27 Aralık 2009 Pazar

Blog Söyleşileri #10, King Santillana Blog


2009'un son söyleşisi King Santillana. 26 soru sorduk, çok güzel cevaplar aldık. Bizim gibi Real Madrid sevdalısını da bulunca bol bol Real'ide konuştuk... Alper'e tekrar teşekkürler. Şimdi 11. konuğumuzu düşünmeye başlayabiliriz.
1- Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?
38 yaşındayım. Evliyim, bir kızım var. Finans sektöründe çalışıyorum.
İnternetin henüz icad edilmediği çok küçük yaşlarımdan beri Futbol kültürü, 
kulüp tarihçeleri, derbi istatistikleri, taraftar yapıları gibi 
futbolun saha içi yansımasından ziyade, saha dışı kültürüyle kafayı yemiş biriyim. 
80'li yıllarda ve 90'lı yılların başlarında harçlıklarımı Guerin Sportivo'ya, Onze'a,
Shoot'a, Match'e yatırırdım. Taksimde bu dergileri gecikmeli de olsa
getiren yerler vardı. Şimdiki gibi bir tuşa bastığınız anda karşınızda
göremiyordunuz o dönemlerde futbolla ilgili herşeyi. Futbol kültürüyle çok küçük
yaşlarımda başlayan bu haşır neşirlik, yabancı kulüplerle mektuplaşmalarımla
devam etti. İlk olarak 80'li yılların sonlarına doğru Real Madrid Kulübüne
İngilizce bir mektup yazdım. Kulübün açık adresini bilmediğim için, 
ve internete girip görebilmek gibi bir lüksümüz olmadığı için
"Real Madrid Football Club, Madrid-Espana" adresine gönderdim. İçine
yazdığım mektupla birlikte küçük bir üçgen Fenerbahçe flaması ve bir adet
Fenerbahçe kartpostalı koydum. Yazdığım mektupta da Real Madrid materyalleri
istedim ve adresimi verdim. Cevap geleceğine dair elbette umudum yoktu ama yaklaşık 1 ay sonra
posta kutusunda bulduğum Real Madrid kulübü antetli büyük beyaz zarfı
görünce deliye döndüm. Ve bu şekilde kulüplerle yazışmaya başladım.
İnternet icad edilene ve kulüplerin online store'ları kurulana kadar
Real Madrid, Barcelona, İnternazionale, Milan, Everton, Liverpool,
Celtic, Tottenham Hotspur, Manchester City gibi birçok kulüple yazışarak, bizzat
kulüplerden gelen materyalleri biriktirmeye başladım. Ve bu şekilde 
hiç farkında olmadan koleksiyonerlik yapmaya başladım. Bugün yabancı
kulüp flamaları ve yabancı kulüp rozetlerinden oluşan koleksiyonlarım 
var. Benim için rozet daha mühim ama. Günlük hayatımda da kullanabiliyorum
çünkü onları. Yazışma yoluyla topladıklarımla birlikte,
bizzat yurt dışından aldığım, eşe dosta aldırdığım, internetin 
icadıyla store'lardan sipariş ettiğim materyallerle koleksiyon genişledi.
Ancak şunu söylemeliyim ki, bu koleksiyon içerisinde benim için en 
kıymetlileri yazışma yoluyla edindiklerim.. Onların yeri bambaşka.
Velhasıl işte böyle bir adamım. Futbol kültürüyle sevdalığı bitmeyen biri..  


2- King Santillana'yı yazmaya ne zaman karar verdin? Tetikleyen bir olay var mıydı?

King Santillana Blogu yazmaya 2007 yılının sonlarında karar verdim. 2008'in
başında da yazmaya başladım. Tetikleyen olay olarak şunu söyleyebilirim;
Çalıştığım kurumda 2007 yılının ortalarında İstanbul'dan başka bir kente atandım. 
İstanbuldan uzaklaşınca sosyal çevremizi İstanbulda bıraktığımız için
yalnızlığın verdiği bir dürtüyle yazmaya başladım. Yazmaya başladım derken
blog yazmayı kast ediyorum Yoksa yazmak hayatımızın her evresinde hep vardı
karınca kararınca. Bazen düşünüyorum da, İstanbuldan ayrılmasaydım, belki de
blog yazma işine hiç zaman ayıramazdım.

3- Blogu açarken aklına gelen diğer isimler neydi?

Aslında iki isim arasında gittim geldim. Bizi okuyanlar bilirler, Real Madrid
ve Everton kulüplerinin yeri ayrıdır bizde. Dolayısıyla isim olarak da Real Madrid
efsanesi Santillana ile Everton efsanesi Dixie Dean isimleri arasında düşündüm.
Sonunda Santillana'da karar kıldım.


4- Hemen Santillana'ya geçelim. Ve onun hakkında sözü sana bırakalım...

Santillana benim için bir idoldür hakikaten. Çocukken mahalle arasında top
oynardık. Herkes bir topçunun ismini seçerdi kendine. Benim seçimim hep Santillana
olurdu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızın ilk maçları farklı skorlarla kaybeden
Real Madrid takımının, rövanşta mucizeleri gerçekleştirdiği efsane dönemlerinin
efsane adamlarındandır Santillana. Mesela bir Monchengladbach maçı vardı.
TRT'nin o tek kanal olduğu dönemde, evdeki siyah beyaz televizyonun 
o puslu ekranından seyrederken havalara uçmuştum. 1985-86 sezonu Uefa Kupası 3.tur 
eşleşmesiydi. İlk maçı dışarıda 5-1 kaybetmişti Madrid. 15 gün sonraki rövanşta 
3-0 öndeydi içeride. Maçın sonları yaklaşıyordu. Oyuna sonradan girmişti Santillana. 
Derken o son dakika golü gelmişti. Çakmıştı Santillana, 4-0 olmuştu. 
Madrid mucizeyi gerçekleştirmişti, turu geçmişti. Yine aynı sezon yarı finalde İnter'i 
İtalya'da 3-1 yenildiği maçtan sonra Madrid'de 5-1 yenip finale çıkmış, 
finalde de Köln'ü yine 5-1 yenerek Uefa Kupasını da kazanmıştı Madrid. Ne müthiş takımdı..
İşte Santillana o Real Madrid'in tek kelimeyle bayrak adamıdır. 1970-71 sezonunda Racing
Santander'de 1 yıl oynadıktan sonra Real Madrid'e gelmiş ve tam 17 sene aralıksız
Real Madrid forması giymiş bir adamdır. Real Madrid'li gelip, Real Madrid'li giden 
bir topçudur yeşil sahalardan. Ayrıca şahsi fikrimdir; telaffuzu en güzel futbolcu
isimlerinden biri hata belki de birincisidir Santillana ismi. Kaldı ki gerçek adı da
değildir aslında. Santillana Del Mar'da doğduğu için, doğduğu yerden hareketle 
taraftarların taktığı bir lakaptır Santillana ismi. Gerçek adı ise
Carlos Alonso Gonzales'tir.. Velhasıl büyük adamdır Santillana.. 


5- Santillana'nın yanında Real Madrid'ide seviyorsun. Neden Real Madrid?

Hiç kimse tuttuğu, yada sempati duyduğu takımı oturup da rasyonel sebepleri irdeleyerek
seçmez. Küçük yaşlarda o takımla ilgili yaşadığı hadiseler belirler bu durumu.
Four Four Two Dergisi için geçtiğimiz aylarda "Madridista olmanın 10 sportif sebebi"
başlıklı bir yazı yazmıştım. Her ne kadar orada rasyonel düşünülmüş 10 adet sebep
yazdıysam da, gerçekte bu sebeplerden sadece biri beni Madridista yapan sebepti. O da 
"imkansız turları atlama" idi. Bir önceki soruda da bahsettiğim gibi bizim çocukluk ve
ilk gençlik dönemlerimizin bu anlamda efsane takımıydı Real Madrid. Farklı kaybedilen 
ilk maçlardan sonra, kimsenin beklemediği bir şekilde rövanşları kazanıp tur atlardı. 
1984'de Rijeka maçları (1-3, 3-0), Anderlecht maçları (0-3, 6-1), 1985'de İnter maçları (0-2, 3-0), 
Monchengladbach maçları (1-5, 4-0), 1986'de yine İnter maçları (1-3, 5-1), 1987'de 
Kızılyıldız maçları (2-4, 2-0) gibi.. Ayrıca babam da iflah olmaz bir Madridista'dır.
Onun da küçük yaşlarda bizi işlediğini inkar edemeyiz. Evet biz de Barca'lı Şimşek Santrfor'u
çok okuduk zamanında ama yine de Madridista olmaktan kendimizi alamadık :) 


6- Real Madrid Barnebeu'da bu yıl Şampiyonlar Ligi'ni almayı başarabilecek mi?

Kalbimizden geçen elbette bu ama hiç de kolay değil. Neler olabileceğini bugünden
bilebilmek elbette mümkün değil. Ancak şunu söyleyebiliriz, Real Madrid'in
Bernabeu'da oynanacak bir Şampiyonlar Ligi finalinde olmamasından daha kötü olan
bir şey varsa o da o finalde Barcelona'nın olmasıdır. Bundan da kötüsü o stadta
o kupayı Barcelona'nın kaldırmasıdır ki, bunu tasavvur etmek bile istemiyorum..


7- Los Galacticos'un ilk dönemiyle bu sezon başlayan ikinci dönemini nasıl değerlendiriyorsun?

Her iki dönemi de çok fazla hazettiğimi söyleyemem. Bu kadar çok yıldızın aynı takımda olmasını 
pek seven biri olamamışımdır hiç. Ne bileyim, o takımın gerçek ruhunu götürüyor sanki bu tür 
transferler.. Birinci Los Galacticos döneminde de bu duyguları taşırdım. Şimdi de böyle 
düşünmekteyim. Ha yararlı olmazlar mı, ortalığı dağıtmazlar mı, falan mı filan mı, bunlar ayrı dava.. 
5 tane Ronaldo ile 5 tane Kaka'yı, bir Raul ruhuna, bir Camacho ruhuna, bir Santillana ruhuna 
değişmem gibi geliyor bana.. Bilmiyorum, belki de bu kafayı değiştirmem lazım artık benim..


8- Florentino Perez Real Madrid tarihinin en iyi başkanı mı yoksa sen farklı mı düşünüyorsun?

Valla en iyi başkanı mı bilemem ama benim için en büyük başkan olmadığı kesin. Benim için 
en büyük Real Madrid Başkanı Ramon Mendoza'dır. Çünkü İstanbul'dan mektup yazan sıradan bir
Real Madrid sevdalısının tüm mektuplarına kulüp antetli kağıtlara yazılmış, ve matbu olmadığı
her mektubu birbirinden farklı konular içerdiği için ayan beyan ortada olan cevaplar yazan,
bu yazıları ıslak imzasıyla imzalayan, bu İstanbul'lu Madrid sevdalısının tüm taleplerini
karşılayarak flama, albüm, dergi, poster gibi materyalleri kendisine göndermekten imtina
etmeyen, koca Real Madrid'in başkanıyken İstanbul'dan mektup yazan bir genç adama zaman 
ayıracak kadar gönlü geniş olan bir başkandır Ramon Mendoza :) Onun arkasından da Lorenzo Sanz
gelir O da zaman zaman ceketimizin yakasını süsleyen Real Madrid rozetinin yollayıcısıdr :)


9- Barcelona hakkında ne düşünüyorsun? Gerçekten de son 100 yılın en iyi takımı onlar mı?

Son 100 yılın en iyi takımı diyebilmem için son 100 yıldaki en iyi takım adaylarının hepsini
izlemiş olmam lazım ki karar verebileyim. Ben 38 yaşındayım, son 30 sene için yorum yapabilirim.
Ve evet, gerçekten başka bir futbol oynadılar özellikle geçtiğimiz sene. Kabul etmek lazım ki
geçen sene yaptıkları futbolu domine etmekten daha öte bir şeydi. Bütün kazanılan kupaların
yanı sıra, Bernabeu'da 6 hadisesini bu Madridista gözlerimizle görmemize yol açtılar. Uzun yıllar
bunların nemasını kullanacaktır elbette bütün Barca'lılar..


10-Bugüne dek Real Madrid'de oynamış olan ve halen oynayanlardan efsane bir 11 yapmanı istesek?

Çok zor bir şey bu. Fazla düşünmeden ilk aklıma gelenlerle bir 11 yapayım. Ama muhakkak 
koymayı unuttuğum futbolcular olacaktır: 
Casillas, Chendo, Sergio Ramos, Sanchis, Camacho, Kopa, Michel, Butragueno, Di Stefano, Raul, Santillana.


11-BİY ve Futbloglar hakkındaki düşüncelerin neler?

Ben çok fazla takip edemiyorum ancak futbol üzerine internet ortamında edilen kelamları toplayarak 
önümüze getiren organizasyonlar olduğu için oldukça yararlı oluşumlar olduklarını düşünüyorum.


12-Blogda yazma hevesini kıran ya da tam tersi daha çok yazmalıyım dedirten şeyler oldu mu?

Yazma hevesimi kıran demeyelim de, moralimi bozan hadiseler elbette oldu. Bunları iki grupta
topluyorum. Birincisi blogda yazdığım yazıların izinsiz ve habersiz olarak başka mecralarda
kullanılması ve kullanan kişilerin bu yazıları sanki kendileri yazmış gibi kullanmaları. Bu çok
sinir edici bir hadise gerçekten. Emek veriyorsun, araştırıyorsun, zaman harcıyorsun, bir de
bakıyorsun ki başka bir yerde karşına çıkıyor. Bunu engelleyebilmenin bir yolu olsa keşke.
İkinci grup ise gelen küfürlü yorumlar. Mümkün mertebe kimsenin bam teline basmadan yazmaya
çalışsam da, insanlar küfür etmek için yine de bir sebep bulabiliyorlar. Bazen Fenerbahçe
ağırlıklı yazdığım için de eleştirildim mesela. Ya kardeşim, biz bu blogu tarafsız bir blog
diye hiç sunmadık ki. Öyle bir iddiamız hiç olmadı. Biz Fenerbahçeliyiz. Hem de en hastasından.
Futbol üzerine kelam ederken, Fenerbahçe'ye Standard Liege muamelesi yapmamız beklenemez herhalde
değil mi ?


13-Hedeflerin neler? Tüm istediklerini gerçekleştirdin mi?

Kendi mesleğim ve hayatım için hedeflerimin tamamını henüz gerçekleştirmedim elbette. Daha çok
hedef var önümde. Blog yazarı olarak ise zaten herhangi bir hedefle başlamamıştım bu meşgaleye.
Amatörce ve beklentisiz kelam ifşa ettiğim için hedef diye bir sorunum yok blog yazarı olarak..


14-Sıklıkla hangi blogları takip ediyorsun?

Aceto Balsamico, Ariel Ortega, Flying Dutchman, Almaty'de Bir Fenerbahçeli, Ali Ece (Total Futbol),
Pennearabiata, Çizgisiz Defter, Trofolo.. Ve elbette Mutlak Gol Pozisyonu :)

15-Blog hakkında aldığınız bir tavsiye var mıydı?

Hayır. Blogdaki tüm görsellik, kullanılan renk, yerleşim şekli, yazılan yazılar, işlenen konular,
yaptığım seriler (Armaların Anlamları, Hınca Hınç Tribünler, Merak Edilen Taraftar Psikolojileri vb.)
tamamıyla kendi özgün düşüncelerim oldu. Zaman zaman arkadaşlarım daha sık yaz, şu şu şu konulara da
değin deseler de, ben hep bildiğim yolda gittim. Çünkü o kadar sık yazmaya ve her konu hakkında
kelam etmeye hem zamanım yok, hem de bu blogun naçizane misyonu da bu değil. Biz futbolun güncelinden
ziyade kültürüne dair fikir ifşa etmeye çalışıyoruz. Futbol dünyasının akış hızıyla eş zamanlı bir
blogu biz okuyucularımıza sunamayız. Daha çok kültürel bilgileri sunabiliriz. Zaten bunu çözen ve 
anlayan kemik bir okuyucu kitlemiz de artık oluştu.. 


16-Sürekli okuduğun spor yazarları kimler?

Her gün düzenli ve sürekli okuduğum spor yazarı aslında yok. Bloglar oluştuğundan beri düzenli
okuduğum bloglar var. Yine de Tamer Bağlan, Mehmet Demirkol, Ercan Güven, Kanat Atkaya ve tarzı
oldukça değişik olsa da Bilgin Gökberk fırsat buldukça okuduğum yazarlandandır. 

17-Sosyal yaşamın nasıl geçiyor? Blog dışında nelerle uğraşıyorsun?

Mesleğim dolayısıyla oldukça yoğun çalışıyorum. Bolca iş seyahati yapıyorum, ofisde olduğum
zamanlarım da gerçekten yoğun geçiyor. Çalışma hayatı haricinde ise İstanbul'da iken kesintisiz
iştirak ettiğimiz, İstanbul dışına çıktıktan sonra da mümkün mertebe iştirak etmeye çalıştığımız
Fenerbahçe maçları var. Futbol, basketbol, voleybol fark etmez.. Fenerbahçe sosyal hayatımızın 
yadsınamaz bir parçası olmuştur yaşamımızın her döneminde. Bunlar dışında ailemle ve kızımla 
zaman geçirmeyi, arkadaş çevremde bizim kısa pas dediğimiz akşam demlenmelerini, kış aylarında 
sessiz sakin Cunda'da rakı-balığı severim. Aslında en çok da yalnızlığı severim. Beni müthiş dinlendirir. 
Her ne kadar bu yoğun tempoda yalnız kalmaya fırsatım olmasa da..  


18-King Santillana ne izler? Ne dinler?

Yıllardır Türk dizisi izlememiştim. Ta ki Ezel'e kadar Tuncel Kurtiz'in Ramiz Dayı karakteri o diziye
bağladı bizi. "Emri vereyim mi kardeşş" mottosu arkadaş çevremde dilimize pelesenk oldu bu aralar :)
Bunun dışında cnbc-e dizilerini izlerim fırsat buldukça. Without a Trace, CSI NY gibi. Bir de
bizim birader Flash Forward'ı tavsiye etti geçenlerde. Ona takılıyorum zaman bulabilirsem. Ayrıca Ntv, Cnn Türk, Haber Türk gibi kanallar da vazgeçilmezlerimdendir. Cranberries, Evanescence, Manga, Cem Karaca, Metallica dinlediklerim arasında ilk aklıma gelenler. Ama klişe bir cevap olarak, hoşlandığım her türlü müziği de dinlerim diyebilirim. Genel olarak sert müzikten hoşlansam da
zaman zaman kendimi Lara Fabian yada Celine Dion dinlerken de bulabiliyorum  


19-Twitter'da sanırım halen yoksun. ? :)

Evet yokum.. Külfet geliyor bana, üşeniyorum :)

20-Madrid'e gitmeyi sanırım çok istersin?

Elbette.. Madrid yanında Liverpool, Buenos Aires ve Glasgow'u da görmeyi çok isterim..

21-Türkiye'nin en güzel kadını?

Eşim :) Cansu Dere de fena değil :)

22-Sence 2009'un en iyi futbolcusu ve takımı hangisiydi?

Tabii ki Messi ve Barcelona..

23- ... olsun 10.000 lira borcun olsun?

Noktalı yerlere koyabileceğim seçenek çok. Ama blog adımıza da uyması babında şöyle doldurayım;
Bernabeu ve Goodison Park'da locam olsun, 10.000 lira borcum olsun :)


24-Mutlak Gol Pozisyonu hakkındaki düşüncelerini de alıp bu güzel söyleşiyi bitirelim.

İyi iş çıkarıyorsunuz. Takdir ederek izliyorum. Özgün yazılarınızın yanında bu blog söyleşileri de
gerçekten marka bir seri oldu. Başarılarınızın devamını dilerim. 


25-Vakit ayırdığın için teşekkürler...

Ben teşekkür ederim.. Benim için zevkti...

14 YORUM:

Chao Grey dedi ki...

Objektif olduğunu iddia etmeyen insanlar hep daha samimidir. Santillana karşı yakadan olsa da bu yönüyle daha çok sevdirdi kendini. Teşekkürler ikinize de.

ismenegerekvar dedi ki...

yine harika bir söyleşi... tebrikler

BT dedi ki...

güzel söyleşi
yapanın eline konuşanın ağzına sağlık.

Oğuz Öztürk dedi ki...

Teşekkür ederim.

Ortega dedi ki...

Alper abiyi daha yakından tanıma fırsatı bulduk..

Teşekkürler.

futbol muhalifi dedi ki...

ilk baştaki real madrid'e mektup yazıp cevap gelmesi muhteşem bir olaymış. elinize sağlık.

Canarino dedi ki...

Çok Barcelonalı değilim ama altıncı sorunun cevabını "Allah mı söyletti" diye düşünmeden edemedim :)

Oğuz Öztürk dedi ki...

@ Canarino

Barcelona'nın Barnebeu'da final oynayıp kupayı alması benimde en son istediğim bir olay :)

ismenegerekvar dedi ki...

yeni yılın söyleşisini bekliyoruz. Fakat bu kez sanki bana bir futbol blogu değil de tanınmış biri olacakmış gibi geliyor

Jordan dedi ki...

yazı stili large boyutunda daha iyi olurdu Oguz boyle okumakta gucluk cektim.

Oğuz Öztürk dedi ki...

@ Jordan,

Aslında ilk yayında large olarak koymuştum. Fakat bu da cevaplar uzun olduğu için çok fazla gibi durdu...

Jordan dedi ki...

sen bilirsin ben lafıma ortaya koydum begenen alır begenmeyen:D

Beercholic dedi ki...

yeni okuyabildiğim için kendimden utanmalı mıyım? bence evet..
süper olmuş elinize, dilinize, kaleminize sağlık..

Oğuz Öztürk dedi ki...

@ Beercholic,

utanma, sıkılma okumak önemli olan, sağol :)

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan