14 Aralık 2011 Çarşamba
Yoksa Ujfalusi?...
25 Ekim 2010 Pazartesi
10 Yıl Geçti; Fenerbahçe olumsuz, Galatasaray olumlu. Peki Neden?

Yine Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan bir derbi maçı, maçtan önce yine aynı tartışmalar. Bu kez seri bozulacak mıydı? Yoksa yine Fenerbahçe yıllardır olduğu gibi kazanmaya devam mı edecekti? Maç 0-0 tamamlandı ve galibiyet serisi bozuldu ancak Galatasaray'ın 10 yıldır Kadıköy'de galibiyet alamama serisi bozulmadı. İki takımda birer puanı paylaşmasına rağmen neden Fenerbahçe cephesinde hayal kırıklığı, Galatasaray cephesinde olumlu bir hava vardı?
Sorunun cevabı çok basit. Fenerbahçe maçtan önce çok formdaydı. Bu maçı kesin alacaktı. Galatasaray taraftarı dahi fark bekliyordu. Bu söylemler ve oluşan bu ortam her daim tehlikelidir ve buna şahit olduk. Fenerbahçe favori çıktığı maçtan galip ayrılamadığı için olumsuz bakıyor. Galatasaray'da ise yönetimin basiretsizliği sonucu bir hafta için teknik direktör değişikliği ile takımın başına Rijkaard'ın yerine Hagi geldi, bir anda çıkılan Fenerbahçe derbisinde güzel futbol oynandı, alkış alındı. Bu yüzden Galatasaray alınan bu beraberliğe sevinmekle haklı... Futbolcuların yapmış oldukları sabote etme hikayesine hiç girmek istemiyorum. Bu konu hakkında birçok şey söylendi halihazırda...
Empati kurmakta fayda var. Fenerbahçe Ali Sami Yen'de 10 yıldır yeniliyor olsun, bizler ligin 9. sırasında olalım, teknik direktörümüz değişmiş olsun, as oyuncularımız sakat olsun, Galatasaray'a 1.50 oran verilsin, fark atacak denilsin ve Fenerbahçe sahadan 0-0 beraberlikle ayrılsın... Öncelikle mutlu olmak için sebebim işte yukarıda yazdıklarım olurdu. Ancak şunu da söylemeliyim ki maç sonunda üçlü çektiren bir futbolcumuz, meşale yakan ve tesislere kutlama için gelen taraftarımız da olsun istemezdim. Sonuçta lig dokuzuncusuyum, liderle puan farkım bu beraberlik ile 10 olmuş... Beraberliğe rağmen 10 yıldır galibiyet alamıyorum...
Galatasaray bu maçta bir hafta içerisinde Teknik Direktörünün etkisini nasıl hissetti? Ankaragücü maçında ayakta duramayan oyuncular nasıl bir anda bu hale gelebildiler? Öncelikli sorulması gereken soru eğer Galatasaray'ın başında bu maçta Hagi değil de Rijkaard olsaydı yine bu şekilde mi olacağı... Zor soru ancak eğer Hagi bir hafta içinde takım ruhunu çökmüş olan Galatasaray'a bir anda aşılayabildiyse mükemmel bir iş yaptı. Ancak şunu da söylemek gerekir. Fenerbahçe Galatasaray maçlarının havası malum. Hırs olması çok normal. Hagi'nin bu maç için geldiği saatten itibaren oyuncularına verdiği ektra şey 'kazanma' ruhuna sahip eski bir Galatasaraylı olmasından başka bir şey değil. Bu yüzden 5-6 yıldır Kadıköy'de alınan bir mağlubiyete üzülmeyen Galatasaray taraftarı, bu kadar hırsla mücadele ettikleri dün geceki maçtan mağlubiyetle ayrılsalardı üzüleceklerdi. Tabii Galatasaray'ın "hırslı" futbolunun yanında Fenerbahçe'nin de sahadan galibiyetle ayrılmak adına rahat pozisyonlar bulduğunu ancak bunları değerlendiremediğinin de altını çizmek gerek. Zaman zaman okuduğumuz maç yorumlarında Fenerbahçe'nin sanki sahasına hapsolduğu havası çıkıyor ki, hoş değil.
Biz bu maçtan sonra farklı bir sevinç tarzının olduğunu görmüş olduk; Takım ruhunun kazanılması. Galatasaray sonraki maçlarda bu hırsıyla devam eder mi bilmiyorum ancak daha önce de söylediğim gibi büyük bir kaos ortamının ardından takımın düzlüğe çıkacağının sinyallerinin verilmesi bir sevinç nedeni sayılabilir. Günlerdir üstlerine gelen 'fark olacak' gibi söylemlerden sonra bu tarz bir olayın gerçekleşmememiş olması da bunda etkili.
Taraftara da değinmek gerekiyor. Şahsım adına Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda dört tribün birden aynı anda yapılan tezahüratı en son 2005-2006 sezonunda Gaziantepspor karşılaşmasında gördüm. Mükemmel bir stad ancak maalesef top rakipteyken ıslıkla baskı altına almak dışında önemli bir aktivite olmuyor. Bunun nedenini tüm Fenerbahçeli arkadaşlar biliyorlar. Yıllar içinde Fenerbahçe tribünleri yavaş yavaş eridi ve bitme noktasına geldi. Ali Sami Yen'de daha iyi olan tribün, Türk Telekom Arena'ya geçildiğinde tıpkı Fenerbahçe'de olduğu gibi azalma noktasına gelecektir. Bunun nedenleride çok farklı başlıklarda sıralanabilir... Son olarak mikrofonlu tezahürata davet durumu yaşandı. Benim açımdan sorun yok, Real Madrid maçlarında da hoparlörden tezahürat yapılıyor, alışkınım...
... ve benden basına yeni malzeme; "Fenerbahçe'nin galibiyet serisi" artık "Fenerbahçe'nin yenilmezlik serisi" olarak değişebilir.
Sonuç; 0 Noktasında olumlu bakan bir Galatasaray, olumsuz bakan bir Fenerbahçe...
Fotoğraf @Ajansspor
28 Mart 2010 Pazar
2000-2001 Türkiye Kupası || Dört Dörtlük bir maçtı...
Derbi Öncesi Nostalji || Galatasaray 2-3 Fenerbahçe || 1989

1988 - 1989 Başbakanlık Kupası Finali, Ankara... 20 Ağustos 1989'da Fenerbahçe'nin 3-2 üstünlüğü ile biten maçı Metin Oktay'ın kaleminden okuyalım...
" Gerçekten Ankara'da futbol dolu bir gece vardı. Başbakanlık Kupası'nda amansız bir120 dakika ile heyecanlandık, futbola doyduk. Maçın favorisi Fenerbahçe'ydi. Galatasaray'ın Tanju, Prekazi Uğur ve Hasan'dan yoksun kadrosu daha maçın başında ibreyi Fenerbahçe'ye çevirmişti.
Gecenin aydınlık tarafı da özellikle ikinci yarı da ve uzatma dakikalarında Fenerbahçe'nin oldu. Ankara seyircisinin uzun yıllar unutamayacağı bir futbol şöleni ile zevklendik.
Oyunda sürat, tempo ve atılan birbirinden güzel goller sanırım uzun yıllar hatırlanacak.
Bu maç tıpkı 4-3'lük Fenerbahçe - Galatasaray maçını hatırlatıyordu. Bu maçta da Galatasaray eksik kadrosuna rağmen 22 dakika da 2-0 öne geçti fakat yine bu üstünlüğünü koruyamadı.
Fenerbahçe'de Oğuz sahanın en iyilerinden biriydi. Schumacher ve Simoviç'ide bunlara katabiliriz. Galatasaray'da parlayan bir de K. Bülent vardı.
Atılan goller güzellik ve beceri açısından mükemmele varan görünümdeydi. Fenerbahçe'ye 2 gol kazandıran B. Şenol golcü görevi de yaptı. Galatasaray'ın iki paslı oyunu Fenerbahçe'nin teknik oyununa yetişemedi. Bir de Erdal formasını ıslatmadan oyunu terk etti.
Evet, Ankara'da güzel bir oyun izledik. Bu maçın izi uzun süre hafızalarda kalacak. Böyle bir maçta kazananı da kaybedeni de tebrik etmek gerek. Hatta şapka bile çıkartmak... "
Bizim Derbi...

17 Mart 2010 Çarşamba
Haftanın Yıldızı; Abdel Kader Keita

Sezon başı Lyon'dan transfer edildiğinde soru işaretlerimiz vardı. Çok kötü bir sezon geçirmiş ve istikrarsız futbolun çıkış noktası, Kara Kıta Afrika'da hayata merhaba demişti. Transferin gerçekleştiği gün Osman Tanburacı, Keita için Yattara'nın bir gömlek üstü diye yazmıştı. Yani ne demek istiyordu, yetenekli ama ne zaman, ne yapacağı hiçbir zaman belli değil!
Sezona flaş bir başlangıç yaptı Fildişili. Umulandan çok daha iyi maçlar çıkardı. İlk 17 maçlık devrenin gözdesiydi adeta. İlk nazar boncuğu, Roberto Carlos'a attığı yumruk oldu. Ardından, her 2 yılda bir kapıyı çalan Afrika Uluslar Kupası kara kedi kıvamında girdi araya. 40 yaşındaki(!) Ahmed Hassan'ın önderliğindeki Mısır'a kupayı kaptıran Keita, hem Türkiye'ye geç döndü hem de bir türlü kendine gelemedi. Atletico Madrid maçlarına kadar eleştiri bombardımanı altında kaldı.
Atletico'ya elenmenin yaradığı tek Sarı Kırmızılı futbolcu Keita oldu. Yavaş yavaş gözden düşmeye başlıyordu ki, bu seri toparlanmasını sağladı. Ardından eskisine benzer performanslarını izlemeye başladık. Galatasaray'ın en kilit futbolcusu nitelendirmesini böylece yeniden kazanmış oldu.
Türk futbolunun en büyük sıkıntısı, gerçek anlamda kanat oyuncusuna sahip olmaması. Ya devşirme kanatlar kullanırız(Mehmet Topuz, Özer, Holosko, Nihat, Tuncay) ya da yıllanmış şaraplara sarılırız(İbrahim Üzülmez, Ali Tandoğan). Fakat topu alıp götürecek, sıfıra inecek, bütün bunların yanına düzgün ortalar hatta paslar ekleyebilecek fazla oyuncu görmemiştik ki Keita indi Ali Sami Yen'in çimlerine. Kendini futbola vermeyi başarsaydı Kazım Kazım'dan da aynı performansı bekliyordum ama artık geçmiş olsun, belki başka bahara!
TSL'nin bitimine 9 hafta var. Bu haftalarda iyi futbol beklemek, saflık olur. Artık, takımların tek hedefi, en kısa yoldan gole ulaşmak. Herkes topu alıp getirecek ve icabında gol yapacak bir kahraman arıyor, işte o kahramanlardan biri de Keita. Galatasaray şampiyon olursa Keita, bu şampiyonluğun en önemli parçası olacak. Aksi gibi kaybederse de bu sıfatı kazanacak!
26 Şubat 2010 Cuma
A.L.H.Ç


A.L.H.Ç
Bir yardım kuruluşunun... Yok yok. Başlıkta kısa yazdım ki değişiklik olsun.
Açılım pek moda ya...
" Anamızın Liginde Halay Çekelim " buda...
" Bir Avrupa macerasında daha bize ayrılan sürenin..."
Ne güzel dalga geçiyordunuz değil mi sevgili Galatasaray'lılar?
- Güiza varsa tamam, Fener Avrupa'ya veda...
- Yemişim ülke puanını, saldır Gassaray,
Peki Fenerbahçe'li arkadaşlarım ? Pek fark yoktu. Ezeli rakip heryerde ezeli...
-Yine havalandı bunlar, Atletico bi çaksa da... Alın çok güzel çaktılar.
Hele Güiza meselesi evlere şenlik. Kemal Sunal'ın Şaban karakterindeki gibi bir tokat 'PAT!' sonra, 'Ah canıııım acıdı mı, gel bi öpeyim...'
Bir tek D-Smart yetkilileri taraf tutmadan iki takım geçsin istiyordu turu!...
Şimdi ne oldu?
Avrupa Arenası'nda başlattığınız düelloyu Anadolu topraklarında devam ettirirsiniz artık. Oğlum akıllanın artık be... Sen burada Galatasaray iyi elendi, Fenerbahçe iyi elendi diye seviniyorsun....
Ama;
Elin oğlu Türkleri iyi eledik diyor. Takmıyorlar bile...
Şimdi, nerede kalmıştık... Hah, 28 Martta derbi var. O güne kadar yiyişmeye devam haydi bakalım...
Yolun açık olsun Lille,
Başarılar Madrid'in aslanları...
***
21 Şubat 2010 Pazar
Derbi Öncesi Nostalji, 14 Nisan 2000...

1999-2000, 29. hafta, Beşiktaş 1-1 Galatasaray
O maç belki de Beşiktaş'lı taraftarlık 13 sayısının uğursuzluğuna gerçekten inandıkları bir karşılaşma olmuştu... İnönü'de 14 Nisan 2000 tarihinde Galatasaray tarihinin efsane kadrosu karşısına 12 maçlık bir yenilmezlik apoleti ile çıkan Beşiktaş, 13. maçında Fevzi'nin büyük şanssızlık içeren golü ile maçı 1-1 tamamlamıştı...
Esasında o maç için ek olarak 'kalecilerin maçı' da demek mümkün... Fevzi'nin ayağının altından zeminin bozukluğu nedeni ile geçip giden top o pozisyona kadar harika bir performans sergileyen Fevzi'yi bir anda çökertmişti... 79. dakikaya kadar 'Coca Cola maçın yıldızı' adayı olan Fevzi Halilagiç'in geri pasından sonra bir anda dibe vurmuştu... Yine aynı şekilde Taffarel'de Şifo'nun golünde boşa çıkarak ufak bir hataya imza atmıştı...
14 Nisan 2000'deki bu derbi şampiyonluk yarışını etkileyebilecek son kapışmaydı. Galatasaray'ın kaybetmediği takdirde şampiyonluğu da bırakması gerçekten çok zordu. Fakat buna rağmen tüm maç Galatasaray'lı oyuncuların bedenlerinin İnönü'de, düşüncelerinin ise Leeds United maçında olduğunu göstermişti bize... Bu durum maçın başından sonuna kadar kendini bir şekilde belli etmişti...
Bu maçtan sonra Galatasaray ertesi hafta berabere kalmış, Beşiktaş umutlanmış ancak Antlaya'dan gelen bir beraberlik daha umutları iyiden iyiye azaltmıştı... Sezon sonu ise şampiyon Fatih Terim'in Galatasaray'ıydı...
Maç için son bir not ise ilginç... Maç boyu Beşiktaş taraftarının bir kısmı Leeds United lehine ufak ufak tezahüratlarda bulunmuş, fakat Leeds United bu tezahüratların karşılığını Beşiktaş'a vermemiş ve o maçtan 5 ay sonra (26 eylül 2000) olacakları kimse Leeds lehine tezahürat yaparken bilememişti...
Karikatür: Mesut Yavuz; Mavi bikinili kızımız UEFA, Kırmızı bikinili kızımız ise LİG'i temsil ediyor...
Son olarak bu akşam oynanacak maç :
2009-2010
Beşiktaş-Galatasaray
Yer: İstanbul İnönü Stadı
Zaman: 21 Şubat Pazar, 19.00
Hakem: Fırat Aydınus
*****
22 Ocak 2010 Cuma
Corinthians'tan İki Dost

Brezilya'da 2005 yılında şampiyonluğu kazanan Corinthians'ın o dönemdeki kadrosu Avrupa'da birçok kalburüstü takımın ağzını sulandırıyordu adeta. Carlos Tevez, Marcelo Mattos ve Carlos Alberto ilk dikkatleri çekenler olmuştu o dönemlerde. Carlos Tevez şampiyon olunan sezonda 29 maçta 20 gol atarak Premier Lig'in, Carlos Alberto Bundesliga'nın, Marcelo Mattos ise Yunanistan'ın yolunu tutmuştu 2005'ten sonra...
***
Bu kadronun forvet hattında Tevez dışındaki isimlerde gayet ilgi çekiciydi. Jo, Lyon'dan kiralık gelen Nilmar ve alt yapıdan yetişen Bobo...
***
2006'da Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören NTV'ye verdiği bir demeçte Brezilya'nın Corinthians kulübünde ve aynı zamanda U-20 milli takımında da forma giyen genç bir forvet oyuncusu ile anlaştıklarını söylemişti. Fakat isim vermemişti. Akıllara gelen isimler Nilmar, Jo ve Bobo'ydu. O dönem bir önceki sezon Fenerbahçe'yi yakan Nilmar'ın OL. Lyon'dan kiralık olarak Corinthians'ta olması onun isminin üstünün çizilmesine neden olmuştu. Bobo ve Jo arasında birçok tahmin yapılıyordu. FM oynayan arkadaşlar bu ismin Jo olmasını çok istiyorlardı, zira FM'de bu genç çok yetenekliydi ve FM asla yanılmazdı... Gerçekte de Jo, takımında Bobo'dan daha fazla gol atmıştı. Bobo'nun Jo'ya göre avantajı ise ümit milli olmasıydı, Jo henüz milli formayı giyememişti.

Corinthians'ta birlikte büyüyen bu iki gençten Jo CSKA'ya, Bobo ise Beşiktaş'a geldiğinde gerçek ortaya çıkmıştı nihayet. İki dost, Jo ve Bobo yuvadan uçtuktan sonra Jo popüler bir Premier Lig oyuncusu olmayı başarmıştı. Bobo ise Beşiktaş'ta zaman zaman parlayıp, zaman zaman da teknik direktörlere ve şimdilerde Mustafa Denizli'ye kendini kanıtlamak için uğraş verdi...
***
Nihayetinde bu iki iyi dostun yolları Jo'nun İstanbul'a gelişi ile yeniden kesişmiş oldu. Bir şekilde kader Bobo'nun olduğu mevkiye Jo'yuda getirdi... Bizim basında adettir 'X Türkiye'ye gelmeden önce Y den bilgi aldı' demek... Sanırım kimsenin aklına Jo'nun gerçekten Bobo'yu aramış olabileceği gelmedi. Çünkü bunun olması kesin gibi... Bobo kankasını tekrar yanında görmekten mutlu, Jo'da aynı şekilde... Bakalım Bobo ve Jo farklı takımlarda olmasına rağmen Corinthians günlerindeki performanslarını aynı ligde sergileyecekler mi? Ancak önce Bobo'nun Mustafa Denizli'ye kendisini oynatması için yalvarması gerekecek...
" Bobo'nun Corinthians günlerindeki fotoğrafı için Hasan Muradoğlu'na teşekkürler... "
18 Aralık 2009 Cuma
'Lokum Gibi' Kura
Türk basınının klişe manşetlerinden birisi biliyorsunuz 'Lokum Gibi Kura'. Buna ilave olarak yine 'Şeker Gibi' de söylenebilir. Herhangi bir ön eleme turunda rakipler incelenir, göze küçük ve güçsüz gelenler belirlenir ve eğer bu belirlenen takımlardan biri çıkarsa hemen manşet yapıştırılır. Ancak uğursuzdur bu manşet... ***
Zamanında Trabzonspor'un Kıbrıs Rum Kesimi'nden Famagusta ile eşleştiğinde kullanılmıştı mesela bu manşet. Sonuç hüsran. Yine 99-00 UEFA Kupası ilk tur maçında Fenerbahçe MTK Budapeşte'yi çekmiş, şeker gibi denmiş ve sonuç Famagusta maçlarından farksız olmuştur. 2005-2006'da Galatasaray'ın 'kek' 'lokum' ya da 'şeker' kurası Tromso, Galatasaray'ı UEFA Kupası'nın dışına itmişti...
***
Milli takımlar düzeyinde bir örnek vermek gerekirse Euro 2004 öncesi play off kuralarında atılan 'çek bi Letonya...' manşeti en güzelidir. Sonuç: 'yapmayın çocuklar...' Verpakovskis manşeti içimizde patlatmıştı.
***
Bugün 09-10 sezonunun Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi için kura çekimi yapılacak. Şampiyonlar Ligi'nde bir takımımız olmadığından orayı sona bırakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray Avrupa Ligi'nde bugün yapılacak kura çekiminde 1. torbada yer alıyorlar. Şöyle 2. Torbaya bir baktığımızda Liverpool, Everton ve Fulham İngiltere deplasmanı istemediğimiz için çıkmasın(!). Rubin Kazan kapalı kutuydu artık açıldı olmaz, Ajax ve Hamburg dişli, Liege'de Sinan var(!), Brugge, Villarreal, At. Madrid, Bilbao ve Panathinaikos'un sağı solu belli olmaz, geriye bizim 'lokum'lar kalıyor... Kopenhag ve Lille. Haydi bakalım bizim 'lokum'lar tutacak mı?
***
Galatasaray - Lille
Fenerbahçe - Kopenhag
***
Şampiyonlar Ligi'ne geçelim son olarak. Benim çok fena 'Erken Final' izleyesim var. Real Madrid-İnter buna uygun... Ya da Barca-Milan. O da olmadı ManU-Bayern M...
Not: Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakiplerini bilene bir kutu lokum gönderiyorum. Ciddiyim.
Saatler sonra: Bilen çıkmadı. Lokumlar bana kaldı... Lille'i tutturduk ama takım tutmadı. Neyse hayırlısı bakalım...
4 Aralık 2009 Cuma
Elano vs Lincoln

''Futbolumda kesinlikle geliştirmem gereken noktalar olduğunu biliyorum. Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde beni üzen tek nokta futbolum. Biraz daha iyiye gitmem gerektiğini, biraz daha fazla goller atmam, takımıma biraz daha fazla yardım etmem gerektiğini en iyi ben biliyorum."
***
Bu sözler geçtiğimiz hafta GS TV'de 'Son Pas' adlı programa konuk olan Elano'ya ait. Kendini bilmek güzel şey... Peki nedir Elano'nun problemi? Herkesin dediği gibi son oynanan Panathinaikos maçında pas alamamak ve dışlanmak mı?
***
Elano'nun Galatasaray orta sahasında pres yaparak top çalamayacağı bilinen birşey. Aynı zamanda da hıza dayalı bir adam eksiltme durumu da yok Elano'da. Fakat oyunu okuma, oyunu okuduktan sonra en iyi şekilde milimetrik paslar atma gibi özellikleri de var. Aynı zamanda Galatasaray defans hattı çoğu maçta orta sahaya yakın oynuyor ve bu da oyunun dar bir alanda oynanmasına neden oluyor. Durum böyle olduğunda 'Adam eksiltme' gibi bir özelliği Elano'dan daha iyi olan Arda daha fazla iş yapıyor ve daha iyi oynuyor gibi görünüyor.
***
İşte Elano'nun Brezilya milli takımında sanki Galatasaray'da gösterdiği performanstan daha iyisini gösteriyor gibi durmasının nedeni yukarıdaki paragraf. Elano'nun top kazanan orta sahaya yakın, ve atağın başlangıcında oyunu yönlendirici olarak oynadığı Brezilya milli takımında daha iyi bir performans sergilemesi doğal. Dunga'ya göre Elano, ortasahada hücum ve defans arasında hücuma yakın duran, oyundan kopmadan geride ve ileride çalışacak, pas trafiğinde etkili olacak, savunma yaparken adam kovalayacak, hücum hattında final pasları yapabilecek, korner atacak, Kaka'dan sonra gelen oyuncu... Bizim ülkemizde tabir ettiğimiz klasik bir '10' numara değil yani. Bu yüzden Elano bana göre Galatasaray'a geldiği günden beri yanlış yanlış 10 numara algısının verdiği bir kurban gibi duruyor.
***
Gelelim yazının başlığına... Elano Lincoln gittikten sonra Galatasaray taraftarının bu bölge için düşündüğü 'karamsar' havayı atmıştı bir nevii transferinden sonra. Fakat işler yine başa sarılıyor gibi. Eğer Galatasaray Elano için doğru hamlelerde bulamaz ise Lincoln'un daha faydalı olduğu gerçeği kabul edilecek ve ne yazık ki Hagi'den beri bir takıntı haline gelen boşluğu dolduramayan bir oyuncu olarak akıllarda kalacaktır...
5 Kasım 2009 Perşembe
Servet Çetin Hakkında...

-Aman Servet dikkat et fizik, etkilenme falan diyorlar, sen delikanlı adamsın gözünü seveyim,
-Barca tesislerinde ağır yük işi varmış teklif bu yüzdenmiş,
-Kesin Ekvador'daki Barcelona'dır bu,
***
Yahu Arkadaş... İster Fenerbahçe'li ol, ister Galatasaray'lı ol, ister Beşiktaş'lı ol, istersen herhangi başka bir takımı tut. Biraz gerçekçi olmakta fayda var. Bu dalga geçenler kendi kendimizle nasıl da dalga geçebileceğimizin göstergesidir aslında. Bana Turkcell Süper Lig'den bir altın karma 11 çıkartın. Ben kendi adıma defans ikilisini Lugano ve Servet'ten yaparım. O kadroya Servet Çetin'den başka bir defans oyuncusu zaten girmez. Görülmesi gereken gerçek Servet Çetin'in şuan için en iyi 'Türk' defans oyuncusu olduğudur. Tamam, doğrudur. Servet Çetin belki Bir Terry ya da bir Puyol kadar iyi değildir. Ama bu onu yerden yere vurup, çıkan transfer haberi ile dalga geçmemizi gerektirmez. Bugün bir Ferdinand karşısına Messi ya da C. Ronaldo'yu aldığında hata yapma olasılığı fazla değil mi? Ya da Milan'da oynayan Kaladze (kendi kalesine üst üste gol atan) Servet'ten kat kat daha mı iyi? Liverpool'lu Kyrgiakos'un Servet'ten fazlası nedir?
***
***
26 Ekim 2009 Pazartesi
Messi-Maradona, Arda-Metin Oktay

Bu işte bir şey var ?
Rakamlar yalan söylemez derler. Şükrü Saraçoğlu'na oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçları üç ihtimalli değil mi her maç gibi? Fenerbahçe'nin bir maç kazanma olasılığı %33 (0,33) tür. İkinci kez üst üste kazanma olasılığı 0,33 x 0,33 = 0,89 yani 10,89'dur. Sırası ile yazarsak ;3 maç için; %3,59
4 maç için; %1,19
5 maç için; %0,39
6 maç için; %0,13
7 maç için; %0,04
8 maç için; %0,01
9 maç için; %0,00
10 maç için; %0,00’dır.
O zaman Fenerbahçe hile yapıyor... (!)
(25.10.2009, Fenerbahçe 3-1 Galatasaray)
24 Ekim 2009 Cumartesi
22 Aralık 1999 - ?
Yukarıdaki tarih Galatasaray'ın Şükrü Saraçoğlu'nda aldığı son galibiyetin tarihi... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hapis cezasını tamamlamış ama siyasi yasaklıydı. Benzinin litresi 550, LPG 150 bin liraydı. ABD Başkanı Clinton'dı. Rusya'da da Yeltsin iktidardaydı... 1999'un son günleri. O sezondan önce 3 kez üst üste şampiyon Galatasaray olmuş. O sezonda taraftar şampiyonluktan emin. Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nden yeni elenmiş ama son anda kazanılan Milan maçı taraftarı UEFA'da belki bir iki tur geçeriz (!) havasına sokmuş... Galatasaray oyun olarak çokta zorlanmadan o gün Kadıköy'de yenmişti Fenerbahçe'yi. Maçın ilk golü Hasan Şaş'tan, ikinci golü ise o sezon zor forma bulan Marcio'dan gelmişti. Moldovan'ın attığı gol Galatasaray'lıları biraz korkutsa da maç 2-1 bitmişti. Taraftar Hakan Şükür'den gol beklemişti ama o yine atamamış ve sakallarını uzatmaya devam etmişti. Tam 10 yıl geçti üzerinden. O gece bir devrin başladığını kimse bilemezdi. Şimdi iki soru var akıllarda; Fenerbahçe geleneği devam ettirecek mi, yoksa Galatasaray bu geleneği bozacak mı?... Bu arada o tarihi maçın kadroları da şöyleydi :TARİH: 22 Aralık 1999
STAD: Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu
HAKEMLER: Muhittin Boşat (***), Fahir Ersoy (*), Cüneyt Elmaskeser (*)
FENERBAHÇE: Rüştü Reçber (Kaptan) (***), Mustafa Doğan (**), Alpay Özalan (**), Samuel Johnson (**), Abdullah Ercan (***), Tayfun Korkut (**) (Dk.81 Erkan Sözeri), Kemalettin Şentürk (**), Metin Diyadin (*), John Leshiba Mosheou (*), Yaw Preko (*) (Dk.46 Elvir Boliç) (**), Dinu Viorel Moldovan (***)
YEDEKLER: Murat Şahin, Uche Alozia Okechukwu, Serkan Özsoy, Tufan Apaydın, Güvenç Özkan
TEKNİK DİREKTÖR: Zdenak Zeman
GALATASARAY: Mehmet Bölükbaşı (**), Fatih Akyel (**), Carlos Alberto De Oliveria Capone (**), Gheorghe Popescu (**), Ergün Penbe (***), Okan Buruk (***), Suat Kaya (**) (Dk.46 Ahmet) (**), Emre Belözoğlu (***), Hasan Gökhan Şaş (**) (Dk.67 Tugay Kerimoğlu) (**), Hakan Şükür (***), Mandinga Dos Santos Marcio (***) (Dk.85 Bülent Korkmaz)
YEDEKLER: Kerem İnan, Mehmet Yozgatlı, Arif Erdem, Saffet Akyüz.
TEKNİK DİREKTÖR: Fatih Terim
GOLLER: (Dk.20) Hasan Gökhan Şaş (sağ ayak, pas Mandinga Dos Santos Marcio), (Dk.30) Mandinga Dos Santos Marcio (sağ ayak, pas Emre Belözoğlu) (Galatasaray) ; (Dk.51) Dinu Viorel Moldovan (sağ ayak, pas john Leshiba Mosheou) (Fenerbahçe)
SARI KARTLAR: (Dk.24) Fatih Akyel, (Dk.37) Mandinga Dos Santos Marcio, (Dk.75) Gheorghe Popescu, (Dk.78) Emre Belözoğlu (Galatasaray)
Yarın akşam (25 Ekim 2009, 20:00) her yıl olduğu gibi yine büyük bir heyecan yaşayacağız... Uzun uzun istatistikler, analizler yapmaya hiç gerek duymadım. Böyle ilginç bir yazı yazayım istedim. Şimdi tek yapmamız gereken maçın keyfini çıkartmak. Geçen sezon yaşanan olaylardan sonra tek istediğim maçtan keyif almak çünkü...
23 Ekim 2009 Cuma
Avrupa Düşler Sahnesi, 22.10.2009
İnsan ister istemez sezon başında Daum'un yaptığı açıklamalar nedeni ile kıllanıyor Fenerbahçe'nin Avrupa Ligi maçlarında. Fakat tüm endişelere rağmen deplasmanda alınan çok önemli bir üç puan daha ve elde edilen grup liderliği sevinç verici. Ayrıca Fenerbahçe derbi öncesi de olsa kendini fazla yormadan maça ağırlığını koyarak konsantre olmasını da bildi dün gece.
Fenerbahçe'nin hem göze hitap eden, hem de pozitif yönde bir pas trafiği vardı dün gece. Risksiz ama her an bir pozisyon yaratabilecek nitelikte. Emre müthiş bir şans Fenerbahçe orta sahası için. Emre Tilev maç boyunca bilmem kaç kez söylese de Emre gerçekten çok iyi top saklıyor ve ayağındaki topu da çok olumlu kullanıyor. Alex'in yokluğunda sırtına biraz daha fazla yük binse de bu yükün altından başarı ile çıktı. Kazım alışık olduğumuz mevkiisinden uzaktaydı dün gece. Aslına bakarsanız topları alışı ve aldığı bu topları olumlu bir şekilde kullanabilmesi hoşuma gitmedi de değil. Güiza ve Semih'in yokluğunda 'bu işi bende becerebilirim' demiş oldu Kazım. Gol anında yaptığı koşu ise güzeldi. Özer ise haftalar sonrasında ve yaşadığı sakatlıklardan sonra ilk onbirde oynayan bir oyuncu için oldukça pozitif bir görüntü sergiledi. Fenerbahçe'nin sayısından önce önce Roberto Carlos'a bıraktığı pasın biraz daha iyisini sanırım sadece Alex atabilirdi.
Maç boyunca kalite farkı da kendini hissettirdi diyebilirim. S. Bükreş bu yıl yeni oluşum yaşayan bir takım ve kendi içinde de sorunlar yaşıyor bildiğim kadarı ile. Takımın antrenmanlarına gelmeyerek başkandan fırça yiyen ve sorunlu bir oyuncu olan Dayro M.'den medet umulması da Bükreş'in durumunu özetliyor aslında. Ligde de durumları çok iyi sayılmaz. Geride kalan 5 maçta şampiyonluk yarışında ağır darbeler almış durumladar. Geçen yıllarda Bükreş defansının güven veren ikilisi Golanski ve Radoi, Radoi ayrıldıktan sonra sekteye uğramış durumda. Tek başına Golanski'nin yetersiz olduğu Kazım'ın attığı golde zaten belli oldu. Nicolita Bükreş adına ortalamanın biraz üstünde görünen tek oyuncu ve onunda zaten tek başına bir şeyler yapması çok zordu. Neticesinde Fenerbahçe karşısında kendi evinde dahi üstünlüğünü gösteremeyen bir S. Bükreş, Fenerbahçe'ninde güzel oyunu eklenince sahadan bu sonuç çıktı.
STEAUA BÜKREŞ: 0 - 1 FENERBAHÇE
Stat: Steaua
Hakemler: Douglas McDonald, William Conquer, Graham Chambers (İskoçya)
Steaua Bükreş: Zapata, Golanski, Baciu, Ghionea, Rada, Szekely (Dk. 67 Moreno ), Bicfalvi (Dk. 43 Oniçaş ), Juan Toja, Nicolita, Surdu, Kapetanos
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Lugano, Bilica, Roberto Carlos, Mehmet, Cristian, Emre, Dos Santos (Dk. 90 Ali Bilgin ), Özer (Dk. 71 Vederson ), Kazım (Dk. 86 Selçuk)
Gol: Dk. 59 Kazım (Fenerbahçe)
Sarı Kartlar: Dk. 19 Bicfalvi, Dk. 37 Golanski, Dk. 88 Juan Toja (Steaua Bükreş), Dk. 28 Lugano, Dk. 45 Kazım, Dk. 82 Emre, Dk. 90 artı 1 Gökhan (Fenerbahçe)
Galatasaray 4 - 1 D. Bükreş (A.Ligi, F Grubu, 22:05)
Galatasaray maça başladıktan sonra rakibinin durumunu da gördükçe 'bir an önce yenip gidelim artık' diyerek oynadı sanki. Galatasaray golünü attı, rahatladı, farka gitti ve durdu... Ligde ve Avrupa Ligi'nde yaşanan puan kayıplarından sonra tıpkı sezon başında izlediğimiz Galatasaray görüntüsünü gördük. S. Bükreş-Fenerbahçe maçında olduğu gibi iki ekip arasındaki kalite farkı maç için belirleyici faktörlerden biri oldu.
Galatasaray'ın hücum hattına diyecek bir sözüm yok ancak defans bölgesi hiç olmayacak anlarda bazen rakibe kolay pozisyonlar verebiliyor. Servet defansta güvenilir evet ama orta alanda daha çok basan bir Galatasaray olsa Dinamo gol atamazdı dün gece. Mehmet Topal, Sarp ve Ayhan'ın bölgelerinde sürekli top kaptırması Galatasaray için eksi durumda.
Rijkaard maçtan önce 'Fenerbahçe'yi değil, Dinamo'yu düşünüyoruz' dese de yaptığı hamleler ile bu maçta bile Fenerbahçe derbisini önemsediğini gösterdi. Arda, Hakan Balta ve Baros'un dinlendirilmesi buna birer örnek. Rijkaard'ın Sabri ve Ayhan'ıda oyundan alması bu iki oyuncuyu da Fenerbahçe maçında önemli olarak görmesi ile orantılı. Bu nedenle Galatasaray Kadıköy'e dinç bir takım ile çıkacak. Bu arada bu Dinamo Bükreş deplasmanda Galatasaray'ın kendi evinde yenişemediği Sturm Graz'ı nasıl yenmiş anlamadım. Arda'nın yerine oynayan Elano geçtiğimiz maçlara nazaran daha dinç bir görüntü içerisindeydi. Fakat hızlı değil ayrıca okadar faydalıda değil. Buna rağmen Brezilya milli takımındaysa sanırım sabretmek gerekecek. Nonda ise Rijkaard'ın yaptığı rotasyonda en başarılı isimdi. Kieta'da bencil olmadığı ve takımı için oynadığında daha da etkili olabileceğini gösterdi.
Sonuç olarak toparlarsak güzel oyun ve biz futbol dilencilerinin ihtiyaç duyduğu bol gol ile bitti maç. Hafta sonu oynanacak olan Fenerbahçe - Galatasaray maçı öncesi hem Fenerbahçe hem de Galatasaray fizik ve psikolojik olarak rahat birer galibiyet aldılar. Şimdi bize düşen kazasız belasız geçen Avrupa haftasından sonra derbinin keyfini çıkarmak...
GALATASARAY: 4 - DİNAMO BÜKREŞ: 1
Stat : Ali Sami Yen
Hakemler : Martin Ingvarsson, Magnus Sjöblom, Peter Martinsson (İsveç)
Galatasaray : Franco, Sabri(Dk. 66 Uğur ), Mehmet Topal, Servet, Caner, Mustafa, Ayhan(Dk. 75 Barış), Keita(Dk. 54 Aydın), Elano, Kewell, Nonda
Dinamo Bükreş : Dolha, Scarlatache, Tamas, Goian, Diabate, Rus(Dk. 46 Bostina), N'Doye, Torje(Dk. 75 Niculescu), Adrian Cristea, Alexe(Dk. 59 Zicu), Andrei Cristea
Goller : Dk. 32 Kewell, Dk. 42 ve 46 Nonda, Dk. 58 Elano (penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 62 Bostina (Dinamo Bükreş)
Sarı Kartlar
Dk. 50 Ayhan, Dk. 64 Kewell (Galatasaray), Dk. 64 N'Doye (Dinamo Bükreş)
2 Ekim 2009 Cuma
Avrupa Düşler Sahnesi, 01.10.2009
Maçı açık havada evimin yakınlarında bulunan bir cafede izledim mecbur olarak. Zira bu D-Smart zımbırtısına beş kuruş para yedirmek istemiyorum. Zamanında herşey bedava olacak diye elli liralık uyduları millete bilmem kaç katına sattılar, şimdi de başka türlü sömürmeye başladılar milleti.
Biraz 'Tiraspol'dan bahsedelim. Banu Avar'ın belgesellerinden hatırladığım kadarı ile burası kendini Moldova'nın dışında gören bir şehir. Hatta kendilerini 'ülkeden' sayıyorlar. Ayrı para birimleri bile var sanıyorum. Yanılıyor da olabilirim. Ayrı bir yönetimleri var. Banu Avar belgeselinde bu şehre girerken sanki bir ülkeye giriyor gibiydi. Yani burası Balkanların alışık olduğumuz 'karışık' bölgelerinden biri. Neyse, maça geçeyim.
Artık Doğu Avrupa ile özdeşleşen tribün gürültüsü (vuvuzela benzeri ama değil sanırım) bu maçta fazlasıyla kulakları mahvetti. Neyse, Dünya Kupası öncesinde kulaklarımız bu 'pis' gürültüye alışmış oldu iyi yanından bakmak lazım. Bir diğer tuhaflık ise Moldova televizyonu ile ilgili. Çekimler bir tuhaftı çünkü. Örneğin Roberto Carlos'un kullandığı serbest vuruşu göstermek yerine uzun süre Sheriff'li futbolcuların suratlarını bize izleterek Roberto Carlos'un şutunu sadece Moldovalı kalecinin ellerinde görmemizi sağladı. Bu sadece bu pozisyonda olmadı tabii. Daha birçok pozisyonda uzun süre Sheriff'li 'yakışıklı' çocukları izledik.
Aslında dün geceki Fenerbahçe için şu söylenebilir ; 'yeteri kadar oynuyor'. Yani dün Sheriff karşısında galibiyete yetecek kadar oynadı kanımca. TSL'de 7 haftadır süregelen 'kazanma' alışkanlığı Twente maçından sonra Avrupa'da da devam etmiş oldu. 'Kötü oynayarak kazandı' demek doğru değil bana göre. Bu deyime hangi takım için olursa olsun katılmıyorum. Zira bu maçı bir şekilde 'kazanmayı bilmek' tir. Maç öncesi Fenerbahçelilere 'mükemmel oynayacaksınız, rakibe pozisyon vermeyeceksiniz, futbola doyacaksınız ama Sheriff 90 da bir penaltı ile maçı kazanacak' dense sanırım kabul görmezdi. Alınan galibiyet herşeyden önemli, güzel oyundan bile...
Sheriff maça aşırı agresif başladı. Özellikle teknik direktörleri Emre'yi Twente maçını izleyerek çok iyi analiz etmiş olacak ki, ona çok baskı yaptı. Aynı baskı Alex üzerinde de vardı. Bu yüzden bu iki ismin maç boyunca rahat rahat oynadıklarını söylemek güç. Fenerbahçe'nin maç boyunca sağ ve sol tarafında bir 'pozisyonda doğru yerde olma' sorunu vardı sanki. Gökhan'dan sonra Önder Turacı benim gözümde doğal olarak bir hayli yavaş göründü. Kazım ile aralarında zaman zaman anlaşmazlıklarda yaşandı. Kazım'ın hızlı oyun tarzı Gökhan Gönül'e daha uygun sanki. Benzer durumlar Carlos-Uğur ikilisi içinde söylenebilir. Ayrıca Fenerbahçe defansını çok başarılı buldum. Özellikle Bilica çok çalışkan. Heryere yardım etmek için çok uğraştı maç boyunca. Edu'dan sonra Lugano'nun üstünden 'tek başına yırtınma' yükü kalkmış durumda. Hatta öyle ki Bilica, Lugano'dan bile daha yırtıcı göründü.
Disiplinli ve bir okadar da dakikalardır aynı giden maç sonunda Semih'in büyük bir ustalık ile getirdiği topla Alex'in attığı gol ile bozuldu. Maç boyunca agresif bir tavır alarak Fenerbahçe'nin oyununu bozmaya çalılan Sheriff'in direncide böylece kırılmış oluyordu golden sonra. Aslında Fenerbahçe'nin oyununu bozmak isterken sergiledikleri görüntüler daha çok boşu boşuna koşup zıplayan bir takım görüntüsü içine soktu Moldovalıları.
Sonuç olarak Twente yenilgisinden sonra alınan önemli bir üç puan alınmış oldu. Başta da söylediğim gibi Fenerbahçe 'rakibe yettiği kadar' oynuyor. Ama şimdi Fenerbahçe için önemli olan bu oyunu Avrupa Ligi'nin önemli takımlarına karşı 'nasıl' göstereceği...
SHERIFF: 0 - FENERBAHÇE: 1
Stat: Sheriff
Hakemler: Alexander Stavrev, Ljubomir Krstevski, Marjan Kirovski (Makedonya)
Sheriff: Namaşco, Tsynya (Dk. 71 Diedhiou), Karpovich, Tarkhnishvili, Rodriguez, Arbanaş (Dk. 65 Corneencov), Rouamba, Balima, Erokhin, Suvorov (Dk. 78 Volkov), Kuchuk
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Önder, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Kazım (Dk. 70 Mehmet Topuz), Cristian, Emre, Uğur (Dk. 70 Deivid), Alex, Semih (Dk. 83 Vederson)
Gol: Dk. 53 Alex
Sarı Kartlar: Dk. 45 Erokhin, Dk. 78 Karpovich (Sheriff)
Galatasaray AŞ 1-1 Sturm Graz (Avrupa Ligi F Grubu, 1.10.09, 22:05)

Yıllar önce oynanan ve el ele bir üst tura çıkılan Galatasaray-Sturm Graz maçını hatırlamayan yoktur sanıyorum. Bu maç bir nevii 'eski dostların' tekrar buluştuğu bir maç oldu. Maçın sonucu yıllar önceki gibi yine beraberlik oldu.
Rakip Sturm Graz onbeş milyon euroluk bir takım. Yani bizdeki Kayserispor, Bursaspor, Eskişehirspor gibi takımlardan daha altta bütçe olarak. Galatasaray maçından önce kendi evlerinde Dinamo'ya kaybetmişlerdi. Ve Ali Sami Yen'e de çok umutlu gelmedikleride bir gerçekti. Ama yine de disiplini bırakmadı Sturm Graz maç boyunca.
Dün gece oynanan maç Eskişehirspor maçı ile büyük bir benzerlik içindeydi aslında. Sturm Graz'da tıpkı Eskişehirspor gibi becerikli ayakları olmamasına karşın gerektiğinde defansa kapanan, gerektiğinde ise organize ataklar ile gol arayan bir takım. Yani Sturm Graz kendisinden 'bir' hatta 'birden fazla' gömlek üstün bir takıma karşı yapılması gerekeni yaptı. 'Gerekenlerden' kastım ayağa top, kontraatak, gerektiğinde uzun pas vs. özellikle ilk yarıda ayağa topu iyi yaptılar mesela. Özellikle Sturm Graz'ın forvetleri ileride nereye kaçmları gerektiğini iyi sezerek maç boyunca iyi bir görüntü sergilediler. Ve tabii ki doğru zamanda doğru yerde olan bir Sturm Graz defansı ve orta sahası tamamladı bu 'iyi kaçan' forvetleri.
Maçın ilk beş dakikasındaki Galatasaray, ligin ilk haftalarında ki oyununu sergilese de bunu maça yaymayı başaramadı. Fakat ben 'Galatasaray çok kötü oynadı' sözlerine de katılmıyorum. Çok kötü oynamadılar ancak Sturm Graz'ın attığı ilk gol sanki Galatasaray defansının boş vermişliğinden kaynaklandı gibi. Rakiple aradaki mesafenin ortasına atılan bir topta, ya da rakibin ayağından açtığı bir topta saliselik bir karar anı olur. Mehmet Topal bu saliselik anda yaptığı müdahele de başarısız olunca kademesine girmek durumunda olan oyuncu uzak mesafede kaldı ve karşılamaya gidince ortada geniş alan doğdu. Geriden gelen ve peşinde kimsenin olmadığı Graz'lı oyuncuda golü yapmış oldu.
Galatasaray için görülen sorunlardan biri maç içinde ataklar esnasında defans anlamında kontrolün kaybedilmesi oldu. Özellikle defansta verilen boşluklar Graz'lı oyuncuların Galatasaray yarı sahasında rahat rahat top yapmasına neden oldu. Diğer bir problem ise top rakipte olduğu anlarda deyim yerinde ise Galatasaray'ın rakibini 'ısırmaması'. Bundan kastım ataklarda yaratıcı olan Galatasaray'ın hücum hattının top rakipteyken oyuna yeterince katkıda olmamaları. Yıldız oyuncuların gerçek anlamda savunma yapmayıp mücadele etmemeleri Türkiye Ligi'nde fazla sırıtmıyor. Ama rakip biraz diri, biraz top yapan oyunculardan kurulu olduğunda iş zorlaşmaya başlıyor.
Galatasaray kolay gelen Panathinaikos galibiyetinden sonra böyle bir sonuç beklemiyordu hiç şüphesiz. Arda'nında dediği gibi Galatasaray 'kaybedebilirdi de'. Grubun lideri halen Galatasaray. Taraftarlar arasında üst üste gelen beraberlikten sonra ufakta olsa homurdanmalar var. Çünkü herkes Galatasaray'ın gerçek potansiyelinin farkında ve her maçı ligin ilk haftalarında olduğu gibi 'farklı' geçmesin istiyor...
GALATASARAY: 1 - STURM GRAZ: 1
Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Hendrikus S.H. Nijhuis, Coen Droste, J.F. Hans Olde Olthof (Hollanda)
Galatasaray: Franco, Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan, Mehmet Topal (Dk. 77 Mustafa), Ayhan (Dk. 61 Kewell), Keita, Elano, Arda, Baros (Dk. 86 Nonda)
Sturm Graz: Gratzei, Ehrenreich, Schildenfeld, Sonnleitner, Kaldelaki, Hlinka, Weber, Bukva (Dk. 76 Prettenthaler), Muratoviç, Jantscher, Beichler (Dk. 89 Lacriç)
Goller: Dk. 45+1 Beichler (Sturm Graz), Dk. 63 Baros (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 67 Emre Aşık, Dk. 73 Sabri (Galatasaray)
