4 Nisan 2011 Pazartesi

Bu hafta sonu La Liga'da oynanan maçlar ligin kaderini belirleyecekse eğer...


Real Madrid'in Sporting Gijon ile oynadığı son lig maçının ardından yazıya dökmeye planladığım düşüncelerimi, benden önce davranarak adeta duygularıma ve düşüncelerime tercüman olacak şekilde Goal.com yazarlarından KS Leong yazmış.

Sporting Gijon ve Manolo Preciado'nun Real Madrid'in şampiyonluk hayallerine son verip La Liga tacını Barcelona'ya teslim etmesi ne kadar da ironik.

Sezon başında Madrid teknik direktörü Jose Mourinho bilindik sivri açıklamalarından birini yapıp Preciado'yu Barcelona karşısında zayıf bir takım çıkarmakla suçlamıştı.

Preciado o "zayıf" takımıyla Santiago Bernabeu'da 1-0'lık dillere destan bir galibiyet aldı. Böylece Jose Mourinho'nun 9 yıllık evinde kaybetmeme rekorunu, Madrid'in tüm kupalarda evinde kaybetmeme serisini, ve en önemlisi, Beyaz Şimşeklerin şampiyonluk umutlarını bitirdi.

Mourinho'nun oyuncuları şimdi Barcelona'nın sekiz puan (eğer karşılıklı averaja bakacak olursanız dokuz puan) gerisinde ve eğer bu hafta sonu oynanan maçlar ligin kaderini belirleyecekse o zaman Preciado şampiyonluğu Barça'ya kazandırmış demektir; sahaya zayıf bir takım sürerek değil, Madrid'i yenerek.

Ama bu alçakgönüllü, Vicente del Bosque'ye benzeyen Preciado, karşısındaki üstün teknik direktörü nasıl altetti?

Bunda Madrid'deki sakatlık krizinin payı var. Cristiano Ronaldo'nun yokluğunda Beyaz Şimşekler Karim Benzama ile idare edebilirlerdi. Ama Fransız oyuncunun da sakatlanması, Kaka'nın formsuzluğu, Xabi Alonso'nun cezalı durumda olması ve Marcelo'nun yedekte kalması ile çetin ceviz Sporting karşısında Real Madrid'in hücum gücünün son derece azalacağı belliydi.

Mourinho geçen hafta Hırvatistan karşısında Fransız milli forması giyen Benzema'nın ya da pek çok kilit oyuncusunun yokluğunu bahane göstermedi, ama (özellikle Mesut Özil tarafından) bir yaratıcılık eksikliği yaşadıklarını kabul etti.

Öte yandan "Özel İnsan" oyuncularının yorgunluktan öldüğünü itiraf etti. Ama Madridli oyuncular sahada yorgun görünmüyorlardı. Yaratıcı değillerdi, bitirici değillerdi, ama tükenmiş oldukları söylenemezdi. Daha küçük bir kadroya sahip ve benzer şekilde kilit oyuncularının eksikliğini hisseden Barça ile aynı kulvarda oldukları düşünüldüğünde Mourinho böyle bir bahaneye yaslanamaz.

Bütün bahaneler bir yana, Mourinho'nun son 30 dakikada galibiyet için bastırması oyunun kaderini ve 2010-11 sezonu La Liga şampiyonluğunun kaderini belirledi. Sol bek Alvaro Arbeloa'yu oyundan alıp 3-4-3'e geçerek Sergio Ramos'u öne çekme kararının bedelini ödedi.

Miguel de las Cuevas'ın golü Sergio Ramos'un boşalttığı kulvardan geldi. Golden birkaç dakika sonra Sportingliler boşluğun farkına vardıklarında skoru arttırma şansı da yakaladılar.

Mourinho belki kurnazlık etti, ama maçtan sonra yaptığı basın açıklamasında beraberlik istemesi durumunda maça en baştan ona göre çıkacağını açıklayarak doğru bir noktaya parmak bastı.

Bir beraberlik Barça'yı takiplerinde biraz daha iyi bir sonuç olabilirdi, ama Beyaz Şimşeklerin her yolu denemesi gerekiyordu. Dedikleri gibi ya herru ya merru. Her şeyi bütünlükle değerlendirdiğimizde, her ne kadar sonuç alamasa da Mouirnho'nun oynadığı kumar doğru bir karardı.

Yazıyı eşit derecede bir ironi ile bitirirsek, Sporting mağlubiyeti Mou'nun işini kurtarmış da olabilir. Bu mağlubiyet Madrid'in şampiyonluk hayallerini yıkmış olabilir, ama kimse onu zafer için takımı zorlamadığından dolayı suçlayamaz.

Eğer Sporting Gijon karşısında beraberliği kurtarmak için oynasaydı Mourinho'ya yönelik suçlamalar çok daha ağır olacaktı.

0 YORUM:

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan