La Liga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
La Liga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2014 Cuma

La Decima, Copa del 'Bale' ve geride kalan sezonda Real Madrid...


Ancelotti ile gelen 'turnuva takımı' etiketi ve değişim.

Genel olarak bakıldığında, Carlo Ancelotti'den önce Jose Mourinho'nun İspanya'da başarılı bir döneme imza attığını söylemek mümkün. 50 yaşındaki teknik adam takıma bir lig, bir Kral Kupası ve bir de İspanya Süper Kupası kazandırdı ve Barcelona ile açılan farkı gözle görülür derecede azalttı. Üstelik Barcelona'nın etkinliğini azaltırken PSG ve Bayern Münih gibi takımlara da ışık tuttu. Neticesinde dört yıldır süregelen bir futbol efsanesinin çöktüğünden bahsedilmeye başlandı.

Jose Mourinho'nun İspanya'da bazı kesimleri tarafından sevilip, bazı kesimler tarafından sevilmemesinin belli başlı nedenleri vardı. Şüphe yok ki Real Madrid, Mourinho'nun kariyerinde geldiği en büyük kulüp. Bu büyüklük, beklentileri de büyüttü. Ondan beklenen Real Madrid geleneklerine uygun olacak göze hoş gelen futbol oynatmak ve bunun yanında başarılı olmaktı. Chelsea'deki 'One nil up shut up shop' (1-0 olsun, bizim olsun) oyun tarzından sonra Real Madrid'in beklediklerini karşılamak kolay iş değildi. Sergio Ramos ve Iker Casillas gibi oyuncularla yıl içinde yaşadığı sorunlar, taraftarın da bu konuda ikiye ayrılmasına sebep olmuştu. Bunun yanına eklenen ve bir türlü gelmeyen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ise ayrılığı hazırladı. Artık herkes, maceranın yarı finalde son bulmasını istemiyordu.

Carlo Ancelotti'den bahsederken AC Milan günlerindeki takım yapısını es geçmemek gerek. Ancelotti, burada çalıştığı yıllarda iki kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanmayı başardı. Bir kez İstanbul'da final oynadı. Ancelotti'nin Milan'da geçirdiği bu yıllar, taktiksel ve oyun anlamında en verimli ve başarılı olduğu zamanlardı.

Ancelotti, oyunun gidişatını orta alandaki güçlü, taktik seviyesi yüksek ve bek futbolcularına bırakmayı seven bir teknik direktör. Real Madrid'in şimdiki kadrosuna dahi baktığımızda, Ancelotti'nin kafasına uygun oyun sistemini rahatlıkla oynatabildiğini görmek mümkün oldu.

Ancelotti, kafa yapısına ve taktik anlayışına uygun oyuncuların tamamını Milan'da bulmuştu ve bunun sonucunda elbette başarı da gelmişti. Milan'da Pirlo ve daha nice taktik düşüncesinin uyuştuğu oyuncu profilinin Real Madrid'de fazlasıyla bulunması sebebiyle tam bir turnuva adam olan Ancelotti, Şampiyonlar Ligi'ni yine es geçmedi.

Mesut Özil'in gidişi bir transfer başarısı mıydı?

Aylarca Gareth Bale transferi ile vakit geçiren Real Madrid, nihayetinde bu transferi tamamladığında rahatlamıştı.

Transfer 91 milyon avro olarak açıklandı. Aslında herkes Bale'ın Ronaldo'nun maliyetinden daha fazla olduğunu biliyordu. Real Madrid yönetimi, takım içinde dengeleri bozmamak adına böyle bir adım attı. Ronaldo'yu huzurlu tutmak isteyen Başkan Florentino Perez, takımı 'İspanyollaştırmak' adına attığı adımlarla da Mesut Özil'i takımdan kopardı.

2010'da Ronaldo'yu takıma kazandıran Perez, Arjen Robben ve Wesley Sneijder'in satılmasına onay vermişti. Mesut Özil'in takımdan ayrılışı da tıpkı Sneijder gibi oldu. Jose Mourinho döneminin en verimli ismi Mesut, Isco ve Illarramendi transferlerinden sonra bir anda takımdan gönderildi. Sürpriz bir hamle oldu. Mesut Özil'in kendisi de transferin üç gün içinde netleştiğini söyledi. Isco ve Illarra transferlerine 70 milyon avroya yakın masraf yapan Real Madrid, üstüne Bale'ı da ekledi ve dengeleri Mesut'u satarak sağlamaya çalıştı.

Mesut Özil transferini Madrid medyası bir şekilde şirin göstermek zorundaydı. Geçmişte kadrosunda birçok yıldız ve sansasyon düşkünü isim barındıran Real Madrid yönetimi, Mesut Özil'in bir anda kadın düşkünü olduğunu açıkladı.

İspanyol internet sitesi ABC'nin iddialarına göre Perez, yıldız oyuncu hakkında "Özil iyi bir profesyonel değildi. Kadın düşkünüydü. Geceleri metresleriyle dışarı çıkar, sabahlara kadar uykusuz kalırdı." diye konuştu. Kabul edilemez bu açıklamanın tek mantıklı açıklaması takımdan ayrılan Mesut'un neden gittiğine dair bir bahane bulmaktı.

2013-2014 sezonu öncesinde 114.5m€ transfer geliri elde eden Real Madrid, 181.5m€ (275m₺) transfer gideri ile bu zorlu dönemi 67m€ eksi tamamladı. Görünürde 100m€ ücretle gelen bir Bale var ancak hesaplar bu şekilde. Real Madrid, kadrosuna Isco, Illarra, Bale gibi isimlere verdiği paraları Napoli'nin Callejon, Higuain ve Albiol'e verdikleri ve Mesut'u satması ile çıkarmış olabilir. Ancak yine de, Ancelotti'nin kullandığı sistemde Isco'ya biçtiği rol düşünülürse Mesut Özil'den daha fazla verim alınabilirdi.

CR7, Ballon d'Or ve gurur...

Real Madrid ve Portekiz formaları ile harika bir 2013 yılı geçiren Cristiano Ronaldo, Ballon d'Or'u kucakladığında annesi ile beraber sahnede göz yaşlarını tutamadı. O an, 2008'den bu yana bir türlü bitmeyen bir hevesin ve hırsın vücut bulmuş hali gibiydi.

2009 yazında Real Madrid'e büyük bir transfer gerçekleştiren Ronaldo için bu imza, Lionel Messi ile başlayacak olan bir yarışın da habercisi oldu. Real Madrid 100 puan rekoru kırarak dahi şampiyon oldu ancak Messi'nin Ballon d'Or üzerindeki hakimiyeti 2008-2012 arasında artarak devam etti.

FIFA Başkanı Blatter Messi'ye ''Çok hızlı, oynarken sanki dans ediyor'' gibi övgüler yağdırırken, ''Kuaföre daha çok para harcıyor'' dediği Ronaldo için ''Sahaya bir komutan gibi çıkıyor, yavaş konuşuyor. Talimatlar veriyor. Neredeyse bir askeri taklit ediyor'' ifadesini kullanmıştı. Ronaldo, Zürih'te Blatter'in bu sözlerinden sonra 2013 Ballon d'Or'un sahibi oldu.

2013 yılı içinde 56 maçta 66 gol atan Ronaldo, aynı zamanda Ribery ve Messi'nin toplamı olan 65'in de üzerinde çıkmayı başardı.

5 Şubat'ta 29. yaşına giren olan Ronaldo Premier Lig, Şampiyonlar Ligi ve La Liga madalyalarına sahip. 2008 ve 2013'te FIFA Ballon d'Or kazananı. Şimdi sırada, 2014 Dünya Kupası yolunda kahramanı olduğu ülkesini Brezilya'da başarıya koşturmak var. Ronaldo, bu yaz iyi bir turnuva geçirebilirse, 30 yaşından önce harika bir kariyere sahip olmuş olacak. 

Copa del Bale! Deparla gelen şampiyonluk...

Gareth Bale için Copa del Rey finali çok önemliydi. Takımına kazandıracağı kupa, maliyet ve performans eleştirilerini rafa kaldıracaktı. Bale, Ronaldo'nun olmadığı Barcelona maçında fırsatı iyi değerlendirdi. Maçın bitimine 5 dakika kala, soldan efsanevi bir deparla kupayı 2011'den sonra bir kez daha Real Madrid'e getiren isim oldu.

Gareth Bale için İspanya'daki ilk sezonunu iyi tamamlamak için bir fırsat geçmişti. Barcelona ile oynanacak final maçında Ronaldo yoktu ve gözler Galli oyuncuda olacaktı. O, eline geçen bu fırsatı iyi değerlendirdi ve yapılan maliyet-performans eleştirilerinin de biraz olsun önüne geçti. Bale, bu sezon 19 gol ve 16 asist ile takımına katı sağlasa da Barcelona maçlarındaki performansı aşağılarda kaldığı için kendini futbolseverlerin gözünde tam olarak empoze edememişti. Copa del Rey performansı ona hayat verdi. 

La Decima'ya ilk adım: Bayern Münih maçları...

Carlo Ancelotti ile beraber emin adımlarla Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna giden Real Madrid için değişimin maçları, Bayern Münih ile oynanan yarı final karşılaşmaları oldu.

Copa del Rey finalinde Barcelona'yı yenerek Bayern Münih karşılaşamsı öncesi 'prova' yapan Carlo Ancelotti, Barça'ya benzeyen oyun yapısı kullanan Pep'in ekibi karşısında da benzer hamlelerle galibiyete doğru yürüdü.

Barcelona karşısında kanatlarda Isco ve Di Maria'yı kullanarak 4-4-2 ile oturaklı bir oyun stilini tercih eden Carlo Ancelotti, zaman zaman 4-2-3-1 ve hatta 4-3-3 görünümlerine yeltense de genel anlamda tutucu oyun yapısını aynen kopyaladı. Bu tarz karşısında Bayern Münih, boşluk bulmakta kimi zaman zorluk çekti ve topa sahip olmasına rağmen eline geçen fırsatları daha iyi değerlendiren Real Madrid finale çıkmayı başaran taraf oldu. 

Angel ve Sergio...

Real Madrid'e geldiği dönemden bu yana her yaz ayında takımdan gönderilecek oyuncular içinde ilk sıraya yazılan Angel Di Maria, geride kalan sezonda Carlo Ancelotti'nin en çok fayda sağladığı oyunculardan bir tanesi oldu.

Ronaldo ve Bale'ın tutuk kaldığı karşılaşmalarda aldığı sorumluluklar ve sadece atakta değil, orta alandaki verimli oyunu ile de dikkat çeken Angel'in Şampiyonlar Ligi finalinin en iyi futbolcusu seçilmesi elbette tesadüf değildi.

Şampiyonlar ligi finali Di Maria için adeta sezonun özetiydi. Klasik kanat oyuncusu profilinden çok uzaklaşan Di Maria, Ancelotti'nin orta alanın solunda kendisine verdiği görevle bambaşka bir futbolcuya dönüştü. Mourinho döneminden farklı olarak Modric ve Xabi Alonso ile büyük bir uyum yakalan 'Melek' Di Maria, nihayet geldiği günden bu yana en iyi sezonunu geçirdi ve şimdi de Arjantin'in Messi ile beraber 2014 Dünya Kupası için umutlarından bir tanesi...

Angel Di Maria, sergilediği üst düzey performansa rağmen yine medya tarafından transfer listesinde gösterilmeye devam ediyor. Son olarak Tottenham ile anılan Di Maria, verdiği son demeçte "Elimden gelenin fazlasını yapmış olmama rağmen bu haberleri görmek üzücü" diyor. Haklı olabilir...

İki sezon üst üste Alman takımları karşısında yarı finalde elenen Real Madrid'de belki de en çok zarar görenlerden bir tanesi Sergio Ramos olmuştu. 2012'de Bayern Münih karşısında auta vurduğu penaltı atışından sonra toparlanmakta zorlanan Sergio, ertesi sezon da Dortmund karşısında benzer bir senaryo ile karşılaşmıştı.

Bu sezon Fernando Hierro'yu anımsatan ve sadece defansta değil, attığı gollerle de takıma katkı sağlayan Sergio Ramos, Atletico Madrid maçının son düdüğünden sonra iki sezon üst üste yaşadığı tüm acıları bir anda unuttu. Finalde ağları bulan Ramos için alınan bu Şampiyonlar Ligi kupasının anlamı çok daha farklı oldu... 

Stres, son saniye golü ve 'farkla' gelen 10. kupa...

Real Madrid’in Carlo Ancelotti ile beraber  değişen genel Şampiyonlar Ligi performansı, kupaya giden yolda ışık tutmaya yetiyor. Emin adımlarla ve kararlı olarak finale kadar gelen Real Madrid, Atletico Madrid karşısında zor anlar yaşasa da bir şekilde 10. zaferine ulaşmayı başardı.

Mourinho’nun Chelsea ile anlaşıp Real Madrid'den ayrılmasından sonra koltuğa oturan Carlo Ancelotti’nin son 10 yılda 3. kez Şampiyonlar Ligi kupası alması, İtalyan hocanın bu turnuvada ne kadar etkili bir isim olduğunu ve bu başarısını da takımna yansıttığını görebilmek mümkün.

Lizbon'da oynanan finalin ardından Avrupa'nın gelmiş geçmiş en büyük takımı olduğunu bir kez daha hatırlatan Real Madrid'i Sergio Ramos, Iker Casillas ve Marcelo'nun gözyaşları destekliyordu. Bu, stres, umut ve üç sezondur yarım kkalan Şampiyonlar Ligi macerasının artık dışa vurmuş haliydi.

Avrupa ve Şampiyonlar ligi şampiyonluklarında 10'lu sayılara geçmeyi başaran Real Madrid için 'en iyisi' ifadesini kullanmak yanlış değil...

11 Ocak 2014 Cumartesi

1 Mart 2009 | Yakın tarihteki en iyi Atletico Madrid - Barcelona maçı...

2008-2009 sezonu Barcelona'nın Pep Guardiola ile başlayacak olan rüya sezonların ilkiydi. Barça, bu sezonu zirvede tamamlayıp şampiyon oldu.

Aynı sezonda 1 Mart 2009 tarihinde Vicente Calderon'da oynanan maç ise zihinlerde büyük bir yer edindi. 4-3 Atletico'nun zaferi ile sonuçlanan bu maç, yakın tarihte iki takım arasında oynanan en iyi maç olma özelliğini taşıyor.

ATLETICO MADRID: Franco, Heitinga, Pablo, Ujfalusi, Lopez, Assunçao, Garcia, Maxi, Simao, Agüero, Forlan

BARCELONA: Valdes, Alves, Marquez, Puyol, Sylvinho, Xavi, Toure, Gudjohnsen, Messi, Eto'o, Henry





Karşılaşmayı hatırlatan Emre Çelik'e (_@ecelik) teşekkürler.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Real Madrid: 2011 / 2012

2011-2012 sezonu Real Madrid ve Jose Mourinho açısından çok önemli bir sezondu. Her şeyden önce Real Madrid'in başında ikinci sezonunu yaşayan Jose Mourinho, içinde bulunduğu bu sezon içinde Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da mutlaka şampiyonluklar istiyordu. Akabinde Şampiyonlar Ligi'nde kapılar yine yarı finalde kapansa da nihayet 2008'den sonra La Liga'da şampiyonluğa ulaşıldı.

Real Madrid için 2011-2012 sezonunu gene olarak incelemeye başlamak için, öncelikle Jose Mourinho'nun Real Madrid'e imza attığı günden bu yana yapılanları genel olarak ele almamız gerekiyor.

2007-2008 sezonundan bu yana Barcelona'nın Pep Guardiola ve sahadaki lider oyuncuları ile oluşturduğu hegamonyayı bir türlü kıramayan Real Madrid, 2008-2009 sezonundaki kötü gidişatın ardından çareyi ilk Los Galacticos dönemi Başkanı Florentino Perez'e sarılmakta buldu. İkinci dönem, Perez'in resmen başkan olması ile başladı. İlk deneme Manuel Pellegrini ile yapıldı. La Liga'da 2009-2010 sezonunda 96 puan toplayan Real Madrid, bunca gole ve galibiyete rağmen yine şampiyon olamadı. Çünkü karşısında 99 puan toplayan bir Barcelona vardı. Kabul edilmesi gerekir ki, Real Madrid'in ligde 2. oluşu, Perez için bir başarısızlıktı. Üstelik yaptığı yıldız transferlere rağmen Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final dahi görülememişti.

Perez, 2010-2011 sezonu başında kurtuluşu çok uzaklarda aramadı. İtalya'da Inter'in başında kulüp tarihinin en başarılı sezonlarından birini yaşatan Jose Mourinho, Real Madrid ile anlaşma sağladı. 2009-2010 sezonunda Barcelona'yı alt etmeyi başaran Jose Mourinho, aynı başarıyı Real Madrid'in başında yapmak adına can atıyordu. İşte Real Madrid'deki değişiklikler, 2010-2011 sezonu ile birlikte başladı. Jose Mourinho, iki sezonda neredeyse Başkan Perez'den dahi güçlü bir konuma geldi.

Transfer politikalarındaki değişiklikler, ilk göze çarpanlar oldu. Jose Mourinho, bununla beraber kulüpteki işlerine sıkça karıştığını söylediği Jorge Valdano'yu kapı dışarı atıverdi. Florentino Perez, artık kulübe karışamaz oldu ve sadece bir Başkanın yapması gerekenleri yapmaya başladı. Bugüne kadar transfer politikasında yıldız oyuncu almak için çabalayan Real Madrid, Jose Mourinho ile beraber kiralık oyuncu transfer etmeye (Emmanuel Adebayor), ismi çok büyük olmamasına rağmen geleceği düşünmeye (Nuri Şahin) ve çok faydalı olmasa da çok yönlü oyuncular ile (Hamit Altıntop) anlaşmaya başladı. 2010-2011 sezonunda Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da elinden geleni yapmasına rağmen Barça'ya üstünlük kurmaya çalışan Mou, yine de bunu beceremedi. Pepe'yi orta alanda kullanmak gibi çılgınlıkları denedi, olmadı. Ancak 2. sezonunda Şampiyonlar Ligi haricinde tüm beklentileri karşıladı.

18 Eylül 2011 tarihinde Levante karşısında deplasmanda alınan yenilgi, henüz ligin başları olması sebebiyle en yadırganan anlardan bir tanesiydi. Jose Mourinho'nun artık 2. sezonuydu ve doğal olarak 'Sabırsızlık' had safhadaydı. Eylül'den Aralık ayına kadar Real Madrid, sadece bir beraberlik aldı ve 11 Aralık tarihinde oynanacak olan Barcelona maçına hazır hale geldi. Bu maç, üç yıllık birkimin belki de son bulacağı mücadeleydi.

Daha önceki El Clasico'larda her şeyi denemişti Jose Mourinho. Real Madrid taraftarının beklentisi, Real Madrid geleneklerine uygun olarak takımın her daim önde ve atak oynaması yönündeydi. Bu uğurda çıkılan maçta önceki sezonda 5-0 ile kazanan Barcelona oluyordu. Bu sezon ise artık beklenen, sadece ne olursa olsun galibiyetti. Karim Benzema, daha bir dakika olmadan attığı gol ile takımı umutlandırdı, ne var ki Barça, Santiago Bernabeu'da taktik analizlerie açıklaması zor olan 1-3'lük bir galibiyet almayı başardı. Ancak bu kez, farklı bir durum oluştu. Real Madrid, El Clasico'yu kaybetmesine rağmen Camp Nou'da oynanacak olan maça kadar Barça'nın yaşadığı düşüş, Real Madrid'in liderliğini pekiştirmesini de sağlamış oldu. Ancak bununla beraber Nisan 21'de oynanacak olan ikinci El Clasico'ya kadar da Real Madrid, 10 puan olan farkında biraz daha erimesine engel olamadı. Önce Manuel Pellegrini'nin çalıştırdığı Malaga karşısında Santi Cazorla 90. dakikada attığı frikik ile durumu 1-1 yapınca, takım iç sahada 2 puan birden bıraktı. Ardından oldukça gergin geçen maçta Valencia deplasmanı da 1-1 sona erdi ve takım iki hafta da dört puan birden kaybederek farkın 6'ya inmesini engelleyemedi. Şampiyonlar Ligi'nde alınan iki APOEL galibiyetinin ardından bu kez de Villarreal deplasmanında iki puan bırakan Real Madrid, 21 Nisan'da Camp Nou'ya şampiyon gidebilme ya da şampiyonluğunu orada ian edebilme umutlarını da tüketmiş oldu.

Real Madrid, 21 Nisan'da oynanan El Clasico'ya 4 puan farkla lider girdi. Maç Camp Nou'daydı, ve Barcelona'nın kazanması halinde puan farkı 10'dan, birden bire 1'e kadar düşecekti. Ancak beklenen olmadı. Real Madrid, kendisi gibi sahada yer aldı, Barcelona ise beklentileri karşılaşayamadı. Lionel Messi Real Madrid savunmacıları arasında kayboldu gitti. Tello ve Cuenca gibi oyuncuların oldukça tecrübesiz oluşları, orta alanda Cesc Fabregas, defansta ise Gerard Pique'nin Şampiyonlar Ligi düşünülerek dinlendirilmesi, Real Madrid'in deplasmanda aldığı 2-1'lük galibiyetin yaratılmasında oldukça yardımcı oldu. Bu galibiyetin arından puan farkı tekrardan 7'ye yükseldi ve Real Madird, son maçlarında puan kaybı yaşamayarak şampiyonluğunu ilan etti ve Cibeles Meydanı'nda haklı bir kutlama yaşadı.

2011-2012 sezonunda Real Madrid için Şampiyonlar Ligi'nde alınacak olan kupa, bir başarıdan öte adeta bir gereklilik haline gelmişti.

2002 yılında Bayer Leverkusen karşısında kupayı kaldıran takımdan Zinedine Zidane, takımda gözlemci olmuştu. Roberto Carlos Anzhi'de, Raul Almanya'da oynuyordu. O günlerden tek kalan, Başkan Florentino Perez'di. 2009-2010 yılında büyük yatırımlar yapan Perez, artık Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu bekliyordu.

La Liga'nın bitimine dört hafta kala ligde istediği alan Real Madrid, açık sözlü olmak gerekirse bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalde oynadığı Bayern Münih dışında ciddi bir rakiple oynamadı. Grup kuraları çekildiğinde liderlik zaten garantiydi. Yılların intikamı Lyon karşısında alındı, ikinci turda CSKA biraz olsun temkinli olunmasın sağlasa da Real Madrid karşısında tutunamadı. Çeyrek Final'de Rum mucizesi APOEL de Real Madrid'e karşı direnemedi. Ancak yarı finalde şampiyonluk umutlarını söndüren, Bayern Münih oldu. Mesut Özil, ilk maçta Allianz Arena'da umutlandıran golü atsa da, maçın 1-1 yerine son anda 2-1 sona ermesi, durumu bambaşka yerlere götürdü. Real Madrid, ikinci maçta bu durumu tamamen toparlayamadı ve ikinci sezon üst üste bu turnuvaya yarı finalde veda etmek zorunda kaldı. Bakıldığında, La Liga'dan daha önemli görünen bu şampiyonluk için artık umutlar, 2012-2013 sezonuna taşınmış durumda...

Yazının Devamı: Sezondan neler öğrendik? Sezonun kırılma maçları, Oyuncu puanları, Sezonun verimli ve verimsiz oyuncuları, Sezonun maç yorumları ve Gelecek planları - Goal.com



Fotoğraf: Real Madrid CF v RCD Mallorca - Liga BBVA By: Denis Doyle @Getty Images Sport




22 Aralık 2010 Çarşamba

La Liga'da devrenin 11'i

Kaleci

Diego Lopez (Villarreal)

Victor Valdes ve Iker Casillas'tan daha az gol yediği söylenemez. Ancak ligin ilk yarısının en etkili ve istikrarlı ismi oldu. Villarreal'in bu sezonki başarısında payı büyük. 16 maçta 108 kurtarış yapan Lopez, kritik müdahaleleriyle birçok maçta puan ya da puanları kurtaran isim oldu. Ciddi bir kaleci sıkıntısı içinde olan Arsenal'in transfer listesine girdiği iddia ediliyor.


Savunma

Carles Puyol (Barcelona)

Barcelona'nın saha içindeki lideri. Geçtiğimiz sezon gelen şampiyonluğun mimarlarından birisi. Savunmayı toparlayan ve takım arkadaşlarını motive eden Puyol, istikrarıyla İspanya Milli Takımı'nın da vazgeçilmez isimlerinden birisi.



Ricardo Carvalho (Real Madrid)

Portekizli savunma oyuncusunun Real Madrid'e gelmesine şüpheyle bakanlar oldu. Ancak Jose Mourinho'yla beraber mükemmele yaklaşan savunma hattının en önemli parçalarından birisi oldu. Raul Albiol'un sakatlığı sonrası giymeye başladığı Real Madrid formasının hakkını sonuna kadar veriyor. Tecrübesiyle savunmada güven veren bir yapısı var.


Juan Forlin (Espanyol)

Barcelona maçından önce Espanyol son 7 maçta kalesinde sadece 2 gol görmüştü. Arjantinli savunma oyuncusunun performansı, Espanyol'un Şampiyonlar Ligi vizesi için mücadele ediyor olmasında büyük etken. Sadece 22 yaşında olmasına rağmen Mauricio Pochettino’nun vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Kısa süre için Avrupa'nın devlerini peşinde koşturacağına kesin gözüyle bakılıyor.


Orta saha

Santi Cazorla (Villarreal)

Sakatlığı nedeniyle Dünya Kupası şampiyonu olan İspanya'nın kadrosunda yer alamadı. Geçtiğimiz sezonki kötü gidişte Cazorla'nın sakatlığı da büyük etkendi Villarreal için. Ancak bu sezon Cazorla geri döndü demek çok doğru olur. Orta sahadaki yaratıcılığı ve Nilmar&Rossi ikilisiyle olan uyumu, Villarreal'in 3. sıraya kadar yükselmesini sağladı. Sezon ilk yarısı boyunca istikrarını korudu.


Angel Di Maria (Real Madrid)

Mesut Özil ile beraber Real Madrid'in flaş transferi olarak lanse edildi. El Clasico'ya kadar harika bir performans sergileyen Arjantinli yıldız, kısa sürede İspanya'ya adapte oldu. 16 lig maçında 5 gol ve 5 asist yapan Di Maria, Real Madrid hücumunun önemli isimlerinden biri. Sevilla maçında attığı galibiyet golüyle de takım için ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösterdi.


Andres Iniesta (Barcelona)

Dünya Kupası sonrasında sakatlıklar nedeniyle sıkıntı yaşayan Xavi'nin yarattığı boşluğu çok iyi doldurdu. Orta sahadaki önemli katkısını golleriyle de süslemeye başladı. David Villa ile aralarında telepatik bir iletişim sistemi kurduklarından şüphe etmeye başladık. Önümüzdeki ay açıklanacak Ballon D'Or'u alması, kimseyi şaşırtmaz.


Xabi Prieto (Real Sociedad)

Real Sociedad orta sahasında istikrarıyla dikkat çeken Prieto, Pep Guardiola'nın da içinde yer aldığı birçok önemli futbol adamını kendisine hayran bırakmaya devam ediyor. Küme düşmesine rağmen Sociedad'dan ayrılmaya başarılı orta saha oyuncusu, takımı eski güzel günlerine taşıyabilecek inanca ve kaliteye sahip.


Hücum

Lionel Messi (Barcelona)

Bu futbol dahisini anlatmaya yetecek kelime sayısına sahip bir dili dünya üzerinde bulmak mümkün değil. Geçtiğimiz sezon kaldığ yerden devam ediyor futbol sanatçısı. 17'si ligde olmak üzere 27 gole ulaşan Arjantinli yıldız, kısa süre önce evine götürdüğü Altın Ayakkabı'ya bir kardeş daha getirmek için emin adımlarla ilerliyor. Messi'nin içinde olmadığı bir liste hazırlamak imkansız.


Fernando Llorente (Athletic Bilbao)

Dünya Kupası'nda İspanya'ya katkısı yadsınamaz. Lige de iyi bir başlangıç yaptı Llorente. 15 karşılaşmada attığı 10 golle krallık yarışında ben de varım diyor. Ara transfer döneminde adını sık sık duyacağımız isimlerin başında geliyor.



Cristiano Ronaldo (Real Madrid)

Real Madrid'in Barcelona'yı takip ettiği gibi takip ediyor Messi'yi Portekizli yıldız. Arjantinli'nin ensesinde her daim Ronaldo'nun nefesi olacak. Real Madrid'in tartışmasız en etkili gol silahı Ronaldo.







Diego Lopez

Puyol - Carvalho - Forlin

Cazorla - Prieto - Iniesta - Di Maria

Messi - Llorente - Ronaldo


@Goal.com

27 Kasım 2010 Cumartesi

Camp Nou'da Real Madrid



7 Kasım 2010 Pazar

Real Madrid - Atletico Madrid; El Derbi Madrileno Öncesi.


Madrid, bu gece 22:00'da Avrupa'nın en önemli derbilerinden birine şahitlik edecek. Santiago Bernabeu'nun büyülü atmosferinde Real Madrid ve Atletico Madrid tekrar derbi ateşini yakacaklar. 

Derbi öncesinde söylenmesi ilk gereken ve bir yerlerden tanıdık gelen durum, Atletico Madrid'in 11 yıldır Real Madrid karşısında kazanamadığı. Bu durum her iki takım içinde bir baskı unsuru aslında. Geçtiğimiz sezon oynanan son maçı 3-2 kazanan Real Madrid, Atletico'ya en son 1999'da 3-1'lik skorla mağlup olmuştu. 

Ayrıca derbi, dengesiz istatistikleri ile dikkat çekici. İki takım bugüne kadar La Liga'da 145 kez karşılaştı. Bu maçların 79'unu Real Madrid, 35'ini Atletico Madrid kazandı, 31 maç da berabere bitti. Real Madrid 260 gol, Atletico 197 gol attı. Galibiyet sayılarına bakıldığında son 11 yıldan bağımsız olarak Real Madrid'in bariz üstünlüğü hemen belli oluyor.

Raul'ü analım hazır Atletico Madrid maçı gelmişken. Efendim bu maç, Real Madrid'in Raul olmadan çıkacağı ikinci Madrid derbisi. Lambacı melek Raul, Real Madrid'den ayrılmadan önce tam 28 Atletico Madrid maçını bu maçı saymazsak sadece birini kaçırmıştı. Onun kaçırdığı tek Atletico Madrid maçı 1995 Nisanındaydı ve o yıl Raul U-20 Dünya Şampiyonası için İspanya Milli Takımı'nda bulunuyordu...

İki takım oyuncularını birbirleri ile eşleştirerek ufak bir analiz yapalımki. İlk olarak Casillas ve De Gea... Hangisi en formda? En iyisinin Casillas olduğu bir gerçek ancak genç kaleci De Gea'da çok formda ve Real Madrid hucümcularını durdurabilecek kapasitede. Şimdilik abisi Casillas'tan tek farkının tecrübe farkı olduğunu söyleyebiliriz. Son olarak 19 yaşındaki bu arkadaş Casillas'tan sonra İspanya'nın birinci kalecisi olma yolunda büyük adaylardan bir tanesi.

Sergio Ramos - Valera eşleşmesini ise net olarak Ramos kazanır. Endülüs'lü Ramos'u çok fazla tartışmaya gerek yok, İspanyol topraklarının halihazırda en iyi sağ beki demek fazlasıyşa mümkün. 

Pepe ve Ujfalusi'ye gelelim. Tercih yapmak zor olacak. Çek oyuncu Ujfalusi, en az Pepe kadar 'psikopat' olsa da, Portekizli oyuncunun en büyük dayanağı yanında Ricardo Carvalho gibi bir partnerin olacak olması. Atletico Madrid'de Alvaro Domiguez defansın diğer ismi olacak. Pepe ile Ujfalusi'yi, onunla da Carvalho'yu karşılaştırmak mümkün. Doğal olarak Ricardo Carvalho ve Pepe ikilisi bu eşleştirmeden galip çıkıyor.

En zor düello Marcelo ve Filipe arasında olacak. Bana sorarsanız Marcelo, Sergio Ramos'un en iyi sağ bek olması gibi, İspanya'nın en iyi sol beki. Onu ataklarda izlerken zevk almamın bunda payı çok büyük. 25 yaşındaki Filipe'nin henüz daha yeni Atletico Madrid forması giymeye başlaması da bu eşleşmeden Marcelo'yu galip çıkarıyor...

Khedira, Assuncao, Xabi Alonso, Tiago... İki takımın birbirleri ile eşleşen orta sahaları... Net olarak bu dört ismin en iyisi hiç şüphe yok ki Xabi Alonso. Khedira'nın Tiago ve Assuncao karşısında bu eşleşmeyi galip olarak bitirmesi zor görünüyor ancak tıpkı Carvalho'nun varlığı Pepe'yi rahatlatıyorsa, Xabi'nin varlığı da Khedira'yı rahatlatıyor. Bu orta saha eşleşmesini de berabere tamamlayalım, Atletico Madrid'e ayıp olmasın...

Kanat akıncıları Di Maria ve Simao olacak iki takımda... Aslında bu eşleşmeye Cristiano Ronaldo'yu da ekleyebilirdik ancak onu Agüero ya da Forlan'ın olduğu kategori de, yani esas hücümcular içinde kıyaslamak daha doğru bir hamle olacak. Di Maria'nın Simao'dan daha hızlı olduğu bir gerçek ancak 'tilki' Simao'nun duran toplarda ne kadar etkili olduğunu herkes biliyor. İşte bu durum Real Madrid'in başına iş açabilecek kapasitede...

Ronaldo, Tiago'yu yine peşine takabilecek mi?


Gelelim öldürücü karşılaştırmaya. Forlan, Agüero, Cristiano Ronaldo ve Higuain... Öncelikle iki takımda Higuain ve Forlan'ın yerlerini değiştirirsek ben size Forlan'ın El Pipita'dan daha fazla gol atacağının garantisini verebilirim. Bu kadar pozisyon üreten bir Real Madrid hucüm organizasyonu, La Liga'da Forlan'ı kesinlikle gol kralı yapar... Atletico'nun gözdesi olan Kun Agüero'nun ise bu maçta silik kalacağını düşünüyorum. Sonuç olarak Real Madrid için en büyük tehdit Forlan, Atletico içinse Cristiano Ronaldo. 

Mesut Özil'i ise bence tek başına ele almak gerek. Zira Atletico Madrid'de onunla karşılaştırılabilecek bir oyuncu şuanda yok gibi. Mesut Özil'in bu maçta Ronaldo ve Di Maria ile uğraşan Atletico defansını atlatarak gol atacağını düşünüyorum. Yaratıcı ve bir o kadar da 'basit' oyunu sayesinde De Gea onun vuruşunda toğu ağlarında görebilir, 'maçın adamı' adayım aynı zamanda...

Bu eşletirmeler ışığında iki takımdan bir karma oluştursak nasıl bir görüntü ortaya çıkacak? İker, Ramos, Ujfalusi, Carvalho, Marcelo, Simao, Xabi, Tiago, Özil, Ronaldo, Forlan... Eh, La Liga'da şampiyonluğa kesinlikle oynar...

Son olarak iki takımdan gelen ilginç açıklamalara yer verelim;

Özil; "Bence kesinlikle Forlan'a dikkat etmeliyiz. Çok sert ve öldürücü şutlar atabiliyor..."

Agüero;  ''Maçın zor olacağının farkındayız, ancak iyi bir takımımız var ve bir gün onları yeneceğimizi biliyoruz"

EL DERBİ MADRİLENO

REAL MADRİD vs ATLETİCO MADRİD

7 KASIM 2010, 22:00, NTVspor

REAL MADRİD: Casillas; Marcelo, Carvalho, Pepe, Ramos; Xabi Alonso, Khedira; Özil, Ronaldo, Di Maria; Higuain.

ATLETİCO MADRİD: De Gea; Valera, Ujfalusi, Dominguez, Filipe; Tiago, Reyes, Assunçao, Simao; Agüero, Forlan.


20 Mayıs 2010 Perşembe

David Villa & Barcelona




Son 2 senede seyrettiğim Barcelona, benim hayalini kurduğum oyuna en yakın takım; birçokları için de öyledir. Total futbol üzerinden konuşmaya kalksam, vurmaya kalkacak adam çoktur da, zamanında yakıştırdığım modern total futbol kavramı da onların üzerinde eğreti duracaktır. Mutlak top hakimiyetine dayalı, sürekli golü ve hücumu düşünen bir sistem. Sadece bir hücum takımı değil Barcelona, dünyada alan oyununu en iyi oynayan takım ve belki en iyi savunmanın hücum olduğunu bizlere gösteren takım. Ligde attıkları 98 gol ve yedikleri 24 gol istatistiğinin atılan gol karşılığı olsa da, onlardan sonra en az gol yiyen takım ikinci Real Madrid 35 golle. Bu 11 gol mü kazandırdı şampiyonluğu Barcelona'ya? Sanmıyorum ama sistemin getirdiklerinin payı büyük.

Çoğu kişi tarafından Eto'o'nun yerine düşünülen İbrahimovic doğru stilde oyuncu olmasa da, Guardiola'nın aklındakileri açık şekilde önümüze koyuyordu; tamamı ile futbol aklına sahip ve savruk olmayan bir futbol takımı. Oynadıkları pas ve alan oyununun mükemmelleşmesi için gerekli her parçayı bir araya getiriyordu Pep; Puyol'un yerine düşünülen Chygrinski'de bu yönde yapılmış bir transferdir. Yine de İbrahimovic'in sene içinde, özellikle kilit maçlarda, ortaya bir şey koyamaması soru işaretlerini beraberinde getirdi. Inter'e elendikten sonra tercih ettiği Bojan Krkic'in kısa boyuna rağmen bu kadar etkin olmasındaki en büyük sebep, monte edildiği sistemin doğuştan bir parçası olması! Topu havaya kaldırmayan takımın "tehlike anında kırınız" durumu için aldığı İbrahimovic'i kullanamayışındaki en önemli sebep oyun karakteri. İbrahimovic'in ceza sahasını savurma gibi bir özelliği de olmayınca tıkanan Inter maçı gibi maçlar problem oluyordu ki, Pep bunun için de formülü hazırladı: David Villa Sanchez.

Sanırım onun şanssızlığı Valencia'nın Benitez sonrası içine düştüğü durum. Bir türlü toparlanamayan takım ekonomik krize son sürat ilerlerken onu bırakmadı, o da kulübünü bırakmadı. Ancak bir yerde bu kopmanın yaşanması şarttı; dünyanın en iyi forvet oyuncularından birinin cvsinde İspanya Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonluğu dışında bir şey yazmaması benim bile içime sinmiyor. Hareketli, göze hoş gelen oyun stilinin yanında teknik ve son vuruş becerisi bu dünyadaki en iyilerden olan bu adamın Barcelona'ya neler vereceği, İbra'nın durumu şimdi konuşulacaklar.

Tixi Beguiristain'ın "Zlatan bir yere gitmeyecek" açıklamasının arkasında yatanları okumaya çalışalım. 6 kupa kazanılan sistemin ilk ve en belirgin değişikliği Lionel Messi'nin standart kenar oyununu bırakıp, ortaya daha yakın, gezgin bir oyuna dönmesi. Sistemin kendi içinde yaşadığı bu tip belirgin değişiklikleri görünce akla ilk gelen Villa-İbrahimovic-Messi üçlüsünün ön alandaki dizilişleri. Oyunu alanlar üzerinden oynayan ve bu yüzden defansif sıkıntı çekmeyen bir takımın defansif zaafiyet çekmesi söz konusu mu? Zannetmiyorum. Torres-Villa ikisinin hemen arkasında sola yakın oynayan Iniesta ile Avrupa şampiyonu olan İspanya'nın hemen hemen benzer bir oyunu oynadığını hatırlatmakta fayda var. Kısacası Villa ve İbrahimovic'in biraz önde Messi'nin biraz arkalarında beklediği deforme bir 4-3-3 seyretmeye hazırlıklı olalım şimdiden.

40 milyon € Villa gibi bir oyuncu için standart bir fiyat. Villa İbra'nın eksik kaldığı hemen tüm özelliklere sahip. Barcelona'nın şimdiki hedefi kendi çocukları Fabregas. Arsenal kaptanını bırakmak istemiyor ama Fabregas'da altın jenerasyonu, bu "uzay takımı" olarak adlandırılan takımla kazanabileceklerini kaçırmama derdinde. Fabregas'ın gelmesi durumunda oluşabilecek Xavi-Iniesta-Fabregas orta sahası ise, rakiplerin kendi toplarını evden getirmelerine sebep olacaktır; hali hazırda her maç %70 top hakimiyeti ile oynayan Barcelona'nın yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.


Fotoğraflar @flickr

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Real Madrid - Osasuna || Maç Sonu


La Liga'da 35. Haftayı yine galibiyet ile geçiyoruz ancak zaman da yavaş yavaş tükeniyor artık. Son 3 haftaya giriyoruz fakat Barcelona'nın paun kaybetmemesi halinde Real Madrid ligi hem ikinci bitirecek, hem de sezonu kupasız tamamlayacak. Artık Barcelona'nın kalan son üç maçında puan kaybedeceğini düşünmüyorum ancak Endülüs'te oynayacakları Sevilla maçı onlar için zor geçecektir. Diğer iki maçları ise kendi evlerinde Tenerife ve son hafta Valladolid. Real Madrid ise Mallorca ve Malaga deplasmanlarına gidiyor. İçeride ise Athletic ile oynayacak. 

Maçtan önce Osasuna'nın çok rahat bir konumda olduğundan bahsetmiştim. Üzerlerindeki bu rahatlık onlara belki de artı yönde dönmüş olacak ki zaman zaman ortaya koydukları pozitif futbol dikkat çekti. Osasuna ne kadar rahat bir yapıdaysa Real Madrid'de şampiyonluk yarışında son haftalarda olduğundan o kadar stresliydi. Osasuna'nun ilk golünde stresle beraber gelen konsantrasyon kaybını canlı olarak görmek mümkün. Raul Albiol'un hatasından sonra top kısa düştü ve Aranda Casillas ile karşı karşıya kalıp durumu 0-1 yaptı. Bardağın dolu tarafı hatalı yenilen bu golün erken gelmesi. Bu tip bir golün ikinci yarının ortalarında yendiğini düşündüğümüzde ne kadar can sıkıcı olabileceğini tahmin etmek zor değil. Real'ın toparlanması 24'te Ronaldo'nun attığı gol ile oldu. 

Maça Real Madrid İker, Arbeloa, Albiol, Ramos, Marcelo, Gago, Xabi, Granero, Kaka, Ronaldo, Higuain onbiri ile başladı. Kaka sakatlık döneminden çıkmasına rağmen dinamik bir görüntü içerisindeydi maç boyunca. Fakat pek tabii tam anlamıyla sergilemesi gereken performans bu değil. Onu zirvede görmek için ya Dünya Kupası'nı ya da gelecek sezonun La Liga'sını beklemek gerekecek. Defans hattında daha önce de dediğim gibi Pepe olmadığında bir güvensizlik söz konusu. Pepe uzun zamandır takımdaki yerini alamıyor evet ama ben de uzun zamandır onun yokluğunun sıkıntıya yol açtığına inanıyorum. Metzelder sezon sonu takımdan ayrılacak ki ben bunun yanlış bir hamle olduğunu düşünüyorum. Garay ise bana göre halen bu takımda oynayabilecek bir defans oyuncusu değil. 

Orta alanda Gago ile başladı yine Pellegrini. Akıllanıp onu oyundan adlığında dakika 87'ydi. Pellegrini'nin Lass'ı bir türlü o bölgede oynatmamasına gerçekten anlam veremyiyorum. Gago elbet kötü bir oyuncu değil. Belli anlarda iyi işler yapsa da bu oyun şablonunda gerçektende Lass daha faydalı olacaktır. Granero ilk yarıda çok üretken bir görüntü içerisindeydi. Ancak hem Xabi'nin hem de Gago'nun varlığı nedeni ile zaman zaman onun yaratıcılığı da yeterli olmadı. Zaten Pellegrini'de dakika 60'da Granero ile Guti'yi değiştirdi. Sezon sonunda Guti ayrılabilir deniyor. Ben Guti eğer takımdan ayrılmaz ise seneye de takıma faydalı olacağını düşünüyorum.  Xabi Alonso'nun ortadaki varlığı neredeyse tüm takımın rahat oynamasına yol açıyor. Real Madrid ataklarında dağıttığı paslar ise cabası. Son dakikalarda Gago'nun yerine giren Juanfran ise yeni bir arkadaş. 

Marcelo'nun ilk yarının, Ronaldo'nun ise ikinci yarının son dakikalarında attığı goller 3-2'lik galibiyeti getirdi. Real Madrid'in bu maç ile sezon boyunca 29. maçını kazandığını ve bu rakamın bir rekor olduğunu belirterek son verelim. 





Fotoğraf @realmadrid.com. Marcelo.

Geçtiğimiz Hafta: R. Zaragoza 1-2 Real Madrid

2 Mayıs 2010 Pazar

Real Madrid - Osasuna || Maç Öncesi || San Fermin şehrin takımından daha ilgi çekici...


La Liga'da 35. Bölüm...

Real Madrid Bask Bölgesi'ne, Pamplona'ya doğru yola çıkıyor. 

Pamplona'da her yılın Temmuz ayında olanları belki bilenleriniz vardır. San Fermin adında Bir festival soruyor tüm dünyaya; Boğalar mı daha hızlı insanlar mı? Bunun cevabını arayan çılgın insanlarda Bask müziği ile eğlendikten sonra yukarıdaki resimde gördüğünüz şehir binasının önünden serbest bırakılan boğalardan kaçıyorlar. 3 Dakika Boyunca tam bir kilometre. Alın size adrenalin... Ben televizyonda bu festivalin görüntülerini izlerken boğaların tarafını tutuyorum onu da belirteyim. Bu festivale katılan halk şu sıralar şehrin takımı Osasuna'dan pek memnun değil orası da ayrı bir konu.

Evet, Osasuna dendiğinde aklıma ilk 'Ender gelişen Osasuna atakları' geliyor fakat o konuya hiç girmeyelim, girersek çıkamayız çünkü... Osasuna'nun bende bıraktığı tek olumlu yön 2005-2006 sezonu esasında. O sezonun başında 11. Hafta geçilirken Osasuna'nın Barcelona ve Real Madrid önünde iki puan farkla lider olması onları sempatik bir görüntüye büründürmüştü benim gözümde. Lakin lig bittiğinde Osasuna'nın kendine bulduğu yer ligin dördüncülüğüydü. Esasında bu bile büyük bir başarıydı. Ertesi sezonda UEFA Kupası'nda Trabzonspor'un rakibi olmuştu aynı takım... Ondan sonraki son iki sezonda ise beklentilerden çok uzak kaldılar. Taraftarlar artık efsane olan 2005-2006 sezonunu mumla arıyorlar. Zira bu sezonda hedef yok, düşmeyeceklerde ama mutsuzlar. Son altı maçın hepsinden de yenilgiyle ayrıldı Osasuna...

Osasuna'da dikkat çeken bir isim var Real Madrid açısından. Teknik direktör Jose Antonio Camacho... Geçmişte 15 yıl boyunca Real Madrid forması giyen Camacho için duygusal bir maç olacak. Bu 15 yıllık Real Madrid macerasının dışında 2004 - 2005 sezonunun başında  Real Madrid'in teknik direktörü olan Camacho Raul ve Zidane ile yaşadığı anlaşmazlıklar sonucunda daha attığı imza kurumadan tekmeyi yemişti deyim yerinde ise... 

Osasuna takımında ise dikkat edilmesi gereken futbolcu Walter Pandiani... Attığı 10 gol ile takımın en golcüsü zira. Oynayıp oynamayacğı belli değil ancak oynarsa da onu ilerde bırakıp yaratacağı pozisyonlar ile sonuca gitmeye çalışacaklardır. Takımın diğer önemli oyuncusu ise takımda yerini alacak olan Juanfran. Kendisi Real Madrid altyapısından... 2004-2005 sezonunda Camacho'nun göreve gelmesiyle o da Real Madrid A takımına yükseldi, 6 maçta görev aldı ancak tutunamadı. 2008'de yine Camacho'nun Osasuna'da göreve başlamasından sonra o da 'babasının' yanına gitti. Bu sezon 30 maçta görev aldı ve takımın en dinamik oyuncusu kesinlikle. Atakların yönlendirilmesi ve pozitif yönde gelişmesini sağlayan isim Juanfran oluyor Osasuna'da. 

Real Madrid'de İker'den sonra kağıda yazılan onbirde solda Marcelo olacaktır yine. Orta da ise Ramos ve Ramos ve Albiol, sağ da ise Arbeloa olacaktır. Daha önce de söylemiştim. Arbeloa'ya maalesef alışmış değilim. Gerçi artık sezonda bitiyor fakat Real Madrid'in sağ bekten Sergio Ramos'un ataklarına ve bindirmelerine ihtiyacı oluyor. Bunu Arbeloa'dan beklemek pek tabii mümkün değil. Defans ile ilgili son cümle; Pepe'nin olmayışı gerçekten bu bölgede dengesizliğe sebep oluyor.  Orta alanda Gago oynayacaktır. Sağa yakın bir bölgede... Ben burası için Lass'ın daha uygun olduğunu her zaman yazıyorum tabii ama sayın Pellegrini'nin beni duymasına imkan yok takdir edersiniz. Çıkan haberlerde Lass'ın ManU'ya geçebileceği yazıyor. Sir gördüyse bu cevheri bildiği bir şey vardır arkadaş! Tam ortada Xabi, yanında ise Granero olacaktır. Ve nihayet, Kaka sanıyorum maça ilk onbirde başlayacak. İleride ise her zamanki gibi Higuain ve Ronaldo başlayacaktır. 

Beklenti galibiyet tabii. Skor tahminlerinde hiç başarılı değilim biliyorsunuz. Daha önce maç öncesi yazılarımın altına yazdıklarımın hiçbiri tutmadı. Ancak 3-1 diyorum yine. Ronaldo, Kaka ve Granero. Hadi bakalım... Son olarak ligin ilk yarısında Osasuna'nın sahasında 0-0 biten maçın özeti ile bitirelim, bu maçtan 3 paun çıksaydı şimdi liderdik diyerekte biraz yanalım...

Foto@Flickr | Pamplona CityHall


25 Nisan 2010 Pazar

Real Zaragoza - Real Madrid || Maç Sonu



Bölüm 34 istediğimiz gibi son buldu...

Aragon topraklarında alınan 1-2'lik galibiyet artık son 4 haftaya girilirken hem aradaki 1 puanın korunmasını, hem de şampiyonluğun takip edilmesini sağladı.

Maç öncesi yazımızda ilk onbir tahminimi yaparken Granero'yu beklediğimi yazmıştım. Fakat Pellegrini'nin artık dillere destan olmuş Gago aşkı halen devam etmekte... Burada defalarca söyledim, benim beklentim hep Gago'nun olduğu bölgede ya Lass'ın ya da Granero'nun oynaması yönünde. Yine tek laternatif Lass ve Granero değil tabii. M. Diarra'da uzun sakatlık döneminden çıkıp nihayet kadroya girmeyi başarıyor ancak o da takımda yerini alamıyor. Ben M. Diarra'yı uzun sakatlık dönemimden sonra çıktığı Racing Santander maçında çok beğenmiştim. Esasında Real Madrid orta alanının iyi huylu hırçınlıktan ve azimden Gago'nun varlığında ve Lass gibi bir oyuncunun ilk onbirde yokluğunda biraz uzak kaldığını söylemek mümkün. Maradona Gago'yu bir araba sileceğine benzetmişti. Bundan kastı Gago'nun ayağında topla sürekli olarak bir sağa bir sola gitmesiydi. Fakat Gago'nun bu oyun stili şu durumda Real Madrid'e maalesef ki pek bir yarar sağlamıyor. Gago Real Madrid'e geldiğinde yanlış hatırlamıyorsam yeni Redondo nidaları ile imzayı atmıştı. Durum pek öyle görünmüyor. Bu esasında farklı bir yazı konusu, maçın dışına çıkmayalım ancak şu durumda belki de Gago en fazla Galatasaray'ın işine yarayacaktır...

Arbeloa'yı pek beğendiğim söylenemez. Çok düz bir oyuncu olduğunu düşünsem de kendine sürekli ilk onbirde şans bulan bir oyuncu. Top rakip takımdayken yer tutması ve kademe anlayışı çok üst düzel olmasa da faydalı olabiliyor ancak top Real Madrid'in ayağındayken bekten yapması gereken bindirmeler maalesef gelmiyor, geldiğinde ise çok faydalı olamıyor. Arbeloa'nın oynadığı mevkiye Sergio Ramos geçtiğinde ise işler tamamen değişiyor. Tabi dünkü maçta Ramos'un defansın göbeğinde oynaması Albiol'un cezalı oluşundan kaynaklanıyor. Garay'ı ise daha önce de söylediğim gibi zaten pek beğendiğim söylenemez. Metzelder bu takımda oynayacak kapasitede de. En azından Garay'ın oynayabildiği bir defans kurgusunda o kendine rahatlıkla yer bulabilir. Tabi tüm bu konuşmalar içerisinde Pepe'yi unutuyoruz. Çapraz bağlarının kopması ile birlikte kendisine takımda Aralık ayından beri yer bulamıyor. Bu aldığı 10 maçlık cezasında eklenmesi ile yaklaşık 7 aydır Real Madrid forması giymemesi anlamını da taşıyor. Her ne kadar zaman zaman eleştirilse de Pepe sakatlık olamasaydı Real Madrid defansının yine vazgeçilmezi olacaktı...

Maç için benim açımdan en olumlu iki gelişme galibiyeti getiren 2 golün yanında bu gollerin Kaka ve 'nihayet' El Diablo Raul'den gelmesi oldu. Biri nihayet tekrar 'yüzüğünü öptü' diğeri de tekrar gökyüzüne baktı... Esasında sakatlık döneminden çıkan ve birçok olumsuz eleştiri alan Kaka'nında gol atması hem onun morali açısından, hem de bazı Real Madrid forumlarında kendis ile ilgili çıkan 'Dünya Kupası için riske girmiyor' söyelntilerini söyleyen taraftarların biraz olsun susmaları açısından iyi bir gelişme oldu. Ancak söylemek gerek, bende Kaka'nın zaman zaman kesinlikle hortlayan bir sakatlığı olduğunu düşünenlerdenim... Raul'un gol atması ise kesinlikle 'bir arkadaşa bakıp çıkıyorum' şeklinde oldu. Sakatlanan Van der Vaart'ın yerine girdi (Görünürde forvet arkasının yerine girse de maç içinde Forvetteki C. Ronaldo ile yerleri değişti) golünü attı ve yerini yine uzun sakatlık döneminden yeni yeni çıkmaya başlayan Karim Benzema'ya bıraktı. Zaten Raul'de maç sonunda yaptığı açıklamada hem tekrar gol attığı için, hem de tekrar yüzüğünü öpeildiği için çok mutlu olduğu söyledi... Real Zaragoza savunması Raul gibi gol koklayan bir adamı daha iyi marke etmesi gerektiğini maç sonunda anlamıştır büyük ihtimal. Kaka'nın ve Raul'un attığı bu iki gol sezon başından beri sıkıcı ve sahada kaybolan bir futbol oynayan ve yine bence düşmeyi hak eden Zaragoza karşısında zaferin garantisi oldu. 

Bir dahaki hafta rakip Bernabeu'da Osasuna. Son haftalara girilirken atılan 1 gol bile çok önemli. Hedeflenen 98 puana ulaşılması içinse zaten beraberliğe bile tahammül yok... 



Maçın Önemli Anları;


Fotoğraflar; Kaka @ realmadrid.com / CR9 & El Diablo @ getty images-goal.com

24 Nisan 2010 Cumartesi

Real Zaragoza - Real Madrid || Maç Öncesi


Bölüm 34...

Real Madrid bu kez 'Aragon' un başkentine, Zaragoza'ya doğru yola çıkıyor. 

İlk olarak şöyle diyeyim; Real Zaragoza bana isminin biraz karizmatik olmasının dışında pek bir şey ifade etmiyor ne yazık ki. Genel olarak takım profillerine bakarsak eğer 2003 yılından beri ya orta sıra takımı, ya da La Liga'dan bir alt lige düşüp orada fırtına gibi estikten sonra La Liga'da tekrar düşmemeye oynayan bir ekip görüntüsünde. Bu yönü ile Real Sociedad'a çok benzetirim Zaragoza'yı... 

Hemen ufak bir not iliştirelim kenara: Real Madrid 9 yılda Zaragoza deplasmanında 1 kez kazanabildi sadece. 

Real Madrid Casillas, Dudek, Arbeloa, Ramos, Marcelo, Metzelder, Garay, Gago, Diarra, Lass, Guti, Kaka, Granero, Xabi Alonso, Van der Vaart, Cristiano Ronaldo, Raul, Higuain, Benzema ile gidiyor Zaragoza'ya. Kaka ve Benzema kadrodalar. Benzema zaten iyileşmişti ancak Pellegrini henüz onu tercih etmiyor. Kaka'nın ise artık dönüşünü bekliyoruz ancak bu maça ilk onbir başlaması ile olmayacak. Kaka'nın yokluğunda zaman zaman iyi işler çıkartan Van der Vaart ise orta dereceli bir alternatif olduğunu gösterdi. Ancak Kaka'nın dinamizmi ve oyunu okuyan ve ona göre hareket eden yapısı Van der Vaart'ta yok maalesef... Kaybedilen Barcelona maçında Van der Vaart'ın oyunundan sonra Robben kalsaydı, o gitseydi cümlesini de kurmuştum halihazırda onu da belirteyim... 

Peki Real Madrid nasıl bir onbir ile sahada yer alacak?

Her zamanki gibi İker'den sonra defans hattının Marcelo - Garay - Ramos ve Arbeloa'dan oluşacağını düşünüyorum. Albiol'ün yokluğunda yine Sergio Ramos defanson göbeğine geçecektir. Orta alanda Guti, Alonso ve Granero'yu bekliyorum. Benim kişisel tercihim Granero'nun yerinde Lass Diarra'nın oynaması yönünde ancak Granero en azından Gago'dan iyidir demek şimdilik yeterli olacaktır. Daha önce Metzelder'i çok övmüştüm... Garay'ın yerine oynayabilirdi fakat sakatlıktan yeni çıkmış olması şimdilik bir dez zavantaj gibi... İleride Van der Vaart, Higuain ve Ronaldo her zamanki yerlerinde olacaklar. Özellikle söylemeliyim Higuain'den 2 gol bekliyorum bu maçta... 

Real Zaragoza La Liga'da henüz kalmayı garantileyemedi. 16. sırada bulunuyor ve bu durum hem Real Madrid açısından hem de Real Zaragoza açısından sıkıntı demek. Şampiyonluk yolunda bir Real Madrid, düşme korkusu yaşayan bir Real Zaragoza... Unutmadan Zaragoza2nın son beş haftada sadece Osasuna deplasmanında puan kaybettiğini de söylemek gerek. Bu iyi bir ivme gibi görünse de onların yavaş, sıkıcı ve dengesiz oyununun önüne geçemiyor maalesef.

Zaragoza'da 6 gol atan Honduras'lı Suazo en tehlikeli isim görünümünde. Yine onun arkasında oynayan Ander'i Cristiano Ronaldo ile kıyaslayanlar var... Marca gazetesi dahi ikili için 'düello' başlığını atmış, neler olacak göreceğiz...


Son olarak ligin ilk yarısındaki maçının golleri :

Fotoğraflar : El Pilar Katedrali, Zaragoza. (Maksat güzel bir giriş olsun. ) @ Flickr.

Ligin ilk yarısındaki maçtan @ Zimbio

15 Nisan 2010 Perşembe

Almeria - Real Madrid || Maç Öncesi || Sıcak iyi gelir...


Bölüm 32...

Real Madrid geçen hafta Santiago Bernabeu'da büründüğü buz gibi havanın ardından Akdeniz kıyısına biraz güneşin sıcaklığını hissetmek için 'Endülüs' e gidiyor... İspanya'nın en verimsiz toprağı olan Almeria şehri bu gece futbol ile verimli hale gelecek... Ufak psikolojik sorunlar baş göstermedi değil, tamir etmek gerekecek. 

UD Almeria taraftarı Real Madrid otobüsünü Messi maskeleri ile beraber karşılamış, sanırım Messi'nin Mart ayının sonlarında Almeria tam üç puana uzanacakken hayallerini çalıp götürdüğünü unutmuşlar...

Almeria'dan çok açık bir futbol bekliyorum. Zaten ligde de rahatlar. Düşme hattından uzak sayılırlar...  Ayrıca Almeria'nın son 9 maçını da kaybetmediğini de hatırlatalım. Almeria'nın bu maça kalede Alves, defansta Macedo, Pellerano, Acasiete ve Cisma, orta sahada Mbami, Barnaldello, Piatti, Soriano, Crusat ve ileride Kalu Uche ile çıkması yüksek ihtimal. Forvet te tek başına oynayacak olan Uche'nin takımın en tehlikeli ismi olduğunu belirtmek gerek. Şimdiye kadar 7 golü olsa da Almeria'nın fırvet hattında çizdiği dinamik görüntü rakip kim olursa olsun ufak çaplı problemlere neden olabiliyor. Uche'nin tam arkasında bulunan Soriano ise Almeria takımının belki de herşeyi...  En çok dakika alan oyuncu o ve takımda en fazla asist yapan yine Soriano. Onun ve Uche'nin üzerinde Real Madrid defansı ve özellikle Xabi Alonso'ya Soriano için büyük görev düşecek... Yine Soriano ve Uche'nin ligin ilk yarısında 4-2 Real Madrid galibiyeti ile biten maçta Almeria'nın 2 golünü attığını hatırlatalım.

Real Madrid'de kale İker'de. Defans hattında eksikler nedeniyle Pellegrini oynamalara gidecek gibi. Real Madrid'de bir türlü dikiş tutturamayan ancak benim halen çok beğendiğim Metzelder sakat... Garay cezalı. Bu durumda Sergio Ramos'un defansın ortasına geçip sol da Marcelo, sağda Arbeloa ile başlamasını bekliyorum. Diğer isimde kesin olarak Albiol olacaktır. Orta alanda ise Pellegrini'nin Gago aşkı devam etmekte. Ancak bu kez mevkii olarak daha sağa kayacak gibi. İşte bu durumda onun yerinde Lass'ın oynaması belki de daha doğru olurdu. Ben zaten sezon başından beri bir türlü kadro da yer almayan Gago'nun nasıl hemen kadronun vazgeçilmezi olduğunu anlamış değilim. M. Diarra'nın ise sakatlıktan Barca maçı öncesinde oynanan Racing maçı ile döndüğünü hatırlatalım. M. Diarra saha içinde oyunun gidişatına göre birçok oyuncunun üzerine alamayacağı mesuliyeti rahatlıkla yüklenebiliyor. Bu da Real Madrid orta alanının dinamizmin zirvesinde bir yapıya bürünmesine neden oluyor. 

Yine Xabi ve Van der Vaart yerlerini alacaklar, Guti ise onlara eşlik edecek. İleri ikili ise Ronaldo ve Higuain. Cristiano kağıt üstünde Higuain'in tam yanında oynuyor gibi görünse de zaman zaman kanatlardan gelecek, zaman zaman da orta alanda oyun kuracak her zamanki gibi. 

Real Madrid son 7 hafta da 7 galibiyet alıp 98 puan yapma amacında... İlk engel Almeria'yı mutlaka aşmak gerekecek...

Son olarak ligin ilk yarısında Ronaldo'nun oyundan atıldığı ve Real Madrid'in 4-2 kazandığı maçın özetini verelim...

Ve Gelelim en baştaki fotoğrafa. Bu elinde gökkuşağı tutan adam figürü Almeria kentinin sembolüymüş. Bunun tam olarak anlamı bilinmiyormuş ancak bir tür şaman veya antik tanrıyı simgelediğine, şans ve bereket getirdiğine ve kötülüklerden koruduğuna inanılıyormuş... Maça da şans getirsin... (Evet farkındayım ilginç oldu...)

11 Nisan 2010 Pazar

Real Madrid - Barcelona || Maç Sonu



Öncelikle söylemeliyim, beklediğim gibi bir El Clasico izleyemedim. Günlerdir konuşulan bu büyük maç maalesef benim beklemtilerimin altında kaldı. Bu beklentiler Real Madrid odaklıydı pek tabii... Yine Real Madrid açısından El Clasico'ya bakalım ve şunu da ekleyerek yazıya giriş yapalım; Barcelona en iyisi...

Real Madrid tarfatarının profili gerçekten çok ilginç. Maçtan önce benim görmek istediğim taraftar Real Madrid'in oyununu detsekleyecek, 11 futbolcuyu arkadan itekleyecek, temponun düştüğü anlarda kendilerini hissettirecek bir taraftardı. Binlerce Reallinin bunları yapması çok zor olmasada maalesef göremedik. Esasında Real Madrid taraftarındaki bu yavaşlık ve goller dışında yaşattığı sessizlik son 4-5 yıldır böyle. Gol olduğu anda hiçbir problem olmuyor, Bernabeu inliyor fakat maç esnasında Real Madrid'in en iyi oyunu sahada olsa dahi çok yavaş bir hal alıyor Real taraftarı... Megafondan taraftarı ateşlemeye çalışan abimiz de maalesef boşuna uğraştı dün gece... Esasında bu problem son yıllarda İspanyol seyircisinin genelinde olan bir durum.  

Real Madrid kadrosunda alışılagelmişin dışında olan tek şey Marcelo'nun orta alanda sol açıkta oynayışıydı. İlk dakikalarda Real Madrid'in isteğine orantılı olarak o da soldan bindirmeleri ile pozitif bir görüntü içinde olsa da ilerleyen dakilarda takımla beraber onunda temposu düştü. Yine Marcelo'nun mevkisni yadırgadığı da söylenebilir. Zaten diğer devrede yazının devamında daha geniş bahsedeceğim Guti ile yer değiştirdiler.

Sergio Ramos maç öncesinde beklentilerin her zamanki gibi olduğu bir isimdi. Yani, her zaman oynadığı gibi oynaması yeterli olacaktı... Fakat komple takım arkadaşlarının sergilediği isteksiz ve maça bir türlü konstantre olamayan oyun stili maalesef onunda arada eriyip gitmesine neden oldu.  Maçın ortalarında ve sonlarına doğru büründüğü ruh haline çoğu kişi kızsa da, maçın gidişatı ve yenilginin verdiği negatif psikoloji bunun ana nedeniydi... Tüm bunlar Sergio Ramos'un hırsı ile birleşince ortaya agresif bir oyuncu görüntüsü çıktı...

Maçtan önce kafamda yaptığım kadroda her ne kadar Pellegrini'nin asla oynatmayacağını düşünsem de Gago'nun olduğu alana Diarra'lardan birini monte ediyordum. Onun olduğu yer gerçek anlamda 'pis' bir yerdi. Barcelona'nın öldürücü ve baş döndüren pas trafiğinin tam ortasında yer alıyordu. Fakat maalesef iş sadece koşmakla bitmiyor. Orta alanda dinamizmin sağlanması adına Lass Diarra tercihi kesinlikle daha iyi olurdu. Sanıyorum Gago'nun oyununa uyacak en iyi deyim 'sessiz' olacak... Esasında Real Madrid orta alanının iyi huylu hırçınlıktan ve azimden biraz uzak kaldığını söylemek mümkün. Gago'nun iyi olmayan oyununa rağmen kendisine rahat bir alan bulan Xabi Alonso ise maalesef gününde değildi...

Göbekte oynayan Garay'ı beğenmiyorum... Onda halen eksik olan bir şeylerin olduğunu gören sadece ben değilim çok büyük ihtimal.  Pellegrini'nin geçen hafta oynanan Racing Santander maçındaki gibi Metzelder ile başlamasını bekliyordum. Metzelder'i en beğendiğim zamanlar Euro 2008'e rastlıyor. Hem Almanya takımının en güven veren oyuncularından birisiydi, hem de turnuvanın en göze çarpan defans oyuncularından biriydi. Üstün hava hakimiyeti, zamanında müdahaleleri ve ileri driplingleriyle iyi işler çıkartmıştı. Dün geceki maçta zaten isabetli oynama kıtlığı şene Real Madrid defansında Garay'ın yapmaya çalıştıklarına ek olarak Metzelder'in daha olumlu bir oyun çıkartabileceğini düşünüyorum. Fakat benim aksime Pellegrini Racing maçında Metzelder'i beğenmemiş demek ki...

Higuain bu maça kadar gösterdiği performanstan çok çok uzaktı... Geçen yıl Barca'nın 6 gol attığı maçta daha iyiydi... Onun için daha önce kendisinde Raul'u gördüğümü söylemiştim. Son vuruşları, sezgileri, doğru zamanda doğru yerde olması bana hep Raul'u hatırlatıyor. Raul'un orta alan ile forveti birbirine bağlayan özelliklerinin yanına bir de daha hız eklediğiniz zaman Gonzalo Higuain'i elde ediyorsunuz. Özellikle El Diablo'yu artık yavaş yavaş izleyemediğimizi düşünürsek Higuain bizleri doyurmak için elinden geleni yaptı, dün geceki maça kadar. O da tüm takıma ayak uydurarak kendi oyununu bizlere gösteremedi. 

Real Madrid'in yaratıcılıktan çok uzak kalması ve tüm takımın Ronaldo'nu ayağına bakması geç olsa da Pellegrini'nin aklına Guti'yi getirdi. Onun şanssızlığı da tam oyuna girecekken Barcelona'nın 2-0 öne geçmesiydi fakat yine de Guti ile beraber daha ilk dakikalarda hücum hattından yaratıcılığın arttığını görmek mümkündü. Çok çönert bir oyuncu olan Guti'nin oyun zekası, topa hükmedişi, takımı yönlendirişi, attığı inanılmaz paslar, sahaya hakimiyet sağlaması onun en iyi yeteneklerinden. Hiçbirşey yapmıyor gibi görünür fakat çok şey yapar aslında... Belki de daha erken oyundaki yerini alabilse bir nebze birşeyler değişebilirdi. bu Guti'nin gördüğü son El Clasico olabilir. Birçok ismin gelip geçtiği Real Madrid'de değeri az anlaşılanlardan. O, Real Madrid aşkı ile beraber sıradan bir ülkenin kralı olmak yerine, krallığın sevilen ama krallığa aday olmayan prensi olmayı tercih etti hep...

Geçen sezon Barcelona'nın 6-2 yendiği maçta dahi daha güzel ve olumlu bir oyun sergileyen Real Madrid için şampiyonluk şansı bitti mi? Hayır... Esasında Barcelona'nın gideceği zorlu deplasmanlar (Espanyol gibi) Real Madrid'in bundan böyle puan kaybı yaşamaması halinde bir nebze umut verici... Fakat çok az... 

Fotoğraflar: @Guardian, Goal.com




Real Madrid :0-2: Barcelona All Goals & Highligts 10.04.2010

9 Nisan 2010 Cuma

Barca 5-0 R. Madrid || R. Madrid 5-0 Barca

1993-1994.

Barcelona Camp Nou'da Real Madrid ile karşılaşıyor. Dakika 24'e geldiğinde Guardiola Romario'ya pasını veriyor, Romario'da takımının ilk golünü atıyor. Dakika 47'de Romario ceza sahasına girerken yerde kalıyor. Topun başında elbette R. Koeman. Ünlü serbest vuruşlarından birini atıyor ve durum 2-0 oluyor. Daha sonra tekrar Guardiola sahneye çıkıyor. Öyle bir pas atıyor ki tüm Real Madrid savunmasu bakıyor... Romario bomboş pozisyonda topu filelere gönderiyor... 81'de Real Madrid defansının büyük hatası 4-0 ile sonuçlanıyor, son sözü de 86'da İvan İglesias söylüyor... Barcelona 5-0 Real Madrid. Sezon sonu Barca Şampiyonluğu da alıp götürüyor...İzleyelim;

1994-1995.

Geçen yıl Nou Camp'ta alınan 5-0 acı yenilgi halen Real Madrid'lilerin aklında. Santiago Bernabeu'da Zamorano gecesi adeta... 5, 21 ve 39. dakikalarda geçen sezon Nou Camp'ta Romario'nun yaptığı hat-trick'e cevap veriyor... 39. dakika da attığı gol Barca defansının büyük hatası sonucu oluşuyor. Tıpkı geçen sezon Romairo'nun Real Madrid'e attığı gol gibi... Stoichkov oyundan atılıyor, ertesi sezonlarda Barca forması giyecek olan Luis Enrique durumu 4-0 yapıyor... Dakika 70'te Amavisca Real Madrid'in 5. golünü atıyor ve geçen sezonun intikamı da alınmış oluyor. Real Madrid 5-0 Barcelona... Real Madrid ayrıca sezonu da şampiyon olarak tamamlıyor. İzleyelim;

5 Nisan 2010 Pazartesi

Racing Santander - Real Madrid || Maç Sonu


Bölüm 30 yine istendiği gibi bitti...

Cantabria bölgesinin başkenti Santander'de, El Sardinero'da Racing Santander maçı haftaya çıkılacak olan 'büyük' maç öncesi son engeldi...

Maçtan önce Real Madrid'in 55, Barcelona'nın ise 56 averajı vardı. Barca'nın 4-1 kazandığı At. Bilbao maçında yediği 1 gol bile Real Madrid açısından çok önemliydi. La Liga'da durum öyle bir hal aldı ki, 1 gol bile çok büyük önem taşıyor...

Racing için iki önemli faktör maçtan önce büyük ölçüde strese neden oldu... İlki sahalarında aldıkları en son galibiyetin Ocak ayının ilk haftalarında Tenerife karşısında olması. Maç öncesi yazımda da belirttiğim gibi Santander halkı fazlasıyla milliyetçi ve Racing Santander'e de aynı derece de bağlı... Tüm taraftar Ocaktan beri süregelen 'evde' galibiyet yüzü görememe kabusunu Real Madrid karşısında bitirmek için oradaydı. 

Diğer önemli faktör ise Racing Santander'in La Liga'nın son dört sezonunda geçirdiği düşme korkusunu bir kez daha yaşıyor oluşuydu. Öyle ki, Racing bundan önceki son dört sezonunu sırasıyla 16,17,16 ve 17. tamamlayarak ligde kalabildi. 17. olduğu sezonlarda ise Racing'i kurtaran sadece 1 puandı... Ve bu sezon yine aynı korku ile devam ediyor Racing'liler için.

Real Madrid maça kalede İker, onun önünde Marcelo-Metzelder-Albiol-Arbeloa dörtlüsü ile başladı. Ben maçtan önce Metzelder'in yerine Garay'ı bekliyordum açıkçası. Ancak tabi bu Metzelder'e güvenmediğim anlamını içermiyor. Bu tahminim son maçlarda Pellegrini'nin Garay'ı tercih etmesi ile alakalıydı... Metzelder'i en beğendiğim zamanlar Euro 2008'e rastlıyor. Hem Almanya takımının en güven veren oyuncularından birisiydi, hem de turnuvanın en göze çarpan defans oyuncularından biriydi. Üstün hava hakimiyeti, zamanında müdahaleleri ve ileri driplingleriyle iyi işler çıkartmıştı. Zaten hemen turnuva sonrasında da Real Madrid'in yolunu tutmuştu... Yine dünkü maçta da çok sırıtmayan basit ve başarılı bir oyunla savunmada görevini en iyi şekilde yerine getirdi. 

Orta alan Van der Vaart, M. Diarra, Gago ve Granero'dan oluştu. M. Diarra uzun zaman sonra nihayet ilk onbirdeki yerini aldı dün gece. Sakatlık dönemi gerçekten çok uzundu. Esasında Real Madrid orta alanının iyi huylu hırçınlıktan ve azimden onun yokluğunda biraz uzak kaldığını söylemek mümkün. M. Diarra saha içinde oyunun gidişatına göre birçok oyuncunun üzerine alamayacağı mesuliyeti rahatlıkla yüklenebiliyor. Bu da Real Madrid orta alanının dinamizmin zirvesinde bir yapıya bürünmesine neden oluyor. Şimdi Gago, Xabi Alonso ve onun da dönüşü ile beraber orta saha tam anlamı ile 'olmuş' durumda. Pellegri'nin elinde fazalsıyla alternatif olmuş durumda. Sanıyorum Calderon döneminin Higuain ile beraber takıma verilen katkılardan birinin de M. Diarra olduğunu kabul etmek gerek. Dün geceki maçta da Real'e geldiği ilk sezondaki azimli oyunundan da parçalar gördük. Tabii onun adaşı Lass Diarra'yıda unutmamak lazım. Zira Lass Mahamadou'nun yokluğu sırasında parlamıştı. Ancak onun daha farklı bir oyun anlayışına sahip olduğunu görmek için fazla futbol bilgisine gerek yok. Guti'nin orta alandaki etkisinden de söz etmek gerek. Dün geceki maçta özellikle Diarra ve Gago'lu orta alanda yaratıcılığın düşmesi ve herkesin C. Ronaldo'nun ayağına bakması Pellegrini'nin yine Guti'ye sarılmasına neden oldu.  Bol alternatifli orta saha şampiyonluk yolunda Real Madrid'in işine çok yarayacaktır.


İleride ise her zamanki gibi C. Ronaldo ve Higuain hazır beklediler. Zaten goller de bu iki isimden geldi. Higuain hakkında daha önce de yazdığım gibi, sanıyorum onda Raul'u gören sadece ben değilim. Son vuruşları, sezgileri, doğru zamanda doğru yerde olması bana hep Raul'u hatırlatıyor. Raul'un orta alan ile forveti birbirine bağlayan özelliklerinin yanına bir de daha hız eklediğiniz zaman Gonzalo Higuain'i elde ediyorsunuz. Özellikle El Diablo'yu artık yavaş yavaş izleyemediğimizi düşünürsek Higuain bu açığı fazlası ile dolduruyor. 72. dakika da oyuna giren Raul'e tüm ataklarda herkesin amacı gol attırmaktı. Zira bende artık Raul'un bir an önce gol atmasını bekleyenlerdenim, fakat yine olmadı. Ronaldo ise yine bildiğimiz Ronaldo'ydu...

Racing Santander adına maç öncesi yazımda söylediğim gibi dikkatli olarak izleyeceğim isimler eski bir Madrid'li Pedro Munitis ve Sergio Canales'ti. Esasında Metzelder ve Albiol'den oluşan 'ağır' yapılı defans hattı Canales ve Munitis için biçilmiş bir kaftandı. Ancak Munitis ve Canales hızlı ve teknik olmalarına rağmen tehlike yaratamadılar. Bunun nedenlerinden biri Real Madrid orta alanının başarısıydı. Diarra ve Gago ile beraber özellikle Racing çıkmaya çalışırken Granero ve Van der Vaart dahi çok iyi bastılar. Bu durum Real Madrid defansını da rahatlatan bir etkendi. Zaten Pedro Munitis'te etkisiz oyununun ışığında dakika 67'de oyundan alındı. 

Van der Vaart'tan bahsetmişken, dün gece çok şanssız olduğunu da söylemek gerekiyor. Bir hava topu mücadelesinde Racing'li Diop'un kramponunun yüzüne gelmesi ve bir kanama olmasının ardından yine aynı yaranın benzer bir pozisyonda darbe alması büyük şanssızlıktı. Saha içinde açılan yarasına dikiş atılması belki de biraz hassas olmam nedeniyle yüzümü buruşturmadı değil...

Higuain ve Ronaldo ile 0-2 biten gecenin ardından gelecek haftaki Barcelona maçını beklemeye koyulduk... Bu arada uzun bir aradan sonra '3 gol ve üstü' olmayan bir Real Madrid maçı izlemek çok tuhaf oldu. Sanıyorum Real Madrid'in çok gol atması için en az bir gol yemesi gerekiyor. Bu arkadan tetikleyici bir güç oluyor. Aksi taktirde gol yemeden ütsün durumda bulunan Real Madrid herşeyi yeterli görüyor. 

El Clasico öncesi 3 gol farkla lider Real Madrid. 11 Nisandaki maç öncesinde Blogda bol bol maç öncesinden bahsedeceğiz. Son olarak maçın özetini verip bitirelim...






Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan