Danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

"Biz kırmızıyız, biz beyazız, biz Danimarka dinamitiyiz!…"


Küçük, çoğu zaman soğuk, sarışını bol olan, kendinden kat kat büyük bir adaya sahip olan, ve insanları ülkeleriyle gurur duyan, çok güzel büyüyen ve saygı kazanan bir ülke Danimarka. Peki Danimarka bir futbol ulusu mu? Bunun cevabı herkese göre değişir sanıyorum. Bayan hentbolu ve badminton da birçok kişiye orada hitap ediyor. Fakat futbol kadar konuşulacak bir konu bulunamıyor. Futbol bu yüzden bir numara.

Tabi herşeyden önemlisi 1992 yılı Danimarka için. Bu şampiyonluğun gelmesinde herşeyden önce tutum ve hareketler, ya da oyuncuların kişilikleri ve ülkeleri için harika bir sempati görevi yapan taraftarlar çok etkiliydi. Yugoslavya’ya karşı uygulanan yaptırımlar vasıtası ile turnuvadan iki hafta önce Euro 92′ye dahil olmaları ve oyuncuları tatil yaptıkları yerlerden toplayıp turnuvada aldıkları şampiyonluk ulusun asla unutamayacağı bir olay. O turnuva öncesinde Danimarka’nın kaybedecek hiçbirşeyi yoktu fakat kazanacak çok şeyi vardı. Belki de başarının sırrı buydu. Ve bununla birlikte ağızlardan yükselen ve takıma büyük bir güven veren sloganı da unutmamak gerek: ‘Biz kırmızıyız, biz beyazız, biz Danimarka dinamitiyiz!’… Bu tezahürat onlara şampiyonluğu aldıkları maça kadar eşlik etti. Bu düşünce ve çalışma Danimarka takımını şampiyonluktan sonra inişli ve çıkışlı dönemlerde bir ‘marka’ haline getirdi.

En büyük rakipleri ve aynı zamanda en büyük dostları İsveç’e değinmeden Danimarka’dan bashetmek olmaz. Esasında tüm Danimarka ulusu rakibini eşit miktarda sever. Onlar için önemli olan sadece rakibin kaybetmesidir. Devletin tarihsel gelişmelerinden gelen özel bir rekabet ise İsveç ile olan. Deyim yerinde ise İsveç ve Danimarka ’soy düşmanları’. Almanya, İtalya ya da Fransa gibi ülkelere karşı kazanmak Danimarkalıları her daim sevindirir şüphe yok tabi ama İsveç karşısında kazanmanında iki kat daha fazla sevindireceği kesin. Bu her Danimarkalı için büyük bir olay. Ve sevinçle, şamatalı ve asla hiddetlenmeksizin kutlanabilecek bir bayram. Fakat bu karşı karşıya olmadıklarında birbirlerini desteklemeyecekleri anlamına gelmez. Ya da iki ülkenin ortak bir gayesi olduğunda. Euro 2004′te aynı grupta yer alan İsveç ve Danimarka son maçta ‘ilginç’ bir biçimde 2-2 berabere kalarak çeyrek finale el ele çıktılar. İşte Danimarka ve İsveç’i hem dost hem düşman yapan da bu. Son yıllarda Danimarka’da yükselen milliyetçiliğin en büyük sözü de bu dostluğu destekler nitelikte. ‘Eğer Danimarka kazanamıyorsa, o halde bunu başka bir İskandinav ülkesi yapmalı!’.

Danimarka; 1992... Tatilden Gelmişlerdi...


Ülkede iyi para kazanan profosyonellere karşı bir kızgınlık ya da bir kıskançlık mevcut değil. Her kim parasını zirvedeki bir futbolcu ve teknik direktör olarak kazanıyorsa onlar için bunu gerçekten hak etmişitir, halk bu fikirdedir. Alman stadyumlarında birkaç defa duyulan ‘pis milyonerler’ şeklindeki bir tezahüratı Danimarka futbolunda düşünmek çok zordur. Fakat normal günlük işlerde büyük bir servete varılırsa da onların gözünde hiç şüphesiz kapitalist olunur.

Seksenli yıllardaki ve doksanlı yılların başındaki Morten Olsen, Sören Lerby, Preben Elkjaer Larsen veya Laudrup kardeşler gibi birçok yıldızın oynadığı büyük Danimarka takımı bugünkü nesile büyük bir örnek teşkil ediyor. Bugün Fiorentina’da gol atan bir Danimarkalı (Jorgensen) ülkede adeta bir ‘biz’ duygusunun oluşmasına ön ayak oluyor. ‘Biz bir gol attık, biz bir maçı kazandık!’. Bu Danimarka için çok önemli.

Dünya Kupası’na 2010′da Güney Afrika’da düzenlenecek olan turnuva ile birlikte 4 kez katılan Danimarka’nın en büyük başarısı 1998 Fransa’daki çeyrek final. 1986 ve 2002′de gelen ’son 16′ ise Danimarkalıları pek tatmin etmiş değil. Şimdi tüm Danimarka ulusu 2010′da Morten Olsen ve ‘çocuklarının’ Hollanda, Japonya ve Kamerun’un bulunduğu grupta en iyisini yapıp, 1998′deki en iyi dereceden daha iyisini yapmasını bekliyor. Tabii tezahüratları da unutmuyorlar: ‘Biz kırmızıyız, biz beyazız, biz Danimarka dinamitiyiz!…’


Fotoğraflar: @Wikipedia (National Coat of arms of Denmark), Euro 92 Denmark @Flickr. 


-Tekrar Gösterim-

15 Haziran 2010 Salı

2010 Dünya Kupası'nda Hollanda için beklenen 'şanssızlığını' kırması ve futbol tarihlerinde bir ilki başarması...


Hollanda, Almanya'dan sonra güzel oyunu beklediğimiz ikinci ülkeydi şu ilk maçlar içerisinde. Almanya'nın bizleri doyuran tek takım olmasını Avustralya'nın kötü oyununa bağlamak ta pek tabii mümkün ancak bizlerinde Hollanda'nın Danimarka karşısında yetenekli ayaklarından beklediğimiz en azından Euro 2008'deki gibi bir başlangıcı tekrar yaşatmalarıydı. Hollanda milli takımı için Danimarka maçında gösterdiği performanstan sonra 'bu iş olmaz' demek için çok erken. En azından daha ilk maçtan sonra. Ancak beklentilerinde altında kaldıkları şimdilik bir gerçek...

Bu beklentilerin kaynağı hiç şüphe yok ki 1974'ten başlıyor 1988 ile zirveye çıkıyor ve 1998in, 2000'in, 2008'in Hollanda milli takımına ve oyununa kadar dayanıyor. Saydığım bu yılların ortak özelliği belli. Euro 88 dışında bu kadar güzel oyuna rağmen bir türlü sonuca ulaşamamaları. Fransa 98 ve kendi ülkelerinde düzenlenen 2000 Avrupa Şampiyonası büyük benzerlik gösteriyor aslında. 1974 Hollandasına en yakın oyunu sergiledikleri 1998 ve 2000 turnuvalarında yarı finallerde birinde Brezilya'ya diğerinde de İtalya'ya elenmeleri gönüllerin şampiyonu sıfatını tamamıyla yapıştırmıştı Hollanda'nın üstüne. Üstelik çok şanssız bir şekilde, penaltılarla... 2000 yılında İtalya karşısında inanılmaz bir baskı kuran Hollanda bir türlü galibiyete ulaşamamıştı. Doğal olarak bu bağlamda kendi kendini yok edebilen bir Hollanda takımından bahsetmek mümkün olabiliyor. Bu farklı ve şanssız geçmişin ardından 2010 Dünya Kupası'nda Hollanda için beklenen 'şanssızlığını' kırması ve futbol tarihlerinde bir ilki başarması. 

Dün Danimarka karşısındaki Hollanda milli takımına baktığımızda geçmişteki oyunu göremediğimiz, en azından beklentilerin bu olmadığını söylemeliyiz. Ancak Söylenmesi gereken bir durumda yıllar önce gönüllere yerleşen 'Total Futbol' un günümüz futbol anlayışında, bu kadro yapısı ile Hollanda milli takımı tarafından uygulanamayacağı. İnanılmaz bir değişim içine giren taktik anlayışlar birbirlerini söndürebiliyorlar. Alışılagelmiş hucüm futboluna yatkın oyuncu profillerini yıllar yılı kadrosunda bulunduran portakallar maalesef dün Danimarka karşısında Van Persie, Sneijder, Kuyt ve Van der Vaart'ı aynı anda ilk onbir de kullanmasına rağmen bir türlü beklenen oyunu sergileyemedi. Oyuna sonradan giren Hamburg'lu genç yıldız Elias maç boyu Hollanda milli takımına hareketlilik getirebilen tek isim oldu. 2-0'lık galibiyetinde maç boyu Danimarka adına en beğendiğim isim olan Simon Poulsen'in ters kafa vuruşunun ve defansın bir anlık dalgınlığının etkili olması Hollanda adına şans faktörleri olarak gösterilebilinir. Ya da başka bir deyişle 'kazanmayı bildiler' demek daha uygun olacaktır. 

" Sanırım yeni farkına vardık Elias'ın... "


Az biraz da Vikinglerden bahsedelim. Öncelikle savunmalarının Hollanda savunmasından daha iyi olduğunu söylemiş olursam yanlış bir cümle yazmış olmam herhalde. Esasında Hollanda'nın beklentilerin altında silik bir görüntü içerisinde olmasında bu savunmanında etkisi yok değildi... Ancak sadece savunma anlayışı ile bir takımı durdurmaya çalışırsanız ve ileride yaratıcılıktan uzak forvetlerinizle 'belki atarız bir tane' anlayışında olursanız gol yemenin önüne geçemiyor, maçı da öyle ya da böyle kaybediyorsunuz maalesef. Hollanda'nın defans hattı ne kadar güven vermiyorsa aynı şekilde Danimarka'nın da hücum hattı güven vermiyor. Yine Morten Olsen'e laf etmek haddimize değil tabii ama oyuna sonradan girmesine ve 90 dakika izleme şansına erişememe rağmen N. Beckmann'ın milli takım düzeyinde bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

" Tribünler sahadaki oyundan bağımsız her daim güzel... "


Talihsiz bir maçtı Hollanda - Danimarka maçı. Şimdi tek istediğimiz Hollanda'nın bir an önce beklentileri karşılayacak oyuna ulaşabilmesi. Bu arada günün tek maçı değildi pek tabii. Japonya-Kamerun maçını canlı skordan takip etmem, İtalya-Paraguay maçını da ikinci yarısında yakalayabilmem nedeniyle bahsetmesek daha doğru olacaktır. 

Taktiksel Bakış;

Hollanda 2-0 Danimarka

" Van Persie'yi en önde bırakan, sol içerden Van der Vaart ve sağdan Kuyt ile onu destekleyen deforme bir 4-3-3 ile oyuna başlayan Hollanda'yı Olsen 4-1-4-1 ile karşıladı. Özellikle maçın ilk yarısında Hollanda'nın düşük temposunu, defansı geride kurarak ve alan bırakmayarak karşılayan Danimarka'nın savunma anlamında ilk yarı planlarının tuttuğunu söyleyebiliriz. Öte yandan hücuma çıkarken, setler sırasında o kadar çok basit hata yaptılar ki, maç anlamsız bir orta saha mücadelesine dönüştü ilk 45in önemli bir bölümünde. Her şeye rağmen elle tutulur tüm atakların da onların ayağından geldiğini söylemek yanlış olmaz. Jorgensen ve Poulsen'in tuttuğu orta saha, sakatlık nedeniyle randımanı düşen Bendtner ile birleşince ileride top tutma işi Rommedahl'a kaldı. Birkaç kontrada etkili olsa da, maçın genelinde hücum anlamında hiçbir şey koyamadı ortaya Danimarka ki, hemen hiç organize olamayışları bunun altındaki temel neden. "

TRT - HD'den alınmış maç özetlerini indirmek isteyenler için;

Hollanda - Danimarka | Japonya - Kamerun | İtalya - Paraguay


Günün Bonusu. " Lugano heryerde Lugano, Koçum..."


Tavsiye;

"North Korea will win the World Cup"


23 Mart 2010 Salı

Matadorlar ve Vikingler...


Bu iki ülke milli takımlarının son yıllarda birbirleri ile yaptığı önemli maçlar gözüme çarptı. Şimdilerde kimsenin elini bükemediği ve öptüğü İspanya çok çektirmiş vikinglere... Danimarka en iyi zamanında bile diş geçirememiş İspanya'ya.

1984 Avrupa futbol Şampiyonası'nda Yugoslavya'ya 5 atan, Belçika'yı da 3-2 ile turnuva dışına iten Danimarka, yarı finalde İspanya'ya penaltılarla kaybederek elenmekten kurtulamamıştı. 2 yıl sonra 1986 Dünya Kupası'nda, grupta Uruguay ve Almanya gibi devleri averaj takımına çevirip 2. tura çıktıklarında karşılarında yine İspanya vardı. Queretaro'daki 2.tur maçı öncesi, Cezayir ve Kuzey İrlanda'yı zar zor geçebilmiş İspanyolların çok zorlanacağını düşünen otoriteler, Danimarka'nın maçı 5-1 kaybetmesiyle şaşkına dönmüşlerdi.

1994 Dünya Kupası elemelerinde İspanya'yla aynı grupta yer alan Danimarka, evindeki maçta rakibini 1-0 mağlup ederek uzun yıllar sonra rakibine karşı ilk galibiyetini alıyordu. Elemelerin son haftasında, finalleri garantilemiş İspanya'nın ardında 2. sırada bulunan vikingler, grubun son maçında İspanya karşısına çıkıyordu. Sevilla'daki maçta alacakları 1 puan bile onları finallere taşımaya yetecekti ancak maçı 1-0 kazanan İspanya, bir kez daha Danimarka'ya trajik bir mağlubiyet tattırıyor, grupta üçüncü sıraya düşen Danimarka, final vizesi alamıyordu.

1996 Avrupa futbol şampiyonası elemelerinde de aynı gruba düşen iki takım arasındaki maçlarda İspanya, rakibini sahasında 3-0 mağlup ederken, deplasmanda da 1-1 berabere kalıyordu. Danimarka, bir kez daha rakibini yenememiş ama grupta ikinci olarak Avrupa şampiyonası vizesini almayı başarmıştı. Euro 2008 elemelerinde de aynı gruba düşen iki eski dostun kapışmasından galip çıkan 2 maçta da rakibini yenen İspanya oluyordu. Danimarka ise İsveç ve İspanya'nın arkasında kalarak bu turnuvaya katılamamıştı.

Bakalım bu iki ülkenin sürekli biryerlerde kesişen yolları ne zaman tekrar kesişecek. Ya da şöyle diyelim; Danimarka İspanya'ya ne zaman diş geçirebilecek ?


Foto : Spain vs Denmark, USA 94 qualifying, @ Flickr



Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan