5 Ekim 2009 Pazartesi

Blog Söyleşileri #1 Tardini Büfe

İlk konuğum daha önce de belirttiğim gibi Tardini Büfe (Emre Özcan) oldu. Bundan yaklaşık 8 ay önce bloguma ilk post'u attıktan sonra Four Four Two'da görüp tanıdığım Tardini Büfe'ye bir göz gezdirip Emre Özcan'a mail atmıştım. Bana ilk yardımcı olan Blog dostum olmuştu. İşte bu yüzden ilk söyleşimi Tardini ile yapmak istedim. Lafı fazla uzatmadan söyleşiye geçelim... Buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum.

1) Emre Özcan kimdir, neler yapar biraz anlatır mısınız ?
 
27 yaşındayım.. İzmirliyim fakat Ankara'da yaşıyorum bir süredir.. Nedeni üniversite.. Ankara Hukuk öğrencisiyim.. Biraz uzun süren ve uzatmaları oynayan bir üniversite yaşamım oldu, en azından bu seneden itibaren en büyük uğraşım o.. Onun dışında çeşitli spor dallarına ilgi duyan, hoşuma giden dalları derinlemesine incelemeyi seven biriyim.. Dolayısıyla önemli bir zaman televizyon ve bilgisayar karşısında geçiyor tabii.. Önemli bir futbol maçı için tatilinden, NBA maçları için uykusundan feragat eden bir yapım var ki birçok kişiye kendisinden tanıdık gelecektir bu. Sadece izlemekle ve ilgilenmekle kalmamaya çalışıyorum.. 7 yaşımdan beri basketbol oynarım, Ankara'da da belirli arkadaşlarımla yazın dışarıda, onun dışında salonda düzenli oynamaya devam ediyorum.. Özellikle İzmir'deyken çeşitli kulüplerin altyapısında da oynamışlığım var.. Basketbol dışında ağırlıkla uğraşıyorum 1 senedir.. Sinema ve çizgi romanlar da blogdan anlaşılabileceği gibi hayatımda önemli bir yer tutar.. Ne yazarsa yazsın, yazan herkesin hayatında olması gereken kitaplar ise ayrı tabii.. Bunun dışında kalan zamanlar sosyal hayata kalıyor ama ben hayatın dışında kalan zamanlarda bunları yapıyorum demeyi yeğliyorum.. 
 
2) Blog yazmaya karar verdiğiniz gün bunun nedeni neydi? Hedeflerinize ulaştınız mı?

  Blogun ilk postunda da yazar, blog yazmaya karar vermemin nedeni Aceto Balsamico'dur.. Birçok blog yazarının da böyledir muhtemelen.. Bu anlamda Bülent Timurlenk bu mecradakiler için her zaman ayrı bir yerde duracak.. O aralar NBA Türkiye'de yazıyordum ve NBA'e biraz fazla kaydığımı, yazma anlamında futbolu biraz boşladığımı hissettim ve o süreçte paslanmamak adına, böyle harika bir örnek de önümdeyken karar verip açtım blogu.. Belirli bir hedefim yoktu aslında.. İlk aşamada tamamen bir günlük gibi düşünüp kendi kendime takılırım, birkaç kişi de okur işte dedim kendi kendime.. 2-3 sene sonra da dönüp eskiden ne yazmışım diye okurum, o bile keyifli olur diye düşünüyordum, ki bu konuda motivasyonumu koruyorum hala.. Şimdi geldiği hali görünce, ilk açtığım zamanki kendi kendime takılırım düşünceleri komik duruyor tabii.. Blog sayesinde birçok insanla tanıştım, harika dostluklar kurdum ki en büyük artısı budur benim adıma.. Aklımın ucundan geçmeyecek şeyler yaşadım (Caner Eler sağolsun).. 1 yıl sonra ne olur bilmiyorum ama bu yaşananların böyle bir blog açılmasaydı olmayacağını bilmek, her zaman için iyi ki böyle bir işe başlamışım dedirtecek bana.. Bunu da yeterli görüyorum kendi adıma..
 
3) İlk tanıdığınız blog hangisiydi ?

Aceto Balsamico tabii ki.. 

4) Futbol Blogları artık adeta haber kaynakları haline geldi ve çok takip ediliyorlar. Bunun nedeni nedir sizce ?

Futbol bloglarının farklı işleyişleri var ve bu farklılık çekiyor insanları.. Medya, özellikle spor medyası çürümüş, buna katılıyorum.. Yeni bir ses, yeni bir soluk oldu bu bloglar.. Gerçekten insanların yürekten ilgilendiği, takip ettiği, çok iyi bildiği konular üzerine yazıyor olmaları şu anki medyada fazla görülen bir özellik değil.. Spor medyasının içinde bulunduğu durum nedeniyle bu bloglar daha değerli görünüyor olabilir ama ben harika bir medyamız olsa dahi, blogların önemli bir yer tutacağını düşünüyorum şu anda.. En başta blog yazarlarının anında haber verme şansları var.. Gazeteler günlük, sabah çıkan haberi en erken ertesi sabah okuyabiliyorsun.. Televizyonlar daha çabuk haber verebiliyor ama onlar da ilk aşamada yüzeysel oluyor, derinlemesine incelenmesi için belirli bir zaman gerekiyor.. Öğlen 2 civarında çıkan önemli bir spor haberi, 3 civarı bloglarda ayrıntılı bir değerlendirmeyle yer alabiliyor.. Bana göre en büyük avantajı, farklılığı budur.. Fazlasıyla interaktif bir mecra bu.. Galatasaray maçı bittikten sonra o maçla ilgili yorumlar bloglarda en geç bir saat içinde çıkıyor, onu gazetelerde okumak isteyenler ise 1 gün beklemek zorunda.. Daha da önemlisi gazetelerde, dergilerde yer kısıtlıdır.. Az sayıda kelimeyle maçları anlatmanız istenir.. Maçlardan sonra her gazetede 100 kelimeden oluşan 5'er maç yazısı çıkar, fazla bir şey de söylenemez bu nedenle.. Blogların bir diğer avantajı bu.. Yer sıkıntısı yok blog yazarlarının, istedikleri uzunlukta, istedikleri şekilde yazabiliyorlar.. Gazete ve dergilerde bir ciddiyet vardır, blogları denetleyen bir editör grubu olmadığı için, daha doğrusu herkes kendisinin editörü olduğu için bloglardaki dil de daha samimi geliyor okuyuculara.. Espriler, geyikler daha rahat yapılıyor yazılarda.. Gazetelerin yazarları yazmak için belirli günleri beklemek zorunda, ben ise gecenin 3'ünde istediğim şeyi yazabiliyorum mesela.. Bunlar önemli avantajlar, okuyuculara da ilgi çekici geliyor dolayısıyla.. Türk medyasında fazla ilgi gösterilmeyen, NTVSPOR kurulduktan sonra bir artış olan Avrupa ve Dünya liglerinin bloglarda ciddi anlamda yer tutması da Türkiye Ligi'nden çok İngiltere ya da İspanya Ligi'ni takip etmek isteyen insanlar için bir tercih sebebi oluyor tabii..

5) Parma diyelim. Bu sevginin kaynağı nedir? Neden Parma?

  Futbolu sevmemi sağlayan takımlardan biridir çünkü Parma.. Ben seçimlerimi hep buna göre yaptım takım konusunda.. Din, politik görüş, milliyetçilik, sosyal sınıf vs. üzerinden takım tutmak bana mantıklı gelmiyor.. Türkiye'de zaten böyle bir şansımız yok ama olsa da sanıyorum buna göre yapmazdım tercihlerimi.. Parma bana futbolu sevdiren takımlardan biri.. 1990-1994 Dünya Kupalarındaki İtalya gibi.. Ya da bana basketbolu sevdiren, basketbola başlamamı sağlayan Magic Johnson'lı Lakers gibi. Galatasaray'ın ise tamamen ayrı bir hikayesi var.. 1990/1991'de Serie A'da ilk sezonunu oynayıp 5. olan, A'ya çıktıktan 2 yıl sonra Kupa Galipleri Kupası'nı, 4 yıl sonra UEFA Kupası'nı kazanan takım benim için müthiş bir öyküydü.. Tarihinde birinci lig kültürü olmayan bir takımın, kurulduktan 80 yıl sonra Serie A'ya çıkıp, çıktıktan 2 sene sonra bir Avrupa Kupası kazanması bir daha yaşanacağına inanmadığım çok büyük bir futbol olayı.. 90/91'den 98/99'a kadar geçen süre sadece 8 yıl ama 4 tane Avrupa Kupası var.. Bütün bunların yanında Tomas Brolin ve Faustino Asprilla'nın bu sevgide çok ayrı payları vardır tabii.. Keza Fabio Cannavaro da öyle.. Parma'nın futbolcu portföyü, bu takımdan gelip geçen yıldızlar Avrupa'nın en büyük kulüplerinin bazılarında bile yok.. O yönüyle bile sevilmesi gereken bir kulüptür bence..
 
6) Futbloglar ve Blog İdman Yurdu gibi oluşumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İkisi biraz farklı ama gayet güzel oluşumlar tabii ki.. Blog İdman Yurdu'nun kurulmasında hem blogları bir çatı altına toplayıp bu yeni oluşan mecrada bir örgütlenme çalışması, hem de bu işi severek ve gönülden yapan kişilere az da olsa para kazandırma çabası var.. Futbloglar ise görebildiğim kadarıyla yine bu blogların yazdıklarını belli bir yerde toplayıp daha kolay ulaşılması amacını güdüyor.. Gayet yeterli bu da. Blog İdman Yurdu'nun içinde olan biri olarak işleyişinden gayet memnunum.. Barış Timurlenk'in hadiseyi sosyalleştirme çabalarını da görüyor ve takdir ediyorum çalışmaları tabii ki.. İlerleyen aylarda muhakkak gelişecektir bu oluşum..

7) CM tutkunuzdan bahseder misiniz ?

CM'yle tanışmam İzmir Atatürk Lisesi'nde okurken fuar zamanı arkadaşlarla bir bilgisayar fuarına dalmamızla başlar.. Commodore 64 zamanındaki Track Suit Manager'dan beri menajerlik oyunlarına ilgim vardı.. Championship Manager 3'ü girdiğim fuarda görünce, önceki oyunlardan zerre haberi olmayan biri olarak alıp deneyeyim bir dedim.. Eve gelip kurduğumda cezalı bir oyuncuyu kadroda tuttuğum için maça başlayamadığımı ve yaklaşık 2-3 hafta oynayamadığımı hatırlıyorum.. Daha sonra hadiseyi çözmemle birlikte oyunun güzelliğini görmem çok kısa sürede hastası haline getirdi.. Track Suit Manager'ı oynayanlar bilirler, o yıldızların içinde çıkan GOAL yazısını görmek dünyanın en büyük mutluluğuydu.. Bu oyunda da yanıp sönen GOAL bende aynı etkiyi yapmıştı. Çok gerçekçi, harika bir oyundu.. Daha sonra internette dolaşırken tamamen şans eseri bir şekilde şu anki Turksportal'ın ilk hali olan cm3.virtualave.net adresiyle karşılaştım.. İnsanların CM için hazırladığı bir site ilgimi çekti ve orada takılmaya başladım.. Turksportal'ın beyni Mustafa Budak'la tanışmam bu şekilde oldu.. Daha sonra Türkiye Ligi oyuna alındı, lig için Sigames'e başvuran Türker Tozar'la bağlantı kuruldu ve bir anda oyunu hazırlayan ekip içinde buldum kendimi.. Zaman zaman Galatasaray, çoğunlukla da Ankara takımlarını hazırladım uzun süre.. Ki ilk database'in oluşması, kulüplerle gidip konuşmalarımız, gördüğümüz futbolcu simsarı suçlamaları.. Çok komik ve müthiş hikayelerimiz vardır o database'i oluşturma aşamamızda.. Kesinlikle çok eğlendiğim, çok zevk aldığım süreçlerden biridir hayatımda. CM3 ve onun versiyonları mükemmeldi, gerçekten o oyunun en iyi oyuncularından biri olarak görürdüm kendimi ama 4'le birlikte işin içine görüntü girdiği anda soğudum ben.. Her şeyin temelinde Track Suit Manager ve yazılı anlatım vardı çünkü.. İşin içine görüntü girince mantıksızlıklar çoğaldı, ben de yavaş yavaş uzaklaştım oyundan.. Yaklaşık 2-3 yıldır oyunu hazırlayan ekipte de yer almıyorum, zira inanılmaz zaman alan bir süreç ve gerçekten bu işle gönülden ilgilenecek hevesli genç arkadaşlar işin içinde.. Yine de Turksportal benim hayatımın çok önemli bir parçasıdır, dışarıdan da olsa Mustafa Budak ve Ömer Pamukçu'yu desteklemeye devam ediyorum.. 

7) Bu yıl TSL'deki şampiyonluk favoriniz kim? neden?

Son iki maç ve oluşan 5 puanlık farktan sonra Fenerbahçe. Lig başlamadan da düşüncem bu yöndeydi, Frank Rijkaard'ın işe başlamasıyla ilk sezonu tamamen bir hazırlık süreci olarak hayal ettim ben.. Ama beklenmeyen iyi başlangıç gelince acaba dedik. Son 2 haftaysa tekrar normale döndürdü bizi.. Fenerbahçe camia olarak bu sene şampiyonluğa kilitli, gerekirse Avrupa'yı bile feda edebilecek bir yapıları var.. Şu anda oluşan puan farkı ve 10. haftada Kadıköy'de oynanacak maçı da düşününce doğal olarak 1-2 adım öne çıkıyorlar..

9) Zevkle okuduğunuz yazarlar kimler ?

Gazetelerde köşeleri olan kişiler üzerinden değerlendireceksek Uğur Meleke her zaman için öne çıkar.. Hem Türk, hem de Avrupa Futbolu'na eşit derecede önem verip fazla bilinmeyen konular üzerinden kayda değer yazılar yazıyor.. Bunca zamandır okuyup hangi takımlı olduğunu anlayamamam da değerini artırır gözümde.. Mert Aydın da bu ülkenin en önemli sporseverlerinden biridir, Nikaragua'nın yerel sporları üzerine yazsa bile okurum onu da.. NBA'de ise Mete Aktaş ve Orkun Çolakoğlu'nu tek (aslında çift oluyor) geçiyorum.. 
 

10) Son olarak gelecekte yapmak istediklerinizden bahseder misiniz?

Hayal kurmak, planlar yapmak mutlaka güzel şeylerdir ama insanın elinde olmayan şeyler bunlara sekte vurunca yaşanan hayal kırıklığı da büyük oluyor.. O yüzden şu anda geleceğe dair hiçbir planım yok.. Adım adım gidip yaşanacaklar önüme çıktıkça onları görüp ne olacağına karar vereceğim.. 1 yıl sonra da böyle der miyim bilmiyorum ama şu an için düşüncem bu..

Beş gün sonra diğer bir söyleşiyle tekrar devam edeceğim...

12 YORUM:

Chao Grey dedi ki...

Çok güzel olmuş, eline sağlık.

Antagonist dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Antagonist dedi ki...

oldum olası merak etmişimdir kimdir bu kadar mantıklı ve okunası yazıları yazanlar diye .

Ata dedi ki...

Çok güzel bir fikir ve çalışma olmuş gerçetkten. Takipteyim.

Adsız dedi ki...

Fallow you :) (Doğru yazdım değil mi).. Güzel çalışma. devam

Ortega dedi ki...

Güzel bir röportaj olmuş. Birçok konuda aynı düşündüğümüzü fark ettim Emre'yle. E tabii, bir hukuk adamı olarak kendisi daha derli toplu cevaplar vermiş :)

Röportaj bitmesin istedim. 10 soru gözüme az geldi :)

Oğuz Öztürk dedi ki...

Gelecek röportajlarda daha fazla soralım ozaman :)

yiğit yılmaz dedi ki...

Güzel olmuş . Umarım giderek soru sayınız artar .

Sade dedi ki...

Düzenli Şekilde takip ettiğim bloglardan biri olan Tardini Büfe blogunun yazarı hakkında ekstradan bilgilerin beni bu kadar mutlu edeceğini düşünmemiştim. Güzel bir proje umarım devamıda gelir.

Oğuz Öztürk dedi ki...

@ Sade

Teşekkür ediyorum. Evet, devamı da gelecek.

Parma Maniac dedi ki...

Ben teşekkür ederim Oğuz.. :)

Can dedi ki...

Çok güzel röportaj olmuş. En çok merak ettiğim insanlardan birini okumak keyifli oldu; dahası sanırım bloggerların ortak yönü okul bitirememek. Devletten yardım istiyoruz bu konuda.

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan