19 Mayıs 2010 Çarşamba

Haftasonundaki final öncesi, geçmiş finallerin en anlamlılarından birine dönüp B. Dortmund'u hatırlayalım...


Roy Hodgson ve anıları derken 1997 Uefa Kupası Finali'ne gitmiş, Schalke 04'ün tarihindeki en önemli başarıyı anımsamıştık geçen hafta. Hazır 1997'ye dönmüşken Borussia Dortmund'u atlamak da olmazdı tabii!

28 Mayıs'taki Şampiyonlar Ligi Finali'nde Juventus'u 3-1 devirip, Almanların uluslararası alanda duble yapmasını sağlayan Ottmar Hitzfeld'ın oyuncularının çoğu çoktan unutulmuştur; bana düşen haftasonundaki final öncesi, geçmiş finallerin en anlamlılarından birine dönüp fosforlu formayla sempati kazanan o Dortmund'luları şöyle bir hatırlatmak...

Stefan Klos: 17 yılının 8'ini Dortmund'a, 9'unu da Rangers'a veren bu bayrak adam; Köpke, Kahn, Lehmann gibi isimlerin arasında hep geride kaldı ve milli forma yüzü göremeden emekli oldu. Pek çok lig şampiyonluğu yaşamış biri olarak İsviçre'de dinleniyor...


Matthias Sammer: Kadrodaki en unutulmaz isim belki de. Şimdilerde Alman Federasyonu'nda görev yapan ve birkaç yıl önce Galatasaray'ın başına geçmekten son anda vazgeçen bu efsane, pek çok başarılı sezon geçirse de en unutulmaz anısını sonlara saklamış ve Avrupa'da yılın futbolcusu seçildiği sezonun ertesinde -ki bu da futbola vedasının 1 yıl öncesi demek oluyor- Dortmund savunmasını muhteşem bir şekilde yöneterek bu Şampiyonlar Ligi zaferinin mimarı olmuştu. Oyunu zekasıyka oynayan büyük bir liderdi.

Jürgen Kohler: Futbolcudan çok matematik öğretmenine benzetsem de hayranlıkla izlediğim fazlasıyla sağlam bir stoperdi Kohler. 105 kez giydiği milli takım formasıyla özdeşleşip, Avrupa'nın sayılı savunmacıları arasına girmişti ancak 2002'de bıraktığı futbola geçen sezon Kreisliga C'de mücadele eden Alemannia Adendorf forması ile dönerek karizmayı biraz çizdirdi. Zira 44 yaşında hala şansını zorlaması ve aradaki 7 sezonda teknik adam olarak dikiş tutturamamış olması, efsane yılların mirasına pek yakışmıyor.

Martin Kree: Şampiyon kadronun en zayıf halkasında sıra. Bochum ve Leverkusen'de iz bırakmış olsa da ne milli formaya ne de Dortmund formasına ısınamadan ve kulübe kokusu üstüne sinmiş bir şekilde futbolu bırakan Kree, unutulası kariyerine unutulmaz bir anı eklediği Juventus zaferinde o sezonki 8. resmi maçını oynamıştı.

Stefan Reuter: Dönemin "Turbo" lakaplı kanat oyuncusu, şimdilerin Dani Alves'i misali ileri geri çalışırdı. Milli formayla 90'da Dünya Kupası, 96'da da Avrupa Kupası kaldıran Reuter, 2004'e kadar devam ettiği Dortmund kariyeriyle de unutulması imkansız oyunculardan biri olarak hafızalarda yerini koruyor olsa gerek.

Jörg Heinrich: Amatör olanları da sayarsak 12 kulüp gezen solak oyuncu, finalin etkili isimlerinden biri olup kariyerinin en istikrarlı günlerini geçirdiği Dortmund'la görebileceği en güzel günü yaşamıştı. 2 Dortmund dönemi arasında oynadığı Fiorentina'da fena işler yapmamış olsa da pek unutulmaz biri olamadan 2008'de veda etti futbola.

Paul Lambert: İskoçya'da kazanabileceği her şeyi kazanarak futbola veda eden bu adam, yurt dışına çıktığı tek sezonda; Motherwell'den Dortmund'a gelip haarika işler yapmış ve finalde genç ama her zamanki gibi muhteşem olan Zidane'ı durdurarak tarihi başarının gizli mimarı olmuştu. Şimdilerde ise istikrarlı yapısını teknik adamlığına yansıtmakla meşgul ve tekrar Championship'e yükselen Norwich City'nin başındaki isim olarak sessiz ve derinden ilerlemekte.

Paulo Sousa: Futbol tarihine oyunu okuma meziyetleri ve kesiciliği ile de geçebilecek kadar kaliteli bir orta saha oyuncusuydu ama o bunu, 96'da Juventus'la Kupa 1'i kaldırdıktan sonra kupanın kokusunu iyi alıp Dortmund'a transfer olarak ve 2 yıl üst üste aynı sevinci yaşayarak başardı. 90'lı yılların ortasında başarıyla eş anlamlı olan Portekizli, teknik adamlıkta da ışık verdiği birkaç sezonun ardından şimdilerde West Ham'la görüşüyor.

Andreas Möller: Anlatırken en az efor sarfedeceğimiz isimde sıra. 10 numara kavramının içini dolduran, üstün tekniği ve karizmatik tavırlarıyla her daim unutulmaz kalan Möller, aynı Reuter gibi hem Dünya Kupası hem de Avrupa Kupası şampiyonlığu yaşadığı kariyerinde hep yıldızlaşan isim oldu ve 97 finalinde de eski takımı Juventus'u yıkanların başında geliyordu. Şimdilerde Kickers Offenbach'ta futbol beyni olarak görev yapmakta.

Karl-Heinz Riedle: 90'ların başına damga vuran Riedle, isminden gelen karizmasını gol vuruşlarındaki zerafetiyle süsleyen fazlasıyla bitirici bir hücum oyuncusuydu. Bu kadroda Dünya Kupası zaferi yaşayan bir diğer isim olarak finale damgasını vurmuş ve attığı 2 golle Juventus'un gardını düşürmüştü. Sonrasında berbat geçen Ada macerasıyla önce gözden sonra da gönülden ırak düştü ama Stuttgart altyapısındaki oğlu Alessandro sayesinde tekrar Riedle ismini duymaya başlayabiliriz.

Stéphane Chapuisat: İsviçre futbolunun yetiştirdiği en büyük isim, 8 muhteşem sezon geçirdiği Dortmund'da bu kupayı en çok hak eden isimlerin başında geliyordu. Zira kendisi hem Bundesliga'nın çekiciliğine hem de İsviçre futbolunun gelişimine öyle katkılar yapmıştı ki bugün bile 80'lerde doğan futbolseverlerin göz bebeği olarak yerini korumaktadır. Finalde sahneyi Riedle'ye bırakmış olmasınıysa alçak gönüllülüğüne bağlamak lazım.

Lars Ricken: Finalde oyuna sonradan giren ve girer girmez 16 saniye içinde 3.golü atıp Juventus'a son darbeyi indiren Ricken, en hızlı golcü olarak Şampiyonlar Ligi tarihine geçmişti. Yine en genç forma giyen olarak Dortmund tarihine de geçmişti ki bu ünvanı Nuri Şahin'e bırakmak zorunda kaldı. Kariyeri içinse fazla söyleyecek bir şey yok, Dortmund'un Bülent Korkmaz'ı olarak 15 sezonu geride bırakıp 2008'de kariyerini noktaladı Alman oyuncu.

Michael Zorc: Finalde takımın en yaşlısı olarak kısa da olsa süre alan Zorc da bir önceki neslin Ricken'iydi. 17 yılda 500'e yakın maç oynayıp Dortmund'un bayrak adamı olduktan sonra 98'de futbolu bıraktı ve yine kulübüne hizmet etmek üzere Genel Menajerlik görevine başladı. Zorc'a dair daha fazlasını anlatmaya benim yaşım yetmiyor ne yazık ki.

Heiko Herrlich: Finalde sonradan şans bulan diğer isim Herrlich'i futbolculuğundan çok beyninde çıkan tümörle hatırlıyorum. 1 sene mücadele ettiği bu beladan kurtulup Dortmund kariyerine devam etmişti Alman forvet ama 2000'ler öncesindeki performansını tekrarlayamadan veda etmek zorunda kalmıştı futbola. Bu sezon Bochum'dan kovularak teknik adamlık kariyerinde irtifa kaybettiğini eklemiş olayım.



2 YORUM:

pi dedi ki...

Çok güzel takımdı Dortmund...

Her tip oyuncu vardı takımda. Ama o Chapuisat yok mu...

Bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'ın grubundaydılar. Burada adamlara futbol dersi verdik ama Bülent Korkmaz sağolsun son adam olup topu ıskalayınca, Chapuisat affetmedi tabii...

Hagi'nin topu da direkten dönmüştü, çok şanssız bir geceydi...

Rövanşta da bizi 4'lemişlerdi sanırım, Westfalen Stadında... :)

erol dedi ki...

Evet Bülent'in kariyerindeki en büyük hataydı belki de...
Neyse ki Uefa Kupası yolculuğunda affettirmişti Bülent, 2-0'lık maçı unutamam :)

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan