Mavi Chelsea ile Kırmızı Liverpool'un karşılaşmasından önce 3. turda Chelsea WBA'yı 3-0 ile, Liverpool ise Burnley'i 1-0 ile geçmeyi başarmıştı. Bu iki takımın FA Cup 4. turunda eşleşmeleri kimilerine göre 'erken bir' kapışma olacaktı. Maç beklendiği gibi çok hareketli başlamıştı. İlk yarıda baskın olan taraf Liverpool'du. Zira maçtaki ilk kurşunda Liverpool'lu R. Fowler'dan gelmişti. Sağ kanattan gelen ortada topu ağlara gönderen Fowler kırmızıları daha da ateşlendirmişti. Chelsea daha ilk golün şaşkınlığını üzerinden atamamıştı ki hazırlık pasları yaptığı bir anda Liverpool'lu Stan Collymore E. Newton'un ayağından bir anda topu kapmış ve De Goey ile karşı karşıya kalıp skoru 0-2'ye getirmişti. Chelsea farkın ikiye çıkmasından sonra ataklarını sıklaştırmıştı ve bir an önce gol bulmak istiyordu. Vialli'nin başrolünde bulduğu pozisyonları cömertçe harcarken kalesinde verdiği boşluklar nedeni ile zaman zaman 3. golü yeme tehlikesi de yaşıyordu. İlk yarı Liverpool'un üstünlüğü ile bitmişti. İkinci yarıya bu kez iyi başlayan taraf Chelsea olmuştu ve nihayet taraftarlarını rahatlatan bir gol gelmişti ve fark bire inmişti. Şimdi bastırma sırası mavilerdeydi. Defanstan gelen ve Liverpool savunmasının uzaklaştırmaya çalıştırdığı bir uzun topun devamında meşin yuvarlağı bir anda ceza sahasının biraz dışında tam önünde bulan Zola çok sert ve isabetli vurmuştu... 2-2. Bu gol Chelsea'yi uyandıran ve galibiyete inandıran bir goldü. Chelsea, attığı beraberlik golünün üstünden çok geçmeden Di Matteo'nun pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Vialli'nin golü ile 3-2 öne geçmeyi başarmıştı. Fakat Chelsea'nin durmaya niyeti yoktu. Sağ kanattan kazanılan bir serbest vurrşta Zola'nın ortasına kafayı vuran Vialli'ydi... 4-2... Chelsea taraftarlarının bir türlü unutamadığı bu enfes maç aynı zamanda Zola'nında kariyerinde en iyi oynadığı maçlardan biri olarak kaldı hafızalarda...
#1 Chelsea 1-0 Stuttgart (13 Mayıs 1998, UEFA Kupa Galipleri Kupası, Final)
Yaklaşık 30.000 kişi Stockholm'un Rasuna stadyumu'nda gelecek sezon tarihe karışacak olan UEFA Kupa Galipleri Kupası Finali'ni izlemek için oradaydı... Finalin adı Chelsea-Stuttgart olmuştu. Almanların başında tanıdık bir isim olan Löw vardı. Chelsea'de ise aynı zamanda takımın 9 numarası olan Vialli...Stuttgart'da Bobic, Balakov ve Soldo gibi isimler sahadaki yerini almıştı. Chelsea'de ise De Goey, Dan Petrescu, Leboeuf, Wise, Flo, Poyet ve Di Matteo sahadaydı. Zola ise hafif sakatlığından dolayı yedekti...İlk yarı boyunca maç bir kilit halinde oynanmıştı. İki tarafta istemesine rağmen gol bir türlü gelmiyordu. Dakika 70'e kadar durum böyle devam etti. Maç karşılıklı ataklarla devam ederken Zola 70'te oyuna giriyordu. Tıpkı 1994'teki gibi gol ve galibiyet umudu olarak... 94'teki hırsına 4 yılın getirdiği tecrübe de eklenmişti ve ondan beklenilenlerin de farkındaydı... Dakika 71'ti... Zola oyuna gireli hemen hemen 1 dakika olmuştu. Harika bir vuruş yapan Zola takımını öne geçirmişti ve bu gol aynı zamanda kupayı İngiltere'ye getirmişti.
Kariyerinde bu üçü kadar önemli ve unutulmaz maçı mutlaka vardır G. Zola'nın. Kimilerinin aklında gollerden sonra yaptığı sıcacık gülümseme ile kalan Zola, kimilerinin aklında da bu maçlarla kaldı zamanında...
Hamar'da uzak bir köy... Safra bölgesinde... Fotoğrafçı Eric Lafforgue Afrika'yı gezip fotoğraflayan bir isim. Etiyopya'yı dolaşırken 'Chelsea' formasını görünce basmış deklanşöre... İşte futbol sevgisini anlatan en iyi fotoğraf... Kabile insanına sormadan da edemiyor: 'Üstündekini nereden buldun?'... Cevap şaşırtıcı 'Aldım! Sipariş ile... Yoksa sen Drogba'yı bilmiyor musun?!'... Eric Lafforgue şaşkın... Etiyopya'da bir Chelsea taraftarı... Sonradan öğreniyor ki Etiyopya ulusal kanalı Premier Lig maçlarını da veriyormuş...
09 Kasım 2009
Başlıktaki sözler Didier Deschamps'a ait. Dün gece 'pota' altında kıran kırana geçen bir mücadelenin arından 5-5 biten OL. Lyon-Marsilya maçı ile ilgili... Kıyamet alameti mi demeli acaba bu maça? (Hani Fransa'nın sirkinde gol olmaz derler ya)... Ben Fransa Futbol Federasyonu'nun yerinde olsam her iki takıma da bizlere böyle 'PlayStation' vari bir maç izlettirdikleri için 3'er puan verirdim. Ayrıca iddia ediyorum kimsenin aklına gelmemiştir; İddaa bu skora 1'e 250 veriyordu... Unutmadan, eğer çevrenizde futbolu sevmeyen, zevk almayan, 'banane len toptan' diyen eşiniz, dostunuz varsa lütfen bu maçın 90 dakikasını kendilerine izletiniz efendim...1-0 Lyon.
1-1
2-1
2-2
2-3 Marsilya
2-4
3-4
4-4
5-4 Lyon
5-5

07 Kasım 2009
At. Madrid'in 1999-2000 sezonundan beri Real Madrid'e karşı galibiyet görememesi bana başka bir '10' yıllık seriyi hatırlatmadı değil... ***
Maç daha başlar başlamaz Real Madrid'in bu maçı alacağı zaten belli olmuştu. Kaka'nın golüne diyecek yok. Top daha havada iken 'işte gol' dedim... Ancak Marcelo'nun golünde biraz şaşkın bir hal aldım. Zira önce aut zannettim... Hatta Ercan Taner bile biraz durakladı. 'Sıfırdan' ya da biraz daha içerden olabilir bilmiyorum ama güzel goldü. Real Madrid taraftarlarının maçın adamı seçtiği Lass ise ekstra bir eforla oynadı. Zaten her maç hemen hemen aynı performansı gösteriyor kendisi. Lass At. Madrid'in kendi yarı alanından çıkarken yapmaya çalıştığı ara paslarda araya kaç kez girdi bilemiyorum. Bu anlarda pasların geldiği oyuncunun beceriksizliğinin yanında Lass'ında sezgileri çok kuvvetliydi. Real Madrid'in 5. dakika da attığı golden önce Lass'ın Cleber Santana'dan kaptığı topta bu 'sezgilerin' bir kanıtı. Devamında da Kaka'nın golü geldi zaten. At. Madrid'in bu maçtaki beceriksizliği sadece bu değildi tabi. Defansta 'yer tutma' dediğimiz olayı Parea ve Ujfalusi iyi bir şekilde yapamayınca Real için pozisyonlar kaçınılmaz oldu. Real'in attığı 3. golden önce de Higuain'e topu kaptıran Parea'ydı. En çok şans yakalayan da Benzema'ydı şüphesiz. Eğer Benzema Atletico'nun bu hatalarından doğan boşluklarda zaman zaman ofsayta yakalanmasaydı maçın 4 veya 5'e gitmemesi için hiçbir neden yoktu. Sergio Ramos'un oyundan atılmasından sonra Pellegrini klasik bir hamle yaparak Benzema'yı oyundan alıp defans önlemi için Gago'yu oyuna sürdü.
***
At. Madrid için kendi evinde oynayacağı bu derbi maçı, Chelsea maçında yeni teknik direktörü ile biraz kıpırdandıktan sonra ligde de tekrar çıkış yaşamak için bir fırsat olabilirdi ama bunu başaramadılar. Q. Flores'in Agüero'yu halen neden yedek bıraktığını anlamış değilim. Agüero maçın başından bu yana oyunda olmuş olsa daha farklı olabilirdi maçın skoru. Çoğu yorumda bu yönde zaten. Maçtan önce İker Agüero'dan çekindiğini ve onun bir yaramaz olduğunun altını çizmişti. İker'in çekingenliğinin doğru bir düşünce olduğu, Agüero oyuna girdikten sonra maçın 0-3'ten 2-3'e gelmesi ile doğru orantılı oldu. Son anlarda beraberlik dahi gelebilirdi ancak İker buna izin vermedi.
***
Maçın hakemi Carlos Clos Gomez'e Marca tarafından verilen 5.5 puan herşeyi anlatoyr zaten fazla birşey yazmaya gerek yok...
***
Real galibiyet ile 10 yıllık geleneği bozmamış oldu böylece. Puan tablosunda ise Real 1 puan fark ile Barca'nın ensesinde ilerlemeye devam etti. At. Madrid'in durumu ise halen çok kötü. Dün gece Agüero oyuna girdikten sonra oyunda bir kıpırdanma olması ve takımın çabalaması taraftar için bir parça umut teşkil etse de ligde 7 puan ile 18. sırada ve düşme hattındalar. At. Madrid'in adının düşme hattında bile geçmesi kötü gerçekten...
***
Atletico Madrid [2 - 3] Real Madrid (La Liga 9-10, 10. Hafta)
5' [0 - 1] Kaka
25' [0 - 2] Marcelo
64' [0 - 3] G. Higuain
66' Sergio Ramos (Kırmızı kart, Real Madrid)
79' [1 - 3] D. Forlan
81' [2 - 3] S. Agüero
Stat: Vicente Calderon
Hakem: Carlos Clos Gomez
Atletico Madrid: Asenjo, Lopez, Perea, Pablo Ibanez (Dk. 89 Sinama Pongolle), Ujfalusi, Simao, Raul Garcia, Cleber Santana, Jose Antonio Reyes Calderon (Dk. 59 Maxi Rodriguez), Jurado (Dk. 46 Sergio 'Kun' Agüero), Forlan
Menajer: Quique Sanchez Flores
Real Madrid: Casillas, Ramos, Pepe, Garay, Arbeloa, Xabi Alonso, Lassana Diarra, Marcelo, Kaka (Dk. 85 van der Vaart), Higuain (Dk. 65 Raul), Benzema (Dk. 68 Gago)
Menajer: Manuel Pellegrini
Sarı kartlar: Dk. 7 Kaka, Dk. 35 Lassana Diarra, Dk. 70 Arbeloa, Dk. 73 Garay (Real Madrid), Dk. 27 Ibanez, Dk. 44 Raul Garcia, Dk. 61 Simao (Atletico Madrid)
Kırmızı kart: Dk. 66 Sergio Ramos (Real Madrid)

''Forlan üst düzey her takımın kadrosunda bulundurmak isteyeceği cinsten bir forvet. Bitiriciliği çok iyi. Her zaman doğru yerde. Agüero... Kun her zaman hızlı, afacan küçük bir yaramaz...''
Bu gece 23:00'da acaba 'Hangi Madrid' kazanacak? Benim rengim ve favorim Real...
*Hangi Madrid?
06 Kasım 2009
Romanya orta ve doğu Avrupa'nın en geniş memleketi. Drakulanın (Kazıklı Voyvoda) evi tabi unutmadan. Köstence'de fazlası ile Türk var. Ayrıca dillerinde de birçok Türkçe kelime mevcut. Herkes 'Romanya'ya gitsen hiç zorluk çekmezsin' der sürekli olarak. Bir de bu ülke de su yerine maden suyu içilirmiş çoğunlukta. Hatunları ise bizim 'kızıl' dediğimiz saç rengine doğuştan sahip olurlarmış çoğunlukla... Bir Rumene 'Türküm' dediğinde ağzından şu isimlerin çıkması da kuvvetle muhtemel: Hagi, Popescu... Çavuşesku'dan hiç bahsetmeyeceğim... Fakat Romanya futbolunun onun döneminde daha iyi ve başarılı olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün. Zaten biliyorduk eski Romanya'nın ve Bükreş takımlarının olmadığını. Ancak Fenerbahçe ve Galatasaray'ın gruplarına düştüklerinde yine de Dinamo Bükreş Dinamo'ydu, Steaua Bükreş'te Steaua Bükreş'ti... Geçmişleri ile nam salan bu Bükreş takımlarını çok az seyretme fırsatımız olduğundan 'temkinli' konuşuyorduk. Fakat Bükreş takımlarının İstanbul takımları ile oynadıkları maçlarda gördük ki deyim yerinde ise 'o eski hallerinden' eser kalmamış. 
Özellikle Dinamo Bükreş 1989'da Kupa Galipleri Kupası'nda yarı final oynayan takımı mumla arıyor. Şimdiki takımda defansın ortasında oynayan Kone, Dinamo'da 1966-1983 yılları arasında 453 maçta oynayan ve şimdi teknik direktörlüğünü yapan Cornel Dinu gibi olamıyor. Ya da forvette medet umdukları Niculescu, 1973-1983 arasındaki Dinamo forvetleri gibi değil... Şuanki Dinamo yönetimi 'bir kulüp nasıl kötü yönetilir' üzerinde çalışıyor. Stadyumları bakımsız ve hala Soğuk Savaş dönemindeki hali gibi. Başkan Borca Romanya'nın en zengin iş adamları listesinde liderliği kimseye bırakmıyor. Buna zıt bir şekilde bu kadar zengin bir başkanı olmasına rağmen Dinamo Romanya'da en çok borcu olan kulüpler sıralamasında üst sıralarda yer alıyor. Tabi bu durumlardan en çok zarar gören geçmişteki başarılar ile yetinmek zorunda kalan, Galatasaray maçından önce bilerek olay çıkartıp takımın bu rezilliğine şahid olmak istemediğini düşündüğüm, Dinamo'yu karşılıksız seven ve 'ateşli balkan seyircisi' sıfatını en iyi gösteren taraftar oluyor...
Steaua Bükreş'in durumu ezeli rakibi Dinamo'ya göre biraz daha iyi olsa da bu kulübün taraftarı da tıpkı Dinamolular gibi geçmişteki başarıları ve güzel günleri mum ile arıyorlar. Özellikle 1985-1986'daki Mayıs ayını. O ayın 7 sinde oynanan ve Steaua'nın efsane kalecisi Ducadam'ın 'tüm sağ ayaklı ispanyollar sağa vurur' diyerek penaltıları kurtardığı Barcelona maçını unutmalarına imkan yok. Şimdi ki kalecileri Zapata bana göre fena sayılmayacak bir kaleci olsa da tabi ki bir Ducadam değil... Zapata iyi iş çıkardığı maçlarda bile takım arkadaşlarının kötü oyunları nedeni ile mağlubiyete boyun eğebiliyor. Tıpkı Dün geceki Fenerbahçe maçı gibi. Şuan Steaua'nın defansında görev yapan kaptan Sorin Ghionea 80'lerdeki S. Bükreş ruhunu taşımaya aday olan en yakın isim. 1984-1992 yılları arasında Steaua defansının adeta geçilmezi olan Bumbescu'nun mirasını belki de Ghionea yaşatabilir. Fakat 1985-1991 yılları arasında S. Bükreş'in sağ kanadının lokomotifi olan Dan Petrescu'nun yaptıklarını Szekely'den beklemek biraz zor oluyor. 'Petrescu sağ kanattan penetre edip gelirdi ve rakibi felç ederdi' diyor Bumbescu. Szekely bu iş için biraz altta kalıyor doğal olarak. 1983–1989'da Steaua'nın en büyük golcüsü olan ve 175 maçta 138 gol atan Piturca'nın yaptıklarını yapabilecek bir golcüyü yıllardır arıyor S. Bükreş. Piturca'nın zamanında attığı güzel gollerin ve oynadığı oyunun mirasçısı ve bu işi zamanla başarabilecek oyuncu benim gözümde 2007'de Unirea Urziceni takımından gelen 22 yaşındaki Bogdan Stancu'dur... Tabi unutulmaması gereken şey efsane golcü Piturca'nın aralıksız 6 yıl forma giydiğidir. Eğer Bogdan Stancu günümüzün sanayileşmiş endüstriyel futboluna yenik düşmeden Bükreş'te yaşamaya devam ederse ancak bunu başarabilir.

Steaua Bükreş'in Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonluğunun ardından takıma katılan ve 1989'da sezonunda yine aynı kupada final oynanmasında büyük pay sahibi olan Hagi'yi unutmamak gerek. Hagi S. Bükreş'te oynadığı 3 yıl içerisinde 97 maçta 76 gol atmıştı ve Piturca'ya 1989'da yaptığı sayısız asist ile finalin baş mimarlarından olmuştu. Türkiye'ye transfer olduktan sonra Galatasaray'ın herşeyi olan Hagi, 1989'da da S. Bükreş'in herşeyiydi.
Peki Bükreş takımları düştükleri bu durumdan nasıl tekrar eski günlerine dönebilirler? Hemen söylemeliyim Dinamo'nın başkanı 'Borca' gibi adamlardan kurtularak... Ve üzülerek söylüyorum ki iki takımında önlerindeki en büyük engel 'Endüstriyel Futbol'... Dinamo ve Steaua'nın başarılı oldukları 80'li yıllarda bu 'Endüstriyel' denen illete rastlamak mümkün olmuyordu. Sevgi ve kenetlenme en büyük silahtı. Peki ya kurtuluş ? Belki de Dinamo-Galatasaray maçında hazır bulunan Hagi gibi isimlerin Romanya futboluna lider olması, bilemiyorum...











