Liga Sagres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Liga Sagres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2010 Cuma

Filhos dé Norte || Kuzeyin Çocukları


Son 3 Sezonda Liga Sagres'de hatırı sayılır bir yer alan ve şimdi de ligi ikinci sırada devam ettiren SC Braga'nın başarısı tesadüf mü? Yoksa planlanmış bir başarı mı?

İşte tüm bu hikaye 19 Nisan 2003'te SC Braga'nın Jesualdo Ferreira ile anlaşmasıyla başladı. Herkes bunun alelade bir anlaşma olduğunu düşünüyordu. Zira daha önce ne Jesualdo Ferreira büyük bir başarıya imza atmış, ne de Braga Portekiz futbolunu sallamayı başarmıştı. Takımın 1966'da kazandığı Portekiz Kupası'ndan başka övünecek bir şeyi yoktu.

Jesualdo Ferreira ise, ufak çaplı takımlarda ufak çaplı başarılar yaşamış; kısa bir süre Fas'ın FAR Rabat takımını çalıştırmış, Portekiz U-21 takımı dışında hiç bir yerde dikkatleri üzerine çekmeyi başaramamıştı. ''Portekiz futbolunun Hüsamettin Cindoruk'u'' sıfatını en çok hakeden isimdi. Bu umursanmayan takımda başarılı olabileceği, Portekiz'in ''Os Três Grandes''ini (Harika Üçlü) kırmaya çalışacağı kimsenin aklına dahi gelmiyordu.  

Takımı erken devralan teknik adam, her şeyi kendi planına göre ayarlayacak vakti vardı. Üzerinde büyük bir baskı yoktu. Sadece iyi futbol beklentisiyle hareket eden bir yönetim ve taraftar kitlesi vardı.Bu koşular altında geçirdikleri hazırlık döneminin ardından, sezona 2-0lık Porto mağlubiyetiyle başlasalar da bu onları çok üzmedi. Zira oynadıkları takım geçen sezonun UEFA Kupası Şampiyonu'ydu. İlerleyen 4 haftada takımın yenilmemesi doğru yolda olduklarının göstergesiydi. 2003-2004 sezonu Braga için bir milat olmuştu. Takım ve şehir bir şeyleri başrabileceklerinin farkına varmıştı. Oynanan güzel futbol, eşit bütçeli rakiplere karşı kurulan büyük üstünlük, oyuncuların birbirleriyle olan arkadaşlığı... Bunların mimarı ise Ferreira idi. O yaza ülke çapında damga vurmayı başaramadıkları bir gerçekti ancak Minho Bölgesi'nde yarattıkları etki muazzamdı.

2004-2005 sezonu Braga için bu heyecanlarla başlarken, profesör Ferreira oyuncularını nasıl daha efektif kullanabileceğini düşünüyordu. Artık beklentiler yükselmiş, taraftarların iyimser havası açlığa dönüşmüştü. Bu tarz endişelerle çıktıları Academica deplasmanından 1 puanla ayrılarak sezonu kabul edilebilir bir şekilde açıyorladı. Özellikle, oynanan güzel futbol ve oyuncuların disiplinli oyun anlayışı taraftarlarda sevinç yaratırken; Jesualdo Ferreira'nın oyuncularına olan inancını da arttırıyordu. Wender ve Joao Tomas gibi oyuncular takıma hücumda önemli katkılar yaparken; savunmacıların üst düzey performansı da gözlerden kaçmıyordu. Sezonun 2. maçında Porto ile oynayacaklardı. Bu büyük bir takım olma yolunda önemli bir adımdı. Zira geçen sezon büyük takımlar karşısında acemice zorlanmış, istedikleri oyunu ortaya koyamamışlardı. Ancak bu maçta, Porto'dan çok erken gol yemelerine rağmen savaşmayı sürdürmüşler Wender'in penaltıdan attığı gol ile beraberliği sağlamışlardı. Pek çok otorite bu sonucu Porto'nun yıldız oyuncularını kaybetmesine bağlasa da; Ferreira ve oyuncuları bunun çalışmanın ürünü olduğunu bilmekteydi. Nitekim bu sonucun tesadüf olmadığını 3. hafta oynanan Minho Derbisi'nde göstermeyi başardılar. Vitoria Guimaraes, karşısında ortaya konan baskılı ve göze hoş gelen oyun 1-0'lık sonucun küçümsenmesine dahi yol açıyordu! Artık Braga, três grandes dışındaki takımları kolayca yenebilecek seviyede olduğunu otoritelere kanıtlamıştı. Sezona çok garip bir fikstür ile başladıkları belliydi. Çünkü 4. haftada Benfica deplasmanına gidiyorlardı! Pek çok takımın alacağı bir mağlubiyetle demoralize olabileceği bu zorlu fikstürü lehlerine kullanmayı başaracaklardı. Benfica deplasmanında oynanan kontorollü oyun herkesi şaşırtırken, bu sonuçla istediğini almayı bilen bir takım kimliğini kazandıklarını da gösteriyorlardı. Başlamadan biten güzel bir futbol masalı olmamak için bu oyun tarzına başarıyla uyum sağlamışlardı. Ancak lige gösterdikleri ihtimamı UEFA Kupası'na gösteremedikleri için İskoçya'nın Hearts takımına, 3-1 ve 2-2'lik skorlarla elenmekten kurtulamadılar. Takım ufak bir moral bozukluğu yaşamasına rağmen bu olayın üzerinde fazla durmadı ve Nacional de Madeira'yı kendi sahalarında, Gil Vicente'yi deplasmanda mağlup ederek yollarına devam etti. Sezon boyunca muhteşem bir hava yaklayan ve şehir ile olan duygusal alışverişi üst düzeye çıkaran Braga'da Jesualdo Ferreira'nın takımdan ayrılacağı ve Porto'ya gideceği söylentileri ortaya atıldı. Ancak Ferreira bunlara kesin bir dille yanıt verdi. ''Bu tarz söylemler hem bana, hem Braga'ya, hem de Porto'ya zarar veriyor. İnsanlardan susmalarını ve aptallığı bırakmalarını istiyorum''. 


Bunlar ile kaybedecek vakti olmayan, her hafta kanıtlanması gereken yeni bir şeyler önüne sürülen Ferreira, takımını bunlardan korumayı her zaman başarmıştı. Takımın iç sahada aldığı mağlubiyetlere rağmen oyuncularıyla gurur duyduğunu dile getirmekten çekinmemişti. Sezon sonunda 4. olduklarında, ''Gelecek sezon 3. olmak zorundayız. Çünkü bizim hırstan ve yüreğimizden başka bir şeye ihtiyaç duymadığımız bu sezon herkes tarafından anlaşılmıştır.'' 2004-2005 sezonu sonunda, Şampiyolar Ligi'ne yalnızca 3 puan uzakta kalmaları canlarını yakmıştı. Fakat şehrin ve Ferreira'nın yetenekleri etrafında bir kez daha düzgün bir şekilde yapılanan takım
2005-2006 sezonu için bambaşka umutlar taşıyordu. Bu küçük takımın gerçek değerini bulacağı sezonun bu olacağına dair inanç tamdı. Nitekim 1-0lık bir deplasman galibiyetiyle sezonu açtılar. Ardından iç sahada gelen Penafiel galibiyeti ve Minho derbisi. Hepsi Braga için zaferle sonuçlanmış, oyunculara olan güven artmıştı. UEFA Kupası ilk turunda ise Kızılyıldız'a yenilmeden elenmeleri, herkesin kafasında soru işareti yaratmıştı. Acaba Braga sıradan bir takım mıydı? Takımın üstüne kötü zamanlarında gitmeyi alışkanlık haline getiren basın bir kez daha sahneye çıktı ve hem Ferreira'yı, hem de oyuncuları korkaklıkla suçladılar. Takım üzerinde yaratılan bu suni baskı, 2 hafta boyunca gol dahi atamamalarına sebebiyet verirken; camiayı da derinden etkiledi. Bu krizi aşmalarını sağlayan ise bir kez daha Jesualdo Ferreira oluyor, takım 4 hafta üst üste galip geliyordu. Bu güzel havayı Nacional mağlubiyeti ciddi anlamda bozdu. Takımın karşısında artık beklenmediği kadar ağır savunma yapan ekipler vardı. Bu onların aşama kaydettiğini kanıtlasada, pratikte onlara çok puan kaybettirdi. Benfica ve Sporting CP gibi doğrudan rakipleri karşısında, iyi futbol ve 3 puan almayı başaran takım; sezon sonunda bu maçlarda kaybettiği puanların arkasında çok ağlayacaktı. 58 puanla Benfica'nın 9 puan ardında 4. bitirilen sezon, herkesin sinirini bozacaktı. O sırada Porto'nun gelen şampiyonluğa rağmen Co Adriaanse ile yollarını ayırması gündeme düştü. Sezon biter bitmez apar topar Hollandalı hocayı gönderen yönetimin aklındaki isim Jesualdo Ferreira'ydı! Bragalılar onun işini yarım bırakmadan gitmeyeceğini umuyorlardı. Ferreira ise yıllar önce ona yapılanları ödetmek için bu teklifi kabul etti. Öğretmenliğini yaptığı Mourinho'nun, Benfica'da onun yardımcılığını kabul etmemesi ve Porto ile yaşadığı başarıdan sonra sarfettiği cümleler Senhor Ferreira'nın (bay Ferreira) ruhunu intikamla doldurmuştu. Ayrıca Portekiz futbolunun gösterişli sahnesinde kendine büyük bir yer açmak niyetinde olan ''Portekiz futbolunun Hüsamettin Cindoruk'u'' bu teklifi ivedilikle kabul etti. Artık Braga kenti yalnız, yol göstericisinden uzak ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü bir yerdi. Sezonu bitirme görevi Rogério Gonçalves'e verildi. 

2006-2007 başlarken, Carlos Carvalhal ile anlaşıldı. Takım sezona alışılageldiği gibi seri galibiyetlerle başlasada, oynanan oyun insanların kafasında soru işareti bırakıyordu. Silik, renksiz, tutkudan uzak... Hal böyle olunca oyunculardaki moral bozukluğu tribiünlere yansıdı ve Carvalhal ile yolar ayrıldı. Takımın başına iyi bir hava yaklaması ve oyuncularla olan ilişkileri sağlamlaştırmak adına Jorge Costa getirildi. Jorge Costa futbolu çok kısa bir süre önce bırakmıştı. Menajerlik yöntemleri ve yetenekleri açısından zengin olsa da, basının etkisinde fazla kalması onun için büyük bir eksi oldu. Takımı UEFA Kupası gruplarından çıkarmayı başarmış olmasına rağmen, ligde aldığı kötü sonuçlar ve gereksiz demeçleri sonunu hazırladı. Kısa süreli bir stajın ardından sezon sonunda Braga ile yollarını ayırdı ve takım üst üste üçüncü kez puan sıralamasında 4.ydü. 

Bir türlü bekleneni veremeyen takımın artık kendini toparlayamayacağı düşünülüyordu. Kentin eski havası kalmamış, herkesin hevesi geçmişti.
Braga 2007-2008 sezonuna Manuel Machado ile başlarken, beklentileri UEFA Kupası'na katılım yönündeydi. Machado'ya tanınan süre ve gösterilen sabır hiçte gerçekçi değildi. Takım lige 7. sırada devam ederken Machado kovuldu ve son iki maça U-19 antrenörü Antonio Caldas yönetiminde çıkıldı. 2008-2009 sezonunun takımın eski günlerine dönmesi için önemli bir fırsat olacağından kimsenin haberi yoktu. Jorge Jesus yönetiminde Intertoto Kupası'ndan UEFA Kupası'na katılma hakkı kazanan ekip, AC Milan ve Portsmouth karşısında gösterdiği performansla herkesi şaşırtıyordu. Takım ligi 5. bitirmiş olsada, herkes eski havayı yakalamayı başarmıştı. Oyuncuların, yönetimin, taraftarların ve basının güveni artmış her şeyin düzelmesi an meselesi haline gelmişti. Ancak Jorge Jesus'un takımı Benfica için terketmesi herkeste şok etkisi yaratmış; Jesualdo Ferreira sonrası dönemde yaşanan sıkıntılar tekrar akla gelmişti. Academica ile göze çarpan Domingos Pacienca'nın bu süreci atlatmada yardımcı olabileceği öngörülmüştü.

Futbolculuğunda pek çok ödüle layık görülen bu adam, takımı kazanma alışkanlığı olan bir futbol fabrikasına dönüştürmeyi başarmıştı. Alan, Hugo Viana ve Matheus gibi oyuncuların sırtladığı takım, oynadığı oyunla da herkesin takdirini kazanıyordu. Benfica ve Porto karşısında gol yemeden alınan galibiyetler (2-0 ve 1-0 ) bunun en büyük göstergesydi. Kayaların arasındaki Estadio AXA’yı dolduran taraftarların güzel futbol ve hırstan başka görmek istedikleri bir şey yoktu. Domingos’un Porto’ya gideceği söylentileri ise hem başkan Antonio Salvadar, hem de Domingos tarafından yalanlanlanmıştı.

Os Três Grandes’in saltanatını yıkmak ise bu sezon sonunda herkesin görmek istediği bir rüya. Şampiyonlar Ligi marşını Braga’da dinleyebilmek ise bu rüyanın en güzel parçası olmalı. Takım şu anda lider Benfica'nın 6 puan gerisinde ikinci sırada ve 2003'ten bu yana geçirilen en iyi sezon. Braga rüyasına doğru emin adımlarla ilerliyor...

R. Baran Eryılmaz

2 Mart 2010 Salı

'Gold Angel'...


'Gold Angel' Portekiz basınının Benfica'lı Di Maria'ya yakıştırdığı ve cuk oturan bir lakap...

***

Di Maria Benfica şehrinin ve takımın gözdesi... Benfica'nın ligde 20.haftada kendi evinde Leiria'yı 3-0 yendiği maçta ve aynı zamanda deplasmanda 4-0 kazandığı Leixoes maçında tribünlerde Angel için ziyaretçiler vardı. Bu iki maçta yine göz doldurmuştuı Angel... Leixoes maçında attığı 3 gol ve performansının zirvesinde olduğunu gösteren oyunu koskoca A Bola gazetesinin 'TriMaria' manşetini atmasına neden oldu. 

***

Di Maria öldürücü dripling yeteneği, tekniği ve sürati ile karşısındaki futbolcuyu darmadağın edebilen bir yetenek. Arjantin'in sol açık yetiştirme konusunda ciddi sıkıntılar içinde olduğu bir dönemde bir ilaç gibi Angel...

***

Şimdilerde konuşulan bu kıvrak çocuğun sezon sonunda Benfica'dan ayrılıp daha büyük bir kulübe yol alacağı... Bunun gerçekleşeceği aşikar fakat zaman konusunda kesin tahminlerde bulunmak zor.

***

Leiria maçında sağda solda 'saklanan' gözlemcilerin yanında orada onu izlemeye geldiği kesin olan tek kulüp Juventus... Diğer kulüpleri de tahmin etmek zor değil, Zaten bunların içine Florentino Perez'in Real Madrid'ini, El Fahim'in City'sini ve Abramovich'in Chelsea'sini koymamak olmaz...  Yine sürpriz bir şekilde adadan Aston Villa Tottenham'ın Di Maria için ellerini ovuşturduğu da söylentiler dahilinde.

***

Benfica başkanı L. F. Vieira ve teknik direktör Jorge Jesus'un Angel'i erkenden göndermek gibi niyetleri yok gibi görünüyor. Geçen transfer döneminde 'kesinlik' içeren birkaç teklifin geri çevrilmesi de bu yüzden. Ancak unutulmaması gereken Angel'in kendisine cazip bir teklif geldiğinde kulübe zırnık kazandırmadan gitmesi... Zira 1.5 yıl sonra kontratını dolduruyor Di Maria. Bu bağlamda Di Maria eğer kontratı bitmeden takımdan ayrılacaksa transfer ücreti için 15 Milyon Euro'lardan bahsetmek çokta abartılı olmaz... Transfermarkt sitesinin de Di Maria için biçtiği değer 9.5 milyon euro...

***

Angel'in artık böyle gittiği taktirde Benfica'da kalması zaten zor, 2010 Dünya Kupası'ndan sonra da gideceğine kesin gözüyle bakılıyor...

***

Bu arada hani derler ya 'FM yalan söylenemez!' diye, Di Maria benim oynadığım iki oyunun birinde Chelsea'ye, birinde de Real Madrid'e doğru yol aldı...

***

7 Temmuz 2009 Salı

'Porto' gibi...


Porto bu sezon yine 'Porto gibi' davranıyor. Daha önce 'makul' fiyatlarla aldığı ve yıldızlaştırdığı oyuncuları şu günlerde milyon eurolara satıp kasasını dolduruyor. Hem de bu oyunculardan en iyi faydayı sağladıktan sonra. Daha öceki yıllar da bunu sıkça yapmışlardı. En önemli örneklerinden biri Deco...1999 yılında Deco daha çok gençken Porto'nun harika scout ları onu Salgueiros'ta oynarken çok beğenmişlerdi ve Porto'ya getirmişlerdi. Daha onra Jose Mourinho'nun prensi olmuştu. Harika bir performans ve neredeyse bedavaya gelen Deco, 2004'ün başında 21 Milyon Euro'ya Barcelona'ya gitmişti. Müthiş bir rakam. Deco'dan en üst düzeyde verim alındıktan sonra verildi Barca'ya. Başka bir örnek ise Deco'dan 3 yıl sonra takıma katılan Derlei. O da Jose Mourinho'nun bir eseri. União Leiria'dan 'Bedavaya' geldi Porto'ya en güzel yıllarını burada geçirdi. O, Deco ve arkadaşları Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra 8 Milyon Euro'ya Rus zengini Dinamo Moskova'ya transfer oldu ve Porto yine müthiş bir kar elde etti. Daha yakın zamanlara gelecek olursak Pepe ve Anderson demek yeterli olacaktır. Pepe, 2004'te Maritimo'dan çok ufak bir meblaya transfer edilmişti. Mourinho'nun Chelsea'ye gitmeden önce Porto'ya verdiği son hediyelerden biri olmuştu. Yırtıcılığı, kademe anlayışı ve Fiziği ile defansta 3 yıl boyunca Porto'ya çok şeyler kattı. Ve hemen ardından Calderon onu 30 milyon Euro'ya Real Madrid'e getirdi. Artık 'Porto yine müthiş bir kar sağladı' demek istemiyorum. ortada... Anderson...2005'te Gremio'dan Porto'ya ne kadara mal olarak geldi bilmiyorum ama çok uygun olduğunu söylemek kesin. Porto'da oynarken Alex Ferguson'un dikkatini hemen çekti ve Porto'nun diğer 'ucuz' transferlerine nazaran takımda daha az kalarak 18 Milyon Sterlin'e ManU'nun yolunu tuttu. 

Peki ya Porto bu politikasına devam ediyor mu?... Hemde daha güzel haliyle... 2002 ile 2005 arasında River Plate orta sahasında parlayan yıldızı hatırlayın. Evet, Lucho Gonzalez. Porto'ya geldiğinde adı sanı pek duyulmamıştı fakat Porto'daki harika performansından sonra daha çok milli forma ve daha fazla ün geldi onun için. Başka bir takıma gideceği söyleniyordu geçen sezon bittiğinde. Bu takımın Real Madrid olacağı çok yazılıp çizildi ancak Lucho, Marsilya'nın yolunu tuttu. Biz futbol dilencileri onu Marsilya'dan daha büyük bir kulüpte görmek istemiş olsak ta, Porto onu 18 milyon euro'ya satarak kasasını yine doldurdu. Lucho, Porto'ya verebileceği herşeyi vermişti zaten ve bu işten karlı çıkan bence sadece Porto. Bu sezonun transfer döneminde bir diğer 'Kar' ise Lisandro Lopez. Yırtıcı ve hırslı forvet 2003-2005 yılları arasında Racing Club'te dikkatleri çekmişti ilk olarak. Porto yine 'Porto gibi' davranıp bu yıldız adayını da gerçek bir yıldız yapmak için transfer etti. Yine makul bir ücretle tabii. Dün okumaya başlamıştık, bugün bitti... Lisandro Lopez 24 Milyon Euro karşılığında OL. Lyon'da... 

Porto transfer politiaksını harika yürütüyor ve örnek alınması gerek bence. Son olarak gelecek yıllarda Porto'nın yine milyon Euro'lara satabileceği iki yıldız var onlarıda ekleyelim; Hulk ve Raul Meireles...'Porto gibi' transfer politikasına gerçekten hayranım.

Fotoğraflar Flickr'dan...

28 Haziran 2009 Pazar

Lucho González

Lucho, benim çok beğendiğim bir orta saha oyuncusu. River'da zirve yaparken Jose Mourinho'nun bir kıyağı olarak Porto'ya gelmişti. Yetiştiği yer ise Huracan...Milli takıma da çağrılıyor bildiğiniz gibi. Ben onu daha iyi yerlerde görmek istemişimdir hep. Geçenlerde Xabi Alonso ile ilgilenen Perez'in, onu alamazsa Lucho'ya yönleneceği söylentileri yayılmıştı. Bu beni mutlu etmişti çünkü Lucho'nun Real Madrid forması giymesi, onun hakkettiği yerde olmasını sağlayacaktı. Fakat bu durum gerçekleşmedi. Lucho Gonzalez artık Marsilya'da oynayacak. L'equipe bu haberi kesin bir ifadeyle yayınladı. Lucho için Marsilya 18 Milyon Euro ödeyecek ve oyuncuya da 4 yıllık net 2 Milyon Euro verecek...

12 Mayıs 2009 Salı

Adj e s Campeão Porto


Porto Liga Sagres'te şampiyonluğunu ilan etti. Son yedi yılda altıncı, üst üste dört şampiyonluğu oldu bu fabrikanın. Fabrika diyorum çünkü yine büyük ihtimal ile takımdan birkaç yıldız oyuncu ayrılacak ve yerlerine daha gençleri alınıp yine gelecek sezonlarda yıldız olacaklar. Porto böyle işliyor. Deco'da, Pepe'de ya da benzerlerinde olduğu gibi. Bu yılda Hulk, Lucho ya da Lisandro takımdan ayrılabilir. Her yıl bu yıldız oyuncular takımdan ayrılınca herkes 'eski Porto artık yok' desede bir şekilde yeniden takım olmayı başarıyor Porto.




Porto'nun Liga Sagres'te son yıllarda yaşadığı şampiyonluklar ile Lyon gibi kendi liginde rakipsiz olduğu aşikar. Gerçi Lyon bu yıl başaramayacak gibi ama onlarda yedi yıldır şampiyonluğu bırakmıyordu. Benfica, Sporting gibi takımlar artık Porto'ya rakip olamıyorlar. Porto bir şekilde yine şampiyonluk ipini göğüslüyor. Bunun yanında Şampiyonlar Ligi'nde de birşeyler yapmayı da ihmal etmiyorlar. Güzel yönetilen, iyi transfer politikası ve her daim oynadığı kaliteli futbolu ile önümüzdeki yılda aynı Porto olacak.



Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan