8 Mayıs 2010 Cumartesi

Son iki haftaya girerken Fenerbahçe Analizi



Son iki haftaya Fenerbahçe'nin liderliği ile giriyoruz. 3 sene üst üste şampiyonluk hedefi ile yola çıkan Daum'un Fenerbahçe'si, deplasmanda Ankaragücü ve tekrar içeride Trabzonspor ile oynayıp ligi tamamlayacak. Şampiyon olacak takımın ise küçük detayların belirleyeceği kanaatindeyim. Şimdi Şampiyonluğa giden yolda Fenerbahçe'ye bir bakalım

GÜÇLÜ YÖNLERİ

İstek...

Fenerbahçe'nin şampiyonluktaki diğer  rakibi Bursaspor'a göre şüphe yok ki en büyük avantajı motivasyon. Fenerbahçe'nin özellikle son haftalardaki futbol tarzı bunu artık tamamen gözler önünde seriyor. Bu motivasyonun Ali Sami Yen'deki Galatasaray maçı ile başladığını, Şükrü Saraçoğlu'ndaki Kayserispor maçında zirveye çıktığını ve yine Beşiktaş maçı ile devam ettiğini söylemek mümkün. Özellikle Kayserispor maçı tüm bir sezon boyunca Fenerbahçeli oyuncuların en iyi motivasyonu sağladığı ve izleyenlere zevk verdiği karşılaşma oldu. Aynı Kayserispor maçında maçın 90. dakikasında Mehmet Topuz'un atılan uzun bir topa yirmi metreden büyük bir hırsla koşması bu motivasyonun bireysel anlamda bizlere yansıması oldu. Yine Galatasaray ve Beşiktaş derbilerine genel anlamda baktığımızda, bu iki maçın başlangıcında ve neredeyse tümünde maçı kazanmak isteyen, inanan, kendine güvenen taraf Fenerbahçe olmuştu. İşte bahstettiğimiz bu tür bir motivasyon sayesinde Fenerbahçe oynadığı bu iki derbiden de 6 puan çıkarmayı başarmıştı. Futbol pek tabii güzel pasla, estetik bir şutla ya da üst üste çalımlarla daha güzel oluyor ancak unutmamak gerekir ki futbol oyunu aynı zamanda deyim yerinde ise savaşmaktır. Bu, Fenerbahçe'nin en iyi yaptığı iş.

Takım savunmasına dikkat

Motivasyon etkisinin yanında C. Daum'un Fenerbaçe'ye artık oynatmaya alıştırdığı savunma kurgusu, Kanarya'nın, rakiplerine göre bir diğer avantajı. Takım olarak savunma anlayışından bahsetmek mümkün. Fenerbahçe her yönü ile oyunu hakimiyet altına almayı başarabilen bir takım görüntüsünde. Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan Beşiktaş maçına sadece 'taktik' yönden baktığımızda bu durum tamamen ortaya çıkıyor. Bu maçı Fenerbahçe, Beşiktaş'ı bir taneden fazla tehlikeli atak yaptırmadan, bir gol ve 3 yüzde yüzlük pozisyon bularak kapadı. Beşiktaş'ın, ilk şutunu ancak dakika 17'de Tello ile çekmesi bunun başka bir göstergesi. Fenerbahçe'nin Beşiktaş maçında Alex ile gelen golü de takımın ileride basması neticesinde geldi. Lugano ve her ne kadar eleştirilse de Bilica, Fenerbahçe'nin defans kurgusundaki en önemli iki isim. Orta alanda Selçuk Şahin ve Emre Belözoğlu'nun dinamizmi arttırması ve oynadıkları bölgeyi iyi huylu bir agresiflik ile savunmaları da Fenerbahçe'nin yine savunma kurgusundaki en önemli artılardan bir tanesi. Yine orta alanda Emre Belözoğlu'nun varlığının, Selçuk Şahin açısından, Selçuk Şahin'in varlığının da Emre Belözoğlu açısından birer artı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Emre'nin rakibe ileride bastığı anlarda Selçuk Şahin ileriye çok fazla çıkmaya ihtiyaç duymaması rakipten gelen topları kolayca kesmesine yardımcı oluyor. Top rakipte iken ileride Güiza'nın rakip stoperlere basması dahi Fenerbahçe'nin savunma anlayışı açısından önemli bir ayrıntı. Özer Hurmacı'yı da unutmamak gerek. Ön tarafta yapılan presin meyvelerini ilk toplayan o oluyor. Önce kupa da Manisa sonra ligde Beşiktaş maçlarında Alex'in attığı mükemmel goller öncesi pası veren Özer Hurmacı...

ZAYIF YÖNLERİ

Keyif vermeyen futbol görüntüsü

Şüphe yok ki Fenerbahçe'nin en önemli zayıf yönü oynadığı göze hoş gelmeyen ve çoğu zaman 'kötü' olarak lanse edilen futbolu. Fenerbahçe'nin sonuca yönelik bu oyun tarzının, gerçekten de özellikle derbilerde istenilen sonuçların ortaya çıkmasını sağlasa da, sezonun ilk sekiz haftasını dışarda tutarak baktığımızda puan kayıplarına neden olduğunu söylemek mümkün. Bu durumun ilk örneği olarak karşımıza kayıpsız geçilen ilk sekiz haftanın ardından ligin dokuzuncu haftasında Gaziantepspor karşısında deplasmanda alınan 2-1'lik yenilgi ve akabinde galibiyet serisinin bozulması olarak ortaya çıkıyor. O maçta Fenerbahçe takımının ve Daum'un ilk sekiz haftaya oranla oyun anlayışında değişiklik olmasa da Gaziantepspor'un Fenerbahçe'den daha dirençli ve daha çok basan bir yapıya bürünmesi sarı-lacivertliler için yenilgiyi hazırlayan bir etmen olmuştu. Onbirinci ve onaltıncı haftalar arasında ligde oynanan 5 maçta kaybedilen 11 puanda yukarıda yazdığımız oyun tarzının getirdiği avantajların yanında ligde son üç haftaya girilirken Fenerbahçe için alınan en büyük zarar olarak öne çıkıyor. Kalan son üç haftada, ligin ilk sekiz haftasında kazanılınan ivmenin ardından Gaziantepspor'un yaptığını Ankaragücü ya da Trabzonspor'un yapması büyük problemlere yol açabilir şampiyonluk yolunda...

Fenerbahçe için yukarıda yazdığımız güçlü yönlerin içinden zıt bir şekilde zayıf yönleri çıkartmak da mümkün oluyor.

Kadro derinliği yetersiz

Fenerbahçe takımında birbirlerini çok iyi tanıyan oyuncuların biraraya gelmesi şüphesiz ki Kanarya'nın şampiyonluk yolundaki rakiplerine karşı sezon başından beri en büyük avantajıydı. Fenerbahçe'nin şimdiye dek kazandığı tüm maçlarda ilk onbirdeki oyuncuların çeşitli varyasyonlar ile gole gitme çabası ve savunmaya geçince de sistemli bir şekilde hareket etmesi ve rakibine pozisyon vermemesi yine taktiksel anlamda başarının yanında oyuncuların birbirlerini tanıması ile açıklanabilir. Atılan gollerin birçoğuna bakıldığında, yapılan hücum organizasyonlarında oyuncuların birbirlerinin hareketlerinin önceden bilmesi ile görmek mümkün. Ancak Fenerbahçe takımında defansta bir Lugano'nun, orta alanda Alex ve Emre Belözoğlu'nun, bekte (tüm maçlarda oynasa da) Gökhan Gönül'ün ve hatta ileride Güiza'nın dahi kadronun genişliğine rağmen tam anlamı ile bir alternatifinin bulunmaması zaman zaman sıkıntılara yol açabiliyor.

Ligin ilk yarısı biterken puan kaybedilen maçların bir kısmında Lugano'nun yokluğu buna en iyi örnek olarak gösterilebilir. Son Kasımpaşa maçında takımına şampiyonluk yolunda üç puanı getiren golü atan Bekir İrtegün, Lugano'nun olmadığı karşılaşmalarda Daum tarafından oynatıldığında Bilica ile yaşadığı uyumsuzluk ile dikkat çekmişti. Kasımpaşa maçında kötü bir futbol oynamayan Bekir İrtegün'ün defanstaki partnerinin Diego Lugano olması da durumu açıklar nitelikte.

Alex'in yokluğundan çok fazla bahsetmeye gerek yok. Tüm bir takımı yöneten Alex de Souza. Onun yokluğunda aynı bölgede Özer Hurmacı oynayabiliyor ancak taktir edersiniz ki Özer'de, Alex'te fazlasıyla olan kaleci hariç diğer dokuz oyuncuyu bir maestro gibi yönetme yeteneği henüz yok.

Güiza'nın çok gol atamamasına rağmen forvet hattında sağladığı dinamizm ve rakibi yıpratan oyun tarzı Fenerbahçe adına faydaları. Onun oyundan çıktığı veya ilk 11'de başlamadığı maçlarda forvetteki direncin düştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Semih Şentürk çok yetenekli ve farklı bir oyuncu olsa da, oyuna sonradan girdiğinde Güiza'nın ortaya koyduğu direnci maalesef gösteremiyor. Ancak bu durum tabii ki Semih Şentürk'ün kötü bir oyuncu olduğunu değil, Güiza'nın C. Daum'un oyun anlayışına daha uygun bir oyuncu olduğunun göstergesi. Stilini genel anlamda Daniel Güiza'ya benzettiğim Gökhan Ünal'ın, oyuncu değişikliklerinde Semih Şentürk'ten daha fazla tercih edilmesinin nedenide bir yönden bu.

KADER ANLARI

Ligin geneline baktığımızda Fenerbahçe için 'Kader anlarının' ligin ikinci yarısında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 23. haftadaki İstanbul Büyükşehir Belediyespor yenilgisinden sonra 8 maçta toplanan 21 puan tam bir kader ânı ve kırılma noktasıdır Fenerbahçe için. Yakalanan bu performans ligin ilk sekiz haftasındaki galibiyet serisinden daha değerli... Bu sekiz haftanın içinde Beşiktaş ve Galatasaray galibiyetleri de şampiyonluğa giden yolda parantez içinde yazılması gereken iki diğer kader ânı. Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolunda ilerlerken rakiplerinin yaptığı katkılarda yine başka bir açıdan kader anlarında gösterilebilir. 22. hafta İnönü Stadyumu'nda oynanan Beşiktaş - Galatasaray derbisinin 1-1 sona ermesi, yine Galatasaray'ın 24. haftadaki Eskişehirspor yenilgisi ile 26. haftadaki Trabzonspor yenilgilerinin ardından yarıştan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlaması, Fenerbahçe'nin işine yaradı diyebiliriz.

Trabzonspor yenilgisinin ardından Galatasaray-Fenerbahçe maçında Selçuk Şahin'in beklenmedik şutu ve sonucunda galibiyeti getiren golü, yine Şükrü Saraçoğlu'nda maç 1-0 devam ederken Bobo'nun Beşiktaş adına kaçırdığı penaltı da küçük ama şampiyonluk yolunda göze çarpan önemli kader anları. 31. hafta, Ali Sami Yen'de oynanan Galatasaray-Bursaspor maçının 0-0 bitmesi ve aynı hafta Fenerbahçe'nin Kasımpaşa'yı Bekir İrtegün'ün çok kritik kafa golü ile yenmesinden sonra Fenerbahçe sezon sonu şampiyonluğu yakalarsa eğer en kritik haftalardan biri olacaktır 31. hafta...

Kalan Maçların Analizi

Fenerbahçe'nin kalan maçları sırasıyla Ankaragücü ve Trabzonspor. Bana göre Fenerbahçe kilit maçını Ankara'da oynayacak. Trabzon'un ligde hedefsiz oluşu bir yana, Ankaragücü'nün Lemerre sonrası daha derli toplu görüntüsü ve kardeş takımına kıyak geçme isteği, Fenerbahçe'nin kötü deplasman performansı ve futbolu ile birleşince bu maçı en zor maç haline getiriyor. Trabzonspor, 1996 senesinde yaşadığı travmanın benzerini Fenerbahçe'ye yaşatmak isteyecektir muhakkak. Ancak gerek büyük maçları oynama becerisi gerekse kadro kaliteleri göz önüne alındığında, şampiyonluğun geleceği bir maçta, taraftarının önünde Fenerbahçe'nin buna izin vermeyecek tecrübeye sahip olduğunu düşünüyorum.

Oğuz Öztürk - Goal.com

2 YORUM:

Gökhan dedi ki...

Son hafta Trabzonspor'a karşı kaybedeceğimizi düşünmüyorum, Ankaragücü maçında kaybedilecek puan ya da puanlar şampiyonluğa güle güle dememize sebep olur.

ruya tabirleri dedi ki...

son hafta trbz var hiç belli olmaz bunlar hamsi yerler bakarsın ters teper yenilebiliriz ama işi şansa bırakmayalım ilk 40 dakaada iyi oyunla yenelim yoksa işimiz zor

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan