Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2014 Cuma

Zıpla, zıpla, zıpla...






6 Ocak 2014 Pazartesi

400!


9 Mart 2013 Cumartesi

El Pipita, CR7, Karim...





13 Temmuz 2012 Cuma

"Cristiano Ronaldo, topuyla uyurdu..."

Eskiden Ronaldo'nun evinin bulunduğu dar yolun sonunda şimdi çalılık bir arazi, bir futbol sahası ve bir bar bulunuyor. Ancak taraftarlar için buraya yollarının düşmesi anormal bir durum değil ve birkaç avro karşılığında bir tura çıkabiliyorlar - onun doğum yeri, büyüdüğü yer, okulu, ilk futbol oynadığı yer...

Madeira, Lizbon'un 860 kilometre açığında Atlantik'te bir takımada ve iki iskan edilmiş ada -Madeira ve Porto Santo- ve üç küçük, iskan edilmemiş adadan oluşuyor. Turistler tarafından "Atlantik'in bahçesi" olarak adlandırılan Madeira Adası, 57 kilometre uzunluğunda ve 22 kilometre genişliğinde bir volkanik kayanın üstüne oturmuş, 1862 metrelik Pico Ruivo Dağı'yla da dağlık sayılabilecek bir araziye sahip olan bir yer. Merkezi Funchal ise 110 bin nüfusa sahip.

5 Şubat Salı günü saat 10:20'de Cruz de Carvalho Hastanesi'nde Cristiano Ronaldo'nun doğduğu yer burası. Doğduğunda 52 cm boyunda ve yaklaşık 4 kg ağırlığındaydı. Maria Dolores dos Santos ve Jose Dinis Aveiro çiftinin dördüncü çocuğuydu; Hugo, Elma ve Katia'nın küçük kardeşiydi. Bu beklenmedik bir hamilelikti, Katia ile arasında sadece 18 ay vardı ve artık ortada ona ne isim konulacağı sorusu vardı.

"O dönem bir yetimhanede çalışan kız kardeşim, erkek olursa ismini Cristiano koyabileceğimizi söyledi." diyor Dolares. "Bunun iyi bir seçim olduğunu düşündüm. Ve kocam ve ben, Ronald Reagan'ın ardından Ronaldo isminden hoşlandık. Kız kardeşim Cristiano'yu seçti, biz de Ronaldo'yu."

Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, Santo Antonio Kilisesi'nde gereklerine uygun olarak vaftiz edildi - tesadüfen futbolla anılan bir günde. Boş zamanlarında Jose Dinis, Santo Antonio'da bir amatör futbol takımı olan CF Andorinha'ya malzemeci olarak yardım ediyordu. Takım kaptanı Fernao Barros Sousa'dan yeni bebeğine vaftiz babası olmasını istedi. Tören saat 6 sularında başladı ancak daha önce saat 4'te bir maç vardı - Andorinha ile Ribeiras Bravas karşılaşıyordu.

Din adamı Antonio Rodriguez Rebola gerginleşiyordu. Şimdiden diğer çocuğu vaftiz etmişti ve henüz ne baba ne de vaftiz babası ortalıkta yoktu. Dolores ve vaftiz anası olacak kişi kilisede din adamını sakinleştirmeye çalışıyordu. Sonunda Fernao ve Dinis geldi, bir buçuk saat gecikmeyle, ve tören başladı.

Önce aile albümündeki fotoğraflar bebek Cristiano'ya gösterildi, büyük gözler direk olarak kameraya bakıyordu, küçük mavi-beyaz kıyafet ve beyaz ayakkabılar içinde, iki bileğinde de altın künyeler ve boynunda haç vardı. Yaşı ilerledikçe fotoğraflar onun saçının biraz kıvırcıklaştığı belli oluyordu ve gülüşü önlerdeki dişlerini kaybedince biraz noksan kalıyordu.

Dinis bahçıvan, Dolores ise ahçı olarak çalışıyordu böylece kendi çocuklarının önüne de yemek koyabiliyordu. Binlerce Portekizli vatandaş gibi, Dolores Fransa'ya 20 yaşındayken göçmüştü ve üç ay evlerde temizlik yapmıştı. Kocası da ona katılacaktı ancak bunu başaramayınca, Dolores geri döndü. Zaten iki çocukları vardı.

Hayat Aveiro ailesi için kolay değildi - tüm sahili kaplayan lüks otel endüstrisinde çalışmayan herkes için zordu. 6 kişiden oluşan bir aile için küçük bir evdi ve bir fırtına çıktığında evin birçok yerinden su akıyordu. Dolores, şehir merkezinden tuğlalar ve harç alıp bu problemi kontrol altında tutmaya çalışıyordu.

Ancak bugün, Cristiano o günleri mutlu bir çocukluk olarak hatırlıyor. İki ya da üç yaşındayken, Lombinho Sokağı'nda oyun oynuyor, en iyi arkadaşını tanımaya başlıyordu: futbol.

"Bir Noel'de ona uzaktan kumandalı bir araba aldım, onu meşgul edeceğini düşünerek" diyor vaftiz babası Fernao Sousa, "ama o futbol oynamayı tercih etti. Topuyla birlikte uyurdu, asla yanından ayırmazdı. Her zaman koltuğunun altındaydı. Nereye giderse gitsin, yopu da onunla gidiyordu."

FotoğrafCristiano Ronaldo Archive  By: VI-Images  @Getty Images Sport


Yarın: "Yenilince sinirden ağlardı..."

Goal.com, Cristiano Ronaldo'nun Madeira'da fakir bir çocukluktan yükselerek Sporting Lisbon, Manchester United ve Real Madrid'de bir yıldız oluşunun anlatıldığı Luca Caioli'nin yeni kitabı 'Cristiano Ronaldo: The Obsession for Perfection'dan kesitleri sizlere sundu


11 Şubat 2011 Cuma

C. Ronaldo: "Messi de tıpkı Di Maria gibi Arjantinli bir arkadaşım..."

Cristiano Ronaldo, "El Larguero" isimli çocuklar için futbol eğitimi veren bir vakfın gerçekleştirdiği programın konuğu olmuştu. Keyifli bir söyleşi olmuş, çeviri trafiğinde nihayet paylaşabiliyorum. Buyrun.

S: Çocukken ne hayallerin vardı?

CR7: Oyun oynayan normal bir çocuktum. Sürekli futbol oynardım ve bu annem beni eve çağırdığında son bulurdu. Çok masum yıllardı. Futbolcu olmayı her daim hayal ediyordum ve bunu başardığım için çok mutluyum.

S: Başarının sırrını ne olarak görüyorsun?

CR7: Bu konu hakkında çok net konuşabilirim. Her zaman hedefleriniz doğrultusunda inanmalı ve hissetmelisiniz. Bunun yanında çok çalışmakta en önemli kural. Hepimizin hayatında bazı fırsatlar var ve bu uğurda inanmak va çalışmak zorundayız. 12 yaşında futbol uğruna ailemi terketmek zorunda kaldım. Günlerce ağladığım olmuştu ama şimdi geldiğim yerde bunlar güzel anılar olarak kaldı. O dönem o sıkıntıları yaşamasaydım bugün bu durumda olamazdım.

S: Messi Altın Top ödülünü kazandıktan sonra onunla konuştun mu?

CR7: Öncelikle Messi ile sanıldığı gibi kişisel bir savaş içinde olmadığımı belirtmek isterim. Messi'de tıpkı Di Maria gibi Arjantinli bir arkadaşım...

S: Senin için 'chulo' yani ukala deniyor. Bununla ilgili söylemek istediğin bir şey var mı?

CR7: Herkesin kendi görüşü var. Ama insanların ne düşündüğü açıkçası umurumda değil. İki yüzlü veya sahte biri değilim. Kibar olmaya çalışıyorum. Çok iyi bir insan olduğumu söyleyebilirim.

S: Baba olduktan sonra hayatında ne gibi değişiklikler oldu?

CR7: Bu çok farklı bir duygu. Hayatım boyunca başıma gelen en güzel şeylerden biriydi.

S: Bebek sana benziyor mu?

CR7: Zor soru. Annem ve arkadaşlarım hayır diyorlar ama ben her daim çocuğumda kendimden bir şeyler buluyorum.

S: Oğlunuzu zor bir hayat mı bekliyor sizce?

CR7: Onun çocukluğu benimkinden farklı olacak. O Real Madrid'de oynayan ünlü bir futbolcunun çocuğu olduğu için bazen zorlanacak. Fakat herşey hayatın bir parçası.

S: Kendini artık yorulmuş hissediyor musun?

CR7: Hayır, halen kendimi çok iyi hissediyorum. Gerçek şu iki kendimi bir ya da iki ay öncesine göre mükemmel hissediyorum.

S: Sadece futbol mu seyrediyorsun?

CR7: Ne varsa biraz izlemeye çalışıyorum. Ancak dışarı da daha çok vakit harcıyorum.

S: Mısır ve Tunus'ta önemli gelişmeler oluyor. Dünyada olup biteni takip ediyor musun?

CR7: Evet, yeterince takip ediyorum ve meraklıyım. Eve geldiğimde ilk yaptığım Portekiz basınını takip etmek ve Portekiz televizyonlarına bakmak oluyor.

Vakıfta eğitim gören çocuklardan gelen sorular:

S: Emekli olduktan sonra ne yapacaksın?

CR7: Bilmiyorum. Hala onu düşünüyorum. Ama sanırım karar vermek için biraz erken.

S: Futbolcu olmasan ne olurdun?

CR7: Futbol sebebiyle eğitim hayatım erken bitti. Kötü bir öğrenci değildim. Tam bir fikrim yok ama sanırım futbolcu olmasaydım öğretmen olmak için çabalardım. Doktor ya da avukatlık okuması zor olduğu için böyle bir tercihim olurdu.

S: Takımdaki en iyi arkadaşların kimler?

CR7: Bu iyi bir soru. Neredeyse herkes ile iyi geçiniyorum. Ama sanıyorum en iyi arkadaşlarım Pepe, Marcelo ve Kaka. Tek tek isim vermeye devam edersem tüm takımı sayarım. Fantastik bir ekibiz.

S: Abebayor için ne düşünüyorsun?

CR7: İyi biri. İngiltere günlerimden yakından tanıyorum. Eğlenceli bir adam ve bende iyi bir izlenim bırakmıştı.

S: Madrid şehri için ne söyleyebilirsin?

CR7: Burası mükemmel... Çok büyük ve rahat bir şehir. Futbolu bıraktıktan sonra ailemle burada yaşamaya devam etmeyi isterim.

S: Barcelona'ya 5-0 kaybedince neler hissettin?

CR7: Zor bir andı. İntikam alma gibi bir duygum yok. Ancak dediğim gibi kariyerimin en zor anlarından bir tanesiydi.

S: Uyumayı sever misin?

Ek: Herkes bir yerlerden denk geldi kesinlikle. The Guardian'dan Sid Lowe'da Xavi ile konuşmuş. Buradan bakabilirsiniz.



Xabi Alonso: "Kendimi Emektar Hissetmiyorum"

Sergio Ramos: "Tanımadığım insanlarla yemek dahi yiyorum..."

Mesut Özil: "Müslümanım, ancak arada bir şarap içmek sağlığa kesinlikle iyi gelir..."

El Pipita: "Jose'nin bazen konuşmadan dahi isteklerini anlıyorsunuz..."

Benzema: "Başkan Perez'in sevgisine gollerimle karşılık veriyorum!"

14 Aralık 2010 Salı

"Yeni Figo..."

Simao Sabrosa ve Ricardo Quaresma...

İki oyuncu da Sporting Lizbon okulunun birer şaheseri. Simao 1992-1997 yılları arasında Sporting altyapısında oynadıktan sonra A takıma çıktı ve sadece iki yıl 53 maçta forma giydi. Daha sonra Sporting'in başka bir altyapı ürünü olan Luis Figo Barcelona'dayken İspanya'ya gitti ve kendisi için 'Figo'nun veliahtı' dendi. Figo 2000 yılında Real Madrid'e transfer oldu ve Simao mevkisinde tek olmasına karşın 'abisinin' ardından sadece 1 yıl daha Camp Nou çimlerinde kaldı.

Ricardo Quaresma, Simao'dan bir sonraki nesil alt yapı ürünlerinden. 2001 yılında yükseldiği A takımda tıpkı Simao gibi sadece 2 yıl kaldı. Aynı dönemde Cristiano Ronaldo'da A takıma çıktı ve aslında Quaresma'yı izlemeye gelen Alez Ferguson Ronaldo'yu aldı götürdü... Quaresma ise Simao'dan sonra 'yeni bir Figo' damgası ile Barça yolunu tuttu. 2003-2004 sezonunda bir yıl Barcelona'da kalan Quaresma, daha sonra Porto'nun yolunu tuttu.

Şimdi bu iki adamın hikayesi Türkiye'de, Beşiktaş'ta kesişiyor. Bir zamanlar Figo'nun ardından bir türlü aynı etkiyi bulamayan Barça tarafından denenen ve yeterli bulunmayıp takımdan gönderilen bu iki isim, tek çatı altında yıllar sonra tekrar buluşarak biz futbol dilencilerine zevkli anlar yaşatmak için çabalayacaklar...

Son söz de Sportin CP altyapısına... Helal olsun yeniden... Böyle bir sıralama yaparak Avrupa ve Dünya futboluna katkı yapmak hiç kolay değil... Figo - Simao - Quaresma - Ronaldo - Nani - ?...

13 Aralık 2010 Pazartesi

105 km/h



Cristiano Ronaldo'nun frikiğine farklı bir bakış.

Real Zaragoza ağlarını da muazzam bir frikik golü ile süsleyen Cristiano Ronaldo, önceden yapılmış hız tablosunda kendine yer buldu. CR7'nin 'kariyerimin güzel bir anı' dediği bu vuruş, Usain Bolt ve bir taşıttan daha hızlı.

Portekizli biraz daha gayret ederse eğer, Çitanın 115 km/h'lik hızına yetişmiş olacak...

Fotoğraf: Marca

8 Mart 2010 Pazartesi

Ve Lider...


La Liga 'Dizisi' yeni bölümüyle ve ufak sürprizle karşımızdaydı...

Önceki Bölümü kısa bir özetini de geçmeyi ihmal etmeyelim;

Bölüm 24'te Malaga'lı Valdo Barcelona'nın canını dakika 80'de biraz sıkmış, fakat L. Messi takımını kurtararak skoru 2-1'e getirmişti... Real Madrid ise Tenerife'ye karşı yıllar öncesinin intikamını alır gibi oynamış, liderliği artık ne kadar istediğini göstermişti... 

Ve yeni bölüm...

Bu kez Barcelona Real Madrid'den daha önce sahadaydı. Almeria'nın Barca karşısında puan alabileceğini tahmin edenler pek azdı... Almeria galibiyete koşarken bir önceki hafta da olduğu gibi imdada yetişen yine Messi oldu, Barca deplasmanda kaybettiği 2 puan, ya da kazandığı 1 puan ile maçı bitirdi... Tam o anlarda Real Madrid - Sevilla karşılaşması başlayalı 5 dakika olmuştu...

Barnabeu'da Almeria-Barca maçının berabere bitmesinin ardından tribünlerde yükselen uğultu sevinç kaynaklıydı... Almeria'nın Real'e bu kıyağından sonra Sevilla eli boş dönmek zorundaydı... Fakat ilk anlarda bazı şeyler istendiği gibi gitmedi... Ben dahil herkes şaşkındı. Sevilla Real Madrid'in ilk dakikalarda yapmasını gerekeni yapıyordu... Bir türlü ayağında top tutamayan Real sonunda yenik duruma düşmüştü... Önce golü atan Negredo olarak göründü, sonra tekrar da işler farklıydı... Xabi Almeria'nın Barca'dan puan aldığının farkında değil miydi yoksa? Bu 'kendi kalesine gol' ile durum 0-1 olmuştu...

Golün şoku atlatıldı, Sevilla kalesine akınlar başladı...

İstenen gol ilk yarı boyunca bir türlü gelmedi. Bunda tek neden Palop'un kurtarışları oldu. Higuain bir hafta önceki hali gibi yokladı fakat istenilen gol gelmedi... İlk yarı bittiğinde bir şekilde Real Madrid'in maçı çevirip koparacağı düşünüldü...

İkinci yarı son 45 dakikalık bir şanstı... 

Bizi ilk selamlayan purosu ile keyifle maçı izleyen Maradona olmuştu... 'Dünyanın en rahat adamı!'... Higuain onu yine büyüleyecekti büyük ihtimal...

Dragutinovic dakika 52'de serbest vuruş ile arkadaşlarının gol atması için yolladı topu Real ceza alanına... Fakat dokunan olmadı. Önce Casillas seyreyledi topu, sonra kale araksındaki taraftar... Dragutinovic'te şaşkındı zaten golden sonra... Biraz bekledi 'acaba ofsayt mı?'... Süzüle süzüle ağlarla buluşan top ile durum 0-2 olmuştu... Yenilen 2 golünde hatalardan gelmedi ayrı bir sinir bozucu olaydı...

Birşeyler yapmanın vaktiydi, bu hafta 'gel lider ol' diyen Barcelona'nın ikramı geri çevrilmek üzereydi...

Real Madrid'in bu kadar atak yapmasına ve yoklamasına rağmen o ana kadar hata yapmayan Sevilla defansı Ronaldo'yu unutuvermişti... Cristiano'nun ceza sahasından yaptığı vuruşta top Palop'un üstüne gitse de o yatmayı tercih ederek topu ağlarda görmüştü. Ateşleyici an işte bu oldu... Ronaldo hemen topu aldı ve santraya dikti 'haydı 3 puan için gollere devam edelim!...'

Pellegrini 'sihirli topuk' Guti'yi ve Van der Vaart'ı oyuna alarak bu işi bitirmek için son hamlelerini yaptı... Özellikle Guti'nin oyuna girişi ileriye bir anda dinamizmi de beraberinde getirdi... Takımdan ayrılacağına dair söylemler çıkan Van der Vaart ise bu şansı iyi değerlendirmek için çok terlemek zorundaydı...

Ve Nihayet...

Tribünlerde bu kadar ataktan, bu kadar baskıdan sonra 'artık gol olsun Tanrım' diyen taraftarlara hediyeyi veren Ramos oldu... 2-2.

Barca'nın beraberliği Real'in iştahını kabartmıştı, üstüne gelen 2 Sevilla golü de Real'i tam anlamı ile bir canavara dönüştürmüştü....

Jimenez 2-2'den sonra kalan dakikalarda skoru koruma yoluna gitti, karşısındaki Pellegrini ise Raul'u oyuna alarak galibiyeti ne kadar istediğini gösterdi. Umutlar El Diablo'ya bağlanmıştı... Geçmişte 'kaptan' bu gemiyi çokça kurtarmıştı çünkü...

Real Madrid galibiyeti sakin bir şekilde istedi...

Sabırla, kısa kısa gelerek...

... Ve 3-2 için 90 'artıların' beklenmesi gerekti... Nihayet Real Madrid maçı çevirmişti. Golü atan adamın sırtında 'Van der Vaart' yazıyordu. Hani şu sezon başında 'kesin gönderilmesi gerekenler' listesinde başı çeken Van der Vaart...

La Liga dizisinde şampiyonluk hesaplarında 0-2'den 3-2'ye çevrilen bu Sevilla maçı çok önemli... Alınan şampiyonluklarda ince detayların önemini bilirsiniz. İşte bu maçta ince detaylardan bir tanesi...

Maçtan sonra ise '6' isme ayrı bir teşekkür gerek...

Higuain'e 'hırsı ve isteği' için,

Ronaldo'ya ve Ramos'a 'goller' için,

Guti'ye her zaman 'fark yarattığı' için,

Pellegrini'ye 'taktik zaferi' için,

Van der Vaart'a ise hem gol için, hem de onu istemeyenlere kocaman bir selam çaktığı için...

Yeni lider Real Madrid, gelecek bölüm ise Barca - Valencia, Valladolid - Real Madrid...

Real Madrid [3 - 2] Sevilla
10' [0 - 1] Alonso (Kendi kalesine)
52' [0 - 2] Dragutinovic
60' [1 - 2] Ronaldo
64' [2 - 2] Ramos
90+2' [3 - 2] Van der Vaart


Real Madrid 3-2 Sevilla


+

Geçen Hafta ; Tenerife 1 - 5 Real Madrid

28 Şubat 2010 Pazar

Real Madrid Gibi...



Sezon başında La Liga'da dağıtılan roller değişti artık...

***

Sezonun ilk yarısında herhangi bir ligde herhangi bir takım farklı bir galibiyet aldığında söylenen ilk cümlelerden biri 'Barcelona gibi oynadık' oluyordu. Fakat bu cümle pek kullanılmıyor bugünlerde. Şimdi onun yerine 2 haftada 11 gol atıp farklı galibiyetler alan Real Madrid kullanılıyor... 'Real Madrid gibi oynadık...'

***

30 Ocakta 19 yıllık Deportivo lanetinin 3 golle kırılmasının ardından o maçtan beridir süren Real Madrid resitali Espanyol, Xerez, Villarreal ve son olarak Tenerife ile (1-5) devam ediyor şimdilerde... Bahis şirketleri Real Madrid böyle giderse eğer '2 gol ve üstüne' oran dahi vermeyecekler...

***

Higuain'in 2 golünün ardından faulle gelen Tenerife golü Ronaldo'yu, Kaka'yı ve Raul'u biraz kızdırdı... En güzeli de Raul'un gol atması benim için. Rafael çıkarıyor, Raul en iyi yaptığı işi yapıyor ve 5. gol atıyor. Tenerife'nin  ilk golünün sahibi Ayoze'nin elleri başında... 'Aman Tanrım...' Taraftar ise 1992'yi özlüyor. 'Eski günler...' Geçen hafta MLS'ye gitme haberlerinden sonra Raul'un attığı bu gol benim için sevindirici oldu.

***

Real Madrid gerçekten 'oynama' aşkı  çok büyük olan ve gol attıkça 'doymayan' bir takım... (oldu). Son düdük geliyor, Real Madrid'li oyuncular hakeme bakıyorlar;  "Lütfen biraz daha...". Bizim bünyemizin ihtiyacı olan herşeyi 90 dakika boyunca bize veriyorlar... Tek görmek istediğimiz gol, işte karşımızda...

***

Ronaldo Dünya'daki en iştahlı adam... Tenerife maçında bunu artık çok açık görüyoruz. 'Dişinin kovuğu...' deyimindeki kovuk bir türlü dolmaz bilirsiniz. Ronaldo'nunkide bununla eş anlamlı. Higuain ise bizi uyarmıştı aslında. 'Benzema gibi yetenekli bir oyuncuyu takımımıza kattık. Çok çalışmam gerekecek!.' Çok çalışıyor Gonzalo... Bu yılın sinyalini geçen yıl vermişti, 2009-2010 sezonunun flaş transferlerinden biri de kesinlikle odur. '16 gol...'. 

***

La Liga'da dizi devam ediyor. Barcelona Real'in yaptıklarından heberdar. Haftaya rakip Sevilla... Kolay değil pek tabii. Barcelona ise kıyı şeridinden batıya doğru yürüyüp Almeria'ya gidecek... 

Tenerife 1-5 Real Madrid
Goller: Ayoze (46') (Tenerife), Higuain (29'), (42'), Kaka (48'), Ronaldo (80' pen) Raul (90') (Real Madrid)


Tenerife 1-5 Real Madrid


+

Geçtiğimiz hafta; Villarreal Tavşanı

18 yıl önce, Tenerife vs Real Madrid

ve

Raul'e ithafen 'tekrar'...

***

8 Aralık 2009 Salı

Hayat Harbiden Sana Güzel Be Ronaldo...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan