9 Nisan 2009 Perşembe

Barca 4-0 Bayern / Liverpool 1-3 Chelsea

Öncelikle Star Tv Barcelona-Bayern maçını seçerek doğru bir tercih yaptı. Liverpool-Chelsea maçlarını Premier'de de izleyebiliriz fakat Barca-Bayern'de böyle bir durum söz konusu değil. Şimdi maçlara dönelim.

Dün gece Barcelona-Bayern maçı için söylenecek ilk şey Barcelona'nın Bayern'e sahayı dar ettiğidir. Tamam bir maçta çok gol atarsın, çok pozisyona da girersin. Ama Barcelona'nın Bayern'e yaptığı başka bir şey. Şimdi isim bulamıyorum bu duruma. Her golden sonra sanki hala gol yokmuş gibi devam eden, rakibine pas bile yaptırmayan bir takım olmuşlar artık. Eto'o ileride yırtıcılığı ve girişimciliği ile, kanatta Messi ki zaten onu yazmaya bile gerek yok, İniesta, defansta Puyol... Özellikle orta alanda yaptıkları pas trafiği stadı dolduran binleri ve TV başındakileri mest ediyor adeta. Daniel Alves'ide unutmamak gerek. Ribery bile çok sıradan bir oyuncu profili çizdi o kanatta. Maç boyunca Ribery sanırım bir ya da iki kez ard arda adam falan geçmiştir. İlk yarı farkı yakalayan Barcelona pek sıkmadı kendisini diğer devre ama o yaptığı paslar ile Almanların canını çok feci sıktı. İspanyol seyirciler takımı alkışlamaktan bıkmış olmalılar kesin.

Bayern'de iyi olan hiç kimse yoktu. İleride Luca Toni ne yapsın ki. Lucio yok, Lahm yok. Bruno da çaresiz kaldı doğal olarak. Hamit Altıntop'ta arkadaşlarına ayak uydurmak zorunda kaldı ve ikinci yarıda oyundan alındı. Bayern için bunlardan fazla yazacak bir şey yok. Bundesliga'da yedikleri 5 golden sonra Barca'da 4 tane atınca sanırım içleri kan ağlıyordur.

Gelelim Liverpool-Chelsea maçına. Yazının başında da belirttiğim gibi tüm futbolseverler Star Tv'nin bu maçı yayınlamasını istediler. Chelsea'nin başında şuan Scolari bulunsaydı Anfield'da Liverpool'u yenmeleri sürpriz olarak değerlendirilebilirdi. Fakat Hiddink faktörü bambaşka bir durum. Gittiği her takımın çehresini değiştiren Hollandalı bunu Mavilere de çok güzel uygulamış besbelli. Maçın tek sürpriz denecek tarafı Rafa Benitez'dir. Şampiyonlar Ligi teknik adamı olarak adlandırılan Rafa, kendi evlerinde aldıkları bu mağlubiyete en çok şaşıran olmuştur büyük ihtimal. İvanovic ve Drogba'nın golleri ile rakibine EPL'de iki kez kaybeden Chelsea, intikamını da almış oldu böylece.

Mehmet Aurelio zararda.

Türkiye Futbol Federasyonu Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Mehmet Aurelio'nun Fenerbahçe'ye 5 milyon 250 bin dolar ödemesi yönünde bir karar aldı bugün. Aurelio bu karar ile Kazandağı para ile endekslersek zarar etmiş durumda. Fenerbahçe ile anlaşamadı, keşke anlaşsaydı da bunlar olmasaydı dedim içimden. Bu arada Fenerbahçe açtığı her davayı kazanıyor. Aurelio, Appiah, Ortega... Hukukun üstünlüğü böyle bir şey olsa gerek.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Bir Alıntı... Dear Obama

Dün gazeteleri karşıtırırken Hürriyet'te Yılmaz Özdil'in yazısını zevkle okudum. Şimdi diyeceksiniz ne alaka ? Gündem bu ya, ben de şu olaya Yılmaz Özdil'in köşe yazısından alıntı yaparak yer vermek istedim. Tümünü değil ama... Daha çok 'gülerek' okuduğum bölümleri...

Dear Obama

''Lafı eğip bükmeyeyim; Menderes’ten bu yana kucağınızda oturmaktan rahatsızız... Kafasındaki sanki yılbaşı kukuletasıymış gibi sırıtanlar sizi yanıltmasın; kafamızdaki çuvaldan daha da rahatsızız... Chicago’da ne derler bilmem, Anadolu’da keser döner sap döner derler; kalleşleşmeyeceğiz ama, illa ki ödeşeceğiz, darılmayın... Hayır, kafanıza ayakkabı fırlatacak kadar aciz değiliz... Ancak, taaa Atlantik ötesinden göremeyebilirsiniz; hem Avrupa’ya hem Asya’ya bastığımız için, bir ayağımızda Prada, bir ayağımızda yumurta topuk vardır... İki ayağında birden Prada olanlara itibar etmeyiniz.''

''11 Eylül’ü unutmadık, sizi anlıyoruz. 

Ama 12 Eylül’ü de unutmadık. 

Siz de bizi anlayın ve lütfen burnunuzu sokmayın... Sizin demokrasi marifetiyle oturduğunuz Beyaz Saray inşa edildiğinde, biz henüz, padişah kapıdan çıksın da ayağını öpelim diye yerlere kapanıyorduk... Ve lütfen unutmayın ki, bugün gezeceğiniz İstanbul’u biz aldığımızda, sizin başkanı olduğunuz Amerika kıtası keşfedilmemişti! 

1071’e hiç girmeyeyim...''

''Bi dahaki sefere "bana ne Türkiye’den" deyip gelmeyen, yengeyi de bekleriz... Malia ile Sasha’nın gözlerinden, Kogelo köyündeki annanenizin ellerinden öperiz.''

Yılmaz Özdil.

Manchaster United - Porto : 2-2

Manchaster United'da Pazar günü oynanan Aston Villa maçıyla gözle görülen yorgunluk dün gece tavan yapmış durumdaydı. Manu'nun kadrosu defans ile orta saha arasında bir problem yaratmayan fakat, orta saha ile forvet arasında köprüyü bir türlü kuramayan bir görüntü sergiledi ilk yarıda. Porto, bu durumdan akıllıca faydalanmasını bilerek daha ilk dakikalardan rakibinde göz dağı vermeye başlamıştı. Porto'nun amacı rakibini üstüne çekip topu kaparak gol atmak gibi göründü ve işe yaradı. Ronaldo'nun yaptığı koşuda kaptırdığı toptan sonra henüz 4. dakikada Manchaster United Rodriguez'in golüyle 1-0 yenik duruma düştü. Old Trafford'da yankılanan 500 portekizlinin sesi, 70.000 İngilizin şaşkınlık içeren bakışları vardı golden sonra.

Yaklaşık 10 dakika sonra Bruno Alves'in hatası ya da asist yapmasıyla Rooney takımı adına beraberliği sağladı. Ben dahil herkes Rooney'in bu golünden sonra artık Manu'nun açılacağını, Porto'nun saman alevi gibi kalacağını ve maçın en az 2 farkla Manchaster United lehine sonuçlanacağını düşündük. Fakat işler öyle gelişmedi Old Trafford'da. Porto golü yedikten sonraki şaşkınlığı üzerinden attıktan atıp sanki 1-0 öndeyken oynadığı oyundan daha disiplinli ve güzel bir oyun ortaya koymaya başladı. Manchaster United ilk yarı bitmek üzereyken gerçekleştirdiği baskıdan gol çıkaramayınca ilk yarının skoru 1-1 oldu ve kimse şu ilk yarıda ki skoru bile Porto'dan beklemiyordu. 

İkinci yarı başladığında ise sürekli gelişen Manu atakları maçın çevrileceği gibi bir görüntü hissettirdi. Fakat Porto oyun anlayışından taviz vermeyerek bu atakları savuşturmasını bildi. Ancak ilk yarıda yaptığı gibi Manchaster'ın hücumlarından kaptığı topları etkili kullanamadı ve gelişi güzel bir şekilde uzaklaştırdı. Maç seksenlere kadar Manu'nun gol atma isteği ve Porto'nun bir anlık boşluklardan 'acaba gol olur mu?' der gibi oynamasıyla geçti. Tevez'in girmesiyle ileride biraz daha fazla hareketlilik yaşayan Manchaster United, Rooney'in asisti ve Tevez'in golü ile 2-1 öne geçti. Herkes derin bir 'oh' çekmiş görünüyordu İngiliz tarafında. Fakat Porto adına Mariano Gonzalez İngiliz taraftarların sevinçlerini kursaklarında bırakan isim oldu. Maç son dk larda 2-2 ye geldiğinde seri bir şekilde sakız çiğneyen Sir Alex Ferguson, aynı anda seri bir şekilde Dragao Stadı'nda ne yapacağını düşünmeye başlamıştı bile. Maç bittiğinde büyük bir avantaj yakalayarak döndü evine Porto ve evindeki maçı beklemeye koyuldu. 2004Teki tarih tekerrür etmiş oldu.

Man Utd: Van der Sar, O'Shea, Vidic, Evans (72' Neville), Evra, Fletcher, Carrick, Scholes (72' Tevez), Ronaldo, Rooney, Park (59' Giggs) 

Porto: Helton, Sapunaru, Rolando, Alves, Cissokho, Gonzalez, Fernando, Meireles (80' Costa) (90+4' Madrid), Lopez, Hulk, Rodriguez (80' Mariano)

Hakem: Konrad Plautz (Avusturya)

Manchester United [2 - 2] FC Porto
04' [0 - 1] Rodriguez
15' [1 - 1] Rooney
85' [2 - 1] Tevez
89' [2 - 2] Mariano


7 Nisan 2009 Salı

Şampiyonlar Ligi : Man Utd-Porto , Villarreal-Arsenal.

Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finaller bugün oynanacak Manchaster United-Porto ve Villarreal-Arsenal maçlarıyla başlıyor.

Old Trafford'daki maçta Porto zayıf halka olarak görülüyor maçtan önce Man Utd karşısında. Zira kuralar çekildiğinde Alex Ferguson Poto'nun rakipleri olmasından çok memnun kalmıştı. Manchaster'ın canını sıkan nedenlerden biri Rio Ferdinand'ın sakatlığı. Rio Ferdinand'ın Poto karşısında sahada olmayışı Manu'nun katı defans ve disiplin anlayışının biraz yumuşamasına neden olacaktır şüphesiz. Bulgar Berbatov oynayamayacak. Bu akşam Manchaster'ın Poto karşısında Vidic defansın ortasında Evans'ın yanında oynayacak ve John O'Shea de sağ beke geçecek. Scholes'un dönüşü ile orta alanda tecrübe fazla olacak. Park'ta hazır kıta görev bekleyecek Alex Ferguson'dan. Manchaster United bu maçta bizlere kesin gol görme garantisi veriyor. Porto ise sürpriz peşinde koşacaktır kesinlikle. At. Madrid eşleşmesinde elenen tarafın Poto olacağı konuşulurken onlar şimdi çeyrek finaldeler. İyi kontratağa çıkan ve Hulk ile Lisandro Lopez gibi çok önemli gol silahlarına sahip Portekiz takımının deplasmanda atacağı gol ya da goller onlar için büyük bir avantaj olacak. Eski günlerini çeyrek finale çıkarak hatırlayan Poto bakalım zor karşılaşmadan ne çıkaracak bekleyip göreceğiz.

Bu akşamın bir diğer maçı ise El Madrigal'de Villarreal ve Arsenal arasında oynanacak. Villarreal, Şampiyonlar Ligi'nde bambaşka bir kimliğe bürünüyor ve bunu yine sahaya yansıtacaklardır. Senna ise geri döndü ve orta alanda en büyük sigortaları yine o olacaktır. Villarreal için en kötü durum ise hafta içinde sakatlanan Cazorla'nın oynamayacak olması. Cazorla yaptığı açıklamada oynamayacağı için çok üzgün olduğunu söyledi. Villarreal taraftarlarının da aynı şeyi düşündükleri aşikar. Bu arada unutmadan söyleyelim. Villarreal daha önce de bir başka İngiliz Manu ile karşılaştı ve yenilmedi. Villarreal'in en önemli avantajlarından biri de favori gösterilmiyor oluşu.

Arsenal rakibinin tam tersi her geçen hafta daha iyiye gidiyor. En son Manchester City karşısında da kısa kısa anlar dışında gayet etkili oldular. En büyük avantajları ise Fabregas, Walcott ve Adebayor'un uzun süren sakatlıklardan tamamen formda dönmesi oldu. Arsenal'de Hollanda Milli Takımı'nda sakatlanan Van Persie maça yetişemiyor. İngilizler, Van Persie'nin gol attığı hiçbir maçı kaybetmemişti. Onun yokluğunda gol yollarında sıkıntı yaşayacakları aşikar. Wenger'in Şampiyonlar Ligi'nde oynayamayan Arshavin dışında aynı futbolcularla sahaya çıkmaları bekleniyor. Bu maçta Manu-Poto maçında ki gibi favori bir takımın olduğunu söyleyemeyiz, çok güzel bir akşam bizleri bekliyor.

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan