13 Haziran 2014 Cuma

La Decima, Copa del 'Bale' ve geride kalan sezonda Real Madrid...


Ancelotti ile gelen 'turnuva takımı' etiketi ve değişim.

Genel olarak bakıldığında, Carlo Ancelotti'den önce Jose Mourinho'nun İspanya'da başarılı bir döneme imza attığını söylemek mümkün. 50 yaşındaki teknik adam takıma bir lig, bir Kral Kupası ve bir de İspanya Süper Kupası kazandırdı ve Barcelona ile açılan farkı gözle görülür derecede azalttı. Üstelik Barcelona'nın etkinliğini azaltırken PSG ve Bayern Münih gibi takımlara da ışık tuttu. Neticesinde dört yıldır süregelen bir futbol efsanesinin çöktüğünden bahsedilmeye başlandı.

Jose Mourinho'nun İspanya'da bazı kesimleri tarafından sevilip, bazı kesimler tarafından sevilmemesinin belli başlı nedenleri vardı. Şüphe yok ki Real Madrid, Mourinho'nun kariyerinde geldiği en büyük kulüp. Bu büyüklük, beklentileri de büyüttü. Ondan beklenen Real Madrid geleneklerine uygun olacak göze hoş gelen futbol oynatmak ve bunun yanında başarılı olmaktı. Chelsea'deki 'One nil up shut up shop' (1-0 olsun, bizim olsun) oyun tarzından sonra Real Madrid'in beklediklerini karşılamak kolay iş değildi. Sergio Ramos ve Iker Casillas gibi oyuncularla yıl içinde yaşadığı sorunlar, taraftarın da bu konuda ikiye ayrılmasına sebep olmuştu. Bunun yanına eklenen ve bir türlü gelmeyen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ise ayrılığı hazırladı. Artık herkes, maceranın yarı finalde son bulmasını istemiyordu.

Carlo Ancelotti'den bahsederken AC Milan günlerindeki takım yapısını es geçmemek gerek. Ancelotti, burada çalıştığı yıllarda iki kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanmayı başardı. Bir kez İstanbul'da final oynadı. Ancelotti'nin Milan'da geçirdiği bu yıllar, taktiksel ve oyun anlamında en verimli ve başarılı olduğu zamanlardı.

Ancelotti, oyunun gidişatını orta alandaki güçlü, taktik seviyesi yüksek ve bek futbolcularına bırakmayı seven bir teknik direktör. Real Madrid'in şimdiki kadrosuna dahi baktığımızda, Ancelotti'nin kafasına uygun oyun sistemini rahatlıkla oynatabildiğini görmek mümkün oldu.

Ancelotti, kafa yapısına ve taktik anlayışına uygun oyuncuların tamamını Milan'da bulmuştu ve bunun sonucunda elbette başarı da gelmişti. Milan'da Pirlo ve daha nice taktik düşüncesinin uyuştuğu oyuncu profilinin Real Madrid'de fazlasıyla bulunması sebebiyle tam bir turnuva adam olan Ancelotti, Şampiyonlar Ligi'ni yine es geçmedi.

Mesut Özil'in gidişi bir transfer başarısı mıydı?

Aylarca Gareth Bale transferi ile vakit geçiren Real Madrid, nihayetinde bu transferi tamamladığında rahatlamıştı.

Transfer 91 milyon avro olarak açıklandı. Aslında herkes Bale'ın Ronaldo'nun maliyetinden daha fazla olduğunu biliyordu. Real Madrid yönetimi, takım içinde dengeleri bozmamak adına böyle bir adım attı. Ronaldo'yu huzurlu tutmak isteyen Başkan Florentino Perez, takımı 'İspanyollaştırmak' adına attığı adımlarla da Mesut Özil'i takımdan kopardı.

2010'da Ronaldo'yu takıma kazandıran Perez, Arjen Robben ve Wesley Sneijder'in satılmasına onay vermişti. Mesut Özil'in takımdan ayrılışı da tıpkı Sneijder gibi oldu. Jose Mourinho döneminin en verimli ismi Mesut, Isco ve Illarramendi transferlerinden sonra bir anda takımdan gönderildi. Sürpriz bir hamle oldu. Mesut Özil'in kendisi de transferin üç gün içinde netleştiğini söyledi. Isco ve Illarra transferlerine 70 milyon avroya yakın masraf yapan Real Madrid, üstüne Bale'ı da ekledi ve dengeleri Mesut'u satarak sağlamaya çalıştı.

Mesut Özil transferini Madrid medyası bir şekilde şirin göstermek zorundaydı. Geçmişte kadrosunda birçok yıldız ve sansasyon düşkünü isim barındıran Real Madrid yönetimi, Mesut Özil'in bir anda kadın düşkünü olduğunu açıkladı.

İspanyol internet sitesi ABC'nin iddialarına göre Perez, yıldız oyuncu hakkında "Özil iyi bir profesyonel değildi. Kadın düşkünüydü. Geceleri metresleriyle dışarı çıkar, sabahlara kadar uykusuz kalırdı." diye konuştu. Kabul edilemez bu açıklamanın tek mantıklı açıklaması takımdan ayrılan Mesut'un neden gittiğine dair bir bahane bulmaktı.

2013-2014 sezonu öncesinde 114.5m€ transfer geliri elde eden Real Madrid, 181.5m€ (275m₺) transfer gideri ile bu zorlu dönemi 67m€ eksi tamamladı. Görünürde 100m€ ücretle gelen bir Bale var ancak hesaplar bu şekilde. Real Madrid, kadrosuna Isco, Illarra, Bale gibi isimlere verdiği paraları Napoli'nin Callejon, Higuain ve Albiol'e verdikleri ve Mesut'u satması ile çıkarmış olabilir. Ancak yine de, Ancelotti'nin kullandığı sistemde Isco'ya biçtiği rol düşünülürse Mesut Özil'den daha fazla verim alınabilirdi.

CR7, Ballon d'Or ve gurur...

Real Madrid ve Portekiz formaları ile harika bir 2013 yılı geçiren Cristiano Ronaldo, Ballon d'Or'u kucakladığında annesi ile beraber sahnede göz yaşlarını tutamadı. O an, 2008'den bu yana bir türlü bitmeyen bir hevesin ve hırsın vücut bulmuş hali gibiydi.

2009 yazında Real Madrid'e büyük bir transfer gerçekleştiren Ronaldo için bu imza, Lionel Messi ile başlayacak olan bir yarışın da habercisi oldu. Real Madrid 100 puan rekoru kırarak dahi şampiyon oldu ancak Messi'nin Ballon d'Or üzerindeki hakimiyeti 2008-2012 arasında artarak devam etti.

FIFA Başkanı Blatter Messi'ye ''Çok hızlı, oynarken sanki dans ediyor'' gibi övgüler yağdırırken, ''Kuaföre daha çok para harcıyor'' dediği Ronaldo için ''Sahaya bir komutan gibi çıkıyor, yavaş konuşuyor. Talimatlar veriyor. Neredeyse bir askeri taklit ediyor'' ifadesini kullanmıştı. Ronaldo, Zürih'te Blatter'in bu sözlerinden sonra 2013 Ballon d'Or'un sahibi oldu.

2013 yılı içinde 56 maçta 66 gol atan Ronaldo, aynı zamanda Ribery ve Messi'nin toplamı olan 65'in de üzerinde çıkmayı başardı.

5 Şubat'ta 29. yaşına giren olan Ronaldo Premier Lig, Şampiyonlar Ligi ve La Liga madalyalarına sahip. 2008 ve 2013'te FIFA Ballon d'Or kazananı. Şimdi sırada, 2014 Dünya Kupası yolunda kahramanı olduğu ülkesini Brezilya'da başarıya koşturmak var. Ronaldo, bu yaz iyi bir turnuva geçirebilirse, 30 yaşından önce harika bir kariyere sahip olmuş olacak. 

Copa del Bale! Deparla gelen şampiyonluk...

Gareth Bale için Copa del Rey finali çok önemliydi. Takımına kazandıracağı kupa, maliyet ve performans eleştirilerini rafa kaldıracaktı. Bale, Ronaldo'nun olmadığı Barcelona maçında fırsatı iyi değerlendirdi. Maçın bitimine 5 dakika kala, soldan efsanevi bir deparla kupayı 2011'den sonra bir kez daha Real Madrid'e getiren isim oldu.

Gareth Bale için İspanya'daki ilk sezonunu iyi tamamlamak için bir fırsat geçmişti. Barcelona ile oynanacak final maçında Ronaldo yoktu ve gözler Galli oyuncuda olacaktı. O, eline geçen bu fırsatı iyi değerlendirdi ve yapılan maliyet-performans eleştirilerinin de biraz olsun önüne geçti. Bale, bu sezon 19 gol ve 16 asist ile takımına katı sağlasa da Barcelona maçlarındaki performansı aşağılarda kaldığı için kendini futbolseverlerin gözünde tam olarak empoze edememişti. Copa del Rey performansı ona hayat verdi. 

La Decima'ya ilk adım: Bayern Münih maçları...

Carlo Ancelotti ile beraber emin adımlarla Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna giden Real Madrid için değişimin maçları, Bayern Münih ile oynanan yarı final karşılaşmaları oldu.

Copa del Rey finalinde Barcelona'yı yenerek Bayern Münih karşılaşamsı öncesi 'prova' yapan Carlo Ancelotti, Barça'ya benzeyen oyun yapısı kullanan Pep'in ekibi karşısında da benzer hamlelerle galibiyete doğru yürüdü.

Barcelona karşısında kanatlarda Isco ve Di Maria'yı kullanarak 4-4-2 ile oturaklı bir oyun stilini tercih eden Carlo Ancelotti, zaman zaman 4-2-3-1 ve hatta 4-3-3 görünümlerine yeltense de genel anlamda tutucu oyun yapısını aynen kopyaladı. Bu tarz karşısında Bayern Münih, boşluk bulmakta kimi zaman zorluk çekti ve topa sahip olmasına rağmen eline geçen fırsatları daha iyi değerlendiren Real Madrid finale çıkmayı başaran taraf oldu. 

Angel ve Sergio...

Real Madrid'e geldiği dönemden bu yana her yaz ayında takımdan gönderilecek oyuncular içinde ilk sıraya yazılan Angel Di Maria, geride kalan sezonda Carlo Ancelotti'nin en çok fayda sağladığı oyunculardan bir tanesi oldu.

Ronaldo ve Bale'ın tutuk kaldığı karşılaşmalarda aldığı sorumluluklar ve sadece atakta değil, orta alandaki verimli oyunu ile de dikkat çeken Angel'in Şampiyonlar Ligi finalinin en iyi futbolcusu seçilmesi elbette tesadüf değildi.

Şampiyonlar ligi finali Di Maria için adeta sezonun özetiydi. Klasik kanat oyuncusu profilinden çok uzaklaşan Di Maria, Ancelotti'nin orta alanın solunda kendisine verdiği görevle bambaşka bir futbolcuya dönüştü. Mourinho döneminden farklı olarak Modric ve Xabi Alonso ile büyük bir uyum yakalan 'Melek' Di Maria, nihayet geldiği günden bu yana en iyi sezonunu geçirdi ve şimdi de Arjantin'in Messi ile beraber 2014 Dünya Kupası için umutlarından bir tanesi...

Angel Di Maria, sergilediği üst düzey performansa rağmen yine medya tarafından transfer listesinde gösterilmeye devam ediyor. Son olarak Tottenham ile anılan Di Maria, verdiği son demeçte "Elimden gelenin fazlasını yapmış olmama rağmen bu haberleri görmek üzücü" diyor. Haklı olabilir...

İki sezon üst üste Alman takımları karşısında yarı finalde elenen Real Madrid'de belki de en çok zarar görenlerden bir tanesi Sergio Ramos olmuştu. 2012'de Bayern Münih karşısında auta vurduğu penaltı atışından sonra toparlanmakta zorlanan Sergio, ertesi sezon da Dortmund karşısında benzer bir senaryo ile karşılaşmıştı.

Bu sezon Fernando Hierro'yu anımsatan ve sadece defansta değil, attığı gollerle de takıma katkı sağlayan Sergio Ramos, Atletico Madrid maçının son düdüğünden sonra iki sezon üst üste yaşadığı tüm acıları bir anda unuttu. Finalde ağları bulan Ramos için alınan bu Şampiyonlar Ligi kupasının anlamı çok daha farklı oldu... 

Stres, son saniye golü ve 'farkla' gelen 10. kupa...

Real Madrid’in Carlo Ancelotti ile beraber  değişen genel Şampiyonlar Ligi performansı, kupaya giden yolda ışık tutmaya yetiyor. Emin adımlarla ve kararlı olarak finale kadar gelen Real Madrid, Atletico Madrid karşısında zor anlar yaşasa da bir şekilde 10. zaferine ulaşmayı başardı.

Mourinho’nun Chelsea ile anlaşıp Real Madrid'den ayrılmasından sonra koltuğa oturan Carlo Ancelotti’nin son 10 yılda 3. kez Şampiyonlar Ligi kupası alması, İtalyan hocanın bu turnuvada ne kadar etkili bir isim olduğunu ve bu başarısını da takımna yansıttığını görebilmek mümkün.

Lizbon'da oynanan finalin ardından Avrupa'nın gelmiş geçmiş en büyük takımı olduğunu bir kez daha hatırlatan Real Madrid'i Sergio Ramos, Iker Casillas ve Marcelo'nun gözyaşları destekliyordu. Bu, stres, umut ve üç sezondur yarım kkalan Şampiyonlar Ligi macerasının artık dışa vurmuş haliydi.

Avrupa ve Şampiyonlar ligi şampiyonluklarında 10'lu sayılara geçmeyi başaran Real Madrid için 'en iyisi' ifadesini kullanmak yanlış değil...

1 Mayıs 2014 Perşembe

La Decima'yı beklerken...


2 Nisan 2014 Çarşamba

Wenger bazen 12'den vurdu, bazen de karavana...


1996 yılında Arsenal'in başına geçen Arsene Wenger, takıma çok önemli yetenekleri kattığı gibi, bazı yanlış transferler de yaptı. Goal ekibi Fransız teknik adamın bu transferlerini değerlendirdi.

KALECİ

Arsene Wenger'in yaptığı en iyi kaleci transferi seçmek çok zor değil.Fransız teknik adam görev süresi boyunca 12 kaleci ile anlaşmaya vardı. Bunların içinden en çok bilinenleri örnekleri ise Wojciech Szczesny,Richard Wright, Guillaume Warmuz ve Rami Shaaban gibi isimler.

Bu oyuncuların arasında Jens Lehmann gerçek bir başarı öyküsüdür. Arsenal ile ligde 38 maçın hepsinde oynayan ve harika bir sezon gerçirdi Lehmann yalnızca 28 gole izin verdi.

En kötü kaleciye baktığımız da ise Manuel Almunia'yı söyleyebiliriz. 6 milyon poundda takıma gelen Almunia, 175 maça çıktı ancak Arsenal taraftarını hiçbir zaman mutlu edemedi.   


DEFANS

Lauren, altı lig maçını kaçırmasının ardından Arsenal ile harika bir sezon geçirmişti. Sakatlıkları Arsenal'deki kariyerini engelse de Lee Dixon'ın emekli olmasının ardından performansını arttırdı.

Wenger'in en iyi transferlerinden bir diğeri ise Sol Campbell. Kolo Toure ile çok iyi bir ilişkisi olan Campbell, Lauren ile Arsenal'in ligi domine ettiği yılların en önemli oyuncusu oldu.

Bir başka isim Emanuel Eboue, takım ile başarılar elde edemedi ancak bazı taraftarlar onu 2008 Aralık'ında oyuna sonradan dahil olduğu Wigan maçında yaptıklarıyla özetliyor. Eboue o maçta Nasri'nin sakatlanmasının ardından oyuna girmiş ve oynadığı kötü oyunla maçın sonlarına doğru tekrar kenara gelmişti.

Wenger'in kötü transferleri arasında Phillippe Senderos ve Sebastien Squillaci'yi de sayabiliriz. 


ORTA SAHA

Patrick Vieira, Wenger'in transferleri arasında en çok eleştirilen isimlerdendi.

1996 yılında Milan'dan 3.5 milyon pounda Premier Lig ekibine transfer olan Vieira, Arsenal ile toplam üç lig, dört FA Cup şampiyonluğu elde etti. Vieira ayrıca İspanyol oyuncu Cesc Fabregas'ın gelişimine de büyük katkı yaptı.

Robert Pires ise Arsenal'in yıldız eksikliğini kapattı ve Ashley Cole ve Thierry Henry arasındaki bağlantıyı sağladı.

Denilson da Arsenal'e geldiğinde 17 yaş altı Brezilya milli takımına kaptanlık ediyordu. İngiltere'de geçirdiği yedi sezonun ardından ülkesine geri döndü.

Amaury Bischoff ise Wenger için tam bir kumar oldu.  


FORVET

Birçok kaleci, en iyi golcü tercihi basittir. Thierry Henry, Arsene Wenger'in muhtemelen yaptığı en iyi transfer olabilir.

377 maçta 228 gol atan Henry, kulübün en golvü ismi. Fransız oyuncu ayrıca oynadığı ilk şampiyonada 26 gol 11 asistlik performans sergiledi.

En kötü golcüyü seçmek ise bu kadar basit değil. Marouane Chamakh, Kaba Diawara, Nicklas Bendtner ve Jeremie Aliadiere gibi oyuncular belki söylrnebilir ancak en kötüsü dersek Francis Jeffers'ı seçmek zorundayız. 


Kolo Toure, Sol Campbell'ın yerini alma konusunda biraz şanssızdı. Takımda en iyi seviyeye çıkamadığı yedi senenin ardından 14 milyon pounda Manchester City'e satıldı.

Nicolas Anelka, Wenger'in karlı transferlerinden oldu ve oynadığı 1998-99 sezonunda 19 gole imza attı.

Wenger'in ilk transferlerinden olan başka isim ise Marc Overmans 1997 yılında 6 milyon pounda transfer oldu. Overmans kulüp tarihinin en iyi 12 oyuncusu arasında.

Andre Santos ise formunda hep tutarsızlık yaşadı ve birçok taraftarı ona sırtını döndü. 

17 Şubat 2014 Pazartesi

'Sen ağlama, dayanamam...' Yeşil sahanın ağlayanları!


Futbol, tarih boyunca birçok göz yaşına sahne oldu. Kaybedilsin veya kazanılsın... Birçok antrenör ya da futbolcu, duygularını dışa vurarak yeşil sahalarda ağladı. Kim Roberto Baggio'nun 1994 Dünya Kupası'ndaki göz yaşlarını unutabilir?

2010 yılında oynanan Stoke City - Arsenal maçı, dramatik bir olaya sahne olmuştu. Stoke forması giyen Shawcross, bir pozisyonun ardından vatandaşı Ramsey'i sakatlamış ve ayağını kırmıştı. Shawcross, ardından sahayı ağlayarak terk etmişti. 
 
1999 Şampiyonlar Ligi finali, kolay kolay akıllardan çıkabilecek bir karşılaşma değil...

Bayern Münih, tam 'şampiyon oluyorum' derken akıl almaz bir şekilde geri dönen Manchester United, kupanın sahibi olmuştu.

Bu olaydan en çok etkilenenlerden biri de hiç şüphesiz Jancker olmuştu. Jancker, saha içinde son düdükten sonra çöküp kalmış ve teselli edilmesi uzun süre almıştı.  

Yaşayan efsane David Beckham, futbolu Paris Saint-Germain forması ile bıraktığı son maçın ardından göz yaşlarına hakim olamamıştı. 
 
Cristiano Ronaldo'nun hayatındaki en büyük travmalardan bir tanesi hiç şüphe yok ki Euro 2004 finalidir.

Ronaldo, ülkesinde düzenlenen şampiyonada finalde Yunanistan'a kaybettikten sonra saha içinde göz yaşlarını tutamamıştı. Üstelik daha çok gençti... 

1990 Dünya Kupası yarı finalinde Batı Almanya ile İngiltere kaşrılaşmış, normal süresi eşitlik ile sona eren maçta Almanlar penaltılarla 4-3 galip gelmişti.

Bu sonucun ardından efsane isim Gascoigne ise sahada göz yaşlarını tutamamıştı. Maçın ardından konuşan Gascoigne, "Bir çocukken Dünya Kupası'nda final oynamayı hayal etmiştim..." demişti. 
 
1990 Dünya Kupası, tıpkı Gascoigne gibi Maradona için de göz yaşları ile son bulmuştu. Maradona, Arjantin forması ile finalde kaybedince adeta çökmüştü. 
 
Meşhur 2005-2006 sezonu...

Galatasaray, sahasında Kayserispor ile oynarken Fenerbahçe de Denizli'de efsanevi bir karşılaşma içindeydi. Galatasaray maçı 3-0 kazanmış ve Denizli maçının bitmesini beklemeye koyulmuştu.

Fenerbahçe, Denizli'de puan kaybedince şampiyon Galatasaray olmuş, Hasan Şaş da stresli geçen dakikaların ardından duygu patlaması yaşamıştı.  

Fenerbahçe'nin 2008'de 5-2 kazandığı Bursaspor maçı, Deivid de Souza için oldukça önemli bir anıya ev sahipliği yapıyor.

Sezon öncesi yapılan hazırlık kampında ayağı kırılan, ardından annesini kaybedince dünyası bir kez daha yıkılan Deivid, son gol vuruşunu ağlara gönderince kendisini tutamadı. Carlos'a doğru koşan Deivid gözyaşına boğuldu. Tribünde kendisini izleyen eşi de gözyaşlarına engel olamadı. Deivid yaşadığı duygu yüklü anları anlatırken, "Bunlar patlama oldu. Saha içinde aklıma sürekli annem geliyordu. Yanımda olacak mı diyordum. Golü attıktan sonra kendimi tutamadım" demişti. 
 
Bu sezon başında yaşanan olay, sahalarda ender görülebilecek cinstendi. Ağustos'ta oynanan maçta Volkan Şen, sahayı göz yaşları içinde terk etmişti.

Karşılaşma devam ederken bir anda Trabzonspor tribünleri ile ağız dalaşına giren Volkan, hemen akabinde tribünden kendisine atılan 'paralar' ve kötü sözler sebebiyle göz yaşlarına hakim olamayarak oyundan çıkmak zorunda kalmıştı.  

Galatasaray'ın Fildişili sağ beki Eboue, Arsenal formasını giydiği yıllarda Wigan ile oynadıkları bir maçta gözyaşları içerisinde Arsene Wenger'e kendisini değiştirmesini işaret etmişti. Wenger, sakat ve cezalı oyuncuları çok olduğu bir anda kendisini orta sahada oynatmış, Eboue de kaptırdığı toplar nedeniyle tribünlerin gazabına uğramıştı... 
 
Milan, Napoli'ye 3-1 kaybetmişti. Maçta takımın yıldızı Mario Balotelli, teknik direktör Clarence Seedorf tarafından 73. dakikada oyundan alınmıştı. Balotelli yedek kulübesinde göz yaşlarını tutamamış, uzun bir müddet göz yaşı dökmüştü. Bunda ırkçı tezahüratların da payı vardı. Balotelli'nin bu gözyaşları, 2006 yılında Real Zaragoza maçında ağlayan Eto'o'yu hatırlatmıştı. 
 
Roberto Baggio...

1994 Dünya Kupası finali...

Seri penaltı atışlarında topu üstten dışarı vuran Baggio'nun göz yaşları, elbette unutulmazlar arasında. 

3 Şubat 2014 Pazartesi

"Ya hep beraber batarız, ya da hep beraber kurtuluruz..."


Arda Turan hakkında bu transfer döneminde daha yeni Manchester City'nin 41 milyon avroluk serbest kalma maddesini ödemeye hazır olduğu haberleri çıktı. Galatasaray'dan Atletico Madrid'e gittiği günden bu yana sahadaki futbolu ile Türkiye'nin gurur kaynağı olan Arda Turan, çıkan bu haberlerle de Avrupa'da oynayan Türk futbolcular arasında en kariyerlisi olma yolunda ilerlediğini bir kez daha göstermiş oldu.

Arda Turan, bu hafta içinde yaşadığı sakatlık sebebiyle Bilbao maçında forma giyememesine ve tedavisi olağanca hızla devam etmesine rağmen Goal Türkiye'nin sorularına yanıt verecek zamanı buldu. Manisaspor'da forma giydiği yıllar öncesi gibi efendi duruşunu hiç bozmayan Arda Turan, bizimle yaptığı bu sohbetini doğum günü olan 30 Ocak'ta gerçekleştirdi.

"BAŞARILI MIYIM? BUNA KARAR VERECEK OLAN..."

Arda Turan, Atletico Madrid ile Copa del Rey'i ve Avrupa Ligi'ni kazandı. Türk bayrağı ile Avrupa Ligi'ni kaldırması, herkesi gururlandırdı. Bu sezon ise takımı ile şampiyonluk yarışı içinde bulunan Arda, gerçekten başarılı olup olmadığı hakkında, "Şu an ne kadar başarılı olabildiğim insanların bakış açıları ile alakalı. Kimisi hiç bir şey yapmadığımı düşünür, kimisi de çok başarılı olduğumu söyleyebilir." diyerek insanların kendisi hakkında düşündüklerine çok önem verdiğini gösteriyor.

"FENERBAHÇE'Yİ DE, BEŞİKTAŞ'I DA, TRABZONSPOR'U DA TUTANLAR..."

Galatasaray'dan yetişmesine ve kariyerinin Galatasaray üzerinden şekillenmesine rağmen bu kadar sevilmesinden hiç rahatsız değil. İyi bir Galatasaraylı olan Arda, tüm Türkiye'de seviliyor olmasını, "Ben kimseye ahlaki değerlerin dışında bir davranış sergilediğimi düşünmüyorum. Hem Milli Takım formasını, hem Galatasaray ve Manisaspor formalarını ahlaklı bir şekilde terlettiğimi düşünüyorum. Herhalde olan sevginin kaynağı budur." sözleri ile açıklıyor.

"ŞİMDİ YENİ HEDEFLERİN PEŞİNDEN KOŞUYORUM"

Dün 27 yaşına giren Arda Turan, bundan tam 10 yıl önce Galatasaray A Takımı'nda kendisine şans bulmuştu. O günleri konuştuğumuz Arda, aslında 10 yıl önce de kendisini hep buralarda gördüğünü itiraf ederek, "Küçükken de aklımda hep ülkemi Avrupa'da temsil etme hayallerim vardı. Küçüklükten beri verdiğim demeçlerde hep Galatasaray ve Türkiye'yi Avrupa'da temsil etmek istediğimi söylerdim." diyor ve ekliyor:

"Artık yeni hedeflerim var. Şimdi sıra, onların peşinde koşmakta..."

Arda, Galatasaray'dan ayrıldığı yıl ile şimdiki günlerin arasında aslında pek fark olmadığını da, "Sadece, İspanya'da fikirlerimi daha iyi uygulayabilecek bir ortamı buldum. Türkiye şartlarında her söylediğinizi her istediğinizi uygulamaya geçirmeniz zor. İspanya'da her şey daha kolay ve daha rahat. Tabii fiziksel olarak, taktiksel gelişim olarak ufak tefek gelişmeler oldu; ancak onun da yıllar geçtikçe zaten olabileceğine inanıyorum." sözleriyle açıklıyor.

"FUTBOLCU OLAMAYACAĞIMI DÜŞÜNDÜĞÜM ANLAR OLDU"

Arda Turan, Galatasaray A Takımı'na ilk yükseldiğinde hemen kendini gösterme fırsatını bulamamıştı. Başarılı oyuncu, kendisinin Manisaspor'a gitmesinin, nasıl hayatının kırılma anlarından biri haline geldiğini şöyle anlattı:

"Manisaspor'a gittiğimde 'Eğer burada olmazsa futbolcu olamam' dediğim zamanlar olmuştu. Ama şükür ki böyle bir şey olmadı. Her zaman Allah inancı olan birisi olarak her zaman çalışıp devam ettim ve Allah da bana çok güzel şeyler nasip etti."

"FUTBOL BİR ŞÖLEN HAVASINDA OYNANMALI"

Gelelim İspanya'da insanların futbolu nasıl gördüğü konusunda. Ünlü yıldız, bu konu üzerinde uzun uzun düşünmüş belli ki. Nitekim konuyu açtığımız anda zaten her şeyi bir kerede anlatıverdi:

"İspanya'daki rahat yaşam, az kamp olması, futbolcuların maçtan önceki ve maçtan sonraki tavırları, futbola bir şölen olarak bakılması söyleyebileceğim şeylerden. İnsanların ailesi ile beraber maça gelip, tiyatro seyreder gibi keyif alarak sonuç ne olursa olsun eve dönmeleri çok hoş bir durum. En güzel stadyumlara da sahipler. Spora bakış açısı çok farklı. Ülkemde de olmasını istediğim şey bu." diyor ve Türkiye'yi de es geçmeyerek, "Türkiye'de olan bazı şeyler için de keşke İspanya'da da olsa' dediklerim oldu. Bu konuda Türkiye'yi de küçümsememiz gerektiğini düşünüyorum."

"80 MİLYONLUK ÜLKEYİZ. AMA..."

Söz elbette dönüp dolaşıp Türk sporuna geldiğinde Arda Turan'ın da aslında herkesle aynı düşüncelere sahip olduğunu görüyoruz. Arda, yaklaşık 80 milyonluk nüfuse sahip olan ülkesinin daha başarılı olması gerektiğine inanıyor ve, "Sistemli bir çalışma sonrasında yıllar içinde iyi bir eğitimle bir ekol oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Sürekli değişen bir jenerasyon, sürekli değişen bir eğitim sistemi ile bu olacak bir iş değil." ifadelerini kullanıyor.

Arda'ya göre "Türkiye'nin gerçekten çok çok büyük bir potansiyeli var" ama, bu potansiyelin harekete geçirilebildiğini söylemek zor. Atleticolu yıldız, 80 milyonluk Türkiye birçok spor dalında geride ve futbolda turnuvalara katılamıyor. Yine de bu konuyu daha uzun bir şekilde tartışmanın daha doğru olacağını düşünüyorum." diyor.

"BUGÜN HOCA BEN OLSAM..."

Türkiye'nin futboldaki son yıllardaki başarısızlığından konuşurken 'Peki bugün hoca sen olsan, ilk ne yaparsın?' diye sorduğumuz Arda Turan, "Şu anda Türk milli takımı olabilecek en iyi insanın elinde. Bu sebeple Fatih Terim'in planlarıyla aynı olacağını düşünüyorum." diyerek Fatih Terim'e ve ekibine olan güvenini bir kez daha gösterdi.

"BURAK YILMAZ, SELÇUK İNAN, OLCAN ADIN, GÖKHAN GÖNÜL..."

Son zamanlarda Arda Turan dışında Avrupa'da kariyer yapan bir oyuncunun bulunmaması elbette herkesin takıldığı bir konu. Bu meselede Arda'nın da fikirleri var ancak o, şu anki oyuncu tercihlerinin bunu gerektirdiğine inanıyor. Arda, "Burak Yılmaz, Selçuk İnan... Bu isimler çok önemli futbolcular. Fenerbahçe'den performansları ile Gökhan Gönül, Trabzonspor'dan Olcan Adın... Çok yetenekli arkadaşlarımız var. Hepsi de Avrupa'nın üst düzey takımlarında oynayabilirler. Ancak bu arkadaşlarımın tercihi de şu an Türkiye'de kalmaktan yana olabilir." diyerek ligin kaliteli yerli oyuncularına selam gönderiyor.

"YA HEP BERABER BATARIZ, YA DA..."

Arda Turan'a biraz da esprili olması amacıyla 'Tekneniz batmak üzere. Diego Simeone, Diego Costa ve sen kurtulmaya çalışıyorsunuz. Sadece bir kişiyi kurtaracak kadar gücün var. Tercihin kim olur?' diye sorduğumuzda, "Bizim hayatta böyle bir tercihimiz olmaz... Ya hep beraber batarız, ya da hep beraber kurtuluruz." diye gülerek cevap veriyor. Arda, 'Peki en yakın arkadaşın suç işlerse, onu ihbar eder misin?' diye sorduğumuzda ise, "Bizim arkadaşlarımız suç işlemezler. Allah korusun bir sebepten ötürü bu olursa, kendileri kendilerini ihbar ederler ve hiçbir şeyden kaçmazlar..." diyor.

"ESKİŞEHİRSPOR BÜTÜN KUPALARI..."

Eskişehir'de doğup büyümüş Oğuz Öztürk olarak Eskişehirspor'u da Arda Turan'a sormadan edemiyoruz.. Arda Turan, Eskişehirspor'un ligin iyi futbol oynayan takımlarından biri olduğunu söylerken, "Ertuğrul Sağlam da saygı duyduğum bir isim. Eskişehirspor maçlarını izlerken büyük keyif alıyorum. Doğru ve sabırlı bir sistemle Eskişehirspor'un Türkiye'deki bütün kupaları kazanacak potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum." diyor ve Es Es'in Bursaspor ile Trabzonspor'dan sonra Anadolu'dan şampiyon olabilecek güce sahip olduğunu hatırlatıyor.

"ARABALARA MERAKIM YOK... HAHAHAHA!"

Arda Turan'a kendisi hakkında sık sık çıkan 'Araba merakı' ve 'Araba koleksiyonu' haberlerini hatırlattığımızda, ilk anda "Ben değil kardeşim çok meraklı" diyip bizi şaşırtsa da, gerçekleri kahkahalarla gülerek itiraf etmesi pek zaman almadı:"Ferrari 458 kullanıyorum. Bir de Range Rover'ım var! ".

"MESSI İLE BİRBİRİMİZE BAŞARILAR DİLEDİK"

Arda Turan'a son olarak Lionel Messi ile formasını değiştirip sarıldığı o büyülü anları soruyoruz. "Messi daha önce de dediğim gibi dünya tarihinin en iyi ve en özel oyuncularından bir tanesi. Onun formasını almış olmak benim için bir onurdur. Birbirimize karşılıklı olarak başarılar diledik." diyen Arda, forma koleksiyonuna Messi'yi de eklediği için mutlu olduğunu ifade ediyor.


Fotoğraf: Getty Images
Bu röportaj aynı zamanda 30 Ocak 2014 tarihinde Goal.com Türkiye adına yapılmıştır.
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan