Liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2011 Perşembe

Melek Liverpool, Şeytan Manchester City, Tu Kaka Chelsea...

Liverpool, tüm dünyada farklı taraftar yapısı ve kültürü ile nam salmış bir takım. Türkiye başta olmak üzere yurtdışından da büyük kitlelerin takip ettiği bir takım halini almış durumda. Benzersiz tarihi, çıkardığı efsane isimler ve takımın içinde bulunduğu büyük finaller, destansı şampiyonluklar da Liverpool'u İngiltere'nin en büyük kulübü haline getiriyor. Bunu ben değil, futbol tarihi söylüyor.

Son zamanlarda Liverpool taraftarları kulübün içinde bulunduğu bazı durumların etkisi ile de Chelsea, Manchester City gibi Arap ve Rus sermayedarların ayağa kaldırdığı kulüpler ile kendi takımlarının rekabet içinde oluşlarından pek memnun değillerdi. İngiltere ve Liverpool'da hiç bulunmadım. Okuduklarım bana bunu gösteriyordu ancak kulübün özellikle Türkiye'de yaşayan sempatizanları arasında konuşulanlara bakıldığında, Chelsea ve Manchester City gibi kulüplerin para odaklı olmaları ile dalga geçiliyor ve asla Liverpool gibi olamayacaklarından söz ediliyordu. Haklılar. Chelsea ve Manchester City, önümüzdeki 100 yıl içinde ancak Liverpool kadar efsane bir takım olabilir. Ancak gelin, hemen hemen aynı döneme rast gelen Manchester City ve Liverpool'un ayağa kalkma hikayelerine birlikte bir göz atalım.

Liverpool, 2005 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile son hikayesini yazmış bir takım. Milan karşısında gerçekten destansı bir şampiyonluk almışlardı. Ancak bir zamanlar tutumluluğu ile meşhur bu takım, tarihler Eylül 2010'u gösterdiğinde 300 milyon avroya yaklaşan bir borç kitlesine saplanmış durumdaydı. 2007 yılının Şubat ayında kulübü büyük umutlarla satın alan Tom Hicks ve George Gillett, Liverpool'un her ay biraz daha borçlanmasına sebep oluyorlardı ve bu durumdan kimse memnun değildi. İki iş adamı, Liverpool'a Shankly'nin başarılarını tekrar yaşatma sözü ile gelse de, tek yaptıkları bir borç yığını oldu. Yeni bir stadyum sözleri ise tamamen havada kalmıştı...

Liverpool, bu iki çılgın ile beraber tıpkı Leeds United'ın 2000'li yılların başında düştüğü duruma gelme tehlikesi yaşadı ve neredeyse iflas edecekti. Otoriteler ise Liverpool'un bankalardan aldığı yüklü miktarda borçların, kulübün geleceğini dahi tehdit edebileceğini savunuyorlardı. Leeds United, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final görüp büyük bir başarıya imza attı ancak sonrası onlar için kabusa dönüştü. Kulüp bu başarıları değerlendiremedi. Liverpool ise 2005 şampiyonluğunun ardından 2007'de tekrar bir final gördü ve Hicks ve Gillett, ilk aylarında gelen bu başarıdan sonra kulübü daha yüksek yerlere çıkartmayı hedeflediler.

İşte tam burada, Manchester City ile Liverpool'un 'sermayedar' hikayeleri ayrılıyor. İki çılgın, sadece Fernando Torres'i alabilmek adına (sonradan Chelsea'ye transfer olan Torres, Liverpoollular tarafından şeytan ilan edildi) yıllık 144 milyon pound borca girdi. 2009'da Premier Lig'i ikinci sırada tamamlayan Liverpool'da Rafael Benitez, elindeki bütçeyi de kullandı ve Glen Johnson ve Albert Aquilani gibi transferler yaptı. Bunun yanında başarılı orta saha oyuncusu Xabi Alonso da Real Madrid'in yolunu tuttu.

Ancak işler Hicks ve Gillett için hiç planladıkları gibi gitmedi. 2010 Nisan'da kulübün gidişatını gören iş adamları, dünyanın her yerinde Liverpool için yatırımcı aramaya başladılar. Kulübü satma görevi ise Martin Broughton'un du... Ne yazık ki Hick ve Gillet, Liverpool'un 120 yıllık tarihinin en kötü zamanlarından birini yaşamasına sebep olmuştu. Bu iki göreve geldiğinde Liverpool'un çok az borcu vardı ve taraftarlar da yeni bir stadyum inşaatı ile beraber taze bir başlangıç yapmanın hayallerini kuruyorlardı. Ancak kulüp, borç bataklığına saplanınca tek bir çivi dahi çakılmadı. Liverpool taraftarları, hem düşünce yapıları hem de içinde bulundukları durum sebebiyle bugüne kadar hiç bir zaman kendilerini bir milyarderin batırıp, başka bir milyarderin kurtarmasını bekleyecek bir durum içinde olmamıştı. Ancak durum böyleydi. anchester United stadyumunu genişletti, Roman Abramovich Chelsea'e milyonlar verdi, Arsenal ise Emirates sponsorluğunda taze bir stadyuma geçiş yaptı. Diğer bir Londra takımı olan Tottenham ise yavaş yavaş kendi ritmini yaratmayı başardı. Hemen herkes, Gillett ve Hicks'in çok parası olduğuna inanmıştı. Ancak bu ikili, verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadılar. Başarısız iki sermayedar olarak tarihe geçtiler. Liverpool taraftarları ise bir marka değil, sadece bir futbol kulübü olmak istediklerini her daim söylediler. Ancak günümüz futbolunda artık bu mümkün değil. Başarısız bir sermayedar öyküsünden, başarılı yatırımcıların öyküsüne, yani Manchester City'ye geçip iki takımın içinde bulundukları durumu tekrar özetleyelim.

Manchester City, son 50 yılda hiç bir zaman bu kadar beklenti içine giren bir takım olmamıştı. Liverpool her daim büyüktü, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun. Ancak City, her zaman sıradan bir takım olmuş ve Manchester United'ın gölgesi altında ezilmişti. Fakat son iki yıla bakıldığında artık Manchester City ve şampiyonluk kelimeleri bir arada kullanılmaya başlandı. Şampiyonluk kelimesi en son, Peter Swales tarafından kullanılmıştı. Son şampiyon olan Manchester takımı City idi ve öyle kalması beklendi. Ancak 1990'dan sonra 10 teknik adam, 3 kez küme düşüş hikayesi ve tam 11 Manchester United şampiyonluğu geçti.

Manchester City, bu sezon şampyion olmak istiyor ve tüm taraftarların bu konu hakkında ne kadar da heyecanlı olduklarını görmek için kahin olmaya da gerek yok. Bir zamanlar, "İçeride ve dışarıda kazanamıyoruz. Dün kaybettik, bugün de kaybedeceğiz. Ama umursamıyoruz çünkü çok sinirliyiz!" tezahüratları yapan City taraftarları, adete gökten bir melek gibi inen yeni Arap sermayedarlarına da çok fazla şey borçlular.

Four Four Two'da bir demeci yer alan Manchester City taraftarı Kevin Cummings, Arap yatırımcıların ardından duygularını şöyle anlatmıştı: "Yayıncı kuruluş Sky'ın yeni yaptırdığı reklam panolarına bakıyordum. Terry, Gerrard ve Rooney'yin yanında bizden de Adebayor vardı. 'Bizim orada ne işimiz var?' diye kendi kendime söylendim..." Aslında bu durum, City taraftarının onca yıldan sonra içinde bulunduğu durumu da açıklıyor gibi. Bazı kesimler City'nin transfer harcamalarına gülseler de, kulüp kupasız geçen onca yılın intikamını almak adına yanıp tutuşuyor...

2007'de ilk olarak Maanchester City'yi satın alan ve takımın başına Sven-Goran Eriksson'u getiren milyarder Thaksin Shinawatra, sadece 12 ay sonra kulübü elinden çıkarma çalışmalarına başlamıştı. Tıpkı Liverpool'u elinden çıkarmak isteyen Hicks ve Gillet gibi.. Ancak Manchester City'nin Liverpool'a göre şanslı olan tarafı, daha akıllı ve başarılı sermayedarları denk gelmeleri oldu. Kulübü satın alan Şeyh Mansour, Roman Abramovich'in Chelsea'yi satın aldıktan sonra harcadığı paranın 150 milyon pound fazlasını akıtsa da, buna mecburdu. Çok kısa sürede önden koşan diğer kulüpleri yakalamak hedefi ışığı altında çok paralar harcamak zorundaydılar ve yaptılar da... City, yıllarca Manchester şehrinin 'kaybedeni' oldu ancak artık kazanma sırası onlarda. Bu sezon Old Trafford'da en ezeli rakipleri Manchester United'a fark atmaları da bunu gösteriyor.

Liverpool taraftarları içinde bulundukları durumlar sebebiyle artık kabus olmayan Hick ve Gillet'e lanet yağdırsalar da, City'liler, sermayedarları başarılı olunca hiç seslerini çıkarmamayı tercih ettiler. Sonuçta hiçbir takım taraftarı kulüplerinin satılmasın istemez. Ne Liverpool'un taraftarı, ne de bir başka takımın taraftarı... Ancak kulüp satıldıktan sonra başarılı bir döneme girilmişse, taraftar da bir şekilde bu durumu sineye çekebiliyor. Liverpool, asla City ve Chelsea gibi olmayacak. Bununla ve tarihi ile övünebilir. Ancak bunu yapan sadece taraftarları olacak. Günümüz futbolunda artık gelenekler sadece geçmişte kaldı ve yönetim bazında, ve hemen hemen para harcama bazında üst düzey kulüplerin neredeyse birbirlerinden hiç farkları kalmadı. Manchester City'nin milyon poundlarını sakız haline getiren Liverpool taraftarı, şimdilerde Newcastle United'dan 50 milyon pound karşılığında alınan Andy Carroll'un gerçekten bir futbolcu olup olmadığını tartışacak kadar ileri gitmiş durumda. Bu bağlamda Liverpool taraftarı, kendi sermayedarları başarılı olsaydı tıpkı Manchester City gibi olacaklarını bir şekilde kabul etmeli. City'nin çok para harcaması, onları aslında çok komik duruma düşürmüyor. Eğer Manchester City'yi satın alanlar Hicks ve Gillett, Liverpool'un para babası ise Şeyh Mansour olsaydı, şimdi bu yazının tam tersini yazıyor olacaktık...

"Liverpool'un sermayedarları beceriksizdi, Manchester City ve Chelsea'ninkiler ise becerikli. Hepsi bu..."

Goal.com Türkiye
Fotoğraf 1: Chelsea FC v Valencia CF - UEFA Champions League By: Clive Rose @Getty Images Sport People: Fernando Torres
Fotoğraf 2: West Bromwich Albion v Liverpool - Premier League By: Dean Mouhtaropoulos @Getty Images Sport People: Andy Carroll

6 Mart 2011 Pazar

Carragher: "You will never walk again Nani"

Liverpool taraftarlarından kaptanları Jamie Carragher'a: "You Will Never Walk Alone"

Jamie Carragher'dan Manchester Unitedlı Nani'ye: "You Will Never Walk Again"

*Olayı büyütmek için resme tıklayınız...

Ayrıntılar daha sonra...

16 Ocak 2011 Pazar

Merseyside Vakti

Liverpool şehrini sevmek için birçok neden var. Beatles'ın memleketi olması ve Mersey nehrinin güzellikleri bu nedenlerin arasında; ama bizi ilgilendiren kısım, şehri mavi ve kırmızı olarak ikiye bölen Everton - Liverpool, yani Merseyside derbisi... Yine bugün Liverpool ahalisi nefeslerini tutup bu derbiye odaklanacak, bizler de mavilere ya da kırmızılara gönül vermiş 'dış taraftarlar' olarak televizyon karşısında yerlerimizi alacağız...

Evet, bugün Merseyside derbisi günü. Şimdi anlatacaklarım ise 120 yıllık bir rekabete konu olan iki takım olan, Mersey nehrinin iki yanına mavi ve kızıl olarak dağılmış Everton ve Liverpool'un hikayesi. Nefret yok; sadece tek bir şehirde birbirlerinin var olmasını isteyen böylece rekabetin her daim yaşanmasını arzulayan bir iki kulüp taraftarı var Liverpool şehrinde. Kimisi 'Asla Yalnız Yürümeyeceksin' diyor, kimisi de Gwldays Street tarafından söylenen Grand Old Team ile takımını destekliyor bu şehirde...

Neyin rekabeti?

Rekabetin doğumu spesifik bir olay değil esasında. Bu rekabetin ortaya çıkışı bir şehirde iki futbol kulübünün olmasından başka bir şey değil...

Önce 1872'de St. Domingo FC kurulur, 1878'de Everton FC adıyla devam eder. Bu takım maçlarını Anfield Road yakınlarındaki boş ve çitlerle çevrili bir arazide oynar ilk önce. 1892 yılı gelir... Everton'un maç yaptığı arazinin sahibi olan Jhon Houlding kirayı arttırınca Everton bunu sert bir dille reddeder ve Houlding bu duruma çok sinirlenerek yine bu arazide oynatabilmek amacı ile FC Liverpool'u kurar... Rekabet böyle doğar.

Bu iki kulüp yüzyıllardır büyük bir rekabet içinde. Ama başta da dedik ya, taraftarların birbirlerine karşı nefreti yok diye, işte 'Hillsborough' faciası da bu iki taraftarı biraraya getiren bir olaydı... Sheffield'ın sahasında oynanan FA Cup yarı finali için oraya giden Liverpool taraftarlarının bulunduğu tribün haddinden fazla dolunca, doksan altı Liverpool taraftarı yaşanan izdihamda hayatını kaybetti. O acıyı yaşayanlar sadece Kırmızılar değildi. Liverpool halkı derin bir hüzünle bu faciayı unutmaya çalıştı. Stanley Park'taki anma törenlerine sürpriz bir şekilde mavi formalı bir grup geldi ve ellerinde mumlar vardı. O mumlar iki kulüp arasında oluşan kocaman buzdağını da eritiverdi. Anfield Road'daki ilk maça birlikte yürüdüler, tribünlerde kırmızı ve maviyi karıştırarark birlikte saygı duruşunda bulundular ve en hüzünlü şarkıları birlikte söylediler...

Everpool

"Ada'da yaşanan ve buralardan kilometrelerce uzaklıkta olan bu rekabet bizim için ne kadar önemli?" gibi bir soru kafanızı kurcalayabilir belki. Bu soruya, benzer bir şekilde bizim de kendi toprak parçamızda benzer duyguları yaşadığımızı ve oralardan kimseleri tanımasak da 'futbol aşkı' ile beraber yürek birliği içinde olduğumuzu düşünüyor ve bu soruyu boşveriyoruz hemen...

Son olarak bir 'Everpool' takımı oluşturalım ve düşünelim. Bu takım şu an Premier Lig'de zor günler geçiren Everton ve Liverpool'dan daha başarılı olur mu?

Everpool (4-4-1-1): Pepe Reina; Phil Neville, Jamie Carragher, Phil Jagielka, Leighton Baines; Dirk Kuty, Mikel Arteta, Steven Gerrard, Steven Pienaar, Tim Cahill; Fernando Torres.

"Liverpool şehrinde iki büyük takım vardır; Biri Liverpool FC, diğeri de Liverpool FC genç takımı..."

B. Shankly

"Everton, Liverpool'dan daha büyük kulüptür. Merseyside'da nereye giderseniz gidin mutlaka bir Everton taraftarına çarparsınız..."

G. Suoness


Tekrar Gösterim.

Ligin ilk yarısındaki maç Everton'ın 2-0'lık galibiyeti ile sonuçlandı.

16.1.2010, Liverpool - Everton

16 Ekim 2010 Cumartesi

Merseyside Zamanı...


Liverpool şehrini sevmek için birçok neden var. Beatles'ın memleketi olması ve Mersey nehrinin güzellikleri bu nedenlerin arasında; ama bizi ilgilendiren kısım, şehri mavi ve kırmızı olarak ikiye bölen Everton - Liverpool, yani Merseyside derbisi... Yine yarın Liverpool ahalisi nefeslerini tutup bu derbiye odaklanacak, bizler de mavilere ya da kırmızılara gönül vermiş 'dış taraftarlar' olarak televizyon karşısında yerlerimizi alacağız...

Evet, yarın Merseyside derbisi günü. Şimdi anlatacaklarım ise 120 yıllık bir rekabete konu olan iki takım olan, Mersey nehrinin iki yanına mavi ve kızıl olarak dağılmış Everton ve Liverpool'un hikayesi. Nefret yok; sadece tek bir şehirde birbirlerinin var olmasını isteyen böylece rekabetin her daim yaşanmasını arzulayan bir iki kulüp taraftarı var Liverpool şehrinde. Kimisi 'Asla Yalnız Yürümeyeceksin' diyor, kimisi de Gwldays Street tarafından söylenen Grand Old Team ile takımını destekliyor bu şehirde...

Rekabetin doğumu spesifik bir olay değil esasında. Bu rekabetin ortaya çıkışı bir şehirde iki futbol kulübünün olmasından başka bir şey değil...

Önce 1872'de St. Domingo FC kurulur, 1878'de Everton FC adıyla devam eder. Bu takım maçlarını Anfield Road yakınlarındaki boş ve çitlerle çevrili bir arazide oynar ilk önce. 1892 yılı gelir... Everton'un maç yaptığı arazinin sahibi olan Jhon Houlding kirayı arttırınca Everton bunu sert bir dille reddeder ve Houlding bu duruma çok sinirlenerek yine bu arazide oynatabilmek amacı ile FC Liverpool'u kurar... Rekabet böyle doğar.

Bu iki kulüp yüzyıllardır büyük bir rekabet içinde. Ama başta da dedik ya, taraftarların birbirlerine karşı nefreti yok diye, işte 'Hillsborough' faciası da bu iki taraftarı biraraya getiren bir olaydı... Sheffield'ın sahasında oynanan FA Cup yarı finali için oraya giden Liverpool taraftarlarının bulunduğu tribün haddinden fazla dolunca, doksan altı Liverpool taraftarı yaşanan izdihamda hayatını kaybetti. O acıyı yaşayanlar sadece Kırmızılar değildi. Liverpool halkı derin bir hüzünle bu faciayı unutmaya çalıştı. Stanley Park'taki anma törenlerine sürpriz bir şekilde mavi formalı bir grup geldi ve ellerinde mumlar vardı. O mumlar iki kulüp arasında oluşan kocaman buzdağını da eritiverdi. Anfield Road'daki ilk maça birlikte yürüdüler, tribünlerde kırmızı ve maviyi karıştırarark birlikte saygı duruşunda bulundular ve en hüzünlü şarkıları birlikte söylediler...

2003'teki Merseyside'da Salif Diao'nun kafasına geçirilen bu Everton atkısı unutulmuyor.


"Ada'da yaşanan ve buralardan kilometrelerce uzaklıkta olan bu rekabet bizim için ne kadar önemli?" gibi bir soru kafanızı kurcalayabilir belki. Bu soruya, benzer bir şekilde bizim de kendi toprak parçamızda benzer duyguları yaşadığımızı ve oralardan kimseleri tanımasak da 'futbol aşkı' ile beraber yürek birliği içinde olduğumuzu düşünüyor ve bu soruyu boşveriyoruz hemen...

Son olarak bir 'Everpool' takımı oluşturalım ve düşünelim. Bu takım şu an Premier Lig'de zor günler geçiren Everton ve Liverpool'dan daha başarılı olur mu?

Everpool (4-4-1-1): Pepe Reina; Phil Neville, Jamie Carragher, Phil Jagielka, Leighton Baines; Dirk Kuty, Mikel Arteta, Steven Gerrard, Steven Pienaar, Tim Cahill; Fernando Torres.

"Liverpool şehrinde iki büyük takım vardır; Biri Liverpool FC, diğeri de Liverpool FC genç takımı..."

B. Shankly

"Everton, Liverpool'dan daha büyük kulüptür. Merseyside'da nereye giderseniz gidin mutlaka bir Everton taraftarına çarparsınız..."

G. Souness

--->The Guardian, Everton - Liverpool maç öncesi

---->Merseyside Derby@ wikipedia


Oğuz Öztürk - Goal.com

24 Eylül 2010 Cuma

Kırmızı Alarm !


"Lig Kupası'nda Northampton'a elendiğimiz için taraftarımızdan özür diliyoruz"

Roy Hodgson böyle konuştu son oynanılan maçtan sonra. Taraftardan bir özür dilenmesi gerekiyordu aslında, Lig Kupası'nda alınan şok skor buna vesile oldu.

Peki sorun nedir Liverpool'da?

Roy Hodgson kulübe teknik direktör olarak göreve getirildiğinde ilk hedefi takımı içinde bulunduğu durumdan biraz olsun kurtararak düzlüğe çıkartmaktı. Bu hem ekonomik anlamda hem de başarı anlamındaydı. Özellikle Premier Lig şampiyonluğuna olan hasret bitmeliydi.

Liverpool'u yakından takip eden uzmanların en büyük korkuları hüç şüphe yok ki kulübün borçlarının takımın başına açacağı dertlerdi. En büyük tezleri ise Leeds United örneğiydi. Liverpool'un sezon başında bankalardan aldığı borçlar, kulübün geleceğini tehlikeye sokar nitelikte borçlardı. Leeds takımı sonunu hazırlamadan önce Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynadı, Liverpool'da 2005'te İstanbul'da şampiyon oldu, 2007'de de Hick ve Gillett'in takımı satın aldığı ilk günlerde final oynadı. Bu sezondan sonra Fernando Torres'in transferi kulübüoldukça yüklü bir miktarın altına soktu, aynı yıl Xabi Alonso Real Madrid'e giderek bu yüz biraz olsun hafifledi. Benitez o sezon ligi 2. sırada bitirdi ancak geçen sezon 7. oldu ve kulüp için çok önemli bir gelir kaynağı olan Şampiyonlar Ligi'ne katılamadı. Ve neticesinde hem taraftarın baskısı, hem de bankaların dürtmesi nedeniyle Gillet ve Hicks kulübe yeni yatırımcılar bulmak için şimdilerde çok uğraşıyorlar. Geriye de sadece Kulübün 100 yılı aşkın tarihinin en kötü dönemleri kaldı. 

Sotirios Kyrgiakos dudak büküyor ve o takımın haline şaşkın, biz de onun neden hala bu takımda olduğuna şaşkınız...


Liverpool için Premier Lig'te en çok zafer alan kulüp ünvanıda artık geride kaldı, ve hatta geçilmek üzereydi. Manchester United 18. şampiyonluğundan sonra sayıları eşitlemiş durumda ve geçen sezon geçmeye de çok yaklaşsalarda Chelsea Liverpool'a bir iylik yaparak buna izin vermedi. 

Liverpool'da çoğu proje askıda kalmış durumda. Bunların en başında stadyum geliyor. Taraftarlar pek tabii Anfield'da takımlarını izlemekten memnunlar ancak daha büyük bir stadyumun da maddi olarak getirisinin fazla olacağını bildikleri için olumsuz bakmıyorlar. Ancak Stad için hazır olan tek şey çizimler... Rakipleri ise Liverpool gerilerken büyümeye devam ediyor. Roman Abramovich mükemmel bir takım yarattı, Arsenal Emirates ile bol sıfırlı bir kontrat imzaladı ve Liverpool bu üç kulübün arkasında kaldığından rakipleri doğrudan Manchester City, Aston Villa ve Tottenham gibi kulüpler oldu. Kulübü seven herkes Gillet ve Hicks kulübü aldığında Roman Abramovich ile yarışabileceklerini düşünüyorlardı. Ancak verilen sözler tutulmadı ve borçlar katlanarak arttı. 

Kadroda yaşanan değişiklikler de 'kırmızı alarm' için etkili oldu. Gerrard, Torres ve bir nebze hatalar yapsa da Reina ile Glen Jhonson takımın en iyi oyuncuları. Ancak takımda ritim bozulduğunda bu tip oyuncularında takıma katkıda bulunma oranları hemen düşüyor. Xabi Alonso'nun orta alandaki varlığı yıldızlar için tutunacak bir daldı. Xabi gittikten sonra bu isim Mascherano oldu ancak o da şu an Barcelona'da... Aquilani ve Maxi Rodriguez'in giden iki oyuncunun etkisini verdikleri söylenemez. Joe Cole muhteşem değil ancak pozitif etkisinden söz etmek mümkün. Poulsen'in çok fazla bir artı yönü olmasa da iyi bir alternatif. Orta alanın bir diğer ismi Meireles'in ise herşeye rağmen nokta atışı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle orta alanı toplar görüntüsü ve sezgileri Xabi'den sonra 'belki' özlenen etkiyi yaratabilir. 

Büyük beklentilerin ise büyük hayal kırıklıkları yarattığı bir gerçek Liverpool için. Geçen sezon ana hedef Premier Lig Şampiyonluğu idi. Ancak hem lig 7. sırada bitirildi, hem de Şampiyonlar Ligi hayal oldu. 

Ve işte can alıcı soru: Roy Hodgson doğru kişi mi?

Roy Hodgson'ın görevinin çok zor olduğu bir gerçek. Aslında taraftarın Rafael Benitez takımdan ayrıldıktan sonra Kenny Dalglish'i bekledikleri biliniyor. Ancak Hodgson'ın Dalglish'ten daha iyi bir seçim mi olduğunu zaman gösterecek. Hodgson'ın 2007-2010 yılları arasında Fulham'da yarattığı değişim alkışı hak ediyor. Ancak bu Liverpool gibi bir kulübün beklentileri için yeterli mi? Ya da Premier Lig Şampiyonluğu için? Roy'un Blackburn ve Fulham dışında Premier Lig'te takım çalıştırmadığı gerçeği de bizimle beraber. Bunun tek artı yönü Hodgson'ın İngiltere Premier Ligi'ni dışarıdan çok iyi rakip etmesi ve analiz etmiş olması olabilir. Bu kulübe gönül verenlerin yeni bir takım inşa etmeyi ve bunu yaparken de beklemeyi göze alabilirlerse bir umut doğabilir. Chelsea'nin bu yıl da şampiyon olacağını varsaydığımızda Liverpool'un rekoru daha yerinde bekliyor olacak. Ancak Fergie kesinlikle geçmeyi başaracaktır... Kısa vadede 'kırmzı alarm' ın çalmaya devam etmesi olası görünüyor...

Oğuz Öztürk / Goal.com Türkiye

Özleyen ?

19 Ağustos 2010 Perşembe

" Trabzonspor Şöhretli Liverpool'u Dize Getirdi..." 1976'daki Trabzonspor ve Biraz Bu Geceye Dair...


Başlık 21 Ekim 1976 tarihli Milliyet gazetesinin spor sayfasından... Trabzonspor'un 20 Ekim 1976'da mağlup ettiği Liverpool maçının öyküsünü o günün gazetesinde yazan İlker Ateş'in kaleminden tekrar anımsayalım...

" Hava İlk yarıda kapalı. Fakat yağış yok. Futbol için elverişli. Ancak ikinci yarı tam tersi. Sağanak yağış ve ıslak çimler üzerinde mücadele. Tribünler tamamen dolu. Sahayı gören apartmanlar ve yamaçlarda öyle. 

Trabzonspor futbolun ana vatanından gelen milyonluk takım Liverpool'u da devirdi. Doğrusu şampiyonumuz Trabzonspor İngiltere şampiyonu karşısında yapması gereken her şeyi yaptı. Eğer bir Ahmet gününde olabilse Trabzonspor rakibinin işini belki de burada bitirebilirdi. Çünkü TV'de herkesi ayağa kaldıran gollerin sahipleri Keegan ve Toshack gibi yıldızlar izleyenleri hayal kırıklığına uğrattılar. 

Bir Şenol, bir Turgay, bir Necati, bir Kadir dün terlerinin son damlasına kadar mücadele ettiler. Sadece onlar değil tüm Trabzonspor elinden geleni yaptı ancak tek bir gol atabildi... Bu tur atlamak için yeterli mi bilinmez ama şu bir gerçek ki, Liverpool galibiyeti tarihte kolay kolay unutulmayacak. 

Hakem bitiş düdüğünü çaldığında seyirciler böylesine büyük bir takımı yenmenin verdiği mutluluğun içerisindeydiler. Ama hemen herkes Trabzonspor'un ortaya koyduğu futbol ile daha farklı bir galibyeti kaçırdığı kanısında birleşiyordu... "


Bu gece oynanacak maç;

Liverpool - Trabzonspor (19.8.2010)


STAT: Anfield Road Stadı
SAAT: 21:45
HAKEM: Thomas Einwaller / Avusturya

Yıllar Önce, 1976'da Liverpool zaferinde kaleyi koruyan Şenol Güneş bu kez teknik direktör olarak Liverpool karşısında...

'' Büyük bir yenilgi tattırmayı amaçlıyoruz. UEFA Şampiyonlar Ligi'nde oynamayı haketmiş bir takıma karşı oynayacağız. Ancak son zamanlarda futbolda her sonucu alabilirsiniz. Büyük bir kulüp olmak için sürprizler yapacak kadar sıkı çalışmanız gerekir. Bizim yaptığımız bu. Bu bizim için erken gelen bir final. Takımımın Avrupa'da yoluna devam etmesini bütün kalbimle istiyorum. Grup aşamasına gelir ve son kalan 32 takım arasına girersek bunu bir başarı olarak kabul edeceğim. ''

Son olarak karşılaştığım ilginç bir haberi de paylaşmak istiyorum;

"Perşembe günü oynanacak olan PAOK - Fenerbahçe maçı öncesi PAOK tribünlerinin ruhani lideri olan Papaz Mitsios, Sarı-lacivertlilere papaz büyüsü yaptı. Papaz Mitsios Beşiktaş'ı çok sevdiklerini de sözlerine ekledi."

http://www.htspor.com/fenerbahce/haber/543535-fbahceye-buyu-yaptilar

15 Ağustos 2010 Pazar

Liverpool maçı öncesinde; Arsene Wenger'in farkı ve Sabır.




Arsene Wenger artık Arsenal ile özdeşleşti. Onun önce Highbury, sonra Arsenal ile karşılaşması ilk görüşte bir aşk gibi. Ekim 1949′da Strasbourg’da doğan Arsene Wenger’in mirası, Kuzey Londra’da küçük bir köşede başka bir boyut kazandı. Ve 10 yılı aşkın bir süredir onu farklı kıldı. Peki neden?

Benim gözümde iyi bir teknik direktörün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

-Genç yetenekleri keşfetmek ve onları hazırlayıp birer yıldıza dönüştürmek,

-Elindeki oyunculara en iyi şekilde uyan taktiği bulup onu geliştirmek,

-Sağlam bir görünüm ve karakter,

-Ve bunların ışığında çok iyi bir stratejinin yanında zamanla bu uygulamaların meyvesi olan şampiyonluğu takıma kazandırabilmek.

Benim aklıma Premier Lig'de tüm bunları barındıran iki teknik direktör geliyor; Wenger ve Ferguson...

Öncelikle her teknik direktörden farklı bir düşünce yapısına sahip olması onu farklı kılan. Hatta Wenger‘in bu düşünce yapısı İngiliz futbolunda bir devrim niteliğinde… Bunlar hangi düşünceler?

Yetenek keşfetmek ve onu yıldız yapmak bir sanatsa, Wenger bunu en iyi icra edenlerden. Arsenal’in daha önce adı sanı duyulmayan genç yetenekler ile birşeyler yapmaya çalışması, daha sonra da bu isimlerin birer yıldız olması herkesi şaşkına çeviriyor. Wenger oyuncu yetiştirmekten zevk alıyor ve Theo Walcott ve benzeri gençlerin Arsenal’i tercih etme sebeplerinden biri de bu…

Beslenme futolcu performansı üzerinde en büyük etkenlerden bir tanesi. Euro 96‘da İngiltere milli takımına hazırlanan yemek listesini (domates çorbası, makarna ve tost) görünce İngilizlerin bu işten anlamadığı ortaya çıkıyor. Wenger geldikten sonra ise işler sadece Arsenal’de değil, onun getirdiği model ile tüm İngiltere’de değişti. Wenger göreve başladıktan sonra Arsenal’li futbolcular karşılarında idrar tahlillerinin bile gösterildiği çizelgeler buldular. Gelen başarılarda Wenger’in beslenme konusundaki çalışmaları çok etkili oldu.

Herşeyin ve her konun uzmanı ile çalışmak… Bu Arsene Wenger’in büyük önem verdiği bir konu. Kondisyoner, Refleksolojist, masör, osteopat ve hatta berber… Bunların hepsi Arsenal’de Wenger sayesinde mevcut.

Arsenal'in birkaç yıl önce yaşadığı günlerdeki başarının kaynağı yine pırıl pırıl gençlerdi. 1998 yılında kazanılan şampiyonluktan sonra 'cömert' ve 'istikrarlı' çalışmalar sonucunda Arsenal double yapmayı başardı. Arsenal için şimdi çıkış yolu yine o yıllarda olduğu gibi 'sabır' ve Fabregas önderliğinde sahip olunan gençler. 

Alex Song'dan yeni bir Patrick Vieira yaratılırsa, yine birkaç sezon içinde Vermealen'den, Walcott'tan, Djourou'dan, Merida'dan ve diğer parıldayan gençlerden hepsine son şampiyon olunan yıldan birkaç sezon önce gösterilen ve meyvesi şampiyonluk olan 'sabır'dan gösterilirse çok istenen şampiyonluk belki hemen değil ama önümüzdeki yıllarda mutlaka gelecektir.

Geçen Yıl (2009-2010) yeni bir yapılanma içinde elde edilen lig üçüncülüğü ve Şampiyonlar Ligi'nde oynanan çeyrek final kimilerine göre bir başarı ancak Wenger'i dahi tatmin etmiş değil. " Ana hedef her zaman lig şampiyonluğu olmalı " diyor Wenger. Ve ekliyor " Geçen yıl yeni yapılanma ile birlikte gelen lig üçünülüğü ve şampiyonlar Ligi çeyrek finali dışarıdan bakıldığında evet bir başarı ancak beni pek tatmin ettiği söylenemez. " Wenger için bu sezon yeni imzaladığı üç yıllık kontrat ile beraber belki de tatmin edici olacaktır. 

Arsenal'in ve Wenger'in tarzı bu... Chelsea çok paralar harcayıp şampiyonluğu elde edebilir (ki Arsenal'in böyle bir şansı yok) ama Arsenal bu saydıklarımı yapıp tekrardan zirveye oturduğunda bu daha anlamlı bir hal alacak. Kaldı ki bu kılıfı Arsenal'in kültürü Arsene Wenger'e giydirmiştir. Sırf bu yüzden futbolu birazcıkta olsa bilen Arsenal taraftarı ve kulüp üst yöneticileri Wenger'den asla vazgeçmeyecektir. Ve O, yeniden (halen öyle fakat takım gelişme sürecinde) 'benzersiz' olacaktır.

Umarım her yönüyle fark yaratan Wenger gibi futbol adamları futbolun çoğu zaman monoton giden durumundan hiç eksik olmazlar…

Son olarak bugün 18:00'da (EPL 1. hafta) Liverpool - Arsenal maçının muhtemel kadroları ve birkaç not. 

15.8.2010

Stad: Anfield, 18:00
 
Son maç:
Liverpool 1 Arsenal 2

Hakem: M Atkinson

--->Liverpool Bugün Arsenal'i yendiği takdirde Lig tarihindeki 2000. galibiyetine ulaşmış olacak. 

--->Son 18 maçta Liverpool Arsenal'i sadece 3 kez yenebilmiş.

--->Son 7 yılda sezonun ilk maçlarında Liverpool sadece 2 kez kazanabilmiş.

--->Liverpool bu sezon tüm kombinelerini satabilmiş değil. Bunun nedeni taraftarın kulübün sahiplerine yönelik bir protestosu olduğu kesin gibi.


+

The Joy of Six: great Liverpool v Arsenal moments and matches (guardian.co.uk)


+

R. Fowler'ın 28 Ağustos 1994'te Arsenal ağlarına 272 saniyede bıraktığı 3 gol...





6 Haziran 2010 Pazar

Benitez, Dalglish ve Hodgson


Altı yıllık Liverpool döneminde Rafa tüm Liverpoollu'lar için bir umut olmuştur. Sırf bu sebep bile Rafa'nın arkasında durmaya yeter. Yalnız, geçtiğimiz sezon, baş sorumlusu Amerikalılar olsa dahi, Rafa en aciz, en basiretsiz dönemini geçirmiştir. Aslında bu çöküş, mali yanı dışında tesadüfi de olmamıştır. İlk yıllarında 25-26 oyuncuya dayanan geniş kadrosunun bir sonucu olarak, her maçı farklı düşünen ve bir sonraki maç için en yüksek verim alabileceği 11 kişiyi seçebilen bir Liverpool söz konusu idi. Fakat yıllar ilerledikçe, Rafa'nın -nasılsa- bu avantajını yitirdiğini gözlemledik. Gerçek; Liverpool'un, United, Chelsea veya Arsenal kadar transfer bütçesi olmadığıdır. Ancak, bir diğer gerçek ise, mevcut fonun Rafa tarafından 5-6 oyuncuya deyim yerindeyse çar-çur edildiğidir. Dolayısıyla, kısa süre sonra, artık Benitez'in elinde sürekli optimuma ulaşabilecek bir kadro derinliği ve yapısı kalmamıştı. Crouch kendi isteğiyle ayrılmış olabilir, Keane'nin gönderilişi Mascherano'nun bonservisinin alınışına yorulabilir, Aqua'nın hala zamana ihtiyacı olduğu ya da Riera'nın disiplinsiz tavırlarıyla kendi başını yediği de söylenebilir ama en önemlisi bunların her birinde biraz da Rafa'nın suçlu olduğu gerçeğidir. Rafa hakkındaki satırları tamamlarken, kendince bir Liverpool taraftarı olan bana, yaşadığım en mutlu futbol anı'nı bahşettiği için minnettar olduğumu söyleyebilirim, bir anlamda elin Amerikalısı sayılabilecek insanlara karşı onu savunmak da boynumun borcudur fakat iş kriz yönetmek ve uzun soluklu bir maratonu göğüslemekse doğru adres Rafa değildir.

Kırmızılıların efsanevi kalecisi Grobbelaar "şu an bu iş için en uygun kişi Dalglish'dir." diye buyurmuş ve kulübün yeniden stabil hale gelmesinin, eski günlere dönmesinin ancak Dalglish'in ipleri eline almasıyla mümkün olduğunu eklemiş. Grobbelaar'ın bu açıklamalarının kaleciliğinden daha soğukkanlı ve güvenilir olduğunu belirtmeliyim. Bu görüşlere katılıyorum ve sanıyorum Dalglish'in kulübün başına geçmesine itiraz edecek Liverpoollu sayısı çok azdır. Halihazırda kulübün içinde görev alan (sportif direktörden daha çok danışman gibi bir makamda, aynı zamanda Liverpool Youth Academy'nin başında görev alıyor) efsanenin takımın başına geçmesi Gerrard başta olmak üzere çoğu futbolcunun kaybettiği heyecanın yeniden yeşermesine sebep olacaktır. Ancak, Dalglish'in bu süreçteki en büyük handikapı neredeyse 10 senedir kulübenin başına geçmemiş olması olarak göze çarpıyor. Benim hatırladığım, İskoç efsane en son 2000 yılında 3 aylık kısa bir Celtic macerası yaşamıştı. Yine de, Dalglish'in teknik adamlığı da en az oyunculuğu kadar ışıltılıdır; Liverpool'a son lig şampiyonluklarını ve daha da önemlisi Blackburn Rovers'a Premier Lig şampiyonluğu yaşatmıştır.

Benitez'in gidişinin ardından adı kulüple anılan bir çok hoca var fakat bu isimler arasında benim en çok önemsediğim bir diğer isim Roy Hodgson. Fulham'la başardıklarını buraya sıkça not ettik. Dalglish'ten sonra en güçlü adaylardan biri ki Hodgson'un Liverpool'un başına geçmesi, Premier Lig'de henüz "büyük takım" yönetememiş bir Hodgson'un böyle bir şansı yakalamış olması açısından önemli gözüküyor. Hodgson son iki yılda alabileceği en önemli eğitimi aldı, olgunlaştı, hatta bilgeleşti; şimdiki yeri -bence- kesinlikle Liverpool olmalıdır. Hodgson'un Kırmızılılarla buluşma imkanının sandığımızdan daha çok olduğunu, hatta bu konuda Hodgson'un Liverpool'lu eşini bir ikna aracı olarak kullanılmakta olduğunu da belirtelim.

Dileyelim, Dalglish, Hodgson, O'Neill veya sözü geçen kimi Hollandalılar'dan hangisi gelirse gelsin, işler bir süreliğine Liverpool lehine gitsin. Zira bundan sonra, her şeyden çok şansa ihtiyaçları olacak.

4 Mayıs 2010 Salı

Fowler & Collymore


Geçen hafta Ravanelli'den bahsederken, 96/97 sezonundaki Liverpool'u da şöyle bir anımsamıştık. Şimdi oradan bir yıl öncesine gitme ve benim futbolla olan tutku dolu ilişkime en büyük katkıyı yapan forvet ikilisini hatırlama zamanı...

Robbie Fowler'dan fazla bahsetmeye gerek yok sanırım. Collymore'un da içinde bulunduğu pek çok futbolcunun "Birlikte oynadığım en iyi oyuncuydu!" dediği Fowler, biraz da hakiki bir Liverpool çocuğu olmasından ötürü fazlasıyla yakından tanıdığımız ve 90'lara dair en güzel anılarımızda yaşattığımız bir gol sanatçısıydı. Ancak Stan Collymore'in bizdeki popülerliği için aynı şeyleri söylemek biraz zor. Biraz da bu yüzden ağırlığı ona vermek gerekiyor...

"Stan the Man", pek çok kez dışarı vurduğu psikolojik sorunları, çalkantılı ilişkileri ve seks skandallarıyla o kadar meşguldu ki muhteşem yeteneğini ancak şöyle bir gösterebilmiş, sonra da orası burası derken gezgin ve sakatlık belasıyla fazla haşır neşir olmuş forvetlerden biri olarak 30 yaşında veda etmişti futbola. Ancak Fowler ile buluştukları 95/96 sezonunda, McManaman'ın 25 asistine öyle güzel cevaplar verdiler, öyle inanılmaz goller attılar ki benim için hala yeri dolmayan en güzel forvet ikililerinden biri olarak beynime kazındılar. Özellikle Collymore'un uzak mesafelerden attığı golleri ve seri çalımlarını unutmak imkansızdı. Sonradan sayısı iyice artacak olan yetenekli tamamlayıcı forvetlerin parmakla sayıldığı o dönemlerde; hem Premier Lig için hem de Avrupa futbolu için istisnai bir tekniğe sahip olan ve özel olarak takip edilmeyi hak eden bir yetenekti o.

Daha fazlasını anlatmak biraz güç, zira 15 yıl öncesinden bahsediyoruz ve o dönemleri maç maç hatırlamak her geçen sezonla beraber daha da zorlaşıyor. Ama şunu söylemek şart; Collymore saha dışında yaşadıkları yüzünden problem çocuk olmasa ve maliyeti nedeniyle -Liverpool'a Ada'da rekor olan 8,5m pound'a mal olmuş, yine rekor 7m pound'a Aston Villa'ya satılmıştı- çabuk gözden çıkarılmasaydı, şu an 20 yıl olarak bahsettiğimiz Liverpool'un şampiyonluk özlemini daha hazmedilebilir bir rakamla telaffuz ediyor olabilirdik. Neyse, kıyısından köşesinden de olsa Collymore'u hatırlatmışken şu ilginçliklere de değinerek saygı duruşunu tamamlayalım...
  • Stan Collymore, 2005 yılında çekilen Temel İçgüdü 2'nin açılış sahnesinde Kevin Franks adlı karakteri canlandırmış; izleyenlerin benimle hemfikir olacağını tahmin ettiğim üzere, geçmiş tecrübelerinden faydalanarak fazla zorlanmamıştı.
  • Rapçi Ice Cube ile bir albüm kaydetmiş ancak bu albüm piyasaya çıkmadığından bu konudaki hünerlerinden bizi mahrum bırakmıştı.
  • Karısını sık sık dövdüğü iddia edilirdi ve barda karıştığı kavga yüzünden İngiltere ile Dünya Kupası'na gitme şansını kaybetmişti.


Fotoğraf @ Mirrorfootball

31 Mart 2010 Çarşamba

Ramos ve Milan?


Sevgili Sergio Ramos Milano'ya gitmiş apar topar Pazartesi günü... Gitmiş, yemek yemiş gelmiş. 

Bizim AS'ta tutturmuş Sergio Ramos Milan'la görüşüyor diye... 

Osteria del Pallone'de Oddo ve Abbiati ile buluşmuş. Bunların dışında Milan kulübünün önde gelen yetkilileri de onlarla beraberlermiş.

Şimdi, böyle bir olasılık var mı, yoksa sıradan bir yemek mi bilemiyorum. Şimdi tek söyleyebileceğim sevgili Berlusconi eğer Sergio Ramos'u gerçekten istiyorsa birinin onu rüyasından uyandırması gerektiği...

Sergio Ramos'un Real Madrid ile Haziran 2013'e kadar devam eden bir kontratı var... Şimdilerde konuşulan ise bu kontratın Perez'i kesmediği ve 2017'ye kadar uzatmak istediği... Böyle bir durum karşısında Milan'ın Ramos hayali zaten suya düşüyor. 

Ama onlara da hak vermek gerek artık.

Maldini emekli oldu, Nesta, Kaladze ve Favalli gibi isimler bıraktı bırakacak... T. Silva tek başına takılıyor. İtalyanların iş gücünü daha iyi yapmak için Sergio Ramos'u istedikleri söylenebilir. 

Zaten 'bizim' AS gazetesi kendini boşu boşuna işkillendirmiş olaiblir. Yani zaten biliyoruz kısa zaman önce de Ramos-Milan haberleri çıkmıştı ama belki de Ramos sıradan bir gezinti için de Milano'ya gitmiş olabilir...

Hazır ufak dedikodulardan bahsetmişken Raul ve Liverpool adları da yazılmaya başlandı. Tam haberleri bilmiyorum ancak Raul'un Benitez'in yanında ona 'yardımcı' olması için ileride oturabileceği söyleniyor... Raul Real Madrid camiasının futbolu bıraktıktan sonra aktif olarak çok şey beklediği bir isim... Bu durumda bu söylentinin de gerçekleşmesi zor görünüyor.

7 Şubat 2010 Pazar

Bir Derbi İçin Olması Gereken Herşey. Fotoğraflar ile Merseyside...

06 Şubat 2010

Liverpool 1-0 Everton

Gol: Kuyt (55') (Liverpool)

Kırmızı Kart: Kygriakos (34') (Liverpool), Pienaar (90+5) (Everton)


Derbinin en iyi fotoğrafı, şüphesiz Tim Howard'ın bu karesidir.








ooooooooooooooooo

12 Ocak 2010 Salı

Kardan Benitez


İngiltere'yi vuran kar çok iyi değerlendiriliyor. Bir arkadaş 'Kardan Benitez' yapmış...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Anfield'da Kasvet Havası...

R. Benitez'in 'Tez' i Şampiyonlar Ligi'ydi, şimdi o da gitti. Liverpool 9-10 sezonunda yoluna UEFA Avrupa Ligi'nde devam edecek. Artık Benitez'i ve Liverpool taraftarlarını besleyen bir Şampiyonlar Ligi yok. Bu ligde 04-05'te İstanbul'da gelen şampiyonluk, 06-07'de gelen finalden sonra 'doymuş' olan taraftarlar artık bir lig şampiyonluğu beklentisi içerisine girmişlerdi, fakat bu sezonda çok büyük ihtimal ile 'uçtu'...

***

Şimdi elde kalan Avrupa Ligi. Peki 2000'li yıllarda Liverpool sürekli Şampiyonlar Ligi'nde mi oynadı? Tabii ki hayır, bu yüzden 'o kadar' üzülmeye gerek yok... 2000-2001'de meşhur Alaves finalinde gelen bir şampiyonluk, ardından 2002-2003'te Celtic'e kaybedilen bir çeyrek final, Gençlerbirliği'nin çeyrek finalin kapısından döndüğü 2003-2004'te de Marsilya'ya kaybedilen bir 4. tur var geçmişte.

***

Liverpool'un yoluna Avrupa Ligi'nde devam edecek olması bir kabus değil yani. Son olarak Benitez'e de yüklenmek yanlış. Rafa'nın yerine George Gillett ve Tom Hicks'e yüklenmek daha doğru olacaktır... Yönetim ve transfer politikası nedeniyle...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan