13 Haziran 2014 Cuma

La Decima, Copa del 'Bale' ve geride kalan sezonda Real Madrid...


Ancelotti ile gelen 'turnuva takımı' etiketi ve değişim.

Genel olarak bakıldığında, Carlo Ancelotti'den önce Jose Mourinho'nun İspanya'da başarılı bir döneme imza attığını söylemek mümkün. 50 yaşındaki teknik adam takıma bir lig, bir Kral Kupası ve bir de İspanya Süper Kupası kazandırdı ve Barcelona ile açılan farkı gözle görülür derecede azalttı. Üstelik Barcelona'nın etkinliğini azaltırken PSG ve Bayern Münih gibi takımlara da ışık tuttu. Neticesinde dört yıldır süregelen bir futbol efsanesinin çöktüğünden bahsedilmeye başlandı.

Jose Mourinho'nun İspanya'da bazı kesimleri tarafından sevilip, bazı kesimler tarafından sevilmemesinin belli başlı nedenleri vardı. Şüphe yok ki Real Madrid, Mourinho'nun kariyerinde geldiği en büyük kulüp. Bu büyüklük, beklentileri de büyüttü. Ondan beklenen Real Madrid geleneklerine uygun olacak göze hoş gelen futbol oynatmak ve bunun yanında başarılı olmaktı. Chelsea'deki 'One nil up shut up shop' (1-0 olsun, bizim olsun) oyun tarzından sonra Real Madrid'in beklediklerini karşılamak kolay iş değildi. Sergio Ramos ve Iker Casillas gibi oyuncularla yıl içinde yaşadığı sorunlar, taraftarın da bu konuda ikiye ayrılmasına sebep olmuştu. Bunun yanına eklenen ve bir türlü gelmeyen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ise ayrılığı hazırladı. Artık herkes, maceranın yarı finalde son bulmasını istemiyordu.

Carlo Ancelotti'den bahsederken AC Milan günlerindeki takım yapısını es geçmemek gerek. Ancelotti, burada çalıştığı yıllarda iki kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanmayı başardı. Bir kez İstanbul'da final oynadı. Ancelotti'nin Milan'da geçirdiği bu yıllar, taktiksel ve oyun anlamında en verimli ve başarılı olduğu zamanlardı.

Ancelotti, oyunun gidişatını orta alandaki güçlü, taktik seviyesi yüksek ve bek futbolcularına bırakmayı seven bir teknik direktör. Real Madrid'in şimdiki kadrosuna dahi baktığımızda, Ancelotti'nin kafasına uygun oyun sistemini rahatlıkla oynatabildiğini görmek mümkün oldu.

Ancelotti, kafa yapısına ve taktik anlayışına uygun oyuncuların tamamını Milan'da bulmuştu ve bunun sonucunda elbette başarı da gelmişti. Milan'da Pirlo ve daha nice taktik düşüncesinin uyuştuğu oyuncu profilinin Real Madrid'de fazlasıyla bulunması sebebiyle tam bir turnuva adam olan Ancelotti, Şampiyonlar Ligi'ni yine es geçmedi.

Mesut Özil'in gidişi bir transfer başarısı mıydı?

Aylarca Gareth Bale transferi ile vakit geçiren Real Madrid, nihayetinde bu transferi tamamladığında rahatlamıştı.

Transfer 91 milyon avro olarak açıklandı. Aslında herkes Bale'ın Ronaldo'nun maliyetinden daha fazla olduğunu biliyordu. Real Madrid yönetimi, takım içinde dengeleri bozmamak adına böyle bir adım attı. Ronaldo'yu huzurlu tutmak isteyen Başkan Florentino Perez, takımı 'İspanyollaştırmak' adına attığı adımlarla da Mesut Özil'i takımdan kopardı.

2010'da Ronaldo'yu takıma kazandıran Perez, Arjen Robben ve Wesley Sneijder'in satılmasına onay vermişti. Mesut Özil'in takımdan ayrılışı da tıpkı Sneijder gibi oldu. Jose Mourinho döneminin en verimli ismi Mesut, Isco ve Illarramendi transferlerinden sonra bir anda takımdan gönderildi. Sürpriz bir hamle oldu. Mesut Özil'in kendisi de transferin üç gün içinde netleştiğini söyledi. Isco ve Illarra transferlerine 70 milyon avroya yakın masraf yapan Real Madrid, üstüne Bale'ı da ekledi ve dengeleri Mesut'u satarak sağlamaya çalıştı.

Mesut Özil transferini Madrid medyası bir şekilde şirin göstermek zorundaydı. Geçmişte kadrosunda birçok yıldız ve sansasyon düşkünü isim barındıran Real Madrid yönetimi, Mesut Özil'in bir anda kadın düşkünü olduğunu açıkladı.

İspanyol internet sitesi ABC'nin iddialarına göre Perez, yıldız oyuncu hakkında "Özil iyi bir profesyonel değildi. Kadın düşkünüydü. Geceleri metresleriyle dışarı çıkar, sabahlara kadar uykusuz kalırdı." diye konuştu. Kabul edilemez bu açıklamanın tek mantıklı açıklaması takımdan ayrılan Mesut'un neden gittiğine dair bir bahane bulmaktı.

2013-2014 sezonu öncesinde 114.5m€ transfer geliri elde eden Real Madrid, 181.5m€ (275m₺) transfer gideri ile bu zorlu dönemi 67m€ eksi tamamladı. Görünürde 100m€ ücretle gelen bir Bale var ancak hesaplar bu şekilde. Real Madrid, kadrosuna Isco, Illarra, Bale gibi isimlere verdiği paraları Napoli'nin Callejon, Higuain ve Albiol'e verdikleri ve Mesut'u satması ile çıkarmış olabilir. Ancak yine de, Ancelotti'nin kullandığı sistemde Isco'ya biçtiği rol düşünülürse Mesut Özil'den daha fazla verim alınabilirdi.

CR7, Ballon d'Or ve gurur...

Real Madrid ve Portekiz formaları ile harika bir 2013 yılı geçiren Cristiano Ronaldo, Ballon d'Or'u kucakladığında annesi ile beraber sahnede göz yaşlarını tutamadı. O an, 2008'den bu yana bir türlü bitmeyen bir hevesin ve hırsın vücut bulmuş hali gibiydi.

2009 yazında Real Madrid'e büyük bir transfer gerçekleştiren Ronaldo için bu imza, Lionel Messi ile başlayacak olan bir yarışın da habercisi oldu. Real Madrid 100 puan rekoru kırarak dahi şampiyon oldu ancak Messi'nin Ballon d'Or üzerindeki hakimiyeti 2008-2012 arasında artarak devam etti.

FIFA Başkanı Blatter Messi'ye ''Çok hızlı, oynarken sanki dans ediyor'' gibi övgüler yağdırırken, ''Kuaföre daha çok para harcıyor'' dediği Ronaldo için ''Sahaya bir komutan gibi çıkıyor, yavaş konuşuyor. Talimatlar veriyor. Neredeyse bir askeri taklit ediyor'' ifadesini kullanmıştı. Ronaldo, Zürih'te Blatter'in bu sözlerinden sonra 2013 Ballon d'Or'un sahibi oldu.

2013 yılı içinde 56 maçta 66 gol atan Ronaldo, aynı zamanda Ribery ve Messi'nin toplamı olan 65'in de üzerinde çıkmayı başardı.

5 Şubat'ta 29. yaşına giren olan Ronaldo Premier Lig, Şampiyonlar Ligi ve La Liga madalyalarına sahip. 2008 ve 2013'te FIFA Ballon d'Or kazananı. Şimdi sırada, 2014 Dünya Kupası yolunda kahramanı olduğu ülkesini Brezilya'da başarıya koşturmak var. Ronaldo, bu yaz iyi bir turnuva geçirebilirse, 30 yaşından önce harika bir kariyere sahip olmuş olacak. 

Copa del Bale! Deparla gelen şampiyonluk...

Gareth Bale için Copa del Rey finali çok önemliydi. Takımına kazandıracağı kupa, maliyet ve performans eleştirilerini rafa kaldıracaktı. Bale, Ronaldo'nun olmadığı Barcelona maçında fırsatı iyi değerlendirdi. Maçın bitimine 5 dakika kala, soldan efsanevi bir deparla kupayı 2011'den sonra bir kez daha Real Madrid'e getiren isim oldu.

Gareth Bale için İspanya'daki ilk sezonunu iyi tamamlamak için bir fırsat geçmişti. Barcelona ile oynanacak final maçında Ronaldo yoktu ve gözler Galli oyuncuda olacaktı. O, eline geçen bu fırsatı iyi değerlendirdi ve yapılan maliyet-performans eleştirilerinin de biraz olsun önüne geçti. Bale, bu sezon 19 gol ve 16 asist ile takımına katı sağlasa da Barcelona maçlarındaki performansı aşağılarda kaldığı için kendini futbolseverlerin gözünde tam olarak empoze edememişti. Copa del Rey performansı ona hayat verdi. 

La Decima'ya ilk adım: Bayern Münih maçları...

Carlo Ancelotti ile beraber emin adımlarla Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna giden Real Madrid için değişimin maçları, Bayern Münih ile oynanan yarı final karşılaşmaları oldu.

Copa del Rey finalinde Barcelona'yı yenerek Bayern Münih karşılaşamsı öncesi 'prova' yapan Carlo Ancelotti, Barça'ya benzeyen oyun yapısı kullanan Pep'in ekibi karşısında da benzer hamlelerle galibiyete doğru yürüdü.

Barcelona karşısında kanatlarda Isco ve Di Maria'yı kullanarak 4-4-2 ile oturaklı bir oyun stilini tercih eden Carlo Ancelotti, zaman zaman 4-2-3-1 ve hatta 4-3-3 görünümlerine yeltense de genel anlamda tutucu oyun yapısını aynen kopyaladı. Bu tarz karşısında Bayern Münih, boşluk bulmakta kimi zaman zorluk çekti ve topa sahip olmasına rağmen eline geçen fırsatları daha iyi değerlendiren Real Madrid finale çıkmayı başaran taraf oldu. 

Angel ve Sergio...

Real Madrid'e geldiği dönemden bu yana her yaz ayında takımdan gönderilecek oyuncular içinde ilk sıraya yazılan Angel Di Maria, geride kalan sezonda Carlo Ancelotti'nin en çok fayda sağladığı oyunculardan bir tanesi oldu.

Ronaldo ve Bale'ın tutuk kaldığı karşılaşmalarda aldığı sorumluluklar ve sadece atakta değil, orta alandaki verimli oyunu ile de dikkat çeken Angel'in Şampiyonlar Ligi finalinin en iyi futbolcusu seçilmesi elbette tesadüf değildi.

Şampiyonlar ligi finali Di Maria için adeta sezonun özetiydi. Klasik kanat oyuncusu profilinden çok uzaklaşan Di Maria, Ancelotti'nin orta alanın solunda kendisine verdiği görevle bambaşka bir futbolcuya dönüştü. Mourinho döneminden farklı olarak Modric ve Xabi Alonso ile büyük bir uyum yakalan 'Melek' Di Maria, nihayet geldiği günden bu yana en iyi sezonunu geçirdi ve şimdi de Arjantin'in Messi ile beraber 2014 Dünya Kupası için umutlarından bir tanesi...

Angel Di Maria, sergilediği üst düzey performansa rağmen yine medya tarafından transfer listesinde gösterilmeye devam ediyor. Son olarak Tottenham ile anılan Di Maria, verdiği son demeçte "Elimden gelenin fazlasını yapmış olmama rağmen bu haberleri görmek üzücü" diyor. Haklı olabilir...

İki sezon üst üste Alman takımları karşısında yarı finalde elenen Real Madrid'de belki de en çok zarar görenlerden bir tanesi Sergio Ramos olmuştu. 2012'de Bayern Münih karşısında auta vurduğu penaltı atışından sonra toparlanmakta zorlanan Sergio, ertesi sezon da Dortmund karşısında benzer bir senaryo ile karşılaşmıştı.

Bu sezon Fernando Hierro'yu anımsatan ve sadece defansta değil, attığı gollerle de takıma katkı sağlayan Sergio Ramos, Atletico Madrid maçının son düdüğünden sonra iki sezon üst üste yaşadığı tüm acıları bir anda unuttu. Finalde ağları bulan Ramos için alınan bu Şampiyonlar Ligi kupasının anlamı çok daha farklı oldu... 

Stres, son saniye golü ve 'farkla' gelen 10. kupa...

Real Madrid’in Carlo Ancelotti ile beraber  değişen genel Şampiyonlar Ligi performansı, kupaya giden yolda ışık tutmaya yetiyor. Emin adımlarla ve kararlı olarak finale kadar gelen Real Madrid, Atletico Madrid karşısında zor anlar yaşasa da bir şekilde 10. zaferine ulaşmayı başardı.

Mourinho’nun Chelsea ile anlaşıp Real Madrid'den ayrılmasından sonra koltuğa oturan Carlo Ancelotti’nin son 10 yılda 3. kez Şampiyonlar Ligi kupası alması, İtalyan hocanın bu turnuvada ne kadar etkili bir isim olduğunu ve bu başarısını da takımna yansıttığını görebilmek mümkün.

Lizbon'da oynanan finalin ardından Avrupa'nın gelmiş geçmiş en büyük takımı olduğunu bir kez daha hatırlatan Real Madrid'i Sergio Ramos, Iker Casillas ve Marcelo'nun gözyaşları destekliyordu. Bu, stres, umut ve üç sezondur yarım kkalan Şampiyonlar Ligi macerasının artık dışa vurmuş haliydi.

Avrupa ve Şampiyonlar ligi şampiyonluklarında 10'lu sayılara geçmeyi başaran Real Madrid için 'en iyisi' ifadesini kullanmak yanlış değil...

1 YORUM:

Adsız dedi ki...

Merhaba!

Senin blogunu internette rastladım ve ilgimi çekti. Gerçekten enteresan şeylerden bahsediyorsun, çok iyi bir şekilde bana göre. Daha çok insan senin blogunu tanımalı. Yeni takipçilere ulaşmak için sana bir site önermek istiyorum: http://kutucugum.com/

Bu site ücretsiz ve limitsiz depolama alanıdır. Sen kendi koleksiyonunu oluşturabilir, buraya her şeyi koyabilir ve arkadaşlarınla ve takipçilerinle paylaşabilirsin (mesela resimler, müzik, videolar, metinler, röportajlar). Herkes bu siteden kolay kolay yükleyeceğin dosyalar indirebilirler. Kayıt olmadan site kullanılabilir. Lütfen buna bir bak, belki beğeneceksin.

Selam, Can

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Barbarossa. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan