21 Şubat 2010 Pazar

Inter 0-0 Sampdoria


Bugün futbol günü değil anlaşılan. Everton-Manu maçını saymazsak seyrettiğimiz maçların hiçbirinde iyi futbol seyredemeyişimizin başka açıklaması olamaz.

Bir takımın şampiyonluğa oynamasındaki en kısa yol iç saha maçlarını kazanmasıdır. Jose Mourinho bunun çok farkında bir teknik adam. Bugüne kadar kendi sahasında hiçbir maçı kaybetmeyişi de bunun açık göstergesi. Şampiyonlar Ligi peşinde koşan Sampdoria ile kıran kırana bir maç oynayacaklarını düşünmüştüm ama Walter Samuel'in 31.dakikada gördüğü kırmızı kart maçın seyrini değiştirdi.

Üzerine konuşmanın çok zor olduğu bir maç. Öncelikle iki takımın sahaya nasıl çıktıklarına bakalım; Inter yılın başından beri süre gelen 4-3-1-2'sini bozmadı. Cambiasso ve Muntari'nin sertleştirdiği orta alanda Stankovic'in Sneijder ile birlikte hücumları yönetmesi bekleniyordu. Sampdoria ise klasik 4-4-2 ile çıktı. İlk 5 dakikada baskılı ve heyecanlı bir görüntüsü vardı Sampdoria'nın. Sonrasında Inter dengeyi kurdu ve kırmızı kartın geldiği 31.dakikaya kadar Inter'in domine ettiği, Sampdoria'nın kenarları ve ortayı kapatarak Inter'i beklediği bir oyun izledik.

Ne olduysa 31.dakikada oldu. Walter Samuel bana göre son derece anlamsız bir hareket yaparak, kontrolündeki topu uzaklaştırıp pozisyonu geçiştirmek yerine, topu kovalayan Pozzi'ye dirsek attı ve ikinci sarıdan atıldı(tam emin değilim direk kırmızı da olabilir). Zaten maç genelinde sert geçecek gibi gözüküyordu ama bu olaydan sonra iyice gerildi. Mourinho'nun takımı da kendisi gibi; ateşleri oldukça yüksek ve kırmızı kart sonrası gereksiz reaksiyonlar gösterdiler. Zaten 10 dakika sonra Cordoba ikinci sarıdan atıldı. Maç tam anlamıyla çığırından çıktı bu noktada. Sampdoria teknik direktörü Delneri'nin oyuna hiçbir şekilde müdahale etmeyişi çok enteresan. Çünkü kırmızı kartlardan etkilenen sadece Inter'li oyuncular değildi.

9 kişi kalan bir rakibe karşı ne yaparsınız? Mümkün olduğunca tempoyu yükseltip, rakibi kenarlardan boğar ve hataya zorlarsınız. Maalesef bunların hiçbirini göremedik Sampdoria tarafında. Soyunma odasından bu maçı kaybetmemeyi kafasına koymuş bir Inter geldi. Sampdoria ise aynı ruh haliyle döndü sahaya. Buradaki duruma biraz dikkat etmek gerek. Bundan 2 sene önce kupa çeyrek finalinde Galatasaray ve Fenerbahçe karşı karşıya gelmiş, Lugano'nun atılmasından sonra 10 kişi kalan rakibine bir türlü baskı kuramayan Galatasaray, Gökhan Gönül'ün uzaktan attığı golle iyice şoka girmişti. Son dakikada Ümit'in attığı gol ile turu kurtarmıştı hatırlarsanız. O maç, yaşanan hakem travmasıyla bu maça çok benziyor; bir farkla. Bana göre hakem çok iyi bir maç yönetti. Kartların hepsi doğru. Seyirci baskısı sonrası ikinci yarıda birkaç yanlış karar verdi ama sonuca etki etmedi. Tam olarak bahsettiğimiz maçta da enteresan kararlar çıkmıştı ama hemen hepsi tartışmalıydı. O maçta Galatasaray şoka girmişti, bugün Sampdoria'nın girdiği gibi. Bu durumdan takımlarını kurtarması gereken kişiler teknik adamlardır. Bunu konuşarak, oyun formatını, oyuncuları değiştirerek sağlayabilirler. Delneri bunların hiçbirini yapmadı. Rakibe karşı 2 kişi üstün oynadığı yaklaşık 40 dakikada bir tek pozisyon dahi bulamadı Sampdoria. Rakibi hiçbir şekilde boğamadı. Sadece Eto'o ve Milito ile gelen Inter karşısında 8 Sampdoria'lı oyuncuyu buldu. Delneri hakikaten iyi geri koşan bir takım yaratmış!

Inter'i ise alkışlamak şart. Maçın bu hale gelmesiyle hakemin kesinlikle alakası yok. Daha sakin olsalar bu maçı rahat rahat kazanabilirlerdi. Gariptir 9 kişi kaldıktan sonra oyun anlamında daha olgun hareket etmeye başladılar. En ufak bir hatanın maça mal olacağını düşünürsek bu normal gözükebilir. Sampdoria'nın kötü hücumlarına rağmen Inter'in savunmasının hakkını vermek gerek. Defans ve hemen önlerinde oynayan oyuncular için çok klasik bir antrenman vardır; 8-9 kişiye karşı 5 kişi ile savunma yaparsınız. Burada amaç doğru pozisyon almayı, alan savunması yapmayı ve içeri vurulan toplarda sıkışmayı uygulatmaktır. Jose Mourinho'nun bu çalışmayı çok sevdiğini ve Chelsea günlerinde çok yaptırdığını okumuştum daha önce. Hem Milan maçı, hem de bu akşam oynanan maç, bunu kanıtlar nitelikte; dahası Mourinho'nun defansif yapıya ne kadar önem verdiğinin önemli bir kanıtı.

Jose Mourinho'nun benimsediği taktik yapıyı asla sevemedim. Sonuç odaklı futbolun keyifli olmasına imkan yok. Ancak hakkını teslim etmek gerekli; “kazanan” takımlar yaratmakta bir usta kendisi. Sonuca giden kısa yolları biliyor. 74'de Pazzini atıldıktan sonra gol atmalarını çok istedim. Olmasa da gösterdikleri mücadele ayakta alkışlanacak cinsten. Mourinho'nun 9 kişi kaldığında dahi Eto'o-Milito ikilisini oyunda tutması da bana göre insan yönetimi konusunda ders niteliğindedir. 9 kişi kalan, iki stoperi de atılan bir takımın iki forvetinin de oyunda kalması teknik-taktik detaylardan çok daha fazlasıdır. Delneri dua etsin, Hıncal Uluç İtalyan değil...

P.S: Maç öncesinde kadroları yazmıştım güzel bir maç izleme umudu ile. Ancak maç kontrolden çıkınca tadı tuzu, analiz edecek bir şeyi kalmadı. Yinede koyayım istedim 11'leri. Bu arada İtalya'da beyaz mendil taşımayanı dövüyorlar mı?


9999

20 Şubat 2010 Cumartesi

Old Trafford'da 100 yıl...

Nisan 1911 FA Cup Finali...

1944'te bombalardan nasibini alan bir Old Trafford... Tekrar kullanılması 1949 yılında oldu...

Eusebio, 1966...

Best, 1968, ManU vs S. Wednesday

Matt Busby

1984, Kupa Galipleri Kupası, ManU - Barca (3-0). 

ManU 5-1 Man City

1999...

Nigel Benn vs C. Eubank, at. 42.000

Euro 96 Yarı Final, Çek Cum - Fransa

2001, Beckham. İngiltere vs Yunanistan

2000, Dünya Rugby Şampiyonu Avustralya

2002-2003 Şampiyonlar Ligi Finali, Milan-Juventus

2009-2010 Sezonu İlk Golü, W. Rooney...

00000

Surinam...



Surinam... Kulağa bir Afrika ülkesi gibi geliyor... Fakat ülke Güney Amerika'da. Hollanda Guyanası'da denir... Ancak oraya Hollanda Guyanası'ndan çok Hollanda altyapısı damek belki de daha doğru... Surinam Avrupa ve Dünya futboluna birçok yıldız kazandırsa da bu yıldızlardan kendi milli takımında faydalanamıyor. FIFA’nın hiçbir büyük organizasyonunda boy gösterememiş olsa da hepimizin aşina olduğu Surinam’lı futbolcular var... Seedorf, Gullit, Rijkaard, Davids, Kluiver, Winter, Hooijdonk,  Royston Drenthe ve niceleri. Hollanda milli takımında yer almış bu ünlü isimlerin doğum yerlerinin hepsi aynı. Surinam’da hayata gözlerini açan bu büyük yıldızlar en yetenekli dönemlerinde Hollanda futboluna hizmet vermeye başlıyor. Bu akımın açıklaması ise “Fakirlik ve Mecburiyet”.

Ekonomik olarak güçlü olduğu takdirde iyi bir milli takım çıkarabailecekleri halde Hollanda’da sunulan imkanların daha iyi olması nedeniyle Trinidad&Tobago, Jamaika ve Kosta Rika gibi öz kaynaklarıyla futbolda atılım yapma şansını bulamayan Surinam’ın başarı defteri bembeyaz bir kağıttan oluşuyor. Güney Amerika’da bulunmalarına rağmen ‘Brezilya, Arjantin’ gibi ülkelerle baş edemeyeceklerinin farkında olduklarından, Güney Amerika futbol federasyonu yerine Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler futbol federasyonları üyeliğini tercih ettiler.

Surinam’da bir futbol ligi de mevcut. 13 takımlı ve amatör. Transvaal ve Robinhood ülkenin en iyi takımları. Çoğu futbolcu, ek iş yapıyor çünkü futboldan kazandıkları şey, eğlence ve tutku. Hatta durum o kadar kötü ki bazen Gold Cup’a katılamadıkları için mutlu bile oluyorlar. Çünkü maçlara gidecek paraları yok. Kurtuluş planı ilk planda yabancı bir teknik direktör getirmek ve çıkan yıldızları artık kaptırmamak. Diğer plan ise Hollanda’da mutsuz ve yetersiz olan Surinam asıllı futbolcuları ülkeye geri getirmek. Fakat bunun önünde siyasi bir engel var. Surinam hükümeti çifte vatandaşlık kabul etmiyor. Ancak bu sorun aşıldığında çözüme devam edilebilir. Ayrıca Fifa ve Seedorf, ülke için faal olarak çalışıyor. Fifa para yardımı yapıyor ve Seedorf da Surinam’da yetişen yetenekli gençlerin Surinam’da kalabilmesi için kendi adını taşıyan bir futbol okulu yaptırdı. Surinamlılar tıpkı Seedorf gibi diğer ünlü Surinam asıllı futbolculardan da birşeyler bekliyor.
Sonuç olarak  Surinam ve Hollanda’da futbol gece ve gündüz gibi. Surinam’da karanlık, Hollanda’da ise aydınlık…
****
Fotoğraf: Surinam Milli Takımı yerel bir şampiyonluk sevinci yaşıyor. @ Flickr
0000000
Avrupa’da oynamış Surinam’lı oyunculardan bir milli takım oluşturduğumuzda karşımıza bir Rüya Takım Çıkıyor.

Avrupa’da oynamış Surinam milli takımı :

Kaleci : Vermeer

Defans: Reiziger, De Jong, Melchiot, Frankel

Orta Saha: Davids, Seedorf, Babel

Forvet:Hasselbaink, Kluivert, Hooijdonk

T.Direktör : Rijkaard
*****
Oğuz Öztürk - sporstudyosu.com
0000


19 Şubat 2010 Cuma

Milli Takım Kadrosunu Tanıyor Muyuz?

Selamlar. Öncelikle bu Barbarossa blogdaki ilk yazım olduğundan dolayı kısa bir giriş paragrafı olacak yazımda. İsmim Kaan Kavuşan, klasik futbol blogunun sahibiyim. Orada daha çok geçmiş yıllarda yaşananlar ve yad etmeye değer her şey hakkında yazıyorum. Barbarossa blogdaki yazılarım da bu kulvarda olacak. Ölmez kalmazsak her cuma sizlerleyim. Hiddink konusu çok işleniyor şu an blog aleminde ben ise bugün yardımcılarına doğru bir anma, bir hatırlatma yolculuğuna çıkarmak istiyorum sizleri.


Hiddink'in Fenerbahçe macerasını bilmeyeniniz yoktur zaten. 1990-91 sezonunda geldiği ülkemizde açık sözlülüğü ve oryantal/arabesk kültürü fazla anlayamadığı için başarısız olmuş, sistem oturtsun diye getirdiği kulüp bile 22 maç sonra onu istifaya zorlamıştı. Şimdi milli takımların tüm teknik kadrosu açıklandı. Oğuz Çetin asistan antrenörlüğe, Engin İpekoğlu kaleci antrenörlüğüne, Raşit Çetiner ümit milli takımın başına, Ersun Yanal ise koordinatörlüğe getirildi. Bunları zaten tanıyorsunuz, ama ya diğer teknik kadro; Tahir Karapınar, Şenol Ustaömer, Altay Dağdelen, Kemal Özdeş ve Murat Aydın kim biliyor musunuz? Biliyorsunuzdur elbet ama takip etmekten kopmuşsunuzdur belki de. Blog okurları en çok okuyan en bilgili okurlardandır, buna canı gönülden inanıyorum. Amacım sizlere ders vermek değil, unutmuş olabileceklerinizi hatırlatmak...

Oğuz Fenerbahçe'de yıllarca oynamış, imparator lakâbını almış, uzun süre kaptanlık yapmış bir oyuncuydu. Teknik adamlık kariyeri aynı oranda başarılı olmadıysa da, kendisi beklenmedik bir şeyi denedi ülkemizde ve asistan antrenörlükte söz sahibi olmaya çalıştı, başarısız Fenerbahçe macerasından sonra. Hiddink ile çalışmış olması da avantaj.



Engin İpekoğlu ise Karşıyakalı Büyük Levent'in ayağını kırmasından önce "on numara" bir kaleciydi. Nerede uçacağını, nerede açılacağını bilen fakat ayaklarını kullanmayı bir türlü öğrenemeyen bir kaleciydi. Levent (Eriş), Karşıyaka maçında onun ayağını kırdığında hüngür hüngür ağlamıştı ben ne yaptım diye TV'lerde. Daha sonra iyileşti ama kaleyi Rüştü'den devralamadı bir türlü. 40'ına kadar oynadı , tecrübe abidesiydi. Kocaeli ve Sakarya'da teknik direktörlük, Fenerbahçe'de kaleci antrenörlüğü yaptı. Raşit hoca ile ümit milli takımda da çalıştı.

Ümit Milli takımın başına getirilen Raşit hoca ise Galatasaray ve Fenerbahçe forması giymiş, hem santrafor, hem stoper olarak oynamış, bunun avantajı olarak da oyunun her iki yönünü de bilen gençlerle çalışmayı seven bir hoca olarak en doğru seçim. Kaldı ki A Milli takım antrenörü olabilecek seviyede bence. Zamanında ümitlere en parlak dönemini yaşatmıştı. Ahmet Dursun, Erhan Albayrak, Hasan Şaş ve Erkan Özbey'in kariyerinde önemli rol sahibidir meselâ.

Ersun Yanal ise futbol bilgisi şüphe götürmeyen ama istatistiğe fazla abanan bir teknik adam olduğu için kaybeden bir hoca. Ama FM deyişiyle "judging player potential"ı yüksek; yani oyuncuyu gözünden anlıyor, gerekli kararları alabilecek kadar da cesur. Hakan Şükür'ü milli takım dışında bırakışını hatırlayın. O da koordinatör olarak doğru seçim.



Bunların dışında daha az tanınanlara geçelim. Milli takımın iki antrenöründen biri Abdullah Ercan'ı tanıyorsunuz. Yıllarca Trabzon'da oynadı, her büyük takımın transfer listesinde uzun süre yer aldıktan sonra Fener'e geldi ve burada da başarılı oldu, daha sonra Galatasaray'a gitti. Milli takımda 18 yaş altı'nın antrenörlüğünü yaptıktan sonra Hami'nin yardımcısı olarak ümit milli takımın yardımcılığına getirildi. Şu an görevi net olarak belli değil ama büyük ihtimalle çifte görev alıp hem bu görevine devam edecek, hem de A milli takım antrenörlerinden olacak. İkinci antrenör ise Şenol Ustaömer. Abdullah gibi o da Trabzon'dan Fenerbahçe'ye gelen oyunculardan birisi. O da bir sol bekti. 103 gol atan Fenerbahçe takımının değişmezi olan Küçük Şenol, futbolculuktan sonra 20 yaş altı milli takımının başında görev yaptı. Yine o da çift görevle şimdiki görevine devam edecek, A milli takım antrenörlerinden olacak.


Tahir Karapınar oluşumun yenilerinden. Yenilerinden derken görev değişimi var. 19 yaş altı milli takımının başında olacak. Altay'da yıllarca oynamış, sembol olmuş isimlerden birisi. Sağ beki yıllarca kimseye bırakmış, Altay düştüğünde de takımda kalmıştı. İleri geri oynayan sert bir oyuncuydu. Çanakkale Dardanel, Sarıyer ve Kartalspor'u çalıştırmış ve ümit veren futbol oynatmıştı. Özellikle Kartal dönemi iyidir. 16 ve 17 yaş altı milli takımlarını çalıştırmışlığı da yeni görevinde başarısını sağlayacaktır.

Altay Dağdelen ise 17 yaş altı takımın başına geliyor. Altay'ın kalecisi Altay geyiklerine maruz kalan fakat müthiş performansıyla Fenerbahçe'ye transfer olan bu hakkı yenilmiş adam, daha sonra Vanspor'a gitmişti. Erciyesspor'da Bülent Korkmaz'ın yardımcılığını da yapmıştı. Mentalitesi düzgün bir kaleciydi ama teknik adamlığını göreceğiz artık. Güvenmek gerek.

Kemal Özdeş ve Murat Aydın ise antrenörler arasında en az tanımadıklarımız. Kemal Özdeş 15 yaş altı milli takımın çalıştıracak. Manisa döneminde Ersun Yanal'ın yardımcılığını yapmış. Ersun'un isteğiyle burada. Murat Aydın ise Yanal'ın Trabzon döneminde sağ koluydu. O da Altay Dağdelen ve Tahir Karapınar'ın yardımcısı olacak.

Hepsine kısaca değindik, A'dan Z'ye doğru seçimler olarak görüyorum şu an. Tüm kadronun Fenerbahçe/Trabzon/Altay ağırlıklı olması da dikkat çekici. Bu yazım biraz yakın dönem nostaljisi oldu ama Hiddink dışındakilerle pek ilgilenilmemiş bloglarımızda. Hal bu ki Hiddink sistem yaratmaya geliyor; alt kademeleri de tanımak, tanıyorsak hatırlamak lâzım. Şimdilik idare edin. Her cuma buradayız nasılsa.
---

Euro 96 Öncesi Hiddink Röportajı


>Euro 96'yı kazanacak mısınız?
Elbette! Bu en büyük isteğimiz. En iyi performansımızı göstermek istiyoruz.
>Siz kazanamazsanız kim kazanır?

İngiltere, Almanya ve Güney Avrupa ülkelerinin şanslı olduğunu düşünüyorum. İngilizler kendi sahalarında kupaya uzanmak isteyeceklerdir. Almanlar ise turnuva ruhu yakalamayı başarırlarsa durdurulamaz bir ekip haline gelirler.

>Takımınızın oyun stilini anlatır mısınız?

Elimizden geldiği kadar ofansif oynamaya çalışıyoruz. Rakibimizi kendi yarı sahasına hapsedip oradan çıkarmadan ataklar gerçekleştiriyoruz. Eğer eleme maçlarını izlediyseniz ne demek istediğimizi anlarsınız.

>Turnuvanın oyuncusu kim olur?

Elbette Hollandalı oyuncuların olmasını yürekten istiyorum. Ancak İngiltere'den Gascoigne ve Fransa'dan Djorkaeff çok formdalar. Guardiola ve Roberto Baggio'yu da unutmamak lazım. Çek Cumhuriyeti'nden TOmas Skuhravy de oldukça etkili bir isim. 

>Grubunuz hakkında ne düşünüyürsunuz?

Herkes bizim en kolay grupta olduğumuzu söylüyor.Ama buna katılmıyorum. İngiltere ve İskoçya'ya karşı oynamak hiçte kolay olmayacaktır. Kendi oyunumuzu sahaya yansıtıp gruptan çıkmak istiyoruz.

>Hollanda teknik direktörü olarak yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

Prag'da Çek CUm. ile oynadığımız maçtı. Öyle bir sonucun ardından toparlanmak hiç kolay olmamıştı. (3-1 Çekler kazanmış). Kulüpte çalışıyorsanız 1 hafta sonr aher şeyi telafi etme şansınız vardır. Ancak ben 3 ay boyunca bekledim!

>George Best ile birlikte San Jose Earthquakes takımında forma giydiniz. Nasıl bir duyguydu?

Onun hakkında bir sürü ilginç hikaye vardı. Ancak o benim hayatımda gördüğüm en güzel futbolu oynadı ve beni büyüledi. Fazla alkol aldığına şahit olmadım. Ayrıca idmanlarda da çok sıkı çalışmıştı.
1996/FourFourTwo

Fotoğraf: Holland vs Scotland - Euro 96 @ Flickr
000
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan