31 Mayıs 2010 Pazartesi

" Dünyada Aptal Bir Fransızdan Daha Aptal Bir İnsan Yoktur..."


Fransızlar Dostoyevski'ye bu sözu söyletmişler zamanında. Her milletten ve her ırktan insan Aptal olabilir Destoyevski'ye göre. Ancak Aptal olan Fransız ise bu durum olayın zirvesidir...

Şimdi neden böyle bir yazı yazıyorum? Bu uzun zamandır aklımda olan bir konuydu. Euro 2016'nın ev sahibinin belli olmasının ardından değinme vakti geldi diye düşündüm kendi kendime.

Ancak;

Elimden geldiğince 'sadece bu seferlik' konuyu futbola bağlamamaya gayret edip en azından Futbolu kirletmemeye çalışacağım. Amacım 'Neden' Fransızları sevmediğimi biraz da olsa anlatabilmek, sizin de fikirlerinizi duymak...

Şimdi, Fransızlarla ilgili ilk söylenecek söz Dünya'da en yanlış tanınan millet olduklarıdır. Ancak Fransızların yanlış tanındığını söylemek ile Fransızlara haksızlık yapıldığını söylemiyorum. Tam tersine Fransızların ve Fransa'nın hak etmediği değeri fazlasıyla gördüğünü söylemek istiyorum. Peki bu neden böyle? Bir bakalım...

Söylenecek ilk neden bizzat Fransızların karakteristik özellikleri ile alakalı bir durum. Herşeyi negatif görmeleri ve sorulan basit bir soruya 'evet' ya da 'hayır' olarak basit bir cevap verilecekken önce 'ne kaybedeceklerine' bakmaları ve insanı sıkan uzun cümleleri artık tüm Dünya'da Fransızlar ile ilgili bilinen ilk gerçek...

Fransızların hata yapmaktan korktukları ve tüm gelişmeleri geriden izlediği, buna pararlel olarak 'denenmişten' yana olduğu ise ikinci bir gerçek. Buna paralel olarak Fransızların çıkarlarına bağlı olduğunu ve yine çıkarları doğrultusunda herşeyden rahatlıkla vazgeçebileceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle Fransız kendi hatalarından değil, başkalarının hatalarından birşeyler öğrenmek için çabalar. Ne demek başkalarının hatalarından bir şeyler öğrenmeye çalışmak? Bu herşey olup bittikten sonra o şeye ilişkin bir kararın söyleneceği anlamına gelir. Bu karar da 'yeniye' karşı hareketsiz kalmaktır. Çünkü 'yeni' bir karar gerektirir ve bu Franszılar için zor olduğundan her daim 'denenmişin' yanına koşarlar... Bundan dolayı bir Fransız hiçbir olayda asla insiyatif almaz. Alacağı tutum artık sonuçları belli olan birşey olacağı için Fransız 'Prensip' sahibi de değildir. Çünkü Prensip olayların başında ortaya çıkar... Fransızlarınki çıkarlara göre hizmetten başka birşey değildir. 

Gelelim Fransızların Genel Politikalarına...

Bekle Gör, Azınlığa oyna... Kısaca 'çakal' politikası.

Çakal korkak ve ödlek bir hayvandır. Besinini iki yoldan sağlar. İlki Aslan ve benzeri yırtıcı hayvanların ardından kalan leşten faydalanmalarıdır. Çakalın ikinci yolu da ya küçük hayvanları avlamak ya da kornmasız olan yiyeceklere saldırmaktır. İşte Fransızların dış politikaları da aynı buna benzer. Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'a yapacağı operasyona karşı en çok karşı çıkan devletlerden biri de Fransa'ydı. Fransa'nın Irak'a Amerikan müdahelesine karşı çıkmasının nedeni sanıldığı gibi savaşa karşı olması değil, çıkarlarına ters düşmesiydi... Bunun nedeni tahmin edildiği üzere Saddam'ın Irak'ına en çok yatırım yapan ülkenin Fransa olmasıydı. Saddam rejiminin değişmesi ile Fransa bu üstünlüğünü de kaybetti...

Pek Franszılar Irkçı mıdır? Öyleyse neden?

Evet, çoğu farklı yönlerden bakıldığında ırkçıdır. Fransızlar herşeyden önce yabancılara 'Fransızlaşması gereken' yabancılar gözü ile bakarlar. Bu anlamda onlar için 'Etnik Grup' kelimesi başlı başına bir yanlıştır. Çünkü etnik grup bir kimlik anlamına gelir... Yine de bu yabancılar Fransa için Dünyaya mal olan başarılar elde etselerde saf Fransızların için hala yabancıdırlar. Bu durumu en iyi Nicolas Anelka özetliyor;

" Fransa'da bana genelede iyi gözle hiç bakılmadı. Varoşlarda doğup büyümüş siyah bir gencin Ferrari sahibi olmasını asla kabullenmiyorlar. İyi ama, bir twingo ile gelseydim insanlar yine söyleneceklerdi. Benim paramı gizlediğimi düşüneceklerdi. Ne yaparsam yapayım haksız bulunacaktım..."

Fransa'da Anelka'nın hissettiklerini hissetmeyen yabancı kökenli bir Fransız bulmak güçtür. Normalde bir insan bir ülke de on yıl yaşadıktan sonra oy kullanma hakkına sahip olmalıdır. Vatandaşınıza bu hakkı vermiyorsanız o insanın çocuğuna milli takımınızın kaptanlığını verip, Marseillaise'i söylemesini nasıl tutarlı bir şey olarak görebilirsiniz? Bahsedilen isim tabii ki Zidane... 2005'te çıkan haberlerde Zidane'ın babasının halen oy kullanma yetkisine sahip olmadığı yazıyordu. Fransızlara göre Zidane Fransızdır, Babası Cezayirlidir...

Yukarıdaki paragraftan yola çıkarak Fransızların deyimi ile 'nötralize' olmuş yabancılar ancak ülkeleri için madalya getirirlerse kabul görürler. 

" Afrikalı siyah veya Arap madalya getirince Fransız, değilse HLM'de oturan potansiyel suçludur... "

Ekim - Kasım 2005 olaylarında o tarihte iç işleri bakanı olan Sarkozy olaylara katılan gençler için ' ayak takımı ' ifadesini kullanmıştı. Fransız milli takımının %70-80'i bu 'ayak takımından' oluşuyor... 

Ben Hitler'e 'Aman Heykellerimiz, kulelerimiz zarar görmesin' diye Paris'i teslim eden Franszılarla ilgili yazmak niyetindeydim ve şimdi rahatladığımı hissediyorum...

* Yazıyı baştan aşağıya okuduğunuzda Tüm Fransız halkının bu tip düşüncelere sahip olduğu anlamanız normal. Yazı da belirtmeyi unuttuğum şey birçok cümlenin Fransızların geneline değil, Fransız Hükümetine olduğudur...

6 YORUM:

Eren dedi ki...

Hayatında kaç Fransız tanıyorsun da birinci ağızdan bu kadar kesin yargılara varabiliyorsun merak ettim.

Irkçılığa karşı durma konusunda gösterdiğin çabayı takdir etmemek mümkün değil, ama ırkçılığın en ucuz argümanlarıyla bu yazıyı yazdığın için tebrik ediyorum seni. Ancak o kadar üzerinde düşünülmeden yazılmış bir yazı ki, bahsedilen 'Fransızların hata yapmaktan korktukları ve tüm gelişmeleri geriden izlediği, buna pararlel olarak 'denenmişten' yana olduğu ise ikinci bir gerçek' maddesini çürütmek için çok çok basit bir şekilde 1789 yılında olanlardan bahsedebilirim sana. O yıllarda neler olmuş diye sorarsan, o zaman çok fazla tartışabileceğimiz birşey yok derim.

Futbolla ilgilenen, ülkesinin gelişimini o ya da bu yönden isteyen bir kişi olarak ben de en az senin kadar üzgünüm, ancak kedi-ciğer parodisinin özneleri olarak, büyük isimli başkalarının fikirleriyle beslenip/desteklenip kendi küçük dünyamızda geliştirdiğimiz fikirleri heyecanlı bir şekilde ortaya koymadan önce sağlıklı bir şekilde düşünmek ve az da olsa araştırma yapmak gerek.

Kerem dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Volkan dedi ki...

Bir kere x millet ırkçıdır lafı her zaman birilerini zan altında bırakır. Türkiye gibi ülkeler hiç post-kolonyal dönem yaşamadıkları için bizde eski kolonilerden ülkemize göçen arap, berberi, afrikalı vb. kökenli insanlar olmadı. Fransızların yaptığı ırkçılığı belki ve büyük olasılıkla bizim ülkemizdeki insanlar da yaparlardı. Bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok, kürtler başta olmak üzere ülkede yaşayan azınlıklara yapılanlara bakmamız yeterli olur kanaatindeyim.

Fransızların geriden izlemesine gelince, 400 yıldır olayları geriden izleyen bir millet olarak herhalde bu konuda birilerine ahkam kesmenin bizim harcımız oldugunu sanmıyorum.

Neyse, talihsiz bir yazı olmuş. Gözü kör milliyetçilik her şeyi çözmüyor.

aLican dedi ki...

Fransızların parfümleri meşhurdur..Neden mi ? Daha tuvaletin ne olduğunu bizden öğrenmeden önce yollara yaptıkları pisliklerin kokmamasını sağlamak için sıktıkları kokular sayesinde bu kadar meşhurdur...

Fransızların halkı ırkçı değildir.Ama devlet kademesi köküne kadar milliyetçi yapılanmaya sahiptir...Ama dediğim gibi halk tabanında çok azdır ırkçılık...Bunu Fransa liginde ki futbol takımı taraftarlarından anlayabilirsiniz basitçe...

Nafi dedi ki...

ibretlik paylaşım

Eren dedi ki...

Yazıdaki genel hata da postun sonuna yeni eklediğin yorumla paralel. Fransız ya da Nikaragualı Endonezyalı farketmez, zaten ilk yorumu yaparken Fransızlar'ı korumak gibi bir amacım yoktu. Ancak devlet-millet-halk-vatandaş konseptlerine birbirinden keskin bir şekilde ayırarak yazıları yazmak gerekiyor. X milleti şöyledir, böyledir dediğin anda o milleti karar mekanizması olarak temsil eden 10-20 kişiyi değil, doğrudan milyonları hedef göstermiş, töhmet altında bırakmış olursun.

En tehlikeli örnek şu an gözümüzün önünde, insanlardaki İsrail hükümeti vs. Musevi halk konsept karmaşası. Ve bu da insan bünyesinin düşünme tembelliği ve sosyal yeti eksikliğinden dolayı kabul ettiği bir zaaf olan genelleme vasıtasıyla ırkçılığı ortaya çıkarır ki, zayıf karakterli insanların çok çabuk kendine adapte edebildiği bir özellik (veya özellik eksikliği).

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan