7 Ocak 2011 Cuma

Juventus'u yine Juveliler vurdu...

Juventus dün ligde Parma'ya kendi seyircisi önünde 1-4 kaybetti. Maçtan sonra Juventus Başkanı Andrea Agnelli'nin "Ha 1-4 kaybetmişiz, ha 0-1... Fark yedik diye daha çok mu üzüleyim" tarzında açıklamaları ve maç esnasında 'altın bidon' Felipe Melo'nun tekmesinden daha mühim olan bir adam var...

Sebastian Giovinco...

Giovinco, Juventus altyapısının bir ürünü ve kendisini bir türlü beğendirememesi ile meşhur. 23 yaşındaki 'bücür' 2005-2006'daki 'şike' skandalının ardından 2006-2007 sezonunda Juventus formasını ilk giydiğinde takım Serie B'deydi. Bologna maçında Palladino'nun (O gün oyundan çıkan Palladino ve yerine giren Giovinco, dün Juventus'u yakan iki isim, kader...) yerine giren Giovinco için 'geleceğin yıldızı, Del Piero'nun verisi oyuna giriyor' yorumları yapmıştı. Ancak o maçta oyuna girerken bu yorumlar layık görülen Sebastian Giovinco, o dönemki Juventus Teknik Direktörü Didier Deschamps'ın 'oluruna' rağmen Serie A'ya çıkılan ilk sezonda Empoli'ye kiralık olarak gönderildi. Bu kararı veren de Deschamps'ın yerine koltuğa oturan C. Ranieri'den başkası değildi.

Sebastian Giovinco Empoli'de oynadığı 2007-2008 sezonunda yine kendisini kanıtladığını ve bu kez Juventus'ta kalıcı olacağını düşündü ancak işler yine istediği gibi gitmedi. Empoli forması ile harika işler çıkarttı, hatta Roma ağlarına 2002 Dünya Kupası'nda Ronaldinho'nun İngiltere'ye attığı golün bir benzerini bıraktı.

Haziran 2008'de tekrar Torino'ya dönen Giovinco, ilk maçında Pavel Nedved ile mükemmel bir uyum göstermişti. Aynı tarihlerde kendisini 4 yıllığına Juventus'a bağlayan sözleşmeye de imza attı. Sonra yavaş yavaş Diego'nun Juventus'a transferi ve 2009-2010 sezonunda Teknik Direktörlük görevini üstlenen Ciro Ferrara onu takımdan uzaklaştırdı. Ferrara'nın güvenini bir türlü kazanamadı. Juventus'un Serie B'de olduğu dönemde takımdan ayrılmayarak 'örnek Juventuslu' olduğunu gösterse de bu onun için yeterli olmadı...

2010-2011 sezonuna daha umutlu giren Sebastian Giovinco, bu kez de Luigi Delneri tarafından takımda düşünülmedi ve Parma'ya kiralık verildi. Ancak daha önce Empoli'ye kiralık verilen anlaşmadan farklı olarak Parma Giovinco'nun %50'lık hakkını elinde bulunduruyordu...

Sebastian Giovinco altyapısından yetiştiği Juventus'a kendisini bir türlü kabul ettiremedi ancak dün kiralık olarak oynadığı Parma'da Juventus ağlarına iki gol birden bıraktı. Gollerden sonra sevinmemesi de onun aslında halen Juventus'u ne kadar sevdiğinin de bir göstergesi....

1-4 biten maçta Parma'ya attığı tek golle katkıda bulunan Palladino'nun hikayesi de aslında Giovinco ile büyük benzerlikler içeriyor. O, 'kardeşi' Giovinco'dan 2 yıl önce, yani 2004'te çıktığı Juventus A takımında tıpkı Giovinco gibi kendini 'beğendiremedi'... Fabio Capello'nun Teknik Direktör olduğu dönemde (2004-2005) kiralık gönderildi, Juventus'un Serie B'de olduğu dönemde çok sevdiği takımının Serie A'ya çıkmasında rol oynadı ancak Juventus, Serie A'ya çıkıldıktan sonra onu da tıpkı Giovinco gibi takımdan uzaklaştırma yoluna gitti... Dün Parma ile 'ilk' maçına çıkan Palladino, 'ilk' golünü de Juventus ağlarına gönderdi...

Sözün özü, Parmalı 'Juventuslular' bizzat Juventus'u yaktılar...


06 Ocak 2011 / Juventus 1 - 4 Parma


6 Ocak 2011 Perşembe

Benzema: "Başkan Perez'in sevgisine gollerimle karşılık veriyorum!"

Karim Benzema AS'a güzel bir röportaj vermiş. Uyanık Benzema, Higuain'in sakatlığına çok üzüldüğünü ancak bu arada kendisini kanıtlaması gerektiğini de ifade etmeden geçememiş... Her Real Madrid'li oyuncunun verdiği cevap gibi en iyi oyuncusu Ronaldo. Ancak Benzema'nın en iyi arkadaşı da Ronaldo... İşte Başkan Florentino Perez'in 'manevi oğlu' Karim Benzema'nın cevapları;

- Tatilini nasıl geçirdin?

Karim Benzema (KB): Ailemle birlikte Fransa'da Lyon'daydık. Tekrar arkadaşlarımla beraber olmak bana büyük mutluluk verdi.

- Noel senin için çok önemli olmalı...

KB: Başkalarının sandığı gibi aslında müslüman değilim. Bu yüzden her noel ailemle beraber olmak benim adıma çok önemli.

- Yaptığınız son idmana tam 5.500 Real Madrid taraftarı geldi. Bu bugüne dek görülmemiş bir şey. Neler hissettin?

KB: Bu bir maç değil sadece antrenmandı! O kadar çok insan vardı ki çok şaşırdım. Soğuk ve yağmura rağmen gelmeleri ise bizi çok mutlu etti. Güzel bir noel hediyesiydi.

- 2011 yılı iyi olacak mı senin adına?

KB: (Gülüyor) 2010 da fena sayılmazdı.

- Jose Mourinho geldiğinde sana ne gibi şeyler söyledi? Neler istedi?

KB: Öncelikle takımın bir parçası olduğu her daim hatırlatıyor. Real Madrid'e geldiğimden bu yana birçok iniş ve çıkış yaşadım ancak hala buradayım ve bunda Mourinho'nun etkisi çok büyük.

- Real Madrid'e ilk geldğinde ortama biraz çekingen yaklaştığını söylemiştin. Şimdi de öyle mi?

KB: Evet, karakter olarak biraz çekingen olduğum doğru. Ama zamanla daha fazla takım olmaya başladıktça gülüyoruz, eğleniyoruz. Artık tam anlamı ile bir aile olduğumuzu söyleyebilirim.

- İnsanlar senin Real Madrid için yeterince iyi olmadığını düşünüyorlar. Buna senin tepkin nedir?

KB: Bu genelde basının bir iddiası. Her ne olursa olsun dünyanın en iyi kulübünde oynadığımın farkındayım ve hatırlatmak isterim; henüz 23 yaşındayım!

- Sanıyorum Başkan Perez en büyük destekçin...

KB: (Gülüyor) Evet, Başkanımızla çok iyi anlaşıyorum. Beni çok seviyor ve tabii ki bende onu. Her zaman bana destek veriyor. İşler zaman zaman yolunda gitmediğinde beni arar ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sorar. Ben de onun bu sevgisine karşılık sahada gollerimle teşekkür etmeye çalışıyorum.

- Zidane çalışmaları ile artık Real Madrid çatısı altında daha fazla görev alacak. Sana yardım ediyor mu?

KB: Zizou dünyanın en iyi futbolcularından biri. Ve evet, benimle yakından ilgileniyor, bu da mutluluk verici. Zidane, futbol ve yaşam hakkında konuşmak adına en büyük destekçilerimden...

- Kariyerinde bu sezonki Auxerre ve Levante maçları haricinde sadece bir kez bir maçta 3 gol atmıştın...

KB: Bunu sık sık tekrarlamam gerekiyor çünkü insanların beklentileri bu yönde. Tabii ki önemi daha fazla olan maçlarda bunu tekrarlamak benim adıma daha önemli.

- Gonzalo Higuain'in yokluğunda sana büyük iş düşecek gibi...

KB: Futbol bu... Umarım çabucak iyileşir çünkü o benim herşeyden önce bir arkadaşım. Ama tabii bu süre zarfında kendimi daha fazla kanıtlamakta benim için çok önemli...

- Sana göre takımın en iyisi kim?

KB: Cristiano Ronaldo... Çok değer verdiğim bir kişi. Bana sürekli yardımcı oluyor.

- İspanyolcan nasıl? Geliştirebildin mi?

KB: Evet, derslere devam ediyorum ve gayet iyi gidiyor. Benimle yavaş konuşursanız size cevap verebilirim sanıyorum (gülüyor)

- 2011'den ne bekliyorsun?

KB: Sağlık... Kesinlikle en önemlisi bu.

- Teşekkürler. Mutlu yıllar ve iyi şanslar Karim!

KB: Ben çok teşekkür ederim. Real Madrid taraftarı için umarım güzel bir yıl yaşattırabiliriz.



--->Xabi Alonso: "Kendimi Emektar Hissetmiyorum"

--->Sergio Ramos: "Tanımadığım insanlarla yemek dahi yiyorum..."

--->Mesut Özil: "Müslümanım, ancak arada bir şarap içmek sağlığa kesinlikle iyi gelir..."

--->El Pipita: "Jose'nin bazen konuşmadan dahi isteklerini anlıyorsunuz..."

--->Sami Khedira; Ne Cömert Ne Cimri.

--->Real Madrid'de Atılmış En Güzel 10 'Vole' Golü

--->Terazinin iki kefesi; Real Madrid ve Barcelona. Biri yoksa, diğeri de yok...

--->Real Madrid'i Sevmek...

Blackburn Rovers 94-95

Bildiğiniz gibi Blackburn Rovers, İngiltere'de Premier Lig sistemine geçildiğinden beri Manchester United, Arsenal ve Chelsea haricinde tek şampiyonluk yaşayan takım. Yani 1992 yılından beri, yani 18 yıldır bu üç takımın yanında sadece Blackburn Rovers var. Liverpool, Newcastle, Everton ve Leeds gibi; büyük, geleneği olan kulüplerin şampiyon olamadığı bu zaman zarfı içinde şampiyon olmak elbette büyük başarı fakat bu Blackburn'ün ilk şampiyonluğu değil. Daha önce 1910'lu yıllarda iki şampiyonluk daha almışlar. Bu üçüncü şampiyonlukları.

Bu sezon öncesindeki son üç sene içinde bir yükseliş vardı. Takım 1992-93 sezonunu dördüncü, 1993-94 sezonunu ise ikinci bitirmişti. Sezon başında Norwich City takımından Chris Sutton'ı 5 milyon pounda alınca herkes artık şampiyonluğu hedeflediklerini, ama bunu başaramayacaklarını düşünüyordu. Çünkü bu 5 milyon pound İngiltere liginin transfer rekoruydu ve 21 yaşındaki Sutton'a verilmişti. Devre arasında Andy Cole'e imza attıran Manchester United'ın 6 milyon pound harcamasıyla, Sutton en pahalı oyuncu olma ünvanını sadece altı ay taşıyabilmişti. O dönemde Klinsmann gibi büyük bir futbolcuya imza attıran Tottenham'ın sadece 2 milyon pound ödediğini hatırlarsak, bu oyunculara ödenen paraların büyüklüklerini de anlarız.

Sene boyunca müthiş bir mücadele sergilendi. Blackburn lige iyi giriş yaptı. 3-1'lik Arsenal ve Aston Villa galibiyetleri daha ciddiye alınmalarını sağladı. Sezon ilk devresinde Chelsea'yi 2-1, Everton'ı 3-0, Liverpool'u 3-2, Nottingham Forest'i 3-0, Tottenham'ı 2-0 yenerek Manchester United hariç tüm büyük ve köklü takımları devirdiler. Sadece iki maç kaybetmişlerdi. Shearer gollerini sıralıyordu. Devre arasında Alan Wright ve Jeff Kenna takımdan gönderildi. İkinci devre de beş mağlubiyet daha alsalar da sezonun büyük bir bölümünü lider olarak geçirdiler ve şampiyonluk son haftaya kaldı. Blackburn, Liverpool karşısındayken sezon içinde iki kez yenildikleri Alex Ferguson'ın Manchester United'ı ise West Ham ile oynuyordu. Blackburn 2-1 kaybetmesine rağmen, Manchester United West Ham'ı yenemedi ve 1-1 berabere kaldı. Böylece şampiyonluğa Blackburn ulaştı. Bu şampiyonluğun ardında elbette İngiliz tarihinde iki farklı takımla şampiyonluk yaşayan üç antrenörden biri olan Kenny Dalglish yatıyordu. (Diğer ikisi Brian Clough ve Herbert Chapman'dı.) Elbette 34 golle gol kralı olan Shearer ve 15 golle ona destek veren ekürisi Sutton yatıyordu. Elbette kaptan Tim Sherwood yatıyordu. Elbette kaleci Tim Flowers yatıyordu. Ama aslan payı kulüp sahibi Jack Walker'ındı.

Jack Walker, çelik sanayinde çok başarılı bir iş adamıydı ve babasının şirketini dev bir tedarikçiye çevirmişti. 70'li yıllardan beri sürekli gelişerek ticari başarısını perçilemişti. GKN adlı şirketi alıp işlettikten sonra British Steel (Britanya Çelik) adlı şirkete 360 milyon pounda satmıştı. Sonra havacılık şirketini kurdu, kazanmaya devam ettikten sonra British Airways'in %15'ini satın aldı. 2000 yılında öldüğünde 600 milyon pound serveti olduğu açıklandı.

Alan Shearer ve Chirs Sutton ikilisi kupayı kaldırırken



İşte bu zengin sanayi adamı, 1991 yılında kulübü aldığında takım ikinci ligde dahi problemler yaşıyordu. 1966 yılından beri en üst ligde oynayamıyordu. 1928'den beri bir kupa dahi alamamıştı. Ewood Park bir harabeyi andırıyordu. 1988 yılında kulübün asbaşkanı olduğunda kesenin ağzını açıp takım için Ardiles ve Archibald'ı getirmişti yine kesenin ağzını açacaktı. Bu sefer çocukluğundan beri tuttuğu takımın sahibiydi.

Ewood Park 20 milyon pounda yenilendi. Üç sezonda takıma toplam 25 milyon pound harcadı. Şampiyonluğa giden süre içinde iki kez transfer rekoru kırdı. Southampton'lı Shearer'a 3.3 milyon pound, Norwich'li Sutton'a 5 milyon pound ödemişti. Takımı satın aldığı ilk sezon takımını Premier Lig'e çıkardı ve bir dördüncülük, bir ikinciliğin ardından şampiyonluğa ulaşmasında büyük pay sahibi oldu.

Bu şampiyonluktan sonra takım düşüşe geçti. Kenny Dalglish, Sportif Direktörlüğe getirilmiş yerine de yardımcısı Ray Harford gelmişti. Şampiyonlar Ligi'nde sadece bir puan alabildiler ve grupları gerçekten zayıftı. Legia Varşova, Rosenborg ve Spartak Moskova ile eşleşmişlerdi. O günden bugüne takım, 1998-99 sezonunda küme düştü ve iki sezon Coca-Cola Şampiyonası'nda oynadı. Premier Lig'deki en büyük başarısı da altıncılık oldu. Jack Walker ise 2000-01 sezonunun başında hayatını kaybetti. Şampiyonluk sonrası başarısızlıklara rağmen Jack Walker ve Kenny Dalglish'in Blackburn'u tutan herkes için yeri farklıdır.

Taktik: Kenny Dalglish oyuncularını idare etmeyi çok iyi bilen bir menajerdi fakat belli bir 11'le oynamak gibi bir alışkanlığı vardı. O sezonda da ilk 11'i belliydi ve sakatlık olmadıkça değişmedi. Tim Flowers takımın banko kalecisiydi ve Dalglish'in en güvendiği isimlerden birisiydi. Sağ bekte Berg, sol bekte Le Saux ve defansın göbeğinde Colin Hendry ile Ian Pearce sezon boyunca değişmediler. Orta sahanın çift yönlü oyuncusu kaptan Sherwood ve Robbie Slater göbeği kaparken, kanatlardan ise Wilcox ve Ripley geliyordu. Forvet ise Sutton-Shearer ikilisine teslimdi. Kadronun yapısına bakınca oldukça hücümcu olduğunu görüyüroz. Çift santraforlu bir düzeneğin ardında göbekte herşeyden biraz da olsa becerebilen iki adam var. Kanatlar ise hem hızlı, hem de mücadeleci. Defansın göbeğinde sert bir görünüm varken, beklerden Le Saux hücüma destek veren bir yapıda. Berg ise biraz daha defansif ama yine de destek vermeye çalışıyor. Takım ligi 80 golle bitirmişti ve bu istatistikte ilk sıradaydı. Dalglish ilk 11'i belli bir hoca olsa da, çoğu maçta tüm oyuncu değişikliği haklarını kullanırdı. Sezon boyunca bu oyuncular dışında Mike Newell, Paul Warhurst, Mark Atkins ve Tony Gale de yeterli sayıda maç oynadıkları için federasyondan şampiyonluk madalyası almaya hak kazandılar. Daha sonra iyi oyunculara dönüşecek olan David Batty ve Kevin Gallacher ve de sakatlıklarla boğuşan Hollandalı yetenek (24 yaşındaydı) Richard Witschge ise fazla kullanılmayan isimlerdi.

Takımın Yıldızı: Hiç şüphesiz saha içindeki oyuncular arasından Shearer çok büyük katkıda bulunmuştu. Müthiş bitiriciliğinin yanı sıra, her türlü oyuna yatkın stiliyle durdurulamıyordu. O günden sonra da her şart altında gol atmaya devam etti. Sertlik olduğunda da, defanslar kapandığında da, takım hücum oynadığında da, zayıf rakiplere karşı da. O yıl attığı 34 gol Blackburn'ün şampiyonluk hanesine bir şampiyonluk daha eklenmesinin en büyük etkenidir.

Kaleciler: Tim Flowers, Bobby Mimms, Shay Given.

Defans: Tony Gale, Colin Herdry, Graeme Le Saux, Alan Wright, Jeff Kenna, Nicky Marker, Lee Makel, Richard Brown, Henning Berg, Ian Pearce.

Orta Saha: Tim Sherwood, Stuart Ripley, Jason Wilcox, Robbie Slater, Peter Thorne, Mark Atkins, David Batty, Paul Walhurst, Richard Witschge.

Forvet: Alan Shearer, Chris Sutton, Kevin Gallacher, Mike Newell, Andy Morrison.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Japonya - Boca Juniors


Bu iki takımın birbirleri ile karşılaşma ihtimallerinin oranı ne olabilir? Çok az... Fakat geçmişte, günün birinde bu gerçekleşmişti ve bir daha da yaşanmadı. Boca Juniors zaman zaman Japonya'ya hazırlık maçları için gitse de doğal olarak karşılaştığı takımlar Japonya Ligi kulüpleri ya da oraya turnuvaya gelen Real Madrid, Milan gibi kulüpler oluyor...

Yine 1982 yılında Boca Juniors (belki de) ekonomik amaçlı olarak Japonya'ya gitmişti ve Japonya milli takımı ile Kobe'de pek rağbet gösterilmeyen bir maç oynamıştı (13.000).

Maradona iki, Mono Perotti bir gol Boca adına, Taguchi ise Japonya adına iki gol atmıştı. Halen Boca'nın o yıl neden hazırlık için Japonya'yı tercih ettiği ve gittiyse bile neden Japonya milli takımı ile maç yaptığı kimselere mantıklı gelmese de tarihte bir daha karşılaşmaları zor olan iki takımın ilgi çekici düzeyde ilginç olan bir futbol karşılaşması olarak kayıtlarda yerini aldı bu karşılaşma...

Tekrar Gösterim

Dinamo Moskova'nın İlginç Ada Gezisi


Sovyetler'de Stalin dönemi. Savaştan yeni yeni çıkılmış. Ama futbol hiç sekteye uğramamış. Stalin'in savaştan önce aldığı bir karar nedeni ile 1945'e kadar hiçbir kulüp Sovyetler Birliği'nin dışında asla futbol oynayamıyorlardı. Fakat 1945 sonbaharında Stalin, Dinamo Moskova futbol kulübünün İngiltere'ye savaştan sonra nasıl olduysa bir iyi niyet turu yapmasına izin vermişti. Fakat bunca zaman futbol kulüplerinin dışarıya çıkmasına izin vermeyen Stalin'in birdenbire neden böyle bir karar verdiği anlaşılmamıştı zaten kimse de sormaya cesaret edememişti.

İngiltere savaştan galip çıkmıştı ancak Alman bombalarının yarattığı büyük yıkıntı halen tazeydi. Uzun bir yolculuktan sonra varır Dinamo Moskova Britanya'ya. Takım önce Chelsea ile 3-3 berabere kalır. Ardından Cardiff City karşısında 10-1 galip gelir. Sonra Arsenal'i 4-3 yener, Glasgow ile 2-2 berabere kalır. Fakat oynanan Arsenal maçı hakkında bugüne kadar bir hikaye anlatılır. Hikaye mi yoksa efsane mi bilinmez ama o maçın Dünya futbol tarihinde oynanan en "sisli" maç olduğu kesindir.

Maçtan önce program çoktan belirlenmiş. Değiştirmeye imkan yok. Zira İngiltere'den geç dönülürse takımı Sovyetler'de sinirli bir Stalin bekleyecek... Maçı yönetecek olan da takımla beraber gelen bir Rus hakem. Hava da inanılmaz bir sis var ve normal şartlarda oynanması imkansız. Fakat Rus hakem tüm çabalara ve itirazlara rağmen maçı başlatır. Maç, Highbury II. Dünya savaşında büyük zarar gördüğü için W. Hart Lane'de oynanmış. Arsenal; Stanley Matthews, Stan Mortensen ve Joe Bacuzi ile beraber sahadaki yerini almıştı. Maçın öncesinde görmeyi az engelleyen sis, maç oynandığı sırada artık tamamen görüş açısını kapatmıştı. Maçın ortalarında Arsenal kalecisinin önünün göremeyip kale direğine çarptıktan sonra oyunu terk etmesi sisin boyutu hakkında bilgi veriyor.

Ruslar oyunda önce öne geçerler, Arsenal beraberliği yakalar ve sonra öne geçer. Maçın ikinci yarısında çok ilginç şeyler yaşanır ama kimse farkına varmaz. Maç sırasında yedek kulübelerinin bulunduğu tarafta yan hakem olmayışından ve sisten yararlanan rus antrenör, yedek kulübesinden çaktırmadan oyuncu sokmaya başlar. Maç bir ara 15’e 11 oynanır anlatılanlara göre. O dönemde oyuncuların sırtlarında forma numarası olmadığından ve görüşü engelleyen sis yüzünden hakemler durumun farkına varamaz. Ruslar bir şekilde maçtan 4-3'lük bir galibiyet ile ayrılırlar. Adadan mağlubiyet almadan Stalin'in makamına geri dönerler.

Arsenal-Dinamo Moskova maçı hakkında anlatılanlar gerçek mi yoksa bir efsane mi anlaşılamadı halen. Bu turne hakkında yazılan kitapta böyle bir hikayeden bahsedilmese de sis olayı birkaç yerde anlatılıyor. Birçok görüşe göre ise o yıllar 'Futbolu biz bulduk, Dünya Kupası'nada katılmayız' diyen İngilizlerin yenilgiye buldukları bir kılıf olarak anlatılıyor. Fakat hikaye çok yaygın ve gerçek olma ihtimalide söz konusu...

Kaynaklar: Wikipedia, Sözlük, Youtube.

Tekrar Gösterim.

Rangers 2-2 D. Moskova


Fotoğraf @ Gettyİmages. Ekim 1945, Chelsea maçı öncesi Ruslar.

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan