Türkcell Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkcell Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

Eskişehirspor'da Ne Var Ne Yok ?


Eskişehirspor artık yavaş yavaş Turkcell Super Lig'in kilit takımı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Önümüzdeki sezonlarda Bursaspor'un yakaladığı şampiyonluğu Eskişehirspor'dan beklemek artık çok lüks bir düşünce değil. Peki Eskişehirspor'da 2010-2011 sezonu öncesi Viyana kampınının tamamlandığı şu günlerde neler var neler yok?

Öncelikle Taraftarın beklentilerinden ve tepki çeken ufak bir durumdan bahsetmek gerek. Bu ufak ayrıntı Lig Tv'nin kampanyası. Bildiğiniz gibi Lig tv dokuz takımın maçlarını canlı olarak verecek ve bu takımların içinde Eskişehirspor'da mevcut. Benim de çevremden gördüğüm kadarıyla bu duruma ilgi büyük ve taraftarda tribünlerin bundan olumsuz etkilenmesinden korkuyor.

Taraftarın 'isimli' transfer beklentilerinin yüksek olduğu aşikar. Hatta Eskişehir'de çıkan şehir efsanelerinin dilden dile dolaşması sonucunda bu beklentiler büyük ölçüde artıp gidiyordu. Beşiktaş'tan Rodrigo Tello'nun takıma katılması ve ardından yine Zapo isminin yoğunluk kazanması ile birlikte taraftarın tatmin olduğunu söyleyebiliriz ancak bu durum Milan'la yapılan 'kardeş kulüp' anlaşması ile birlikte beklentilerin daha da büyük olmasının önüne geçmiyor. Milano kentinden en az bir transfer bekleyen taraftarlar renktaşları olan kulüpten değil ancak İnter'den Pele'nin alınması ile mutlu olmuş gözüküyorlar. Ancak unutulmaması gereken TSL'de üçüncü sezonunu geçiren Eskişehirspor'un yönetimin 'oldu' demesine rağmen halen bir kadro yapılanması içinde olduğu...

Şüphe yok ki Tello transferi kulübe ve futbolculara moral vermiş durumda. Eskişehirspor adına hem lider oyuncu, hemde duran topların ustası. En azından Eskişehirspor bu sezon Şilili oyuncunun gelmesi ile birlikte köşe atışları ve frikiklerde sıkıntı yaşamayacak. Pele ve Batuhan'ıda eklersek transferlerin olumlu olduğunu ve defans dışında diğer bölgelerde sıkıntıların olmadığını söyleyebiliriz. (Batuhan'ın tekrar Beşiktaş'a gideceği ciddi biçimde konuşuluyor). Rıza Çalımbay Ümit Karan'ın takımdan ayrılması ile birlikte forvete bir transfer daha yapabileceklerini açıklamıştı. Batuhan'ın söylentilerin aksine takımda kalması halinde onu zorlayacak bir forvet oyuncusunun alınması ve Jaycee ile beraber forvet hattının sorunsuz olacağı kanaatindeyim. 

Eskişehirspor'da az önce de söylediğim gibi en büyük sıkıntı defans bölgesinde. Şu anda görünen o ki yük Nadareviç ve Sezgin’de olacak. Geçen sezon daha lig bitmeden Rıza Çalımbay tarafından defterden silinen Vucko'nun dahi şu an için bir alternatif olmaması sebebiyle kadro da tutulması bu durumun en büyük örneği. Alınacak yeni defans oyuncuları ile beraber Vucko ile yollar kesin olarak ayrılacak. El Saka'nın yerinin de doldurulamaması düşündürücü. El Saka her ne kadar vasatın üstünde bir defans oyuncusu olsa da Eskişehirspor defansını toparlar nitelikte bir oyuncudu ve Rıza Çalımbay'ın da deyimi ile 'kötünün iyisi' idi. Önce Zapo, ardından Cezayir'de bakılan defans oyuncularının ardından bir ay geçmesine rağmen transfer gerçekleşmiş değil. Tello ve Pele'nin ardından aynı isimde ve kalitede bir defans oyuncusu lig başlamadan alınmalı. Bu uyum süreci de düşünülerek yapılmalı. Hatırlamak gerekirse zaten geçen sezonda yine aynı mevki de oynayan oyuncuların kritik maçlarda yaptığı hatalar nedeniyle büyük puan kayıpları yaşanmış ve ilk beş şansı bitmişti. Defans probleminin de çözülmesi ile beraber önümüzdeki sezon keyifli ve daha sonraki sezonlarda şampiyon olabilecek bir takımın temellerini atan bir Eskişehirspor izleyebiliriz...

28 Nisan 2010 Çarşamba

TSL'deki Oyuncular Nereden.. ?


Turkcell Süper Lig oyuncularının nerden geldiğini merak ettik.Uğraştık, çalıştık 306 Türk oyuncunun hangi kulüpten yetiştiğini bulduk.

Yaptığımız çalışmaya göre ligimizin ''Almancı'' istilasına uğradığını söyleyebiliriz. Almaya'dan yetişen 47 oyuncu ligimizi şenlendirmekte. Diğer Avrupa ülkelerinden ise, Belçika 4 oyuncuyla başı çekiyor. 3'er oyuncuyla İsveç ve Avusturya gelirken, İngiltere ve Hollanda kökenli oyuncular yalnızca 2'şer kişiler.

Türkiye'den en çok oyuncu yetiştiren takım Galatasaray oluyor ve 22 oyuncuyla altyapıya yatırım yapmanın önemini kanıtlıyorlar. Galatasaray'ı, 19 oyuncuyla Bursaspor ve 18 oyuncuyla Trabzonspor takip ediyor.

Gençlerbirliği 16, Ankaragücü 11 takımla Orta Anadolu'da başı çekiyorlar. Eskişehirspor, Sivasspor ve Kayserispor ise 6'şar oyuncuyla bu büyük coğrafyayı temsil ediyor. Kayseri Erciyesspor 3; Nevşehirspor, Hacettepe, ve Konyaspor 2'şer oyuncuyla Turkcell Süper Lig'e katkıda bulunan ekiplerden.

Kocaeli-Sakarya ve Adana-AdanaDemir rekabeti bu alanda da devam ediyor. Adana Demirspor 2, Adanaspor 1 oyuncu gönderirken, bu alanda kazanan Adana Demirspor oluyor. Kocaelispor ve Sakaryaspor rekabetinde ise eşitlik söz konusu. İki takımda 7 oyuncu göndererek iyi bir rakam yakalıyorlar.

İstanbul'da Galatasaray'ın(22) üstünlüğü gözlenirken, Beşiktaş 9 ve Fenerbahçe 7 oyuncuyla TSL'de kendilerine yer buluyorlar. Diğer İstanbullular'da ise Kartalspor ve İstanbulspor 4 oyuncuyla başı çekerken; Zeytinburnu, Güngören Eyüp, Pendik ve Beylerbeyi 1 oyuncuyla katılıyorlar.

İzmir'de ise rekabet daha sıkı. Altay 9 oyuncuyla İzmir'in lideri, Göztepe 3 oyuncuyla bu eksikliğini kapatmaya çalışıyor. Karşıyaka ise yalnızca 2 evladını TSL'ye veriyor.

Ege'nin diğer takımları ise azımsanamayacak sayıda oyuncuyu TSL'ye göndermeyi başarmışlar. Denizlispor 14 oyuncuyla ortalamanın bir hayli üzerinde. Aydınspor 2; Marmarisspor, Muğlaspor ve Uşakspor'un gönderdiği 1'er oyuncu ile ligimizdeler. Biraz daha güneye inersek, Hatayspor'un 3; Antalyaspor ve Mersin İdman Yurdu'nun 2 ; Kahramamnmaraşspor'un 1 oyuncu gönderebildiği gerçeğiyle karşılaşırız.

Karadeniz efsanesi Trabzonspor dışındaki takımlardan, Samsunspor 3, Çaykur Rizespor 1 oyuncuyla yer almayı başarmışlar.

Hava durumu sunar gibi devam ederken, Gaziantepspor 11 ve Diyarbakırspor 4 oyuncu göndererek bu bölgenin lideri olmayı başarmışlar. Batman Petrolspor'un 3 evladını verdiği TSL'de, Şanlıurfaspor, Malatyaspor ve Erzurumspor'un yetiştirdiği oyuncu sayısı yalnızca 1.

(Not: TSL'de mücadele eden 17 takımın kadrolarında yer alan yerli oyuncular dikkate alınmıştır.)

Fotoğraf @ Billsportmaps

1 Nisan 2010 Perşembe

Bursaspor'un Yedek Forvet Problemi ve Kevin Phillips


Bursaspor 27. hafta itibariyle ligde toplam 54 gol atmış. Söz konusu 54 golün 6'sının hükmen yendiği varsayılan Ankaraspor ve Diyarbakırspor maçlarından eklendiğini düşündüğümüzde dahi Yeşil-Beyazlıların ligin en çok gol atan takımı olduğunu görüyoruz. Salt bu rakamlar düşünüldüğünde, Bursaspor'un belki de Türkiye'deki en iyi hücum oyuncularına sahip olduğu veya takımın genelinin hücum futboluna yatkın isimlerden oluştuğu gibi yargılara rahatlıkla varılabilir. Hatta bu yargılar kısmen doğrudur da. Ancak kesin olan tek şey Bursaspor'un forvetlerinin(Sercan,Turgay ve Iglesias) "saha içinde" atılan 48 golden yalnızca 10'unda imzasının bulunduğu gerçeğidir. Tabii bu gol sayılarına "uzak forvetler" Ozan İpek(8) ve Volkan Şen(5)'inkileri de eklersek önümüze çıkan tablo o kadar da iç karartıcı sayılmayacaktır. Ancak, benim dikkat çekmek istediğim nokta, Bursaspor'un merkez forvetlerinin, takımlarına skor anlamında herhangi bir ligin birincisi konumundaki bir takımın merkez forvetlerinin takımlarına sağladığı katkıyı sağlayamamamış olmasıdır. Kanatimce, bu etken Bursaspor'un şampiyonluğunun belirleyicisi olacaktır. Yani, Bursa savunmasının geçtiğimiz hafta sonuna kadar skora sağladığı katkıyı(Ali 2 gol,Ivankov 2 gol,Ömer 4 gol,Zapo 3 gol) ligin son haftasına kadar sürdürebileceğinin garantisini verebilir miyiz?

Sözü getirmek istediğim yer, kendi blogumda da sıkça incelediğim, devre arasında yapılan transfer veya kiralamaların takıma sağladığı katkı meselesi. Galatasaray bu anlamda sınıfta kaldı, zira Atletico Madrid maçına forvetsiz çıkabilecek kadar aciz bir duruma düşmüştü. Aynı sorunu Ertuğrul Sağlam açısından da ele alabiliriz. Takıma devre arası Ankaragücü'nden Iglesias'ı getirdi, ancak Iglesias'ın kariyerinin hiç bir döneminde golle arasının iyi olmadığını biliyoruz. Sorun da burada ortaya çıkıyor zaten: Mevcut forvetleri yeterli sayıda gol atamamış bir takıma, Iglesias karakterinde bir futbolcunun nasıl bir katkı sağlayacağı ciddi bir soru işareti olarak durmaktadır. Iglesias'ın takıma "yedek forvet" kontenjanından dahil olduğu aşikar. Bu da Arjantinlinin asist yapabilme özelliklerinin ve hava hakimiyeti veya fiziki avantajı sayesinde topu rakip yarı sahada tutabilme yetisinin en azından şu an için Bursaspor'un ihtiyaç duyduğu şeyler olmadığını göstermektedir.Peki öyleyse bir "yedek forvet"in görevi nedir?

Yedek forvet ünvanını son iki senedir layıkıyla taşıyan isimlerin başında,geçtiğimiz hafta sonu da gördüğümüz üzere, Kevin Phillips geliyor. Britanyalı forvet 1973 doğumlu. Yani 37 yaşında. İlerleyen yaşına rağmen hala dünyanın en üst düzey liginde oynayabilmesinin altında yatan şey ise gücünü ekonomik kullanabilmesi ve sahaya çıktığı andan itibaren bir tek amacının olması: Gol atmak! Zira Phillips bu sezon attığı 4 golün tamamını oyuna sonradan girdiği 3 maçta kaydetti ve Birmingham sadece Phillips'in attığı gollerden tam 4 puan kazandı. Bir anlığına yalnız Iglesias'ın Bursaspor'a 4 puanlık bir katkıda bulunduğunu düşünün, Timsahlar belki de şimdiden şampiyonluklarını ilan etmiş olabilirlerdi. Ancak başından beri söylediğim gibi Arjantinli "yedek forvet" pozisyonunda ideal bir isim değildir dolayısıyla ondan böyle bir katkı beklemek en hafif haliyle acımasızlık olacaktır. Umarım, Bursa Ertuğrul Sağlam'ın Ocak ayı boyunca ceza sahasında tüm derdi topu kalenin içine yuvarlamak olan, tecrübeli bir santrafor transfer etmemesinin bedelini ağır ödemez ve tarihinde ilk kez görebildiği şampiyonluk rüyalarından erken uyanmak zorunda kalmaz.

28 Mart 2010 Pazar

Bizim Derbi...



Aslında bizim derbi ile diğer derbiler o kadar da aynı değil...

Maçtan önce rakip taraftarı görürsün iş yerinde, markette atışırsın iddialaşırsın. Dünyanın her yerinde de bu böyledir.

Tek bir farkla;

Dünyada insanlar takımlarını bizim kadar seçme hakkına sahip değiller. Boca-River derbisinde takımınızı sosyal statünüz belirler, Celtic-Rangers derbisinde ise dininiz. Bizde ise çekirdek aile içinde bile 3 farklı takımı tutana rastlamak çok olağandır. Bu da daha fazla atışma ve gerginlik doğurur, maçı aynı odada izlersiniz. Takımınız karşı rakiple sahada mücadele ederken sizde maçı beraber izlediğiniz arkadaşınız, kardeşinizle mücadele edersiniz. İstenmeyen bir sonuçta ertesi hafta işte, okulda başınıza neler geleceğinizi düşünürsünüz. Çünkü karşı ekipten farklı değilsinizdir. Eğlenmeye de aynı yere gidersiniz, ibadet etmeye de. Tek farkınız üstünüzdeki formanın rengidir.

Kimse itiraf etmek istemese de hem Galatasaraylıların hem de Fenerbahçelilerin kalbinde yatan tek gizli günahları "Ne Galatasaray olmadan Fenerbahçe olur, ne de Fenerbahçe olmadan Galatasaray olur" cumlesidir.

Şimdi, tadını çıkartın...

Galatasaray - Fenerbahçe

28 Mart 2010 Pazar, 19:00

1 Mart 2010 Pazartesi

Gaziantepspor 1-1 Eskişehirspor


Blogda maç yazılarından gerçekten çok uzağım. Yayınlanan maç yazıları da sevgili Can Mutlu'nun elinden çıkıyor zaten... Bende 'zincirlerimi kırıp' her hafta Eskişehirspor'un maçlarını yazmaya karar verdim. Bakalım nasıl olacak?...

Kamil Ocak'ın zemini maçtan önce Gaziantep'te yağan yağmur nedeni ile Ntvspor'da Arjantin lig özetlerini izlerken gördüğümüz zeminler gibi gerçekten çok ağırdı. Bu durum şüphesiz ki maçın gidişatını da önemli şekilde etkiledi. Sanıyorum maçtan önce stat çevresinde ufak tatsızlıklar da yaşanmış. Bazı Gaziantep'li taraftarların Ankaragücü ve Bursa atkıları takarak Eskişehir'den maçı izlemeye giden taraftarlar ile gerginlik yaşadığı söyleniyor...

Son 3 hafta da 7 puan toplayan Eskişehirspor ligdeki pozisyonunun ve rahat konumunun verdiği rahatlıkla sahaya çıktı. Fakat futbolcuların bir sonraki hafta oynanacak olan Galatasaray maçını düşündüklerini anlamak zor değildi. Gaziantepspor ise Eskişehir'den daha fazla puan kazanma ihtiyacı ile sahaya adım attı. Gaziantepspor için bid diğer motivasyon kaynağı ise Es Es'e evinde hiç kaybetmemesiydi...

Ortada başlayan maçta Youla'nın gidişinden sonra takıma monte edilen Okwunwanne'nin ilk dakikalarda kafa vuruşu direkten döndü, daha sonra dakika on üçte Es Es'i öne geçirdi. Deplasmanda atılan bu gol kadar sakatlıklardan sonra Eskşehirspor formasını ilk defa giyen Aydın Yılmaz'ın golden önce verdiği güzel pas ve oyun anlayışı gerçekten olumluydu... İlerleyen haftalarda mutlaka takımına ve arkadaşlarına daha ısınmış ve bunu da sahaya en iyi şekli ile yansıtan bir Aydın izleyeceğimizi belirteyim...

Defans hattında Luko Vucko gerçekten çok güvenilir bir görüntü içerisinde ve Kamil Ocakta'da bunu bize gösterdi. Orta alanda Bülent ve Doğa maç boyunca dinamik bir görüntü içerisindeydi fakat Gaziantepspor'un son saniyelerde gelen golünde Doğa Kaya'nın ufak bir hatasının olduğunu söyleyebiliriz. Şehirde maçtan sonra Doğa Kaya'ya ufak yüklenmeler olsa da deplasmanda alınan 1 puan yine çok önemli... Gaziantep'li forvet oyuncuları taraftarın protestoları ve yönetimi istifaya çağırmasının ardından hızlanarak maç boyunca bulamadığı birçok pozisyonu son dört dakika içinde buldu...

Eskişehirspor Gaziantep'te üç puana ulaşılabilse, ilk beş şansı daha da artabilirdi. Rıza Çalımbay ve ekibine Youla olayından sonra çok az bir kesimin güveni azalsa da çoğunluk büyük ölçüde güveniyor. Uzun vadede takımın başında olmasını gerektiğini savunanlardan biri de benim. Ancak Eskişehirspor taraftarının kızmakta haklı olduğu konulardan biri Rıza Hocanın Youla ile arasında yaşanan kişisel problemi az da olsa takıma yansıtması... İlerleyen günlerde zaten bu konuyla ilgili de bir yazı yazma niyetindeyim...


TSL 23. Hafta Özetler Gaziantepspor :1 -1: Eskişehirspor
. -

Stat: Kamil Ocak 

Hakemler: Tolga Özkalfa, Gökhan Memişoğlu, Serdar Diyadin 

Gaziantepspor: Mahmut, Murat Ceylan (Dk. 68 Ümit Tütünci), Zurita, Jorhingo, Deumi, Tomas (Dk. 80 İbrahim Ferdi), Serdar, Erman Özgür, Beto, Olcan, Ahmet Arı (Dk. 80 Mehmet Yozgatlı) 

Eskişehirspor: Ivesa, Koray, Luka Vucko, El Saka (Dk. 84 Murat Önür), Sezgin, Bülent, Doğa, Aydın Yılmaz (Dk. 73 Erkan Zengin), Sezer Öztürk (Dk. 65 Bülent Kocabey), Okwunwanne, Mehmet Yılmaz 

Goller: Dk. 13 Okwunwanne (Eskişehirspor), Dk. 90+4 Beto (Gaziantepspor) 

Sarı kartlar: Dk. 21 Luko Vucko, Dk. 63 Bülent Ertuğrul, Dk. 90 Erkan Zengin (Eskişehirspor), Dk. 45 Serdar (Gaziantepspor)

******



18 Aralık 2009 Cuma

Küfür...


...Etmeyin arkadaşım.! Küfür ettiğin takım, senin bir zamanlar taptığın eski oyuncunun, eski teknik direktörünün yönettiği takım. Küfür ettiğin Sercan Yıldırım gibi forvetin yok, zaten bu yüzden sövüyorsun değil mi? Zapo'ya küfür ediyorsun, çünkü bedavaya Bursa'ya verdiğin adam seni sahadan silip atıyor, bu gücüne gidiyor değil mi? Ali Tandoğan'ın annesine küfür ediyorsun çünkü adam sahada takımı için elinden geleni yaptı... Ha sövmekte haklısın eski takımına yapmaması lazım pardon(!)... 

***

Halbuki ne olur senin sahada yapamadığını yapan, galibiyeti hak eden Bursaspor'u tebrik etsen? Bursaspor'un bu gece yaptığı geri dönüşü ancak büyük takımlar yapabilir çünkü... Onu da geçtim, en azından küfür etmesen. Ama olmaz, hayal bu... Küfürsüz bir maç düşünemiyorum zaten...

not: Bugün bu küfürü eden herhangi başka bir takım da olsa aynı serzenişte bulunurdum...

4 Aralık 2009 Cuma

Elano vs Lincoln


''Futbolumda kesinlikle geliştirmem gereken noktalar olduğunu biliyorum. Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde beni üzen tek nokta futbolum. Biraz daha iyiye gitmem gerektiğini, biraz daha fazla goller atmam, takımıma biraz daha fazla yardım etmem gerektiğini en iyi ben biliyorum."

***

Bu sözler geçtiğimiz hafta GS TV'de 'Son Pas' adlı programa konuk olan Elano'ya ait. Kendini bilmek güzel şey... Peki nedir Elano'nun problemi? Herkesin dediği gibi son oynanan Panathinaikos maçında pas alamamak ve dışlanmak mı?

***

Elano'nun Galatasaray orta sahasında pres yaparak top çalamayacağı bilinen birşey. Aynı zamanda da hıza dayalı bir adam eksiltme durumu da yok Elano'da. Fakat oyunu okuma, oyunu okuduktan sonra en iyi şekilde milimetrik paslar atma gibi özellikleri de var. Aynı zamanda Galatasaray defans hattı çoğu maçta orta sahaya yakın oynuyor ve bu da oyunun dar bir alanda oynanmasına neden oluyor. Durum böyle olduğunda 'Adam eksiltme' gibi bir özelliği Elano'dan daha iyi olan Arda daha fazla iş yapıyor ve daha iyi oynuyor gibi görünüyor.

***

İşte Elano'nun Brezilya milli takımında sanki Galatasaray'da gösterdiği performanstan daha iyisini gösteriyor gibi durmasının nedeni yukarıdaki paragraf. Elano'nun top kazanan orta sahaya yakın, ve atağın başlangıcında oyunu yönlendirici olarak oynadığı Brezilya milli takımında daha iyi bir performans sergilemesi doğal. Dunga'ya göre Elano, ortasahada hücum ve defans arasında hücuma yakın duran, oyundan kopmadan geride ve ileride çalışacak, pas trafiğinde etkili olacak, savunma yaparken adam kovalayacak, hücum hattında final pasları yapabilecek, korner atacak, Kaka'dan sonra gelen oyuncu... Bizim ülkemizde tabir ettiğimiz klasik bir '10' numara değil yani. Bu yüzden Elano bana göre Galatasaray'a geldiği günden beri yanlış yanlış 10 numara algısının verdiği bir kurban gibi duruyor.

***

Gelelim yazının başlığına... Elano Lincoln gittikten sonra Galatasaray taraftarının bu bölge için düşündüğü 'karamsar' havayı atmıştı bir nevii transferinden sonra. Fakat işler yine başa sarılıyor gibi.  Eğer Galatasaray Elano için doğru hamlelerde bulamaz ise Lincoln'un daha faydalı olduğu gerçeği kabul edilecek ve ne yazık ki Hagi'den beri bir takıntı haline gelen boşluğu dolduramayan bir oyuncu olarak akıllarda kalacaktır...

29 Kasım 2009 Pazar

1 Şubat 2004, Fenerbahçe - Trabzonspor

Hazır Kurban Bayramı'nın içindeyiz, daha önce 2000'li yıllarda yine Kurban Bayramı'nda oynanan bir lig maçından bahsetmek istedim.

***

2004 yılındaki Kurban Bayramı'nın 2. gününde karşılaşmıştı iki takım. Bu maçtan önce Trabzonspor önceki 5 lig maçında Kadıköy'de galibiyet yüzü görememişti. Maçtan galip ayrılan yine 3-1 ile Fenerbahçe olmuş, Daum şampiyonluk yolunda önemli bir engeli daha geçmeyi başarmıştı. 

***

Fenerbahçe'de Nobre ve Van Hooijdonk'un ilk sezonları olmasına rağmen Nobre'nin hırslı oyunu dikkatleri çekiyor, Hooijdonk ise her geçen gün kendine hayran bıraktırıyordu. Zira o maçında en iyi oyuncusu Hooijdonk'tu. Topsuz oyunu harikulade, topla beraber her takımın korkacağı bir oyuncu gibiydi o maçta Hooijdonk. Aslında Ümit Özat'ın dediği gibi; Fenerbahçe o maçta Hooijdonk'a o maçta biraz daha ısınsa 4. ve 5. gollerin gelmemesi için hiçbir neden yoktu. Aurelio ise bu maçta yıllar sonra 'alternatifi' olmayan oyun olarak lanse edilen oyununu oynamaya başlamıştı. Kalede Volkan tecrübesiz olmasına rağmen yavaş yavaş ısınıyordu. 

***

Daha önce oynanan Fenerbahçe-Trabzonspor maçlarına nazaran daha sakin ve güzel bir maç olmuştu 1 Şubat 2004'teki bu maç... Belki de nedeni bayram olmasıydı...

21 Kasım 2009 Cumartesi

11 Aralık 1993, Beşiktaş-Fenerbahçe

Efendim heryerlerde doğal olarak derbi ile ilgili şeyler yazılıp çizilirken, bende geçmişten bir o kadar önemli olan ve  bir 'serinin' bozulduğu Beşiktaş-Fenerbahçe maçı ile rekabeti anmak istedim... Unutmadan, bu maç İnönü Stadı'nda her iki takıkımında seyircisinin eşit sayıda olduğu son maçtı...

***

93-94 sezonunun 14. haftası oynanmıştı maç. Fenerbahçe oynanacak olan bu maçtan önce Beşiktaş'ı en son 5 yıl evvel 18 Mart 1989'da Kadıköy'de yenebilmişti. Tıpkı Beşiktaş'ın 21 Kasım 2009'da (bugün) oynanacak olan maçtan önce en son galibiyetini (Ligde) Nisan 2005'te 4-3 biten maçta aldığı gibi... 

***

Beşiktaş maçta Nartallo ile 1-0 öne geçmiş, Fenerbahçe İlker Yağcıoğlu ile 1-1 yakalamış ve Uche'nin 90. dakikada attığı jeneriklik gol ile maçtan 1-2 galip ayrılmıştı. Bu gol aynı zamanda ligdeki 5 yıllık hasreti de sona erdirmişti. 

11 Aralık 1993'te oynanan maçta Uche'nin attığı gol ise ağıdaki linkte...

Beşiktaş 1 Fenerbahçe 2

***

Son olarak hatırlatılması gereken karşılaşma 22 yıl önce yine 21 Kasım'da (1987) oynanan ve Beşiktaş'ın Kadıköy'de Fenerbahçe'yi 4-0 yendiği maçtır...

***

Ve tabii bazı istatistikler:

Fenerbahçe'nin en farklı galibiyeti : 7-0 (6 Aralık 1918), Beşiktaş'ın en farklı galibiyeti: 7-1 (23 Mart 1941)

En gollü maç ise 11 Aralık 1974'te İnönü'de oynanan TSYD Kupası'nda Beşiktaş'ın 4-5 kazandığı maç...

Beşiktaş'ta Fenerbahçe'ye en çok gol atan Cemil Turan (19), Fenerbahçe'de ise Beşiktaş'a en çok gol atan Hakkı Yeten (32)

13 Kasım 2009 Cuma

Yazık


Ankaragücü ile ilgili çok şey yazıldığı için yazmayacaktım ama dayanamadım. Yazık. Gerçekten Yazık...

100 yıllık bir kulüpten bahsediyoruz burada. Kulübün kurucuları Kazım Bey ve Hasan Muslihiddin Bey şimdi bu olanları görse kimbilir ne düşünürlerdi. Ankaragücü yönetimi eline silahı almış kendi vücuduna sıkıyor sanki. 100 yıllık bir kulübü mahvettiler resmen. Teknik direktörüne ve futbolcularına yaptıkları terbiyesizliklerle hem kendilerini hem de türk futbolunu cümle aleme rezil etmeyi başardılar. İstediğim bir an önce Anakaragücü'nden ellerini çekmeleri. Ne mi yapmalılar? Bence Sudan'a gidip Darfurgücü adlı bir kulüp kurup onu yönetmeliler...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Bu işte bir şey var ?

Rakamlar yalan söylemez derler. Şükrü Saraçoğlu'na oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçları üç ihtimalli değil mi her maç gibi? Fenerbahçe'nin bir maç kazanma olasılığı %33 (0,33) tür. İkinci kez üst üste kazanma olasılığı 0,33 x 0,33 = 0,89 yani 10,89'dur. Sırası ile yazarsak ;

3 maç için; %3,59
4 maç için; %1,19
5 maç için; %0,39
6 maç için; %0,13
7 maç için; %0,04
8 maç için; %0,01
9 maç için; %0,00
10 maç için; %0,00’dır.

O zaman Fenerbahçe hile yapıyor... (!)

(25.10.2009, Fenerbahçe 3-1 Galatasaray)

24 Ekim 2009 Cumartesi

22 Aralık 1999 - ?

Yukarıdaki tarih Galatasaray'ın Şükrü Saraçoğlu'nda aldığı son galibiyetin tarihi... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hapis cezasını tamamlamış ama siyasi yasaklıydı. Benzinin litresi 550, LPG 150 bin liraydı.  ABD Başkanı Clinton'dı. Rusya'da da Yeltsin iktidardaydı... 1999'un son günleri. O sezondan önce 3 kez üst üste şampiyon Galatasaray olmuş. O sezonda taraftar şampiyonluktan emin. Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nden yeni elenmiş ama son anda kazanılan Milan maçı taraftarı UEFA'da belki bir iki tur geçeriz (!) havasına sokmuş... Galatasaray oyun olarak çokta zorlanmadan o gün Kadıköy'de yenmişti Fenerbahçe'yi. Maçın ilk golü Hasan Şaş'tan, ikinci golü ise o sezon zor forma bulan Marcio'dan gelmişti. Moldovan'ın attığı gol Galatasaray'lıları biraz korkutsa da maç 2-1 bitmişti. Taraftar Hakan Şükür'den gol beklemişti ama o yine atamamış ve sakallarını uzatmaya devam etmişti. Tam 10 yıl geçti üzerinden. O gece bir devrin başladığını kimse bilemezdi. Şimdi iki soru var akıllarda; Fenerbahçe geleneği devam ettirecek mi, yoksa Galatasaray bu geleneği bozacak mı?... Bu arada o tarihi maçın kadroları da şöyleydi :

TARİH: 22 Aralık 1999 

STAD: Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu

HAKEMLER: Muhittin Boşat (***), Fahir Ersoy (*), Cüneyt Elmaskeser (*)

FENERBAHÇE: Rüştü Reçber (Kaptan) (***), Mustafa Doğan (**), Alpay Özalan (**), Samuel Johnson (**), Abdullah Ercan (***), Tayfun Korkut (**) (Dk.81 Erkan Sözeri), Kemalettin Şentürk (**), Metin Diyadin (*), John Leshiba Mosheou (*), Yaw Preko (*) (Dk.46 Elvir Boliç) (**), Dinu Viorel Moldovan (***) 

YEDEKLER: Murat Şahin, Uche Alozia Okechukwu, Serkan Özsoy, Tufan Apaydın, Güvenç Özkan 

TEKNİK DİREKTÖR: Zdenak Zeman 

GALATASARAY: Mehmet Bölükbaşı (**), Fatih Akyel (**), Carlos Alberto De Oliveria Capone (**), Gheorghe Popescu (**), Ergün Penbe (***), Okan Buruk (***), Suat Kaya (**) (Dk.46 Ahmet) (**), Emre Belözoğlu (***), Hasan Gökhan Şaş (**) (Dk.67 Tugay Kerimoğlu) (**), Hakan Şükür (***), Mandinga Dos Santos Marcio (***) (Dk.85 Bülent Korkmaz) 

YEDEKLER: Kerem İnan, Mehmet Yozgatlı, Arif Erdem, Saffet Akyüz.

TEKNİK DİREKTÖR: Fatih Terim 

GOLLER: (Dk.20) Hasan Gökhan Şaş (sağ ayak, pas Mandinga Dos Santos Marcio), (Dk.30) Mandinga Dos Santos Marcio (sağ ayak, pas Emre Belözoğlu) (Galatasaray) ; (Dk.51) Dinu Viorel Moldovan (sağ ayak, pas john Leshiba Mosheou) (Fenerbahçe) 

SARI KARTLAR: (Dk.24) Fatih Akyel, (Dk.37) Mandinga Dos Santos Marcio, (Dk.75) Gheorghe Popescu, (Dk.78) Emre Belözoğlu (Galatasaray)

Yarın akşam (25 Ekim 2009, 20:00) her yıl olduğu gibi yine büyük bir heyecan yaşayacağız... Uzun uzun istatistikler, analizler yapmaya hiç gerek duymadım. Böyle ilginç bir yazı yazayım istedim. Şimdi tek yapmamız gereken maçın keyfini çıkartmak. Geçen sezon yaşanan olaylardan sonra tek istediğim maçtan keyif almak çünkü...

9 Ekim 2009 Cuma

Deivid

Fenerbahçe'li Deivid bundan önceki sakatlığında sahalardan uzun süre ayrı kalmış ve döndüğünde ise 2007-2008 sezonundaki saldırgan ve hırslı Deivid'in yerini başka bir adam almıştı. Daha sakinleşmişti ve oyununda da gözle görülür bir düşüş vardı. Bu düşüş nedeni ile bazı taraftarlar artık onun gönderilmesini dahi istemeye başlamışlardı. Fakat işin altında başka bir durum var galiba... Deivid sakatlandıktan sonra sahalara ayağına platin taktırarak dönebilmiş. Hiç kimse çıkıp bundan bahsetmemişti. Demek ki Deivid sakatlığından sonra, yani Aragones'in Fenerbahçe'sinde çoğu maçta ayağındaki platin ile sahadaydı. Bu platinler yapılan operasyon ile çıkartılmış. Geçmiş olsun diyoruz... Deivid'in oyun içinde bu kadar çekingen ve hassas oynaması demek bu yüzdenmiş...

6 Ekim 2009 Salı

R.Drenthe & Mehmet Topuz

Drenthe ve Mehmet Topuz'un aynı başlıkta ne işi var ? Bunun nedeni ikisinin saç meselesi. Evet saç... Şimdi hatırlayanlar olur hemen, R. Drenthe Real Madrid'de transfer olduktan sonra Alfredo Di Stefano onun için 'saçını kestirip küpelerini çıkarmalı' demişti bir radyo programında. Drenthe tabii bu 'dededen' gelen uyarıya pek uymadı... Kendi tarzı olduğunu söyledi. Mehmet Topuz'un Kayserispor'da oynarken sahip olduğu saçlar hep hoşuma gitmiştir benim. Bu saçlar bana göre onun tarzını yansıtıyordu. O saçlar en son Aziz Yıldırım ile imza töreninde ve hazırlık maçlarında görüldükten sonra lige girildiğinde gitti sanıyorum. Ne dersiniz belki de Mehmet Topuz 'babam gibi' dediği Aziz Yıldırım'ın Di Stefano gibi bir tavsiyesi nedeni ile saçlarını kestirmiş olabilir mi? 

13 Eylül 2009 Pazar

Anket: TSL Gol Kralı ?

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Servette FC & Fenerbahçe


FC Servette İsviçre'nin köklü ve başarılı bir kulübü. İdi. Aslında şimdi sadece köklü diyebiliriz onlar için. Zira 2005 yılında iflas ettiklerini biliyoruz. Bunun nedeni tabii ki mali borçlar. Ben Servette kulübünün adını daha sık olarak C. Karambeu orada oynamaya başlayınca duymuştum aslında. Karambeu orada kulübün iflas ettiği yıl 12 maça çıkmıştı. Şimdilerde kimseler yok Servette'de fakat kulübün satılık olduğu biliniyor. Az önce haberine rastladım ve çok şaşırdım. Servette FC, Sion maçı için İsviçre'de bulunan Aziz Yıldırım'a teklif edilmiş. Bu şaşırdığım ilk nokta. İkincisi ise kulübün değerinin 4 Milyon Euro gibi bir miktar ile telafüz edilmesi. Gerçi bu haber pek doğru gibi durmuyor.  Eğer doğruysa ve Aziz Yıldırım bu kulübü satın alırsa bunu doğuracağı birkaç avantaj var aslında. Tek bir tane yazalım; İsviçre liginde yabancı sınırlaması yok. Yani Güney Amerika'dan ucuza getirilen gençler burada denenebilir mesela. Beğenilen ve kulübe faydalı olacağı düşünülenler ise zamanla Fenerbahçe bünyesine kazandırılabilir. Haber netlik kazanacaktır ilerleyen günlerde...

21 Ağustos 2009 Cuma

2 İyi, 1 Beklenen, 1 Kötü...

Avrupa Ligi'nde dün gece iki iyi iki kötü sonuç aldık. Aslında maçlardan önce Sivasspor hakkında karamsardım .Dün, Uğur Meleke yazısında Avrupa Ligi'nde oynayan dört takımımızın aynı anda turlaması halinde ülke puanına ve sıralamaya vereceği katkılardan bashetmişti. Bu yazıyı okuduktan sonra bu sezon daha yeni başlayan Avrupa Ligi'nde dört takımla birden gruplarda mücadele etme düşüncesi beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Fakat istenilen gibi olmadı. Sivasspor'un aldığı sonuç, beklediğim bir sonuçtu açıkçası. Geçen yıldan hiçbirşey kalmamış Sivasspor'da. En kötüsü çok gol yiyorlar üstelik. Daha öncede söyledim. Şuan için Sivasspor'un, Süper Lig'e ilk çıktığı günden hiçbir farkı yok. Herşeyleri ile başa sarmış gibiler. Geçen yıl kadrosunu ezbere bildiğimiz Sivasspor bu yıl çok farklı bir görünümde. Sezon başında gazetelerde teknik direktörlerin sezon son tahminlerini okurken, Bülent Uygun'un takımını ilk beşe sokmaması ilginçti. Ziya Doğan bile takımını almıştı tahminlerinde ilk beşe. Gerçektende böyle giderse Sivasspor ilk beşe giremeyecek. Lucescu'nun takımına karşı benim Sivas adına en beğendiğim isim ise Cihan Yılmaz.

Trabzonspor ise Diyarbakır'dan aldığı uyarıya aldırış etmeden çıktı Toulouse karşısına. Toulouse çok büyük takım değil elbet ama, onlara gereken ciddiyetin verilmediğini düşünüyorum. Bugün Toulouse'da Avrupa'nın önde gelen kulüplerinin peşinden koştuğu youncular var. Bunlardan en önemlisi Lyon'u reddeden Gignac. Dün gece de golünü attı zaten. Trabzon taraftarıda alınan kötü sonuçla beraber suçlu arayışlarına girişti yavaş yavaş. Aslında bu kötü oyunun kökleri Ersun Yanal'ın gönderilmesine kadar dayanıyor ama uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Dün gece Trabzonspor adına ayakta kalan tek isim bana göre Serkan Balcı'ydı. Üst düzey bir mücadele örneği gösterse de takım arkadaşları ona ayak uyduramadı. Song ise halen takımdan gitme ya da kalma çizgisi arasında biryerlerde ama defansta her daim güven veren bir görüntü verdi. Attığı gol ile takımının direnişçisi olsa da maç sonunda alınan sonuç Trabzonspor adına Avrupa'ya veda demek...

Sion maçında akıllara ilk gelen Euro 2008 oldu dün gece. Cenevre'de Milli takımımızın aldığı efsane sonuç hemen akılmıza geliverdi. Sion, Fenerbahçe'ye rakip olacak kapasiteye zaten sahip olan bir takım değildi. Honved'den tek farkı, güzel bir stada sahip olması ve yetenekli birkaç oyuncunun bulunması. Fenerbahçe, Roland Koch ile beraber gelen mükemmel kondisyonunu çok iyi kullanıyor oynadığı her maçta. Orta alanda Emre ve Baroni bir benzetme yapmak gerekirse sigorta gibiler. Daum'un maçtan önce Lugano'nun yanında tercihi Deniz oldu. Sakatlığına kadar görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Kazım ise Daum ile beraber kendi kimliğini bulmaya başladı yavaş yavaş. Sezon öncesi herkes kağıtlara Kazım'ı yedek olarak yazarken, şimdi o performansı ile ilk onbiri garantiliyor yavaş yavaş. Takımın iyi yolda olduğu -özellikle zaman zaman dar alanda yapılan- paslaşmalardaki, mücadelelerdeki başarılardan ve seyir zevki yaratıyor olmasından görülüyor. Andre Dos Santos ise bir sol açıktan çok ofansif bir orta saha görünümünde. Kaleye dikine giderek kendine pozisyonlar yaratabiliyor zaman zaman. Çok isabetli bir transfer olduğunu yavaş yavaş gösteriyor. Fenerbahçe Güiza ile kaçırdıklarını Kadıköyde kaçırmaz ise İstanbul'da fark gelecektir.

Galatasaray Rijkaard'ın istediğini harika yansıtıyor sahaya. Rijkaard'ın maç öncesi rakibi yücelten konuşması, futbolcularınında rakibi küçük görmemelerine ve ciddiyetle oynamalarına vesile olunca bu sonuç çıktı ortaya. Göze hoş gelen, pasa dayalı, topa hakim...Önce Keita'dan bahsetmek gerek. Hemen söylemeleyim, Hagi'den sonra Galatasaray taraftarının görmeye pek alışkın olmadığı frikik golü çok güzeldi. Topu seviyor, oynamayı seviyor. Ataklarda oluşan dönen topları sürekli takip etmeside gol yollarında Galatasaray için bir avantaj. Arda Turan yine takımın en iyilerindendi. Çok ortalarda görünmese de, takımının attığı üç golde dolaylı yoldan etkili oldu. Kısaca söylemek gerekirse Galatasaray, geçen sezon ligde bulunduğu konumdan sonra bu maçları oynamak zorunda kalmasının acısını Tallinn'den çıkardı...


UEFA Avrupa Ligi Play - off 1. Maçları

Sivasspor 0 - 3 Shakhtar D.

Trabzonspor 1 - 3 Toulouse FC

Sion 0 - 2 Fenerbahçe

Galatasaray 5 - 0 L. Tallinn

20 Ağustos 2009 Perşembe

UEFA Avrupa Ligi, 20 Ağustos 2009


- Galatasaray - Levadia Tallinn

Frank Rijkaard Tobol'u hatırlattı basın toplantısında. Yani ağzından tam anlamı ile bir önceki turlardaki rakibinin adı çıkmasa da, Tallinn için söylediklerini Tobol içinde söylemişti bir nevii. Kazakistan ligi yarılanmıştı o tarihte ve karşılarında hazır bir takım bulacaklarını söylemişti Rijkaard. Şimdi aynı şeyleri Estonyalılar için söylüyor. 'Estonya liginin yarısına gelinmiş durumda. Fiziken hazır bir takım ile oynayacağız'... Bu temkinli açıklamalar bir yana Galatasaray'ın işinin çok kolay olduğu bir gerçek. Tallinn 1998 yılında kurulmuş bir kulüp ve İklimden de kaynaklanan sert bir futbol anlayışları var. Henüz 10 yaşında bir kulüp. Çok deneyimsizler. Kadrolarında tanıdık pek kimse yok. Estonya milli takımında oynayan oyuncuları var doğal olarak. Kısacası herkesin bildiği gibi Estonyalılar çok altında futbolun kalitesi olarak. Yapabildikleri en iyi şeylerden biri defans. Özellikle alan savunması...Galatasaray çabuk ve dikine oynarsa, yıldızları ile kolayca bu maçtan ayrılır.

- Sion - Fenerbahçe

Tıpkı Galatasaray-Tallinn arasında olduğu gibi, Sion ile Fenerbahçe arasında da bir kalite farkı mevcut. Sion'un tek farkı daha önceden bize biraz tanıdık gelmesi o kadar. Unutmadan Sion'da bir de Mpenza oynuyor. Yıllanmış bir oyuncu artık ve zaten Sion Mpnenza'nın artık Avrupa'da oynayabileceği en iyi takım. İsviçre'ye cezalı Bilica ve sakat Alex gitmiyor. Bilica'nın yokluğunda ve Lugano'nun yeni sözleşme imzalamasıyla defans ikilisinin nasıl olacağı merakla bekleniyor. Lugano ön plana çıkıyor Önder ile birlikte. Fakat Lugano'nun takıma yeni katılması ve antrenman eksiğinin olması bir dezavantaj. Önder ise Daum'un daha önceki yıllardan beğenerek oynattığı bir isim zaten ve o yönden bir sıkıntı olmayacak. Alex'in yerine ise Semih oynayacak. Yani Güiza ile beraber kağıt üstüne yazılan kadro çift forvete dönüyor. Semih Alex değil ama onun yerinde oynayabilir. Sion'un yabancıları ve uyrukları çok dikkatimi çekti onları da yazarak bitirelim. Sadece altı İsviçreli oyuncuları var. üç Nijeryalı, bir Senegal'li, bir Fildişi sahil'li, bir Kolombiyalı, bir Kongo'lu, bir Kosta Rika'lı, iki Fas'lı, bir Belçika'lı, bir Makedonyalı, bir Mozambik'li futbolcu bulunuyor.

- Trabzonspor - Toulouse

Trabzonspor'un Galatasaray ve Fenerbahçe'ye göre işinin daha zor olduğu bir gerçek. Toulouse, bana göre Fransa'nın Porto'su konumunda. Futboldaki başarıları ile olmasa da transfer politikaları ile aynen Porto gibi davranıyorlar. Bu politikanın canlı örneği Elmander. Beş Milyon Euro'ya aldıkları Elmander'i, Bolton'a Oniki milyon Euro'ya satmışlardı. daha buna benzer birçok oyuncuyu ya altyapıdan yetiştirip, ya da ucuza alıp daha pahalıya satmışlardı. Toulouse adına yazılabilecek en tehlikeli futbolcu Gignac. Kendisi geçen sezonun gol kralı. Ve bu sezon başında Lyon'u reddetmişti. Hem fiziken çok güçlü hem de teknik bir oyuncu. Arkadaşlarının yarattığı pozisyonlar genelde onun vuruşları ile sonuçlanıyor. Trabzonspor maçta karşısında çok iyi organize olan bir takım bulacak şüphesiz. Gökhan Ünal'ın mutlaka oynaması gerektiğini ve Trabzonspor'un kesin olarak gol yememesi gerektiğini düşünüyorum. 

- Sivasspor - Shakhtar Donetsk

Sivasspor'un tek avantajı kendi evinde oynaması. Rakibi anlatmaya gerek yok aslında. Son Uefa şampiyonu demek yeterli oluyor zaten. Fakat anlamadığım Shakhtar'ın Şampiyonlar Ligi elemelerinde ufacık bir kulübe nasıl elendiği? Sivasspor'da rayların yerine henüz oturmadığı bir gerçek. Geçen sezondan sonra birçok oyuncunun takımdan ayrılması bence başlı başına bir yanlıştı. En azından takımı bu seviyeye taşıyan oyuncular takımda tutulmalıydı. Mesela bir Diallo'nun neden gönderildiğini anlamış değilim. Ya da Balili'nin... Balili kulübeden gelip harika performanslar sergiliyordu. Geçen sezon ligde Sivasspor'un forvetleri en iyilerdendi. Cvetkov, Balili, Tum, Mehmet Yıldız. İçlerinden sadece Mehmet Kaldı. Şimdi ise Sivasspor'un ilerisi Mehmet'in sakatlığında Kamanan ve yeni transfer Ersen'e emanet. Ama dediğim gibi. Geçen yılki Sivas olsa belki derdim ama şuan için karamsarım...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Eskişehirspor hakkında...


Son karşılaşmadan yani 16-26 denilen Eskişehir-Bursa maçından 3-2 galip ayrıldı Eskişehirspor.(TSL 9-10 2.hafta) Çok zevkli bir karşılaşmaydı. 90 Dakika boyunca gördük ki, takımıyla beraber oynayan taraftar galibiyetlerde çok önemli roller üstlenebiliyor. Kağıt üstüne yazıldığında güzel bir kadro ortaya çıkıyor Es Es'te ve bu kadro kalitesi Bursaspor karşısında aslında kendini yavaş yavaş göstermeye başladı. Ümit Karan'ın bir uyum sürecinin olduğu doğru fakat ilerleyen haftalarda daha iyi olacaktır bence. İleride yine Mehmet Yılmaz kafa toplarının en iyi ismi Eskişehirspor'da. Batuhan benim gözümde kafa toplarında daha iyi görünse de, en azından sorunsuz bir futbolcu Mehmet Yılmaz. Orta alanda Eskişehir'de 'Doğa harikası' olarak tanınan Doğa Kaya tam bir savaşçı ve yavaş yavaş artık taraftarında sevgilisi olmaya başladı bu özelliği ile. Kaleci İvesa güven veriyor. Aslında sezon başında Göztepe'ye kiralanan Sinan, İvesa'nın iyi bir alternatifi olabilirdi. Youla ise bu yılın bence Eskişehir adına yapılmış en iyi transferi. Başkan Halil Ünal, Lille kulübü ile uzun uğraşlar sonucunda bu oyuncu için anlaşmaya vararak en iyi transferi gerçekleştirdi. Geçen sezonki performansının daha iyisini sergilemesi muhtemel Youla'nın. Rıza Çalımbay'ın geçen yıldan biraz daha farklı bir oyun sistemi kurduğu belli olmaya başladı. Uzun atılan toplar azalmış durumda. Daha çok kaleye dikine ilerleyen bir ekip oldu Eskişehirspor ve bu tam Youla'nın istediği bir oyun tarzı. Taraftarlar Youla'nın bu performansını devam ettirdiği takdirde ligde 20 golü geçeceğini düşünüyorlar. Taraftardan bahsetmişken aslında onların birkaç sorununu da yazmak gerekiyor. Eskişehir'de en büyük sorun maç günleri... Maçın olduğu gün stadın kapılarının geç açılması büyük kuyruklara neden oluyor ve gereksiz bir karışıklık meydana geliyor. Kombinesi olan taraftarların maça giremediği olabiliyor(muş). Bu taraftarın en büyük sıkıntısı. Kapılardaki turnikelerin bazen bozuk ya da çalışamaz duruma gelmesi de, satada girişlerde büyük sorun yaratıyor. Bu iki sorun maç başladığında bile daha stada girmeye çalışan taraftarların görüntüsüne yol açıyor. Taraftarın yakındığı diğer durum ise biley fiyatları. Bilindiğine göre Bursapsor ile oynanan son maçta açık tribün 25, kapalı ise 50 TL'den satıldı. Buna rağmen stad tüm kapasitesi ile doluydu. Eskişehir taraftarının ortak görüşü, yönetim biletleri 100 TL yapsa dahi stadın her daim dolacağı yönünde. Bu onların vefakar oluşundan kaynaklı. Fakat taraftarlar en azından açık tribün bilet fiyatlarının makul değerlere çekilmesini bekliyorlar. Sonuç olarak Eskişehir herşeye rağmen taraftar desteğini her zaman arkasına alan bir kulüp ve bu sezon bu destek ile beraber oluşturulan güzel kadro TSL'de iyi işlere imza atacaktır bana göre...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Trabzonspor-Diyarbakırspor / Everton-Arsenal

TSL 2.Hafta - Trabzonspor 1-2 Diyarbakırspor

Avrupa'da ligler artık başlıyor. Ligimizde ise 2.haftadayız. Bende artık bundan böyle her hafta TSL'den ve Avrupa'nın 5 büyük liginin herhangi birinden benim en çok ilgimi çeken maçların kısa yazılarını yazmaya karar verdim. .Önce Ligimizden başlayalım. Sanırım maçtan önce Broos, Diyarbakır'ın savunmasının uzaktan şutlar ile açılacağını düşünmüştü. Fakat Ceyhun bu taktiğin oturmasına kötü şutları ile engel oldu. Trabzonspor duran toptan golü bulduktan sonra rahatladı ancak Diyarbakırspor umutlarını hemen askıya almayarak maçın disiplininden kopmadı. Aynı seyirle devam eden maçtan Diyarbakırspor galip ayrıldı. Maç boyunca izleyen herkes Trabzonspor'un üstün olduğunu görümüştür. Ancak Trabzonspor'da ufak sorunlar belli oluyor. Örneğin Umut Bulut ile orta saha arasındaki trafik kopuk. Yani aralarında büyük bir mesafe var. Diğer bir sorun ise yine Umut Bulut ile ilgili. Kendisi zaten tek forvet oynamaya uygun bir forvet oyuncusu değil. Birde orta saha ile aralarında bukadar mesafe kalınca, Umut'un rakip defansın arasında kaybolması doğal oluyor. Serkan Balcı'nın olduğu kanat Trabzonspor'un en iyi olduğu yerdi. Taraftarın Fatih Tekke'yi istemesi ise sabırsız olduklarının göstergesi.

Trabzonspor [1 - 2] Diyarbakırspor
35' [1 - 0]  Giray
69' [1 - 1]  Tazemeta
90' [1 - 2] Tazemeta

EPL 1.Hafta - Everton 1-6 Arsenal

Arsenal'in oyun tarzını artık herkes biliyor. Bol pas ve rakibi bunaltan bir oyun yapısı onlarınki. Bu oyun türü defansı iş yapmayan ve bol gedikler veren takımlarda daha da işe yarıyor. Everton'da ise bunlar fazlası ile mevcuttu. Arsenal çok paslı oyunu ile beraber istediği boşlukları ve pozisyonları bulunca bu sonuç ortaya çıktı doğal olarak. Ama tabii ki Arsenal Everton çok kötü olduğu için bu sonucu aldı demek doğru da olmaz. Fakat şunuda söylemek lazım. Arsenal'in etkileyici galibiyetinden çok Everton'un bu oyunu endişe verici. Fakat Moyes sanırım bir çaresini bulacaktır. Arsenal'i sevmeyenler ise şimdiden espirileri yapmaya başladılar : 'Arsenal herzaman iyi başlar ama...' Arsenal taraftarları ise şampiyonluk için bu sonucun bile onları umutlandırdığını düşünüyorlar.

Everton [1 - 6] Arsenal
26' [0 - 1] Denilson
37' [0 - 2] Vermaelen
41' [0 - 3] Gallas
48' [0 - 4] Fabregas
69' [0 - 5] Fabregas
89' [0 - 6] Eduardo
90+2 [1 - 6] Saha

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan