78' Balotelli)

Milan [0 - 4] Inter
29' [0 - 1] Motta
36' [0 - 2] Milito (Penaltı)
45' [0 - 3] Maicon
67' [0 - 4] Stankovic


25 Ağustos 2009 Salı

Seria A'nın İngilizleri

İngiliz futbolcular pek görülmezler Serie A'da. Görünenleride pek birşey yapamamıştır. İş yapanlar ise nadirdir. Mesela Ray Wilkens ve Souness Serie A'da başarılı olmuş nadir İngilizlerdir. İngilizlerin başarısızlığının sembolü ise Sampdoria'dır. Peki geçmişte kimler oynaıştı Sampdoria'da? David Platt, Daniel Dichio, Trevor Francis, Des Walker, Lee Sharpe, Souness, Sampdoria'da, İnter'de Paul İnce, Lazio'da Gazza, Tony Dorigo ise Torino'da...Platt, Bari ve Juve'de de oynamıştı. Bu yüzden diğerlerinden ayrılıyor bir yerde. Aslında Platt sadece Sampdoria'da başarısız bir grafik çizmişti. Trevor Francis ise Forrest ile yaşadığı Avrupa şampiyonluğundan sonra geldiği İtalya'da 5 sezon kalmış ve Sampdoria ile sadece bir kupa kazanabilmişti. Des Walker'de Forres'ta oynadıktan sonra İtalya'ya gitmişti. Oda Francis gibi Forrest'ta harika bir dönem geçirmiş fakat İtalya'da tökezlemişti Sampdoria forması ile. Souness ise Sampdoria'da tutunabilmiş ve 56 maça çıkmıştı. İngilizlerin rakibi tökezletmekten çok kendi oyunlarını güzelleştirme çabasında olmalarından, İtalyanların ise rakibe top oynatmama felsefesine dayanan futbol tarzlarıydı belki de onları Serie A'da tutundurmayan. Ya da en çok İngiliz oynatan Sampdoria'da mı problem ?

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Marko Arnautovic

İbrahimovic'in gençliği oluyor kendisi bildiğiniz gibi. Boyu 1.89 ve buna rağmen İbra gibi onunda tekniği yüksek ve hava toplarında doğal olarak etkili. O da Boşnak asıllı. Hollanda'ya ilk sezonunda sessiz sedasız transfer olmuştu. Zaten pek ortalıklarda görünmemişti. Fac Team Für Wien adında bir Avusturya takımından çıkıp gelmişti. Top onun ayağına gerçekten çok yakışıyor ve hareketleri de bir hayli dikkat çekici. Twente'de geçen sezonki oyunu Hollanda basınından büyük bir övgü aldı. Avrupa'nında dikkatini çekti doğal olarak. Ve şimdi İnter... Benim asıl merak ettiğim konu onun İnter performansının nasıl olacağı. İbrahimovic'ten dolan boşluğu doldurması için çok genç ve tecrübesiz görünse de Mourinho'nun ilerleyen yıllarda vazgeçilmezi olabilecek yeteneğe ve potansiyele sahip. Bir de ben Arautovic isminin yaklaşık bir ay önce Fotomaç'ta Beşiktaş ile beraber yazıldığını hatırlıyorum. Hatta haberi gören arkadaşım, 'yahu bu kim, ne gerek var böyle saçma adamlara' demişti ve bende bir kaç dakika onun yeteneklerini arkadaşıma anlatmakla geçirmiştim. E tabii bu haber büyük ihtimal ile asparagas bir haberdi. Netice itibariyle İnter İbra'dan doğan boşluğu birkaç yıla kadar fazlasıyla dolduracaktır...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Zlatan-Eto'o takası üzerine...

En çok tartışılan konu aslında hangi takımın karlı çıktığı. İnter mi?, yoksa Barca'mı? Transfere önce ekonomik yönden bakalım. Barcelona İnter'e Eto'o'nun yanında Hleb ve 45 Milyon Euro verdi biliyorsunuz. Görünüşte çok iyi gibi görünüyor. Aslında Eto'o ve Hleb dışında verilen bu para, İnter için küçük bir meblağ sayılabilir. Bunu görmek için İnter kulübünün yıllık gelirlerine bakmak sanırım yeterli olacaktır. Birde şöyle bir soru soralım : İnter Eto'o'dan İbrahimovic'ten aldıklarını, Barcelona ise İbrahimovic'ten Eto'o'dan aldıklarını alabilecek mi? Bu soruya kesin cevap Barcelona'nın Eto'o'dan aldıklarının daha fazlasını Zlatan'dan alacağı yönünde olacaktır. Zira artık Zlatan'ın iki yanı Messi ve Henry ile çevrili olacak. Daha çok gol atmaması için bir neden yok yani. Eto'o'nun ise eski partnerleri yanında olmayacak şüphesiz. Benim anlayamadığım bir nokta ise bu kadar çok gol atmasına rağmen Pep ile Eto'o arasına ne gibi bir problem olduğu. Neyse, bunu şuan bilemeyiz ama özetle, bence bu transferden karlı çıkan kesinlikle Barcelona'dır...

12 Temmuz 2009 Pazar

Juve'nin Yeni Trasnferi

9 Haziran 2009 Salı

Kaka Madrid'de


''Milan'da benim üzerimde emeği geçen, genç-yaşlı herkese teşekkür etmeyi borç biliyorum...''
Ricardo Kaka

26 Mayıs 2009 Salı

Fabio


O, Dünyanın en iyi oyuncusu ödülüne layık görülen tek defans oyuncusu. Bu ödüle layık görülecek başka bir savunma oyuncusu çıkar mı bilinmez. 2006 Dünya Kupası'ndaki performansını kimse unutamıyor zaten ama bunun dışında da harika bir kariyere sahip. 1991-1993 yılları arasında oynadığı Napoli hariç diğer tüm sezonlar oynamış olduğu tüm takımlarda 25 maçın altına düşmemiştir kendisi. Oynadığı her takımda mutlaka güzel bir hikayesi vardır ama onun Parma forması ile gördüğü bir kırmızı kart belki de takımına UEFA Kupası'nı getirmişti. Yıllar önce Kadıköyde oynanan Fenerbahçe-Parma maçında gole giden Balic'i düşürerek kırmızı kart görmüştü. O anda maç 1-0 gidiyordu ve Fenerbahçe 2-0 öne geçseydi o anda Parma ikinci maçta turu geçemeyebilir ve UEFA Kupası'nıda alamayabilirdi. Bu an UEFA Kupası'na giden yolda bir kırılma anı oldu Parma için. Sonrasında ise İnter, Juve, Real ve şimdi tekrar Juve... Şimdi benim merak ettiğim Juventus'un geçmişte küme düşmesi ile takımdan apar topar ayrılan Cannavaro'nun Turin'de nasıl karşılanacağı. Taraftarlar ne kadar kötü düşünürlerse düşünsünler eğer Fabio 2006'daki performansını tekrar Juve'de gösterirse taraftarın yeni sevgilisi olacaktır. Son olarak Real Madrid günlerinden Fabi Cannavaro albümü ile bitirelim...


22 Mayıs 2009 Cuma

Paolo Maldini



Süper bir futbolcu, asırlık çınar, leziz aile babası, italyan erkeklerinin medar-ı iftiharı, yaşlanmayan adam Paolo Maldini, pazar günü Roma maçında San Siro'ya elveda edecek. Ne Güzel izliyorduk aslında seni Maldini. Şimdi ''3'' müzeye kaldırılacak ve San Siro'da o efsane numarayı Maldini yazarken tekrar görmek için bir 10 yıl daha beklemek zorunda kalacağız...

17 Mayıs 2009 Pazar

Parma olması gereken yerde


Serie A'da zaten isminin eksikliği hissedilen Parma, olması gereken yere geri döndü. Açıkçası Parma'yı Serie A'da izlemeyi özlemiştik. Geçmişte küme düştükleri maçta son dakikaya kadar takımı destekleyip gözyaşları içinde Serie A'ya veda eden Parma taraftarını da kutlamak gerek. Onlarda desteklerini bu sezon boyunca hiç çekmediler ve hep devam ettiler. Şimdi onları Serie A'da da izleyeceğiz. Onları geçen sezon küme düşüren beceriksiz yönetim anlayışı olsa da, ruhlarını hiçbir zaman kaybetmemişlerdi. Serie A'ya tekrar hoşgeldin Parma...

İnter ve Barca şampiyon



Her ikiside rakipleri Milan ve Real puan kaybedince Serie A'da ve La Liga'da şampiyonluklarını maç oynamadan ilan ettiler. Barcelona ve İnter'in şampiyon olacakları daha aylar önceden belliydi bana göre ama şimdi kesinleşmiş oldu. Tebrikler Barca ve İnter.

Barcelona'nın şampiyon olduğu yıllar:1929, 1937, 1944–45, 1947–48, 1948–49, 1951–52, 1952–53, 1958–59, 1959–60, 1973–74, 1984–85, 1990–91, 1991–92, 1992–93, 1993–94, 1997–98, 1998–99, 2004–05, 2005–06,2008-2009

İnter'in şampiyon olduğu sezonlar;1909–10; 1919–20; 1929–30; 1937–38; 1939–40; 1952–53; 1953–54; 1962–63; 1964–65; 1965–66; 1970–71; 1979–80; 1988–89; 2005-06; 2006-07; 2007-08; 2008-09
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan