
16.2.2011
Hamburg 0-1 St. Pauli
St. Pauli'nin Hamburg nefretini anlatan en güzel fotoğraf St. Pauli kalecisi Benedikt Pliquett'ten...
FC St. Pauli: Almanya'nın Muhalif Sesi

16.2.2011
Hamburg 0-1 St. Pauli
St. Pauli'nin Hamburg nefretini anlatan en güzel fotoğraf St. Pauli kalecisi Benedikt Pliquett'ten...
FC St. Pauli: Almanya'nın Muhalif Sesi

Mahallenin her yerine yayılmış graffitileri ile, antifaşist yazılımları ile, Hamburg'un en gerçek, en güzel semtidir St Pauli...
Almanya'da eğlenilebilecek en iyi yerlerden biri olduğu söylenir St. Pauli için. Birde herkesin bildiği ve günden güne hayranları artan bir futbol kulüpleri var FC St. Pauli adında...
Bu kulüp hiçbir zaman büyük başarılara imza atamadı, müzesinde onlarca kupaları hiç olmadı fakat Dünyada birçok destekçileri var. St Pauli bana göre dünyanın en marjinal takımıdır ayrıca. Sol görüşlü bir taraftarı vardır takdire şayan... 'Faşizm bir düşünce değil, suçtur' onlara göre. Tribünlerde çoğu zaman kuru kafalar ve çekiç orak ile birlikte Che resimleri görülür.
St Pauli taraftarının bu kemikleşmiş kimliği 80'li yılların sonunda yaşanan bir olayla iyice pekişmişti... Takımın kalecisi Volker Ippig, bu tarihte insani yardım amacıyla iç savaşın hüküm sürdüğü Nikaragua'ya gitti, 1 yıl sonra dönünce taraftarın gözünde efsane olan kaleci takıma anarşist havayı da beraberinde taşıdı. St. Pauli taraftarı Alman faşistlerin Solingen faciasında Türklere yönelik saldırılarından sonra tribünlerde ''Dazlakları s*ktir edin, hepimiz kardeşiz'' yazılı bir pankart açmışlardır. Hemde türkçe olarak...Endüstriyel futbola karşı olan bu taraftarlar, açtıkları bu pankart ile bizlerinde gönlünü kazanmışlardır.
Endüstriyel futbol düşmanı demişken söyleyeyim; 2007'ye kadar endüstriyel futbolun bir icadı olarak gördükleri elektronik skorboarda direnmelerini ve gollerden sonra elle değiştirilen tabela skorboardlarını kullanmaya devam ettiklerini söylemek, taraftarlarını anlatmak için yeterli olacaktır sanıyorum...
Tribünlerinde evsiz ve işsiz biri ile bir banka müdürü aynı anda maç izleyebiliyor St. Pauli'de. Farklı bir yönetimi (eşcinsel bir başkan), harika bir taraftarı ve Amsterdamvari bir şehre sahip bir futbol kulübü St Pauli ve biz futbol dilencileri kendilerini çok seviyor ve destekliyoruz...Bu arada unutmadan zamanında Deniz Barış ve Uğur İnceman'da St. Pauli sakinlerinden biriyidi...
Ben başaramadım St. Pauli'yi Bundesliga'ya taşımayı... FM'de tabii. Ancak Hayatın gerçeklerinde St. Pauli tekrar Bundesliga'ya geri döndü. Ben daha şimdiden 2010-2011 sezonunun Hamuburg-St. Pauli maçlarını beklemeye başladım.
Bu arada konuyla ilgili okumanız için bir tavsiye; Fever Pitch Blog'da sevgili Güven karalamış...

Uzun bir FM ve CM geçmişim var. Her ikisinde de kupalar şampiyonluklar vs. kazandım. Ne geçti elime? Hiç birşey. Egomuzu tatmin ettik. Şimdilerde de FM 2010'da St. Pauli ile bir kariyere başladım. Uzun ya da kısa zaman aralıklarında St. Pauli'yle olanları yazacağım. Bu yazının amacı da oyundaki kariyerin günlüğü... Peki bunları yazınca elime ne geçecek? Yine ego tatmini. Şimdi 'banane senin kariyerinden' diyenler blogun bir sonraki yazısını bekleyebilirler. Yok 'ben bir göz atayım bakalım ne haltlar yemişsin' diyenler buyursunlar...
Efendim Four Four Two'nun Aralık sayısında 'tavsiye edilen kariyerler' bölümünde gördüm St. Pauli'yi. Ama bundan çok önceleri de bu efsane takımı almaya niyetim vardı oyunda. O yazı bir 'gaz' niteliğinde oldu anlayacağınız.
Oyunu açarken Avrupa'dan Beş büyük ligin dışında Bulgaristan, Romanya, İsveç, Türkiye, Portekiz Brezilya ve Arjantin liglerini de açtım ki daha geniş futbolcu kitlesine sahip olayım. Başlar başlamaz ilk olay takımda kim var kim yok kontrol etmek oldu tabi. Rezalet... Deniz Naki, orta alanda Lehmann ve Boll, defansta Fabio Morena ve genç forvet Pichinot dışında iş yapacak kimsecikler yok. Teknik heyet desen zaten kimse yok. İş başa düştü. İlk iş takımı biraz renklendirmek oldu. Aşırı Alman var yahu! Biraz Brezilyalı olmalı şu takımda! Hele ki genç yetenekli ve ismi mutlaka 'ic' ile biten bir Sırp, bir hırvat efendim ya da bir Boşnak mutlaka olmalı! Lanet olsun içimdeki Slav isimli futbolcu sevgisine be!
Para yok. Varda, işe yaramaz. Kaynak yaratmak lazım. Şimdi isimlerini tek tek yazmak istemiyorum, yaşı kemale ermiş ya da ermeye yakın olan, işi bitmiş veya bitmek üzere olan tam 12 topçu ile yollar ayrıldı, 625.000 $ gelir elde edildi. Ama tabi zar zor elde edilen bu parayı çar çur etmemek gerek. Hemen bedava ve sözleşmesi olmayan isimlere yöneldim. Leandro Bonfim, Maltalı Mifsud, Rumen Mitea, İskoç Gareth Williams, Jorginho Paulista ve Serginho Greene ile imzaları çaktık... Palmeiras'tan David ve De Graafschap'tan Hugo Bargas'ı 30.000$'a kapattık. Bayern'den David Alaba, Twente'den Vujicevic, Schalke'den Zambrano'yuda kiraladık. Her mevkiye iş yapacak güzel transferleri gerçekleştirdik. Teknik heyetede 'atak' 'defans' ve 'taktik' çalıştırmaları en az 19 olan antrenörleri aldık...

Resimde de gördüğünüz kadro ve taktik çıktı ortaya. Son olarak yapılan iki hazırlık maçı ve ligdeki ilk iki maçın skorunu yazarak ilk yazımı bitireyim. Sonra artık 15 gün sonra mı olur, bir hafta sonra mı olur, unuturmuyum bilemem. Eğer transfer tavsiyeniz veya taktik tavisyeniz varsa da hayır demem...
Hazırlık Maçları:
Erfurt 0 - 3 St. Pauli
St. Pauli 3 - 1 Mainz
Lig:
St. Pauli 1 - 0 Biedefeld
Duisburg 3 - 3 St. Pauli
St. Pauli 0 - 2 Karlsruhe
"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur."
J. B. Priestley
oguzozturk26@gmail.com
-----
Facebook - Oğuz Öztürk
Twitter @BarbarossaBlog
Twitter @oguzozturk
" Futbolu konuşuyorum, onun kültürü ile yaşıyorum…
Bunu yaparken günlüğümün etrafındaki topluluğa feyz alacakları şeyler sunmak, onların geri beslemelerinden ise feyz alacak şeyler çıkarmak da beni yazmaya devam ettiren önemli bir dürtü...
En ipe sapa gelmez konulardan, oturaklı düşünülmüş yazılara kadar en gizli konuları bile bu kadar rahat aktarabiliyor bu ortam içersinde insan. Enformasyon çağının, teknolojinin kıskacındaki insanın internet ortamında düşünelerini belirtmeden durmaktansa o ortamda yazı yazması daha mantıklı... "