13 Ekim 2012 Cumartesi

2000 yılında futbol nasıl olacak? #1

Hayat gün geçtikçe değişmekte ve kılık kıyafette, yaşayış tarzında büyük ilerlemeler olmaktadır. Bu gün içinde cazip olan futbolun gelecekte bazı değişikliklere uğraması zaruridir. Çünkü bugünkü futbol ağır ve defansif bir oyun sistemine dayanmaktadır. Gol ve şut azdır. Eğer bu sistem aynen devam edecek olursa 2000 yılının sporseverlerine ilgi çekici gelmeyecektir. Bu bakımdan geleceğin futbolunu şimdiden bazı tehlikeler beklemektedir.

A) TELEVİZYON

Bugün dahi birçok maçın naklinde kullanılan televizyon cihazı, 2000 yılında çok ilerlemiş olacak ve renkli, 3 boyutlu televizyonlar ile maçı takip etme imkanı doğacaktır. Eğer futbol 2000 yılında ilginç bir hale getirilmezse televizyon gibi büyük bir tehditle karşı karşıya kalacaktır.

B) DİĞER SPOR BRANŞLARINDAKİ HAMLELER

Bugün için sporun en gözde branşı futboldur. Teknik ilerledikçe diğer branşların da ilgi çekici hale gelmesi, daima akla gelen bir sual olacaktır. O zaman futbol seyircisinin bir kısmı belki başka branşları takip edecek ve neticede seyirci azalacak, hasılat düşecektir. Futbol yöneticileri hasılatın ve seyircinin azalmasını önlemek için futbolu daha dinamik ve daha ilginç bir hale getirmeye çalışacaklardır.

2000 YILINDA SİSTEM VE TAKTİK

Bugünkü futbolda tatkik defansif olup, gol yememek prensibine dayanmaktadır. Her takım bu düşünceyi taşıdığından futbolda hareket zaman zaman azalmakta ve bunun neticesi olarak maçlar eskisi gibi cazip olmamaktadır. Bugün bir kısım futbolseverin 'nerede o eski maçlar, bomba gibi şutlar' sözü işte buna dayanmaktadır.

2000 yılının futbolu atak bir çehreye bürünecek, maçlarda bol şut ve gol görülecektir. Çünkü geleceğin futbol takımında bir oyuncu, sırtında taşıdığı numaranın adamı olarak bir mevkiye bağlanıp kalmayacaktır. Her yerde oynayabilecek, icabında bir bek, forvet gibi şut çekebilecek, takım hasmına bir dalga gibi yüklenecektir. Ama bu, top etrafında toplanmak demek değildir. Takım, bir liberasyon sistemi içinde gayet süratli bir oyun çıkaracaktır. Kaleci dahi bu yeni oyunda bir bek gibi ceza çizgisi içinde durabilecektir. Şimdi olduğu gibi kale direklerini beklemeycektir. İcabında ileri çıkacaktır. 2000 yılındaki futbolda sistem, bir sistemsizlik sistemidir. Yani bir futbolcu her yerde olabilecek kondisyona sahip olacak ve süratli bir oyun çıkaracaktır. Geleceğin futbol antrenmanı da bugünkü gibi olmayacaktır. Sür'atli ve bol gollü bir oyun için lazım gelen kondisyonu temin için futbolcu haftanın her günü antrenman yapacaktır. Klasik antrenman metodu yavaş yavaş kalkacaktır. Futbolcu yüksek kondisyon elde edebilmek için bir piyano virtüozu gibi günde en aşşağı 8 saat çalışacaktır. Ancak bu, devamlı ve sıkı çalışma sayesinde istenilen kıvama gelecektir.

2000 yılında Interval metod uygulanacaktır. Geleceğin futbolu, aynen besketbolda olduğu gibi sür'atle cereyan edeceği için, her futbolcunun bünyesine göre antrenmanlar ayarlanacak ve antrenör yalnız tavsiyelerde bulunacaktır. Futbolcu bütün çalışmalarını kulübün spor tesisinde veya köyünde tek başına yapacak ve noksanlarını yine kendi gidermeye çalışacaktır. Sol ayağı zayıf olan bir futbolcu, bu alanda çalışmalarına devam edecektir.

Geleceğin antrenörü çalışmayı saha içinden değil, saha dışından aynen bir tenis maçı hakeminin maçı takip ettiği yere benzer yüksek bir yerden takip edebilecek, kumandalarını küçük alıcı vericilerle her futbolcuya ayrı ayrı verebilecektir. Çünkü 2000 yılı elektronik çağı olup, bu zamanda pahalı olan birçok elektronik aletler gayet ucuza temin edilecektir. Antrenör her maçı, her antrenmanı filme aldıracak ve filmi futbolculara göstererek hatalarını kendilerine daha iyi izah edebilecektir. Öyle ki bir takım, gelecek hafta maç yapacağı takımı filmlerden seyredebilecektir.

Abdullah Gegiç, 1968


Kaynak: Milliyet Gazete Arşivi (http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/)


Fotoğraf: Four Four Two TR

Sonraki: Üstü camla kaplı stadlar yapılacak

13 Temmuz 2012 Cuma

"Cristiano Ronaldo, topuyla uyurdu..."

Eskiden Ronaldo'nun evinin bulunduğu dar yolun sonunda şimdi çalılık bir arazi, bir futbol sahası ve bir bar bulunuyor. Ancak taraftarlar için buraya yollarının düşmesi anormal bir durum değil ve birkaç avro karşılığında bir tura çıkabiliyorlar - onun doğum yeri, büyüdüğü yer, okulu, ilk futbol oynadığı yer...

Madeira, Lizbon'un 860 kilometre açığında Atlantik'te bir takımada ve iki iskan edilmiş ada -Madeira ve Porto Santo- ve üç küçük, iskan edilmemiş adadan oluşuyor. Turistler tarafından "Atlantik'in bahçesi" olarak adlandırılan Madeira Adası, 57 kilometre uzunluğunda ve 22 kilometre genişliğinde bir volkanik kayanın üstüne oturmuş, 1862 metrelik Pico Ruivo Dağı'yla da dağlık sayılabilecek bir araziye sahip olan bir yer. Merkezi Funchal ise 110 bin nüfusa sahip.

5 Şubat Salı günü saat 10:20'de Cruz de Carvalho Hastanesi'nde Cristiano Ronaldo'nun doğduğu yer burası. Doğduğunda 52 cm boyunda ve yaklaşık 4 kg ağırlığındaydı. Maria Dolores dos Santos ve Jose Dinis Aveiro çiftinin dördüncü çocuğuydu; Hugo, Elma ve Katia'nın küçük kardeşiydi. Bu beklenmedik bir hamilelikti, Katia ile arasında sadece 18 ay vardı ve artık ortada ona ne isim konulacağı sorusu vardı.

"O dönem bir yetimhanede çalışan kız kardeşim, erkek olursa ismini Cristiano koyabileceğimizi söyledi." diyor Dolares. "Bunun iyi bir seçim olduğunu düşündüm. Ve kocam ve ben, Ronald Reagan'ın ardından Ronaldo isminden hoşlandık. Kız kardeşim Cristiano'yu seçti, biz de Ronaldo'yu."

Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, Santo Antonio Kilisesi'nde gereklerine uygun olarak vaftiz edildi - tesadüfen futbolla anılan bir günde. Boş zamanlarında Jose Dinis, Santo Antonio'da bir amatör futbol takımı olan CF Andorinha'ya malzemeci olarak yardım ediyordu. Takım kaptanı Fernao Barros Sousa'dan yeni bebeğine vaftiz babası olmasını istedi. Tören saat 6 sularında başladı ancak daha önce saat 4'te bir maç vardı - Andorinha ile Ribeiras Bravas karşılaşıyordu.

Din adamı Antonio Rodriguez Rebola gerginleşiyordu. Şimdiden diğer çocuğu vaftiz etmişti ve henüz ne baba ne de vaftiz babası ortalıkta yoktu. Dolores ve vaftiz anası olacak kişi kilisede din adamını sakinleştirmeye çalışıyordu. Sonunda Fernao ve Dinis geldi, bir buçuk saat gecikmeyle, ve tören başladı.

Önce aile albümündeki fotoğraflar bebek Cristiano'ya gösterildi, büyük gözler direk olarak kameraya bakıyordu, küçük mavi-beyaz kıyafet ve beyaz ayakkabılar içinde, iki bileğinde de altın künyeler ve boynunda haç vardı. Yaşı ilerledikçe fotoğraflar onun saçının biraz kıvırcıklaştığı belli oluyordu ve gülüşü önlerdeki dişlerini kaybedince biraz noksan kalıyordu.

Dinis bahçıvan, Dolores ise ahçı olarak çalışıyordu böylece kendi çocuklarının önüne de yemek koyabiliyordu. Binlerce Portekizli vatandaş gibi, Dolores Fransa'ya 20 yaşındayken göçmüştü ve üç ay evlerde temizlik yapmıştı. Kocası da ona katılacaktı ancak bunu başaramayınca, Dolores geri döndü. Zaten iki çocukları vardı.

Hayat Aveiro ailesi için kolay değildi - tüm sahili kaplayan lüks otel endüstrisinde çalışmayan herkes için zordu. 6 kişiden oluşan bir aile için küçük bir evdi ve bir fırtına çıktığında evin birçok yerinden su akıyordu. Dolores, şehir merkezinden tuğlalar ve harç alıp bu problemi kontrol altında tutmaya çalışıyordu.

Ancak bugün, Cristiano o günleri mutlu bir çocukluk olarak hatırlıyor. İki ya da üç yaşındayken, Lombinho Sokağı'nda oyun oynuyor, en iyi arkadaşını tanımaya başlıyordu: futbol.

"Bir Noel'de ona uzaktan kumandalı bir araba aldım, onu meşgul edeceğini düşünerek" diyor vaftiz babası Fernao Sousa, "ama o futbol oynamayı tercih etti. Topuyla birlikte uyurdu, asla yanından ayırmazdı. Her zaman koltuğunun altındaydı. Nereye giderse gitsin, yopu da onunla gidiyordu."

FotoğrafCristiano Ronaldo Archive  By: VI-Images  @Getty Images Sport


Yarın: "Yenilince sinirden ağlardı..."

Goal.com, Cristiano Ronaldo'nun Madeira'da fakir bir çocukluktan yükselerek Sporting Lisbon, Manchester United ve Real Madrid'de bir yıldız oluşunun anlatıldığı Luca Caioli'nin yeni kitabı 'Cristiano Ronaldo: The Obsession for Perfection'dan kesitleri sizlere sundu


23 Mayıs 2012 Çarşamba

Real Madrid: 2011 / 2012

2011-2012 sezonu Real Madrid ve Jose Mourinho açısından çok önemli bir sezondu. Her şeyden önce Real Madrid'in başında ikinci sezonunu yaşayan Jose Mourinho, içinde bulunduğu bu sezon içinde Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da mutlaka şampiyonluklar istiyordu. Akabinde Şampiyonlar Ligi'nde kapılar yine yarı finalde kapansa da nihayet 2008'den sonra La Liga'da şampiyonluğa ulaşıldı.

Real Madrid için 2011-2012 sezonunu gene olarak incelemeye başlamak için, öncelikle Jose Mourinho'nun Real Madrid'e imza attığı günden bu yana yapılanları genel olarak ele almamız gerekiyor.

2007-2008 sezonundan bu yana Barcelona'nın Pep Guardiola ve sahadaki lider oyuncuları ile oluşturduğu hegamonyayı bir türlü kıramayan Real Madrid, 2008-2009 sezonundaki kötü gidişatın ardından çareyi ilk Los Galacticos dönemi Başkanı Florentino Perez'e sarılmakta buldu. İkinci dönem, Perez'in resmen başkan olması ile başladı. İlk deneme Manuel Pellegrini ile yapıldı. La Liga'da 2009-2010 sezonunda 96 puan toplayan Real Madrid, bunca gole ve galibiyete rağmen yine şampiyon olamadı. Çünkü karşısında 99 puan toplayan bir Barcelona vardı. Kabul edilmesi gerekir ki, Real Madrid'in ligde 2. oluşu, Perez için bir başarısızlıktı. Üstelik yaptığı yıldız transferlere rağmen Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final dahi görülememişti.

Perez, 2010-2011 sezonu başında kurtuluşu çok uzaklarda aramadı. İtalya'da Inter'in başında kulüp tarihinin en başarılı sezonlarından birini yaşatan Jose Mourinho, Real Madrid ile anlaşma sağladı. 2009-2010 sezonunda Barcelona'yı alt etmeyi başaran Jose Mourinho, aynı başarıyı Real Madrid'in başında yapmak adına can atıyordu. İşte Real Madrid'deki değişiklikler, 2010-2011 sezonu ile birlikte başladı. Jose Mourinho, iki sezonda neredeyse Başkan Perez'den dahi güçlü bir konuma geldi.

Transfer politikalarındaki değişiklikler, ilk göze çarpanlar oldu. Jose Mourinho, bununla beraber kulüpteki işlerine sıkça karıştığını söylediği Jorge Valdano'yu kapı dışarı atıverdi. Florentino Perez, artık kulübe karışamaz oldu ve sadece bir Başkanın yapması gerekenleri yapmaya başladı. Bugüne kadar transfer politikasında yıldız oyuncu almak için çabalayan Real Madrid, Jose Mourinho ile beraber kiralık oyuncu transfer etmeye (Emmanuel Adebayor), ismi çok büyük olmamasına rağmen geleceği düşünmeye (Nuri Şahin) ve çok faydalı olmasa da çok yönlü oyuncular ile (Hamit Altıntop) anlaşmaya başladı. 2010-2011 sezonunda Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da elinden geleni yapmasına rağmen Barça'ya üstünlük kurmaya çalışan Mou, yine de bunu beceremedi. Pepe'yi orta alanda kullanmak gibi çılgınlıkları denedi, olmadı. Ancak 2. sezonunda Şampiyonlar Ligi haricinde tüm beklentileri karşıladı.

18 Eylül 2011 tarihinde Levante karşısında deplasmanda alınan yenilgi, henüz ligin başları olması sebebiyle en yadırganan anlardan bir tanesiydi. Jose Mourinho'nun artık 2. sezonuydu ve doğal olarak 'Sabırsızlık' had safhadaydı. Eylül'den Aralık ayına kadar Real Madrid, sadece bir beraberlik aldı ve 11 Aralık tarihinde oynanacak olan Barcelona maçına hazır hale geldi. Bu maç, üç yıllık birkimin belki de son bulacağı mücadeleydi.

Daha önceki El Clasico'larda her şeyi denemişti Jose Mourinho. Real Madrid taraftarının beklentisi, Real Madrid geleneklerine uygun olarak takımın her daim önde ve atak oynaması yönündeydi. Bu uğurda çıkılan maçta önceki sezonda 5-0 ile kazanan Barcelona oluyordu. Bu sezon ise artık beklenen, sadece ne olursa olsun galibiyetti. Karim Benzema, daha bir dakika olmadan attığı gol ile takımı umutlandırdı, ne var ki Barça, Santiago Bernabeu'da taktik analizlerie açıklaması zor olan 1-3'lük bir galibiyet almayı başardı. Ancak bu kez, farklı bir durum oluştu. Real Madrid, El Clasico'yu kaybetmesine rağmen Camp Nou'da oynanacak olan maça kadar Barça'nın yaşadığı düşüş, Real Madrid'in liderliğini pekiştirmesini de sağlamış oldu. Ancak bununla beraber Nisan 21'de oynanacak olan ikinci El Clasico'ya kadar da Real Madrid, 10 puan olan farkında biraz daha erimesine engel olamadı. Önce Manuel Pellegrini'nin çalıştırdığı Malaga karşısında Santi Cazorla 90. dakikada attığı frikik ile durumu 1-1 yapınca, takım iç sahada 2 puan birden bıraktı. Ardından oldukça gergin geçen maçta Valencia deplasmanı da 1-1 sona erdi ve takım iki hafta da dört puan birden kaybederek farkın 6'ya inmesini engelleyemedi. Şampiyonlar Ligi'nde alınan iki APOEL galibiyetinin ardından bu kez de Villarreal deplasmanında iki puan bırakan Real Madrid, 21 Nisan'da Camp Nou'ya şampiyon gidebilme ya da şampiyonluğunu orada ian edebilme umutlarını da tüketmiş oldu.

Real Madrid, 21 Nisan'da oynanan El Clasico'ya 4 puan farkla lider girdi. Maç Camp Nou'daydı, ve Barcelona'nın kazanması halinde puan farkı 10'dan, birden bire 1'e kadar düşecekti. Ancak beklenen olmadı. Real Madrid, kendisi gibi sahada yer aldı, Barcelona ise beklentileri karşılaşayamadı. Lionel Messi Real Madrid savunmacıları arasında kayboldu gitti. Tello ve Cuenca gibi oyuncuların oldukça tecrübesiz oluşları, orta alanda Cesc Fabregas, defansta ise Gerard Pique'nin Şampiyonlar Ligi düşünülerek dinlendirilmesi, Real Madrid'in deplasmanda aldığı 2-1'lük galibiyetin yaratılmasında oldukça yardımcı oldu. Bu galibiyetin arından puan farkı tekrardan 7'ye yükseldi ve Real Madird, son maçlarında puan kaybı yaşamayarak şampiyonluğunu ilan etti ve Cibeles Meydanı'nda haklı bir kutlama yaşadı.

2011-2012 sezonunda Real Madrid için Şampiyonlar Ligi'nde alınacak olan kupa, bir başarıdan öte adeta bir gereklilik haline gelmişti.

2002 yılında Bayer Leverkusen karşısında kupayı kaldıran takımdan Zinedine Zidane, takımda gözlemci olmuştu. Roberto Carlos Anzhi'de, Raul Almanya'da oynuyordu. O günlerden tek kalan, Başkan Florentino Perez'di. 2009-2010 yılında büyük yatırımlar yapan Perez, artık Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu bekliyordu.

La Liga'nın bitimine dört hafta kala ligde istediği alan Real Madrid, açık sözlü olmak gerekirse bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalde oynadığı Bayern Münih dışında ciddi bir rakiple oynamadı. Grup kuraları çekildiğinde liderlik zaten garantiydi. Yılların intikamı Lyon karşısında alındı, ikinci turda CSKA biraz olsun temkinli olunmasın sağlasa da Real Madrid karşısında tutunamadı. Çeyrek Final'de Rum mucizesi APOEL de Real Madrid'e karşı direnemedi. Ancak yarı finalde şampiyonluk umutlarını söndüren, Bayern Münih oldu. Mesut Özil, ilk maçta Allianz Arena'da umutlandıran golü atsa da, maçın 1-1 yerine son anda 2-1 sona ermesi, durumu bambaşka yerlere götürdü. Real Madrid, ikinci maçta bu durumu tamamen toparlayamadı ve ikinci sezon üst üste bu turnuvaya yarı finalde veda etmek zorunda kaldı. Bakıldığında, La Liga'dan daha önemli görünen bu şampiyonluk için artık umutlar, 2012-2013 sezonuna taşınmış durumda...

Yazının Devamı: Sezondan neler öğrendik? Sezonun kırılma maçları, Oyuncu puanları, Sezonun verimli ve verimsiz oyuncuları, Sezonun maç yorumları ve Gelecek planları - Goal.com



Fotoğraf: Real Madrid CF v RCD Mallorca - Liga BBVA By: Denis Doyle @Getty Images Sport




23 Nisan 2012 Pazartesi

¡Calma

Çok kritik bir 2 hafta devam ediyor Real Madrid için. İlk olarak Allianz Arena'da Bayern Münih'e konuk olan Real Madrid, bu sahada skor 1-1 devam ederken ve avantajlı ayrılmaya çok yaklaşmışken, Mario Gomez son sözü söylemişti. Dün akşam Camp Nou'da oynanan maç virajların en keskini idi, bu hafta içi de Real Madrid, yeniden Bayern Münih ile Santiago Bernabeu'da karşılaşacak.

Real Madrid, Camp Nou'daki maça 'Puan farkı dört değil, bir' diyenlerin çoğunlukta olduğu bir akşamda çıktı. Ancak hemen, Camp Nou atmosferinin önceki maçlara göre çok daha sönük olduğu maçın hemen başında fark edildi. Eksik olan bir şeyler vardı. Barceloa, o güç aldığı seyircisini bulamadı dün gece boyunca. Bununla beraber Real Madrid'in Camp Nou'ya dört puan önde gelmenin verdiği rahatlık ve esneklik, Jose Mourinho ve öğrencileri açısından bu deplasmanda ekstra bir durum oldu. Stresli olan taraf Barça'ydı ve bu durum maça da yansıdı.

'Dayak' atmadan da harika defans yapılabiliyormuş...

Real Madrid'in galibiyetine iki pencereden bakmak doğru olacaktır. İlki, Jose Mourinho'nun Barcelona'yı bı maçta tamamen çözdüğü gerçeği, diğeri de Pep Guardiola'nın kadro tercihleri. İlk pencereden baktığımızda, Jose Mourinho'nun Pepe'yi liberoya sabitleme çılgınlıklarından bu günlere artık Barcelona karşısında 'Dayak' atmadan da nasıl savunma yapılabileceğini öğrenmesi, bunu da Mesut Özil, Di Maria ve Ronaldo gibi hücum gücü ile korale ederek takım oyununu ön plana çıkartmasının galibiyeti getirdiğini söyleyebiliriz. Pep Guardiola'nın ise lign başından bu yana 'şampiyon olmamız imkansız' demeçlerinin takıma yansıdığını ve bu durumun Chelsea maçını düşünerek kadro tercihlerini de etkilediğini gördük. Alexis ve Fabregas gibi iki güç yedek başladı. Bununla beraber Lionel Messi'nin Real Madrid defansı arasında kaybolup gitmesi de, yenilginin bir başka sebebi oldu. Messi'nin biraz hareketlenip ekstra performans gösterdiği tek pozisyon sonrasında Barcelona zaten beraberliği yakaladı.

Mesut Özil

Mesut, hiç şüphe yok ki Real Madrid'e geldiği günden bu yana en iyi maçlarından birini oynadı dün gece Camp Nou'da. Sadece hücumdaki yaratıcı oyunu değil, aynı zamanda kademeli olarak Barcelona hücumlarında defansif katkısı da, farklı olarak dikkat çeken unsurlardan bir tanesiydi. Bununla birlikte 'kadife bacaklı' Özil, Barcelona skoru 1-1 yaptıktan sonra sazı eline aldı ve Cristiano Ronaldo'ya harika bir pas atarak takımının tekrar öne geçmesine ön ayak oldu. Bu golde %51'lik katkı Özil'e aitti.

Xabi Alonso

Daha önceki Real Madrid-Barcelona maçlarını göz önüne aldığımızda, Barça'ya karşı sürekli orta alanda performans yükselten bir Real Madrid mevcuttu. Dün gece de orta alan üstünlüğü Real Madrid açısından zirveye yakında ve bu durumda Xabi Alonso'nun orta alanda kusursuz bir performans ortaya koyması etkili oldu. Real Madrid orta sahasında Xabi Alonso tarzında bir isim daha olsa, Barcelona karşısında beklenen bu galibiyet belki de daha erken gelecekti.

Jose Mourinho

Deneme - yanılma yöntemi sayesinde son maçlarda acı çektirse de, mutlu sona, üstelik de Camp Nou'da ulaştı. Geldiği takımlarda kadro yapısına göre taktikler üreten bir deha olan Jose Mourinho, Real Madrid'e geldiğinde ise birçok alternatif ile karşılaştı. Kadro yapısı hem atak oynamaya, hem de defansif kurgulara oldukça müsaitti. Önce Real Madrid geleneklerini göz önüne alarak El Clasico'ya atak bir oyun anlayışı ile çıktı, 5-0 kaybetti. O 5-0'lık maçtan dün geceye kadar Real Madrid oyununun hep üzerine koydu, Barça ise eksiklerinin de verdiği etki ile yerinde saydı. Buna Barça'nın El Clasico'ya lider çıkamamasının verdiği rahatsızlık ile beraber Jose Mourinho'nun artık taktiksel olarak çözümü bulması da eklenince, Real Madrid'in kazanması kaçınılmaz oldu. Jose, hem Real Madrid geleneklerine uygun olarak çok gol atan bir takım ortaya çıkardı, hem de çok sert oynamadan nasıl defans yapılacağını gösteren bir ekip oluşturdu ve ortaya kusursuz bir takım çıkmış oldu.

Sami Khedira

Attığı golden bağımsız olarak bireysel orta alan performansını göz önüne aldığımızda tıpkı partneri Xabi Alonso gibi kusursuz bir performans ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Real Madrid, önceki El Clasico'lara nazaran alanı daha profosyonelce daralttı ve Barcelona'yı sakin bir biçimde, bu yolla durdurmayı uygun gördü. Bu durumda Xabi Alonso ile beraber Sami Khedira'nın de performansı çok etkili oldu. Tüm bunların yanında Khedira bir de gol atma başarısını gösterince, bu da işin tuzu biberi oldu.

¡Calma

İspanyolcada 'Sakin olun' demek. İngilizcede 'Calm Down' ile benzer anlama sahip. Ancak bir diğer anlamı var ki, Real Madrid açısından en güzeli de bu. Barcelona, Alexis Sanchez ile dün gece skoru 1-1 yaptıktan sonra içimizde 'yine mi?' sorusu canlanmaya başlamıştı ancak tam da bu sırada ortaya Mesut Özil-Cristiano Ronaldo ortaklığı çıktı. Valdes'i geçip topu filelere yollayan Ronaldo, tüm Camp Nou'ya 'Calma' diye seslendi. 'Sakin olun, ben daha buradayım...' Ancak yine de eklemek gerek, Ronaldo bu sevinmesi ile bir zamanlar Raul'un yaptığı 'sus' işaretini hatırlatsa da, kesinlikle yıllar önce Raul'un yaptığı bu hareket daha anlamlı ve öyle de kalmaya devam edecek.

Bayern Münih

Çok kritik sürecin son maçı, Bayern Münih ile bu hafta içinde. Barcelona ise Chelsea ile oynayacak. Almanya'da 1-1 bitseydi hiç şüphe yok ki, Real Madrid açısından rüya gibi bir durum olacaktı ancak şimdi iş gerçekten çok zor. Bayern Münih'in ne olursa olsun Santiago Bernabeu'da gol atmaması gerekiyor. Bu, Real Madrid açısından çevirmesi zor bir durum olabilir. Özellikle ilk golü atan tarafın Bayern Münih olması, kabusun başlangıcı olabilir. Bu maçın ardından artık La Liga'da da son dört haftaya girilecek ve San Memes'ye Athletic Bilbao ile oynanacak deplasman maçı dışında zor bir fisktür görünmüyor Real Madrid için...

Son söz...

Sanıyorum daha bu maç oynanmadan 'puan farkı zaten 1' diyenler, futbolun her duruma gebe olabileceğini biraz olsun öğrenebilmişlerdir.


Cristiano Ronaldo fotoğraf: FC Barcelona v Real Madrid CF - Liga BBVA By: Denis Doyle @Getty Images Sport

20 Nisan 2012 Cuma

Fiziksel, Taktiksel ve Zihinsel savaş öncesi...


Cumartesi günü TSİ ile 21:00’de bütün Dünya’da nefes tutulacak ve gözler Camp Nou’da oynanacak olan El Clasico’ya bağlanacak. Biz de geleneksel olarak her el clasico öncesi yaptığımız gibi her iki takımın son performanslarını, artıları ve eksilerini ortaya koyarak takımları maç öncesi ayrıntılı şekilde değineceğiz.


Zipli Fikstür, Kadro Derinliği, Odaklanma

Her iki takımda hem ligde yoluna devam edip hem de Şampiyonlar Ligi yarı finalinde finale yükselme mücadelesi verdiklerinden dolayı 17/18 Marttaki maç haftasından bu yana hem hafta sonu hem de maça çıkıyorlar ve bu süreç El Clasico sonrası da devam edecek

Öncelikle Real Madrid’i ele alırsak bu yoğun tempoda El Clasico’ya yaklaştıkça oynadığı rakiplerin seviyesinin arttığını söylersek yanılmayız. Puan kayıplarının yapıldığı Malaga ve Villarreal maçlarının ardından Valencia, Atleti ve ardından Şampiyonlar Ligi’nde belki de bu sezon oynadığı en ciddi rakip olan Bayern Münih... Real Madrid’in kadrosuna baktığımız zaman ise bu süreçte Kaka, Higuain ve Callejon dışında kenardan gelip sırıtmayacak bir oyuncu olduğunu söylemek zor. Coentrao sakatlığından sonra yaklaşık 2 aydır forma giymiyor ve döndüğü Bayern maçında ortaya koyduğu futbol ortada. Kaka’da yetenekleri tartışılmayacak bir futbolcu olmasına rağmen muhtemelen sezon boyu yedek kalmasından dolayı bir türlü belli bir çizgiyi tutturamıyor, 2 maç iyi 2 maç kötü. Callejon ise nispeten genç ve El Clasico baskısını henüz kaldırabileceğini düşünmüyorum. Hal böyle olunca son dönemde neredeyse her maç 90 dakika oynayan 11 aynı şekilde El Clasico’ya çıkacak gibi görünüyor (Madrid gazeteleri, özellikle de Marca, Perşembe günü bunun üzerinde çok durup Mesut’un fiziksel olarak tükendiği haberini bile yaptı). Zaten bu kadro darlığı ve fikstürden dolayı da Mourinho’nun kadroyu “ekonomik kullanma” düşüncesinin Bayern maçının kaybedilmesinde payının büyük olduğu aşikar. Kafaların El Clasico’da olduğunun da… Her ne kadar dünya çapında futbolcular olup Bayern maçını rölantide geçirseler de kümülatif anlamda El Clasico’ya rakibinden daha yorgun çıkacak. Sadece bu maç özelinde değil El Clasico sonrası da önce Bayern, ardından Sevilla ve Bilbao maçlarını da hesaba katarsak Real’in bu zorlu fikstürde ciddi anlamda zorlanacağını düşünmek yanlış olmaz. Odaklanma açısından en önemli sorulardan biri El Clasico’yu feda edip Bayern ve ligdeki Bilbao maçını düşünmek olacak ki Mourinho’nun böyle bir şey yapacağını zannetmiyorum. Yine de oyunculardan bazılarının kafasının Bayern maçına gideceğini düşünmek pek zor değil.

Barcelona cephesine gelirsek Sevilla maçı ile başlayan bu zipli fikstürde Milan maçlarını saymazsak Real Madrid kadar zorlu ekiplerle oynadığını söylemek doğru olmaz. Deplasmanda oynanan Milan maçı dönüşü Camp Nou’da oynanan Bilbao maçı var belki ismen zor görünen fakat Bilbao o maçtan 46 saat önce Avrupa Ligi’nde mücadele ettiği için maç esnasında da Barça’yı çok zorlamadı. Guardiola,  rakibine göre nispeten kolay rakiplerle oynamanın avantajını Thiago, Keita, Tello, Cuenca, Pedro gibi isimleri – özellikle ligde –Iniesta, Xavi, Cesc gibi isimlerin yerine kullanarak rakibine göre üstün bölgesi olan orta sahayı el clasico’ya daha dinlenmiş olarak taşıdı. Ayrıca Barcelona’da defans 4’lüsünün solunda görev alan Abidal’in ameliyatından sonra bu bölge için kadrodaki tek isim olan Adriano da La Liga’da uygulanan 3’lü savunma sayesinde yorgunluk açısından daha iyi geldi El Clasico’ya. Chelsea maçında ise tamamen as kadroyla oynamasına rağmen özellikle ilk yarıda topa sahip olmanın da getirdiği avantajla aktif bir biçimde dinlendi Barça. İkinci yarıda vites yükseltse de kafalar El Clasico’da olduğu için maçı çeviremediler. Barça’nın La Liga’yı kazanmak için bu maçı kazanması şart, La Liga’da ise geri kalan fikstürü düşündüklerini sanmıyorum – Real Madrid’e göre daha kolay bir fikstürleri var – ama Chelsea maçının skorundan dolayı oyuncuların kafalarında Chelsea maçı da yer edebilir. (Barça’nın Chelsea ile oynayacağı maç Real-Bayern maçından bir gün önce). Eğer Pep oyucularının %100 olarak El Clasico’ya odaklanmasını sağlayabilirse Barça fiziksel anlamda daha taze çıkacak El Clasico’ya ve bunun ne kadar avantaj sağlayacağı da ortada.


Barça’nın İleri Uçtaki İstikrarsızlığı vs Real Defansı

El Clasico öncesi her iki takımın sırıtan bölgelerine değinecek olursak Barça’da hiç şüphesiz sağ ve sol forvetteki istikrarsızlık göze batarken Real Madrid’de ise stoper ile sol bek dikkat çekiyor.

Önce Barcelona’yı ele alırsak Villa’nın ayağının kırılması – ki ayağı kırılmadan önce de Alexis’in takıma katılması sonucu rotasyonun bir parçası olmasından dolayı çok da iyi oynadığını söylemek yanlış olur.  – Pedro’nun kötü formu, Pep’in Tello’ya henüz tam anlamıyla güvenmemesi, Alexis’in istikrarsızlığı sebebiyle Barcelona bir türlü forvetlerinden istediği verimi alamadı bu sezon. Pedro’nun kötü oyunu da tıpkı Villa’nın sakatlık öncesi dönemindeki gibi CL finalinde gol attığı sezonun ardından yedek kalmasından kaynaklanıyor. Her ne kadar kötü olsa da Pep son 1 aylık dönemde Pedro’yu geri kazanmak adına üzerinde çok durarak çok kötü oynadığı maçlarda bile Tello ile değiştirmedi – veya son 10 dakika değiştirdi. Buna rağmen Pedro geçen seneki form düzeyini henüz yakalayabilmiş değil. Konuyu Pedro’dan Tello’ya bağlayacak olursak çok yetenekli olmasına ve şans bulduğu maçlarda son derece iyi bir futbol ortaya koymasına rağmen Pep muhtemelen genç olduğu ve henüz zamana ihtiyacı olduğunu düşünerek ona - özellikle de kritik maçlarda – çok fazla sorumluluk yüklemiyor. Alexis ise sezon başından bu yana yaşadığı sakatlıklardan dolayı istenilen futbolu ortaya koyamıyor. Ayrıca Çarşamba gecesi Chelsea maçında aldığı darbelerden dolayı El Clasico’yu kaçırabileceği haberleri İspanyol basınında gittikçe artmakta. Eğer ki Alexis de olmazsa Real savunmasının solunun pek iyi olmadığını da – bir sonraki paragrafta değineceğim – göz önünde bulundurursak Cuenca gibi kanatta da oynayan ve kanattan dikine içeri girmeyi seven bir oyuncu için bireysel anlamda kariyer maçı olabilir. Zaten maçın sonucunu etkileyecek en kritik faktörlerden biri bana göre Pep’in ileride yapacağı seçimler, ki bence sol forvette Pedro –Iniesta veya Cesc de düşünülebilir fakat bunun en negatif getirisi Xavi’nin ortada yalnız kalacak olması olur – sağ forvette Cuenca oynamalı (Alexis’in sakatlığından dolayı oynayamayacağı kötü senaryo üzerinden gidiyorum). Eğer Alexis oynayacak durumda olursa solda muhtemelen Iniesta’yı görürüz – Pep bu sene nedense Pedro&Alexis ikilisini çok az bir arada oynattı. Barça adına burada kimin oynayacağı ise şu açıdan önemli; bu sene uygulanan ters piramid hücumundasağ ve sol forvetler çizgiye çok indiği için içeri kat eden, etmeyi seven oyuncular daha etkili – bana kalırsa sağda Cuenca solda Tello – olacaktır ama Barça bu maçta ters piramidi uygulayacak mı ayrı bir soru da bu zaten?

Real Madrid cephesine gelirsek bireysel performans düşüşlerinden önce blok olarak savunmanın alarm verdiğini söylemek yanlış olmaz. Ramos’un stoper formu âşikar. El Clasico’da değil Valencia, Atletico Madrid tarzı takımların bile hücum gücü karşısında neler sergilediği ortada. Daha da önemlisi Ramos’un sol stoper oynaması, yani Marcelo veya Coentrao’nun yanında oynaması. Bu faktörü önemli yapan ise her ne kadar ofansif anlamda şu anda Avrupa’da oynayan en iyi 3 sol bek arasında olsa da Marcelo’nun da savunma anlamında kötü bir oyuncu olması. Sezonun ilk yarısında oynanan El Clasico öncesi “Marcelo artık savunmasını geliştirdi” dense de o maç ve mütakip maçlarda geri dönmekte zorlandığını gördük. Coentrao ise sakatlığından önce fena bir form düzeyinde olmamasına rağmen iyileştikten sonra forma şansı bulamadı ve son oynanan Bayern maçında – bu maçta da Mourinho, Marcelo’nun savunmasına güvenemediği için Coentrao’yu seçti – uzun bir sürenin ardından ilk defa oynadı. Maç eksiğinin etkisi ise direk skora yansıdı (2. gol). Bu maçta Mourinho’nun sol bekte kimi oynatacağı bana kalırsa Real Madrid cephesi açısından sonucu belirleyecek en önemli 2 faktörden biri. Mourinho savunmayı mı (Coentrao) yoksa hücumu mu tercih edecek? Açıkcası tam emin olamasam da bunun bir sentezini, yani savunmaya odaklı Marcelo’yu seçeceğini düşünüyorum ama Marcelo savunmada etkili olabilir mi pek zannetmiyorum. Hele Barça’da Cuenca oynarsa Real’in sol kanattan en az bir gol yemesini bekliyorum.


Geri Kalanlar

El Clasico öncesi şahsi olarak maçı etkileyeceğini düşündüğüm en önemli 2 faktöre yukarıda değindim. Şimdi de bu iki maddeye göre nispeten daha önemsiz fakat yine de önemli faktörleri sıralayalım.

Real Madrid’deki El Clasico öncesi göze çarpan diğer handikaplar genel anlamda bireysel kaynaklı. Yukarıda saydıklarıma ek olarak Real Madrid’de sağ kanat kullanımının aksaması, ön libero mevkisindeki savunma anlamında zafiyet ve forvet seçiminden bahsedebiliriz. İlk olarak sağ kanat kullanımına değinecek olursak Di Maria’nın sezon başı kariyerinin en verimli sezonunu geçirmesine rağmen sakatlanması, bu dönemde Mourinho’yu Kaka ve Mesut’u buraya çekmeye itti. Zaman zaman Callejon ile Benzema’yı da kullansa da bu 4 oyuncudan sadece 1’i – Callejon – mevki olarak kanat oyuncusu ve bu sebeple Real’in hücum anlamında sağdan çok etkin olduğunu söylemek zor. Hatta bu durumun bir getirisi de – Marcelo’nun hücum performansıyla beraber – Real Madrid’in gollerinin %50-60’a yakınının soldan gelmesiydi. Arbeloa’nın önünde kanat oyuncusunun olmaması ve bundan dolayı bol ileri çıkarak kendini sadece bu sezon 1-2 gömlek geliştirmesi de var ama Real Madrid seviyesi için bu bile yeterli değil. Di Maria sakatlıktan kurtulunca da eski formunu yakalayamadı henüz. Madrid’in sağ çizgiye inememesi Adriano gibi savunma olarak çok iyi olmayan bir sol beke sahip Barça’yı çok rahatlatır – hatta oyunun gidişatına göre 3’lü savunma bile çok riskli olmaz bu bağlamda. Ön libero konusu da sakatlık kaynaklı. Khedira sakatlıktan sonra bir türlü eski formunu yakalayamadı. Xabi Alonso ise ofansif anlamda hala mevkisinin en iyilerinden biri olsa da – oyunu kurması ve yönlendirmesi  - savunmada eskisi kadar kesici değil. Sadece sezon boyunca özellikle ani ataklarda yaptığı ve kart gördüğü faullere bakarak bile bunu görmek zor değil. Erken göreceği bir kart Real Madrid’in başını ağrıtabilir. Son olarak da Higuain mi Benzema mı sorusu var? Eğer Real yaslanıp hızlı çıkmayı planlıyorsa Higuain, Barça yarı sahasında top tutmayı planlıyorsa Benzema olmalı en uçta. Aksi, takımın verimliliğini %40’a yakın düşürür.

Barcelona adına ise yukarıdaki 2 madde dışında yan top savunması var. Tek madde halinde olsa da yan top problemini arka direk savunması – sadece yüksek gelen toplarda değil alçak toplar için de geçerli  - ve hava topu hakimiyeti olarak ikiye ayırabiliriz. İlk olarak arka direk savunmasına değinecek olursak 3’lü defansın getirdiği en büyük handikaplardan biri olan bu durum özellikle az adamla yakalanılan pozisyonların ardından Barça’nın başını çok ağrıttı bu sezon. Benim yazıyı yazdığım anda aklıma ilk gelen – belki de son dönem bu konu üzerinde Alp Çolak ile twitterda konuştuğumuz içindir – maç deplasmanda oynanan Valencia maçı. Son hafta oynanan Levante maçında da skor 2-1’e gelince yine arka direkte çok tehlikeli bir pozisyon verdi Barça ama Levante değerlendiremedi. Sadece 3’lü savunma ile çıkılan maçlarda değil 4’lü savunma şablonunda da kanat beklerinin çok ileride oynamasından dolayı Barça çok çekti bu sezon arka direk savunmasından – Drogba’nın golü. Real Madrid’de de bir kanatta Di Maria diğer kanatta Ronaldo olunca bu durum bu maç özelinde ayrı bir önem kazanıyor. Diğer bir konu ise hava topları... Barcelona’da Puyol, Busquets ve Pique dışında uzun sayılabilecek bir oyuncu yok. Özellikle Mesut, Xabi ve Alonso gibi son derece etkili 2 duran top kullanan isme ve Ramos, Benzema, Ronaldo, Higuain gibi – Pepe ve Di Maria da uzun ama kafa toplarında o kadar etkili bir oyuncu değil - sahip Real Madrid’e karşı Barcelona son derece zorlanabilir.

Elimden geldiği kadar El Clasico öncesi her iki takımın handikaplarından yola çıkarak maçı etkileyecek faktörlere değindim. Toparlayacak olursam her iki takım da mükemmel değil, zaafları var. Üstüne zorlu fikstür de eklenince fiziksel olarak %100 şekilde çıkmayacaklar maça. Sonuç olarak benim açımdan sıraladığım bu maddeler doğrultusunda Barcelona bir adım önde ama El Clasico bu, ne olacağı hiç belli olmaz. Belli olan tek şey cumartesi akşam, Camp Nou'da fiziksel, taktiksel ve zihinsel olarak bir savaş olacağı...

Yazı: Emre Çelik
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan