17 Ocak 2010 Pazar

Blog Söyleşileri #11, Dar Alanda Uzun Paslar.


11. Konuğum aynı zamanda burada da karalayan Dar Alanda Uzun Paslar blogunun yazarı Göksel Sert. Onunla çok önceden söyleşi yapmak istediğimi belirtmiştim. Nihayet bunu da gerçekleştirdik. Fazla uzatmadan soru cevaplara geçelim. 12. konuğumuzunda varsa tahminlerini ya da tavsiyelerini sizden alalım...

1- Hemen soralım. Göksel Sert kimdir, neler yapar?

İnsanın kendini anlatması kadar zor şey yok herhalde. Şimdi futbolcu olsam, şurada şurada oynadım der kurtulurum ama öyle bir şey de yok! Doğduğumdan beri demeyeyim hadi ama kendimi bildiğimden beri bağımlı bir futbol izleyicisiyim. NTV’nin cumartesi-pazar futbol kuşağıyla büyüdüm. “Avrupa’dan Futbol’u” izlemek en büyük keyfimdi. 14-15 yaşıma kadar ciddi anlamda fanatik olduğumu söyleyebilirim. Lise dönemimden sonra futbola ilgim azalmadı ama işin neden-sonuç kısmına girdim biraz daha. Futbol dışında beni tanımak isteyenler için şöyle özetleyebilirim kendimi; 23 yaşındayım ve Bursa’da Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde, son sınıfta okuyorum.

2- Ne zaman karar verdin bir futbol blogu yazmaya?

Blogu açmaya 2008 haziranında karar verdim. Başladığım zaman, 3-4 post yazmış ve bırakmıştım. Sonra-öyle zannediyorum ki temmuz sonu gibiydi- yeniden ve bırakmamak üzere başladım blog yazmaya. Şimdi dönüp baktığımda iyi ki başlamışım diyorum.

3- Sana ilham kaynağı olan bir blog ya da bir kişi var mıydı?

Benim, blog anlamında olmasa da futbol kültürü işlerine girişim, verkac.org zamanlarında başladı. Bu siteyi çok büyük bir şevkle ve keyif alarak okuyordum. Hatta, yazarlık için birkaç kez başvurdum fakat geri dönülmedi :). Güncel anlamda blog olarak ise elbette Aceto Balsamico’dan etkilendim ve onun verdiği ilhamla blogu açtım.

4- Ne gibi hedefler koymuştun blogu açmadan önce? Bu hedeflere ulaştın mı?

Blog açarken hedefim elbette okunmaktı. Hatta tek hedefim buydu. Kar tanelerinin yavaş yavaş çoğalması gibi okur kitlesi de büyüdü. Elbette çığ haline gelmedi ama beni son derece mutlu eden bir “nitelik” değerine ulaştı. Şu an, blogun gidişatından çok memnunum. Böyle devam etmesi, tek temennim. Okuyucu sayımız biraz daha artarsa hayır demem tabii!

5- Blogun isim hikayesi nedir?

İlginç, ilgi çekici bir isim bulmak istemiştim. Baya bir düşündüm fakat aklıma hiçbir şey gelmedi. En sonunda “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” filminden esinlenerek “Dar Alanda Uzun Paslar” adını koydum. Git gide Uzun Paslar olarak kısaldı bu isim. Fakat hala, kısaltması olan DAUP’u kullanıyorum.

6- Dar alanda uzun bir pas nasıl atılır :)?

 Atılmaz herhalde! Ya da şöyle iyi şandelleyen birini bulmak lazım. Hani eskiden “minareci” derlerdi ya, o ekolden! Sabri, becerebilir bu işi :).

7- Bloga yazmayı bırakmak istediğin anlar oldu mu? Ya da tam tersi, seni daha da yazmaya teşvik eden ?

Bırakayım diye hiç düşünmedim. Bırakmamı gerektirecek hiçbir şeyle de karşılaşmadım çok şükür. Ama ilginç bir ruh haline sahibim. Yazı yazarken dahi canım sıkılıyor zaman zaman. Bir taraftan keyif alıyorum, bir taraftan canım sıkılıyor. Bu sadece yazı yazarken değil, tüm aktivitelerimde böyle. Galiba, bir sorunum var :). Fakat, şunu söyleyebilirim ki bloga gelen her yorum, e-postama gelen her mail, beni yazmak için biraz daha teşvik ediyor. Hayatımda ciddi anlamda büyük bir yer kaplıyor blog. Bazen tüm günü blog karşısında geçirdiğim olmuyor değil. Sabah başlamışsam bilgisayardan kalkınca bir bakıyorum her yer karanlık.

8- Bu işi karşılıksız yapıyorsun. Seni tatmin eden ne oluyor?

Hiç tanımadığım kadar insanı tanıdım blog sayesinde. Kimi yorum bıraktı, kimi mail attı. Kimi de şöyle bir bakıp geçti. Fazla sosyal biri olmadığımdan burası, sokağa açılan bir pencere gibi. Yazdıklarım karşılığında maddi yönden bir şeyler alırsam elbette çok güzel olur ama yeni insanlarla tanışıp onlarla bir, iki kelime de olsa sohbet etmek bana yetiyor. Blogçuluk biraz da böyle bir şey sanırım.

9- Blogla ilgili komik veya yol gösterici eleştiriler aldın mı?

Komik olarak hatırlamıyorum ama blogu ilk açtığım günlerde mail yolladığım bloglardan birçok eleştiri almıştım. Onlar sayesinde bir yol tutturduğuma inanıyorum. Tabii Ege Görgün’ü anmamazlık edemem. Blog yolculuğunda bana ciddi katkıları dokunmuştur. Şimdi isimlerini tam olarak hatırlayamıyorum ama yaşı DAUP’dan büyük her bloga bir teşekkür borçluyum.

10-Sık sık hangi blogları takip ediyorsun?

Senin blogu elbette, zaten kendim de yazıyorum :). Bunun dışında Blog İdman Yurdu ve Futbloglar’dan karşılaştığım her ilginç yazıyı okuyorum. Aslına bakarsan devamlı takip ettiğim birçok blog var ama şimdi isim verip unuttuklarımı kırmak istemem.

11-Bir yazıyı yazdıktan sonra 'olmadı bu' diyip sildiğin oluyor mu? 

 Başlarda pek olmamıştı ama şimdi şimdi olmaya başladı. Bir keresinde sonuna kadar getirdiğim epey uzun bir yazıyı sildim. Ki abuk bir şey de yazmamıştım. Konuya girişim ve anlatışım hiç içime sinmemişti. O anki durumuma göre “olmadı bu” dediğim yazılar artmıyor değil.

12-Yazdığın bir yazının başka bir yerde senin blogunu kaynak göstermeden yayınlandığına şahit oldun mu?

İsimsiz olarak şahsen hiç rastlamadım. İsim verildikten sonra izin istemeye gerek yok bence, sonuna kaynak olarak blogun adını yazıp adresini koysunlar benim için yeterli. Ki kendi yazım, başka sitelerde yer alınca çok mutlu oluyorum. Hele taraftar forumlarına girdi mi, tamamdır! Tek derdim, çoğu taraftar forumunun davetiyeyle çalışmaya başlaması. Google’da görüyorum ama yazıya yapılan yorumlara ulaşamıyorum. Yalnız şu olmuştu, birkaç post girilip bırakılan bir blogun yazarı “uzunpaslar” takma adını kullanıyordu. Galiba benden esinlenmiş yoksa böyle saçma bir ismi nereden bulacak :). Bu olaya da kızmadım doğrusu, okunduğunu, ilham kaynağı olduğunu bilmek bana yeter!

13-Maç değerlendirmeleri yapıyorsun. Bu ne kadar vaktini alıyor?

 Bazen çok, bazen az. Kimi maçları izlerken öyle doluyorum ki pata küte yazıya girişiyorum. Bazense aklıma yazacak hiçbir şey gelmiyor. Lafı eveleyip geveliyorum. Şansıma bu tür maçlar çok az oluyor. Yazıyı yazmaktan ziyade onu kontrol etmek beni çok yoruyor. Okuduğum bölümden midir bilmiyorum ama düzeltmen gibi defalarca okumadan rahat edemiyorum. Tam emin olduğum an, yazımı en az 3 defa okumuş oluyorum.

14-İleride bu işten para kazanmayı düşündün mü hiç?

Böyle bir şey olursa, hayatımın en sağlam sürprizlerinden olur! Şu an okuduğum için iş anlamında hiç düşünmedim ama okulu bitirince dergilere, gazetelere başvurmayı düşünmüyor değilim İlgilenenler bana ulaşabilir :).

15-FM 2010'da Bozüyükspor üzerindeki emeklerinden bahseder misin?

Bu işe Sinan(extensor) ön ayak oldu aslında. O bana önerdi ve ben de hemen atladım. Bozüyükspor’un mümkün olduğunca her maçını takip etmeye çalışıyorum. Bu sebepten oyuncuları değerlendirmek benim için sadece bir hobi oluyor. Hem keyif alıyorum hem de sevdiğim bir oyunda ismim geçiyor. Ne diyeyim, Sinan’a bir kez daha teşekkür edeyim en iyisi! Bu arada, Ahmet İlhan’ı birkaç yıl sonra TSL’de görürsek beni hatırlayın :).

16-Kısa TSL soruları ile devam edelim... Şampiyonluk ve gol kralı adayın? 

Şampiyonluk adayım, Fenerbahçe açıkçası. Çünkü Daum, TSL’yi çok iyi biliyor ve hiç macera aramıyor. Şampiyon olamasalar dahi son haftaya kadar iddialarını sürdüreceklerine eminim. Galatasaray da şampiyonluğa ulaşabilir fakat Fenerbahçe’ye oranla şansları az. Çünkü daha kırılgan bir yapıları var. Yeni transfer Neill’in Galatasaray’a katacakları, şampiyonluk şanslarını belirleyecek aslında. Beşiktaş kötü gidiyor ama düzeleceklerini düşünüyorum. En azından yarıştan erken kopmayacaklardır. Bu üç takımı yüzdelemek gerekirse; Fenerbahçe %45, Galatasaray %35, Beşiktaş %20. Kayserispor’un 25. haftadan sonra düşüşe geçebileceğini düşünüyorum. Keza Bursaspor’un da. Anadolu takımları biraz daha dirençsiz oldukları için üst üste gelebilecek 2 mağlubiyet onları hedeften uzaklaştırabilir. Bursaspor ve Kayserispor’dan asıl beklentim gelecek sezona dair. Bu sezon istikrarlı bir yapı oluşturabilirlerse 3 yıl içerisinde şampiyonluk görebilirler. Bu şampiyonluğu, gerçekten de çok istiyorum. Açıkçası, en fazla 10 yıl içerisinde Anadolu bir şampiyon çıkartacak. Buna eminim. Belki o gün hala blog yazıyor olurum. Trabzonspor için bu sezon TSL’yi üçüncü bitirmek, büyük bir başarı olur. Gelecek sezona hazırlanmalılar bana kalırsa. Artık rica ediyorum, mevcut yapıyla fazla uğraşmasınlar. Makukula, kral olarak ligi bitirecektir.

17-Peki ilk yarının en iyi 11'ini isteyelim senden...

Kalede Ivankov, savunmada Koray Arslan-Ferrari-Ömer Erdoğan-İbrahim Üzülmez, orta sahada Keita-Ernst-Colman-Arda, ileri uçta Makukula-Cenk İşler. Yabancı ağırlıklı bir kadro oldu ama idare edelim artık!

18-Kazım Kazım adam olur mu sence?

 Kazım çok iyi bir oyuncu. Diklemesine oynayabilen ender kanat oyuncularından ve yerli statüsünde bulunuyor. Malum olayları ve “cıvık” tavırları olmasa Galatasaray veya Beşiktaş, dakika geçirmeden transferi bitirsin derdim. Kazım toparlanmak zorunda. Yaptığı kendine. Kendisine yazık ediyor, tıpkı Batuhan Karadeniz gibi.

19-Peki Linderoth artık iyileşti mi? Galatasaray'a ne gibi faydaları olabilir?

Linderoth’tan bundan sonra hayır geleceğini düşünmüyorum açıkçası. Bir kere ara soğudu mu, toparlanabilmesi çok zor. Linderoth kötü bir oyuncu mu peki? Elbette değil! Fakat artık iş yapabilmesi mucize gibi bir şey. Galatasaray, Linderoth’u yarım sezonluğuna Anadolu’ya kiralamayı düşünmez mi acaba?

20-İbrahim Üzülmez mi Giggs mi diye sorarak seni senden almak niyetindeyim...

İbrahim Üzülmez, aldığı eleştirilerin pek çoğunu hak etmeyen bir futbolcu. Muhteşem bir profesyonel ve gittiği yere kadar futbola devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Şimdi 35 yaşında ama bunu hiç belli etmiyor. 40’a kadar oynayabilir bence. Günah keçisi ekolünden gelen bir futbolcunun yerine çok daha iyi bir oyuncunun alındığını şu ana kadar hiç görmedim. Roberto Carlos dahi Ümit Özat’ı aratmadı mı? Hüseyin Çimşir’i unutturacağı söylenen Tjikuzu, şimdi Diyarbakırspor’da. Bu arada, Giggs’le karşılaştırıp okuyanları da kendinden geçirmeyelim :).

21-Ne izler, ne okur, ne dinlersin? Sosyal hayatın okul dışında nasıl gidiyor?

İflah olmaz bir Yeditepe İstanbul dizisi hayranıyımdır. Çok severim, cd’leri hala arşivimde durur. Arşiv dedim de büyük bir şey sanmayın, notebook çantamın ön gözü :). Son zamanlarda FlashForward’ı izliyorum. Haftada bir ya da en az iki haftada bir sinemaya giderim. Vavien’i izledim en son, çok sağlam bir filmdi. Herkese tavsiye ederim. Okuma kısmına geçersek şu sıralar daha çok okulla alakalı kitaplar okuyabiliyorum. Fakat, kendim için okuduğum zamanlarda en son Esir Şehrin İnsanları serisini bitirdim. Onu da tavsiye edebilirim. Nehir romanlar okuyup kahramanların hayatlarını 20 yaşından 70 yaşa dek izlemek, edebiyat anlamındaki en büyük zevklerimden. Müzik dinlerim elbette ama çok belirgin bir tercihim olmadı bugüne dek.

22-Senin de karaladığın ve şimdi de söyleşi yaptığın Mutlak Gol Pozisyonu ile ilgili düşüncelerini de alıp bitirelim...

Mutlak Gol Pozisyonu, sürekli takip ettiğim bloglardan biri. Ben de elimden geldiğince haftanın yıldızı bölümünü devam ettirmeye çalışıyorum. Çok yazarlı bir blog olduğu için herkes farklı renkler katıyor bloga. Tabii, bu durumda senin katkılarını görmezden gelemeyiz. Yazar sayısını ve dolayısıyla renk sayısını biraz daha arttırmanı bekliyorum!

23-Teşekkürler vakit ayırdığın için.

Asıl ben teşekkür ederim. Kendimi mühim biriymiş gibi sanmam dahi vakit ayırmaya değer :).

4 YORUM:

ismenegerekvar dedi ki...

Lambuja??? Eline sağlık yine güzel bir söyleşi

Falagar dedi ki...

Elinize sağlık.Çok güzel olmuş böylece Göksel'i daha iyi tanımış oldum.

Luigi Ferraris dedi ki...

çok keyifli ve güzeldi, teşekkürler

Oğuz Öztürk dedi ki...

Ben Teşekkür ederim

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan